Küresel Isınma
Resimlerle LefkeKyoto ProtokolüRio DeklarasyonuÇevre YasasıAnket Sonuçları
ÇÖZÜM, AB VE CMC ÜÇGENİNE DERNEĞİN BAKIŞI

Dernekten mektuplar...

download Lefke Screensaver

       

CUPRUM SERGİSİ  İNCİ KANSU                                  Konferans Bildirileri

Kese kurdu ile mücadele...          çam kese kurtları ile mücadeleden resimler...  
  Konferans Sonuç Bildirgesi
CMC hakkında birçok şey bu sitede

   Lefke'ye Statistik Bakış
                    Güner Mükellef

Lefke karlar altında
 Lefke'yi yakından tanımak için tıklayın
CMC konusundaki son gelişmeler...
Aklın ve bilimin yolu tektir.

DÜNYADA VE KKTC'DE ÇEVRE
Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş 
http://www.bugday.org/
   http://www.gezegenimiz.com/

TURKISH REPUBLIC OF NORTHERN CYPRUS

  Lefke'de Çözüm, Barış ve AB için etkinlik vardı.

    KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ

Do you want to learn about CMC
Miss Betül Atasayan

Lefke'nin Siyanürlü Geçmişinden...
Okumadan geçmeyiniz!!!

 Enver Bıldır
Bergamalıların Sitesi 

Tarih

 CMC'yi protesto eyleminden bir kesit
İleri

Konferans kitabımız
çıktı...

 

Explosion 1:                                                                                               Tarih: 08.02.2006

 Atila Karaderi

 

 

KÜRESEL ISINMAYLA RUS RULETİ

 

‘Küresel ısınma insan türünü bile yok edebilir’   27.10.2005     Hürriyet
Kanadalı iki ünlü bilimadamı astrofizikçi Hubert Reeves ve genetikçi David Suzuki, küresel ısınmaya dikkati çekerek, bunun insanların yeryüzünden yok olmasına dahi yol açabileceği uyarısında bulundu.

 

BİR YA DA İKİ NESİLLİK VAKTİMİZ KALDI.   10.01.2003     Ntvmsnbc
Merkezi Washington’da bulunan “Worldwatch Institute” yıllık “Dünyanın Durumu” raporunu açıkladı.
Rapordaki bulgular doğal yaşamın, enerji ile su kaynaklarının ve insan ırkının büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğunu ...

 

Dünyanın 60 yıl ömrü kaldı   07.11.2004     Hürriyet
Dünya sağlığı ile ilgili kırmızı alarm veren bilim adamları yerkürenin 60 yıllık ömrünün kaldığı uyarısında bulundular.

Alman Bild Gazetesi’nin dün manşetten verdiği habere göre bilim adamları geçen hafta dünya sağlığıyla ilgili ‘kırmızı alarm’ verdi.

Yıllarca global ısınma, sera etkisi konusundaki uyarıların ‘gereksiz panik’ olarak algılanmasının ardından BBC’ye konuşan Prof. Sir David King, ‘Eğer bu kötü gidiş daha da hızlanmazsa bize geriye 60 yıl kalıyor’ dedi.

 

Türkiye küresel ısınma girişimine başladı (buğday.org) 06/09/2005
Türk Hükümeti ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), 405.000 dolarlık bir proje anlaşması imzalayarak, Türkiye’nin küresel iklim değişikliği sorunuyla başedebilmesi için atacağı adımlar konusunda anlaşmaya vardı.

 

 Mesarya’da Afet     8 Şubat 2006 Kıbrıs Gazetesi
Hortum, Mesarya bölgesini kırdı geçirdi. Pile, İncirli, Çayönü ve Tuzla köylerinde afet yaşandı. Hortum sonrasında, iki kişi yaralandı, çok sayıda ev , işyeri, araç ve ağılda hasar meydana geldi. Birçok küçük ve büyükbaş hayvan ise telef oldu.

 

Küresel iklim değişikliği sanal değil, Katrina Tayfunu kadar gerçektir.[1] Artık bilimsel anlamda hiçbir şüphe yok: İnsan iklimi değiştiriyor, hem de çok hızlı bir şekilde değiştiriyor. 

 

 

            Yukarıdaki paragrafları sayfalarca sürdürmek mümkün. Esasında küresel ısınmanın bu kadar önemli olabileceğini internette ve bazı güncel bilimsel dergileri karışıtırınca daha iyi anladım. Anlamanın ötesinde kapımıza neyin dayandığını ve insanoğunu kuş gribinden daha önemli olacak bu olgunun insan yaşamını, doğal ortam ve yaşamı  nasıl tehdit ettiğini iliklerime kadar hissettim. Bütün bunların eğer ciddi önlemler alınmazsa önümüzdeki 50  ile 100 yıl içerisinde kaçınılmaz bir şekilde gerçekleşeceğini bilmek insanı irkiltiyor. Bilmemiz gereken bir diğer gerçek ise “Küresel Isınmanın” her şekilde durdurulamayacağı, en azından insanoğlunun önlemler alarak bu gidişatı yavaşlatabileceğidir. Bir başka gerçek ise iklimsel değişimlerin milyonlarca yıl içerisinde doğal yollarla gerçekleştiği fakat içinden geçtiğimiz ve sanayi devriminin de başlamış olduğu 18. yüzyıl ortalarından günümüze dek geçen süreçte insan eliyle olacağı bilimselliğidir. Yapılan tüm çalışmalar, tüm değer ve kayıtlar yani bilimsel çalışmalar kaçınılmaz bir şekilde bunu işaret ediyor.

            Yukarıdaki özet girişten sonra daha ayrıntı ve analizler ortaya koyarak konuyu irdelemeye çalışacağım. Bölgemizde yani Kıbrıs’ı içine alan sadece bize yönelik bir çalışmayla karşılaşmamakla beraber, en azından Doğu Akdenizi içine alan bazı öngörü ve raporlardan yola çıkarak adada yaşayan bizleri de ne gibi olayların tehdit ettiğini anlamaya çalışacağız.

            Küresel ısınma nedir? Hangi olay ve etmenler buna neden olmaktadır? Küresel ısınmanın varlığını nereden anlıyoruz? Almamız gereken önlemler bağlamında hem devletlere hem de bireylere düşen görevler var mı?  gibi   soruları çoğaltmamız ve yanıtlamamız gerekiyor. Küresel ısınmanın apayrı bir terminolojisi var. Burada adı geçecek olan antlaşma ve protokollerle ilgili daha geniş bilgiye http://www.north-cyprus.net/kktc/kurumlar/lefkectd adresinden ulaşabilirsiniz.

 

 

            SERA ETKİSİ NEDİR?

Text Box:  Yerküre, Güneş'ten gelen kısa dalgalı ışınımın bir bölümünü yeryüzünde, bir bölümünü alt atmosferde (troposferde) emer. Güneş ışınımın bir bölümü ise, emilme gerçekleşmeden, yüzeyden ve atmosferden yansıyarak uzaya kaçar. Yüzeyde ve troposferde tutulan enerji, atmosfer ve okyanus dolaşımıyla yeryüzüne dağılır ve uzun dalgalı yer ışınımı olarak atmosfere geri verilir. Yeryüzünden salınan uzun dalgalı ışınımın önemli bir bölümü, yine atmosfer tarafından emilir ve daha az Güneş enerjisi alan yüksek enlemlerde ve düşük sıcaklıklarda salınır. Atmosferdeki gazların gelen Güneş ışınımına karşı geçirgen, buna karşılık geri salınan uzun dalgalı yer ışınımına karşı çok daha az geçirgen olması nedeniyle Yerküre’nin beklenenden daha fazla ısınmasını sağlayan ve ısı dengesini düzenleyen bu doğal süreç "SERA ETKİSİ" olarak adlandırılmaktadır[2].

 

 

            KÜRESEL ISINMA NEDİR?

   

İnsanların çeşitli aktiviteleri sonucunda meydana gelen "sera gazları" olarak nitelenen (karbon dioksit, diazot monoksit, metan, su buharı, kloroflorokarbon) gibi gazların miktarlarının artması sonucunda yeryüzüne yakın atmosfer tabakaları ve katı  yeryüzü sıcaklığının yapay olarak artması  "KÜRESEL ISINMA" olarak adlandırılır.

 

Sera gazlarının doğaya salınımı ki bu süreç 1700’lü (18.yy) yılların ortalarından sanayi devriminin başlamasıyle günümüze dek gelen dönemi kapsamaktadır; küresel ısınmaya bağlı olarak iklim değişimlerinin ana nedenlerinden biridir. Endüsrileşmeyle birlikte[3] karbon dioksit CO2, metan CH4, diazot monoksit N2O, kloroflorokarbon CFC-11, HCFC-22, CF4 gibi sera gazlarının doğaya salınımının  yanında doğal etmenlerin de etkisi gözdardı edilemez. Dünya dışı faktörler olarak güneş ışınları, güneş-yer jeometrisi, yıldızlara ait tozlar olurken; okyanusal, atmosferik ve kıtasal faktörler olarak ise volkanik kütle, dağ oluşumu, kıtaların hareketi, okyanusal ısı değişimi, yeryüzü albedosu, atmosferik albedo, atmosfer kimyası olarak iklim değişikliklerinde etken olmaktadır .

            Sera gazları içerisinde en bol miktarda bulunan su buharından (H2O) sonra gelen karbon dioksittir (CO2). Organik maddenin çürümesi, hayvan ve insanların solunumu, yanardağ patlamaları gibi birçok doğal olayların sonucunda atmosfere karışmaktadır.[4] Ayrıca insanlar, fosil yakıtlar, katı atıklar, ağaç ve ağaç ürünleri yakmak süretiyle evlerini ısıtmak, motorlu araçlar kullanmak ve elektrik üretmek amacıyla atmosfere dahil olan karbon dioksit miktarını artırırlar. Sanayi devrimi’nden bu yana atmosferdeki miktarı 281 ppm’den 368 ppm’e ulaşarak yüzde 31’lik artış göstermiştir.

            Metan (CH4), kabondioksite göre 20 kat daha fazla ısıyı tutabilme kabiliyetine sahip bir gazdır. Oldukça yalıtkan bir kabiliyete sahiptir. Kömür, doğal gaz ve petrolün üretim ve taşınması sırasında atmosfere karışmaktadır. Metan, büyük baş hayvanların olmak üzere kimi hayvanların yan ürünleri olarak ortaya çıkmaktadır. Metan, çöp alanlarındaki organik maddelerin çözünmesi sırasında da ortaya çıkmaktadır. Sanayi Devrimi’nden sonra miktarı 20 katına çıkmıştır.

            Diazotmonoksit (N2O), tarım topraklarının işlenmesi ve fosil yakıtların yanması sonucu ortaya çıkmaktadır. Karbondioksite oranla 300 kat daha fazla ısı tutma yeteneğine sahiptir. Sanayi Devrimi’nden bugüne miktarı yüzde 17 oranında artmıştır.

            Sera gazları, modern bir hayatın gerekleri sonucunda da ortaya çıkmaktadır. Alüminyumun eritilmesinden perflorlu bileşikler ortaya çıkmaktadır. Otomobil koltukları, mobilyalar ve yalıtımda kullanılan köpüklü maddelerin üretimi sırasında da hidroflorokarbonlar meydana gelmektedir. Gelişmekte olan bazı ülkelerde buzdolaplarının üretimi sırasında hâlâ CFC kloroflorokarbon kullanılmaktadır.

            Yukarıda adı geçen birçok gaz atmosfer sıcaklığını artırırken bazıları ise güneş ışınlarından dünyamıza ulaşan zararlı morötesi ışınları tutma özelleği olan ozon (O3) tabakasının delinmesine neden olmaktadır.

            Endüstriyel kaynağı henüz bulunmamış triflorometil’in, 2000 yılından beri atmosferde hızla arttığı tespit edilmiştir. Bilinen tüm diğer gazlardan daha fazla ısı tutma yeteneğine sahiptir. Bu da çok düşündürücüdür.

Tablo 2. 1990 ve 1995 Yıllarında Dünya, OECD ülkeleri, ABD ve Türkiye'nin

CO2 Emisyonu ile ilgili Göstergeleri[5]

Kişi Başı Emisyonlar

Yıllar

1990

1995

Dünya CO2 emisyon miktarı ton/kişi

4.08

3.92

OECD ülkeleri CO2 emisyon miktarı ton/kişi

11.10

11.08

OECD dışı CO2 emisyon miktarı ton/kişi

2.42

2.29

ABD CO2 emisyon miktarı ton/kişi

19.64

19.88

Türkiye CO2 Emisyonu (ton/kişi)

3.15

3.49

Türkiye Yakıt Kaynaklı CO2 Emisyonu (ton/kişi)

2.53

2.79

 

            Normalde kalan sera etkisi esasında dünyamızın denge unsurudur. Aksi olsaydı dünyamız bir kutuptan diğerine 330’lik bir soğumayla buzlarla kaplanacaktı.

            Sera gazlarının atmosfere bırakılasından bazı gelişmiş ülkeler sorumlu tutulmaktadır. Örneğin ABD’nin kişi başına atmosfere bıraktığı sera gazı miktarı 6.6 tondur. Bu emisyonun %82’si araba ve elektrik üretiminden ortaya çıkmaktadır. Geriye kalan miktar ise endüstriyel kimyasallar ile kömür, doğal gaz, çiftlikler ve çöp alanlarından yayılan metan gazıdır[6]. Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, İrlanda, Hollanda, Danimarka, Çekoslovakya, Belçika, Almanya, Norveç, İngiltere, Japonya, Yunanistan, Slovakya, Avusturya, Fransa, Letonya, İsveç ve İsviçre gelmektedir. Avustralya ve Kanada ABD’ye yakın bir değer taşımaktadır.

            Yukarıdaki tüm gelişmeler, ozon tabakasının delinmesine, sera etkisinin yani yeryüzündeki ısının artmasına ve dolayısı ile iklim değişikliklerinin ortaya çıkmasına neden oldu. Ozon tabakasının delinmişliğinden ilk defa 1970 yılında söz edilmiştir. Daha sonra ise 1985 yılında İngiliz bilim adamları tarafından kanıtlandı. ABD büyüklüğünde bir deliğin varlığı ortaya kondu. 1997 Birleşmiş Milletler Çevre Programında yer aldı (UNEP). Birçok gelişmiş ülkede bilim adamları bu işin şakaya gelir yanının kalmadığını söylüyorlar. Küresel ısınma ve iklim değişiklikleri konusunda uyarıları dikkate alan siyasiler ve bilim adamları  uluslararası toplantılar düzenleyerek yapılabilecekler üzerinde uluslararası sözleşme ve  protokoller imzaladılar. Şimdi kısaca bunlara bir göz atalım.

            Viyana Konvansiyonu (1985), Montreal Protokolü(1987), Rio Yeryüzü Bildirisi(1992), Kyoto Protokolü (1997) uluslararası antlaşmaların belli başlılarıdır..

 

           

VİYANA KONVANSİYONU (1985):

Viyana’da yapılan antlaşmaya 22 ülke imza koydu. İmzalamayanlar 3 gruba ayrıldılar. Toronto Grrubu: ABD, Kanada, Finlandiya, Norveç CFC çıkaran eorosolları kısıtlama veya yasaklama fikrini savunuyorlardı. Avrupa Birliği: CFC’yi azaltmayı savundu. Fakat hiçbirşey yapmadı. Japonya ve SSCB: Daha fazla bilginin oluşması için beklemeyi tercih ettiler.

 

MONTREAL PROTOKOLÜ (1987):

39 ülke protokolü imzaladı. Bu protokole göre CFC üretimi 1986 düzeyinde tutulacak. 1993 yılına kadar %20, 1994 yılına kadar ise %50 oranında azaltılmayı öngörüyordu.  AB ülkeleri  bu konuda büyük ilerlemeler katetti. 1994’ün sonunda bazı endüstrileşmiş ülkeler CFC’yi tamamen durdurdular. Diğer gelişmiş ülkeler ek 10 yıl süre istediler.

 

RİO YERYÜZÜ BİLDİRİSİ (1992):

Son 20 yılın en önemli çevre toplantısı olarak kabul ediliyor. ABD Çevre ve Gelişme Konferansı Örgütü  (UNCEP) tarafından 3-14 Haziran 1992 tarihinde Brezilya’nın Rio de Janerio kentinde düzenlendi. Dünya Yeryüzü Bildirgesi olarak adlandırıldı. 172 ülke burada temsil edildi. 120 devlet başkanı, 1600 sivil toplum örgütü  bu toplantıya iştirak etti. 350’den fazla toplantı düzenlenirken 450 000 ziyaretçi toplantıları izledi. 9000 gazeteci konferansı takip etti. 100 basın konferansı gerçekleşti.   Uluslararası bir ajanda oluşturuldu.  

 

KYOTO PROTOKOLÜ (1997):

1992’de almış oldukları karar doğrultusunda 2000 yılına kadar CO2 emisyonlarını 1990 yılı düzeyinde tutacakları konusunda antlaşmaya varılan Rio Bildirisi planlanan şekilde yürümedi. Bunun gerçekleşmeyeceğini anlayınca ABD başkanı Bill Clinton bu işi 2012’ye erteledi. AB %15 azaltılması konusunda gelişmiş ülkelere çağrıda bulundu. Bunun üzerine Aralık 1997’de 160 ülkenin bilim adamları Japonya’nın Kyoto kentinde biraraya geldi. ABD’nin içinde olduğu pek çok ülke esnek hareket edilmesi konusunu teklif etti. Bundan kasdedilen çok ağaç ekene daha fazla sera gazı bırakmasına  izin verilmesi anlaşılmaktadır. Bu satırları okurken aklıma kendi ülkem geldi. KKTC, Gaminilerin (kömür ocakları) ülkesi. İçerisine kamyonun dahi girebileceği büyüklükte ağaç terminatörleri[7]... Gaminilerin yıkılması tam ve yerinde hareket. Bu ülkenin zenginlikleri bu ülkede yaşayan herkesindir. Yanan çiğerlerimizdir. Havaya salınan karbondioksittir. Gaminiler vasıtası ile ağaçlar tarafından absorbe edilecek sera gazları tutulmadığı gibi ağaçların yakılmasıyla bir o kadar metan ve karbon dioksit atmosfere salınmaktadır. Esnek hareket etme AB’nin girişimleri ve diğer devletlerin desteğiyle reddedildi. Emisyonların 2010’a kadar %5,2 oranında azaltılmasına karar verildi.

1998’de Buenos Aires’te de bir iklim zirvesi yapıldı.

           

            Tüm bu yaşananlardan sonra sera etkisi ve bu bağlamda ısının birkaç derece yükselmesine bağlı olarak deniz suyunun ve ısısının değişmesi sonucunda dünyadaki tüm iklimler bundan nasibini alacaktır. Orman alanları yer değiştirecektir. Balık türleri de buna bağlı olarak bazı yerlerde azalırken başka yerlerde nicel ve nitelik olarak değişime uğrayacaktır. Akdeniz iklimi kuzeye karadenize kayarken Afrika’nın kurak ve yağışsız iklimi yukarılara uzanacak, iklim ve bitki örtüsü de buna ayak uydurarak kuraklaşacaktır. Yükselen deniz suları ile bazı ülkeler büyüklüklerinin %30-40’nı kaybedeceklerdir. Şimdi bölgemizin kısaca Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin Akdeniz kıyılarının bu değişimlerden nasıl etkileneceğine bir göz atalım. 

            ICPP Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli raporlarına dayanarak bu bilgiler derlenmiştir.

 

ORTADOĞU BÖLGESİ:

            1900 ile 1996 yılları arasında ortadoğu ülkeleri için yıllık sıcaklık değişimi hemen hemen yok gibidir. Bölgede sıcaklıklara ilişkin iklim model projeksiyonları, sıcaklığın 2030 ile 2050 yıllarında 10C – 20C artacağını göstermektedir. Yağış bütün bölgede az bir artış gösterecektir. Sıcaklıklardaki bu artış toprak neminde azalmaya, buharlaşmada artışa neden olurken, bunların sonucu olarak toprakta ayrışma ve erozyon meydana gelecektir. Genellikle kurak iklimin hakim olduğu bu bölgeye çöller, dağlık ve otluk alanlar ile bazı borman alanları egemendir. Etki özellikle bitki örtüsünün dağılımı ve bileşimi açısından yarı kurak alanlarda daha şiddetli olacaktır. Artan CO2 miktarı altında, bazı bitkiler için su kullanımının artması sonucu bitki üretiminde ve ekosistemde bileşim değişiklikleri meydana gelebilir. Ormanlık alanlar az olmasına rağmen önemli yerlerdir. Bu yüzden bazı ülkelerde ormanların odun biçiminde yakıt olarak kullanılmasından vazgeçilmelidir.

 

            Su kaynakları pek çok ülkede sorundur. Hele kurak olan bölgelerde ciddi bir olgu haline gelecektir. Artan nüfusla beraber hızlı gelişme su kaynaklarını tehdit ederek suyun kirlenmesine ve tuzlanmasına yol açabilecektir. Bu nedenle su kaynaklarının korunup kullanılması konusunda stratejiler geliştirilmelidir.

            Toprağın yapısının bozulması su kaynaklarına bağlı olarak yiyecek temininde bazı ülkelerde ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır.

            Değişim, insan sağlığı ve çocuk ölümleri üzerinede olumsuz etkiler yaratacaktır.

            Kısacası, iklim değişikliğinin yaratacağı etkileri anlamak ve azaltmak için söz konusu ortadoğu ülkelerinde ciddi bilimsel faaliyetlere gereksinim vardır.                    

                        

AKDENİZ’DE DURUM

            Akdeniz’deki değişimler batıda Atlantik Okyanusu, doğuda Kızıldeniz ve Hint Okyanusu ile ilintilidir. Cebelitarık ve Suveyş kanalları ile birbirine bağlı ve bu alışverişten Akdeniz hem su potansiyeli hem de balık türleri açısından etkilenmektedir[8].  1990’lı yıllardan bu yana deniz suyunun sıcaklık ortalamaları ve deniz suyu seviyesinde yükselmeler kaydedeilmiştir. Her zamankinden daha hızlı seyreden bu değerler böyle devam ederse deniz canlıları kaçınılmaz olarak bundan etkilenecektir. Zaten Suveyş Kanalı’nın açılmasından bu yana 100’lerce farklı tür Hint Okyanusu ve Kızıl Deniz’den Akdeniz’e geçiş yapmış ve yaşamını burada sürdürmekte ve avlanmaktadır. Bunun başlıca nedeni olarak eskiye oranla yaz ve kış aylarındaki deniz suyu sıcaklıklarındaki farklılıklar diğer bir değişle artışlar neden olmaktadır. Sıcaklık artışları kış aylarında bile Doğu Akdeniz’de 200 C olmaktadır. Bu da tropikal denizlerdeki sıcaklıklara benzer bir sürecin yaşanmasına neden olmaktadır. Orta Akdeniz ve Ege’de deniz yosunları veya gorgonlar sıcaklık artışları nedeniyle etkilenmekte ve ölmektedir. Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz’e nazaran daha soğuk bir yapıya sahip olmakla beraber sıcaklık artışlarından ve deniz suyu yükselmelerinden etkilenmektedir.

            Sürecin bu şekilde devamı Akdeniz’in daha sıcak olan kuzey Afrika iklimine bürüneceği ve Akdeniz’deki iklimsel yapının ise kuzeye kayarak Karadeniz’i etkiyeceği bilim adamları tarafından ifade edilmektedir. Bütün bu değişimler hem karaların hem de denizlerin faunasını köklü olarak etkilecektir. Yani Akdeniz’de yaşayan birçok tür kuzeye göç edecektir. Şu an elde edilen bilgiler ışığında 20 yıl önce Maramara ve Karadeniz’de görülmeyen birçok tür balık yanında bazı kestane türleri de görülmekte ve avlanmaktadır. Bilim adamları bu gelişmeleri sera etkisine bağlı olarak iklim değişimindeki farklılığa bağlamaktadırlar.[9] 

 

KUZEY KIBRIS’TAKİ DURUM (Kıbrıs’ın bütünü olarak değiştirilebilir.)

 

4 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıs Gazetesi’nde Ali Cansu imzalı, Çevre Dairesi Açık Hava Kalitesi Birim Sorumlusu YK Mühendisi Ersever Beyaz’la yapılan bir söyleşide havamızın durumu  ele alınmıştır. Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Ofisi’nin (UNOPS) finanse ederek 2001-2003 yılları arasında Kıbrıs’ın genelinde yapılan ve KKTC’nin ise 50 noktasını kapsayan ölçümler, havamızın SOS verdiğini göstermektedir.

Yatay ve dikey ölçümler, sabit noktalar yanında mobil araçlar da kullanılarak saat, gün ve aylık ortalamalar, rüzgâr ve mevsim faktötü de gözetilerek hesaplanmıştır. Sera etkisi yaratan kükürt dioksit SO2, karbon Momoksit CO ve karbon dioksit CO2 gibi gazlar başta şehirler olmak üzere ülkemizi etkilemektedir. Bu gazlar kötü ozon dediğimiz yapının oluşmasına neden olmakta ve etkisi altında kalan tüm canlılar; insanlar, hayvanlar ve bitkiler zarar görmektedir. Bu nedenle devlet tarafından koruyucu ve etkiyi azaltacak önlemlerin alınması konusunda önerilerde bulunulmaktadır.

Ortaya çıkan rapor, KKTC’de yaşamamıza ve küçük bir ülke olmamızla birlikte  globalleşen dünyamızda bizlere de görev düşmektedir. Bilim ve teknoloji o kadar gelişmiştir ki artık onlarca yıl sonrasını görebiliyor ve doğruya yakın öngörülerde bulunabiliyoruz.

Kıyılarımızı ve birçok değerli topraklarımızı beton yığınları uğruna talan etmenin yanında yeşil örtümüz olan ağaçları yok ediyoruz. Hızımızı alamıyoruz kebap zevkimiz için onları kömüre çeviriyoruz. Sık sık dağları yakıp kül ediyoruz. Denizlerimizi kirletiyoruz.  Araba sayısının neredeyse insan sayısına ulaşacak bir ülkede yaşıyoruz. Anız yakmaktan da vazgeçmiyoruz. Sigara içmekten büyük zevk alıyoruz. Acaba biz dünyaya karşı görevlerimizi yapabiliyor muyuz? Bütün bunların gelecekte 50-100 içerisinde ısının artmasına, iklimin değişmesine, ülkemiz su kaynaklarının azalmasına, kuraklaşmaya ve topraklarımızın çoraklaşmasına neden olacağını biliyormuyuz? Sera etkisi ile yükselecek suların bizim topraklarımızı da yutacağını düşünebiliyor muyuz? Yoksa onca uluslararası toplantılar gerçekleştiren bilim adamları yanılıyor mu? Yanılmalarını çok isterim. Belki 50-100 yıl sonra biz buralarda olamayabiliriz ama bizim çocuklarımız ve torunlarımız ve diğer dünyalılar bu güzelim toprakları, su kaynaklarını, doğa ve atmosferi paylaşacaklar.

Birçok ülke küresel ısınmaya karşı ülkelerinde birimler oluşturdular. Ölçümler ve raporlar yanında oluşacak veya gelişecek olumsuzluklara karşı önlem alma projeleri yürütmektedirler. Uluslararası camia ortak çalışmalar yürütmekte elde etmiş oldukları bilgileri birleştirerek çözüm yolları bulmaya çalışmaktadırlar.

Bizim ülkemizde de bu gelişmeler yakınen takip edilmeli, çevre konusunda artık bakanlık düzeyine çıkılarak daha kapsamlı bir teşkilatlanmaya gidilmelidir. Çevre mühendisleri, biyologlar ve konuyla ilgili uzman kadroları oluşturulmalıdır. Çevre bilime terk edilmelidir. Siyasiler bilimin gösrediği yoldan radikal kararlar üretebilmelidir. Bu konuda gereken yasal düzenlemeler yavaş yavaş fakat gecikmeden hayata geçirilmelidir.  

Avrupa Birliği ve Türkiye bunun için bulunmaz bir fırsat. Kuş gribine karşı göstermiş olduğumuz duyarlılığı bu konuda da gösterme zamanı geldi diye düşünüyorum.

       

 

 

 

 


 


[1] BİLİM VE ÜTOPYA Sayı:139  sayfa 14 Ocak 2006  Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü

[2] http://www.iklim.cevreorman.gov.tr/Gazi/index.htm

[3] BİLİM VE ÜTOPYA Sayı:139  sayfa 11 Ocak 2006 “Küremiz Isınıyor” Prof. Dr. Şükrü Ersoy YTÜ Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi.

[4] BİLİM VE ÜTOPYA Sayı:139 sayfa 19  Ocak 2006 “Küresel Isınmanın Tarım ve Su Kaynakları Üzerine Etkileri” Ahmet Atalık,  Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı.

[5] http://www.die.gov.tr/TURKISH/SONIST/CEVRE/030599.html

[6] BİLİM VE ÜTOPYA Sayı:139  sayfa 6 Ocak 2006 “Küremiz Isınıyor” Prof. Dr. Şükrü Ersoy YTÜ Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi.

[7]  06.02.2006 19:30 BRT Ana Haber Bülteni – Yeni İskele Kaymakamı Mustafa Tamer’in açıklamaları

[8] BİLİM VE ÜTOPYA Sayı:139  sayfa 29 Ocak 2006 “Küresel Isınma ve Tütkiye Denizleri için Ekolojik Bir Yaklaşım” Prof. Dr. Bayram Öztürk Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı

[9] BİLİM VE ÜTOPYA Sayı:139  sayfa 30 Ocak 2006 “Küresel Isınma ve Tütkiye Denizleri için Ekolojik Bir Yaklaşım” Prof. Dr. Bayram Öztürk Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı

       
  emailweave.gif (3912 bytes)
        Webmaster: Atila Karaderi