|

Konferans kitabımız
çıktı...

| |
0
1. Av. Vehit Nekipzade
2. Dr. Nazım Beratlı
3. Dr. Kudret Çağlar
4. Enver Bıldır
5. Atila Karaderi
6. Hakan Oran
7. Nurbanu Tosun Soyel
|
YARIŞIP YAŞAMI SÜRDÜREBİLMEK
(Av.
Vehit F. Nekibzade)
24 Nisan 2004 tarihinde
Kıbrıs’ın iki kesimnde yapılan referandumda Kıbrıs Rum halkının hayır
oyu kullanması sonucu, son şekliyle Annan Planı uygulanamamıştır.
Ancak Kıbrıs Türk halkı anılan plana %65’lik bir oranla evet demiş
bulunmaktadır. Görülen odur ki, kısa veya uzun bir süre sonra anılan
plan veya bir benzeri uygulama alanı bulacaktır . Planda Lefke
yöresiyle ilgili olarak halkımız leyhine değişiklik yapılması arzum
olmakla beraber, hiç değişiklik yapılmayacakmış gibi tedbirli davranmak
kaçınılmazdır.
Anılan plana göre, maalesef Gemikonağı (İdari olarak
Gemikonağı köyü, Soli ve Denizli Mahallelerinden oluşan bir köydür.
Bugün yerleşmiş kullanımıyle Gemikonağı dediğimiz zaman, sadece
Gemikonağı Soli Mahallesi kastedilmekte, Denizli’yi de ayrı bir köy
gibi mütalaa etmekteyiz. Doğru olan Denizli ve Soli’nin Gemikonağının
birer mahallesi olduğudur.) Soli ve Denizli mahalleleri de iade
edilecek yerleşim birimleri arasındadır. Ancak Gemikonağı özel
statüde olacak köylerden biridir . Buna ek olarak Lefke Avrupa
Üniversitesi Kampüs alanı da iade edilmiyecek topraklar arasında yer
almaktadır.
Planın son şekline göre; Gaziveren, Doğancı, Taşpınar,
Çamlıköy, Cengizköy, Bağlıköy ve Lefke yerleşim birimleri alanı, (Cengizköy
sahili hariç) mütakbel Türk Kurucu Devletinin en batısında, anılan
devlet topraklarından hemen hemen ayrı bir uzantı halinde kalmıştır.
Gelinen bu noktada, konu yerleşim birimlerinin ayakta durması çok özel
tedbirleri gerektirmektedir. Deniz sahilinden en azından İdari ve
Beledi yönden mahrum kalacak bu bölge için alınması gerekli tedbirlerin
önemi bir o kadar daha artmaktadır.
Her şeyden önce Gaziveren’den veya oraya kadar ulaşacağı
söylenen Kuzey Sahil Yolundan başlayıp yukarıda adları sayılan köyler
arasından geçip Lefke, Lefke Avrupa Üniversitesi ve Bağlıköy’e ulaşacak
ve belirtilen köyler arasında ulaşım ve dayanışmayı kolaylaştırıp
artıracak günün standart ve ihtiyaçlarına uygun bir yol süratle
projelendirip inşa edilmelidir. Lefke’de Kuzey istikametinde yer alan
Saraylar ve Cengizköy yolları da geliştirilip, önerilen yola bağlanmalı
ve Lefke’nin Gemikonağı istikametinden gelen tek ana giriş yoluna
ilaveten mevcut ana girişe eş nitelikte 2 adet daha ana giriş
yaratılmalıdır.
Anılan bölgede dün olduğu gibi bugün ve yarın da Lefke çok
özel bir konumda olup yine kilit rol oynayacaktır. Lefke ayakta
durabildiği oranda, bölge de ayakta duracaktır. Aksi takdirde ve
Lefke’nin düşmesi halinde, diğer köyler de tıpkı domino taşları gibi
yıkılacaktır.
Bölgeye baktığımız zaman; bölge genel olarak bir tarım
bölgesidir. Lefke tarıma ek olarak bir ünüversite kasabası da olma
yolundadır. Buna ek olarak Lefke doğal ve tarihi zenginlikleri
bakımından büyük bir turizim potansiyeline de sahiptir.
Lefkeye’yi Üniversite, turizim ve tarım faaliyetleri
bakımından destekleyip güçlendirebildiğimiz ve bölgenin diğer
köylerine de gerekli desteği sağlayabildiğimiz takdirde, ileriye umutla
bakmamak için hiçbir neden yoktur.
Yöremizde Rumlara iade edilecek köyler takriben 2 ½ yıl
içerisinde boşaltılacaktır. Bu hususun gerçekleşmesi halinde Lefke
Belediyesi, Bademliköy, Yedidalga, Gemikonağı (Soli ve Denizli
mahalleleri) Cengizköy sahili ve Yeşilyurt köylerinden oluşan deniz
şeridini kaybedecektir. Bu husus belde nüfusunun da yarıdan biraz
fazlasını kaybedeceğimiz anlamına gelmektedir. Burada biraz durmak ve
iade edilecek yukarıda sayılan köylerde outran hemşehrilerimizin
oralara nereden gelip yerleştiklerine ve istihdam alanlarına bakmak
gerekmektedir. Ancak buna geçmeden, önce boşaltılacak köylerden
vatandaşlarımızın nereye gideceklerine de bakmamız yararlı olacaktır.
Annan planının ilk versiyonunda alternatifli haritalar sunulduğu için,
yukarıda sayılan köylerin iade edileceği hususu kesin değildi.
Belirtilen nedenle olsa gerek, bu bölgede boşaltılacak köylere yine bu
bölgede alternatif yerleşim birimi kurulması gündeme gelmemiştir.
Ancak plan son şeklini almış referanduma gidilmiş ve Kıbrıs Türk
halkından da kabul görmüştür. Şimde Lefke Yöresinde de alternatif
yerleşim birimi kurulması hususu gündeme gelmelidir.
Gemikonağı (Soli ve Denizli mahalleleri)’ında oturan
hemşehrilerimizin büyük çoğunluğu 1974 öncesinde Lefke’de oturmakta
idiler. Yine burada oturanların birçoğu toprakla uğraşmamaktadırlar.
Önemli bir kısmı emekli madenciler, onların eşleri veya
çocuklarıdırlar. İnanıyoruz ki ; bu hemşehrilerimizden evlerini terk
edecek olanlar, Lefke yöresinde kurulacak alternatif yerleşim
biriminde oturmayı gönüllü olarak tercih edecektirler. Bunu
başardığımız takdirde Lefke’ye önemli bir nüfus kaydırmış ve
Lefke’yi güçlendirmiş olacağız.
Yukarıya da aktarıldığı gibi boşaltılacak köylerden
Gemikonağı, özel statüde olacak köylerden biridir. Bu hususa değinmeden
önce Denizli mahallesini ele almakta yarar görmekteyim. Denizli
Mahallesi; Cengiz Topel Anıtı yanından başlayıp, orada denize ulaşan
Lefke deresi boyunca güney istikametinde 675m. derinliğe gelindiği
zaman bulunan eski tren köprüsünden batıya doğru ilerleyip Lefke –
Gemikonağı ana yolundaki tren rayına ulaşan, oradan kuzey
istikametinde dönel kavşağa ve oradan da İtfaiye Binası önünden geçip
Hattuşaş Bar önünde denize birleşen alan içerisinde kalan mahalledir.
Bu mahallenin yaklaşık %80 toprağı CMC (Kıbrıs Maden Şirketi) maden
şirketinin, geriye kalan yaklaşık %12’si Rumların yaklaşık %8’i ise
Türklerindir. Yine bu mahallede oturan hemşehrilerimizin %90’a yakın
kısmı anılan şirkete ait lojmanlarda oturmaktadırlar. Bu evlere
gelecek Rum sahipleri yoktur.
Maden Şirketinin diğer yerlerde olduğu gibi Denizli
mahallesinde sahib olduğu tüm gayrı menkuller, 20. asrın başında maden
şirketine tanınan imtiyazla Türklerden zorla istimlak edilip yok
pahasına alınan gayrı menkullerdir. Bir hususa daha burada değinmek
gerekir. 1934 yılına kadar Gemikonağı (Soli ve Denizli eski adıyla Xeros
mahalleleri) Lefke toprağı idi. Gemikonağı köyü 1934 yılında
Lefke’lilerin muhalefetine rağmen İngiliz Koloni İdaresi
tarafından Lefke’den ayrılmıştır.
Dolayısıyle hiç zaman geçirilmeden özelde Denizli
mahallesinde ve genelde tüm yörede bulunan CMC (Kıbrıs Maden Şirketi)
toprakları ya satın alma veya istimlak yoluyla Türklere
kazandırılmalıdır.
Unutulmaması gereken bir diğer önemli husus da yörenin
tek hastahanesi olan Cengiz Topel Hastahanesi ve eklentilerinin de
CMC maden şirketine ait olduğudur.
Gemikonağı Soli mahallesine gelince, bu mahallenin
topraklarının yarıya yakını Türklere aittir. 1963 yılında
toplumlararası çatışmalar başladığı zaman, Gemikonağı’nın geçit yer
oluşu, buna ek olarak da Denizli mahallesi konutlarının yaklaşık
%90’ını oluşturan CMC lojmanlarının çoğunda Rum maden işçilerinin
oturması ve sahilde Rum nüfusunun Türklerden fazla olması gerçeği
karşısında olacak, zamanın Türk yöneticileri oralarda oturan Türklerin
Lefke’ye göç etmeleri yönünde karar üretmiş, hemşehrilerimiz de
buna uymuştu. 1963-1974 döneminde Türklere ait evler büyük ölçüde
yıkılmış narenciye bahçeleri kurutulmuş, Türklerin mal varlıkları
talan edilmiştir. Ne yazıktır ki, şimdiye değin Gemikonağı (Soli ve
Denizli Mahalleleri)’ında Türklere ait gayrı menkullerin inkişafı
için idarecilerimiz tarafından hiçbir teşvik yapılmamıştır.
Şimdi hiç zaman kaybetmeden Gemikonağın’da Türklere ait
gayrı menkullerin inkişafı, orada Türk nüfusunu artıracak çok fazla
sayıda konutun yapılması veya bunların kat karşılığı veya diğer
yöntemlerle değerlendirilmesi veya Turistik yatırım yapacaklara
ciddi katkı ve teşvikte bulunulması veya benzer yöntemler
geliştirilerek değerlendirilmesi kaçınılmazdır.
Yine Annan Planına göre mevcut anıtlar da ayni şekliyle
muhafaza edilecektir. Bu nedenle Cengiz Topel Anıtı alanı, başlangıçta
da tasarlandığı üzere, bugünkü alanından batıya CMC maden iskelesine
kadar uzatılmalı, iskelenin eski idari binaları gece klüplerinden
arındırılıp Cengiz Topel Müzesine dönüştürülmelidir. Bu şekilde hem
yaklaşık 400 m.lik bir sahil şeridi daha Kıbrıs Türk Kurucu Devleti
idaresinde kalacak ve hem de Şht Yüzbaşı Cengiz Topel’e karşı bir
vefa borcumuz daha yerine getirilmiş olacaktır.
Bunlar başarıldığı taktirde Gemikonağı Rumlara iade
edilse de, orada Türkler varlıklarını sürdürecekler ve Lefke’nin
de denize aralanmış bir penceresi görevi göreceklerdir.
Bu yeni dönemde Lefke Avrupa Üniversitesi, Lefke ve
yöresi için daha da büyük önem kazanacaktır.Yöre yakın gelecekte
büyük ölçüde Üniversite ile ayakta durabilecektir. Bunun için de
Üniversitede bazı atılımların yapılması kaçınılmazdır.
Herşeyden önce Üniversite Üst Yönetimi siyasi etkilenmeden
kurtarılmalıdır. Mütevelli Heyeti değişken üyeleri, iktidar parti veya
partileri mensuplarına sırf o partiye mensup oldukları için
dağıtılmamalı, anılan üyelikler çoğunlukla yöre insanları arasından
özenle seçilip doldurulmalıdır.Üniversitenin sahibi Kıbrıs Bilim Vakfı
Mütevelli Heyetindeki kurucu (daimi) üyeler büyük bir misyonu
tamamlamış bulunmaktadırlar. Kendilerine Üniversitede veya Kıbrıs
Bilim Vakfı bünyesinde Onursal birer görev verilerek mütevelli heyeti
daimi üyelikleri sona erdirilmelidir. Üniversitede kurumlaşma süratle
sağlanmalı, Üniversite Yönetiminde akademisyenler de yer almalıdır.
Üniversite kampüsü fiziki olarak Lefke Kasaba merkezine
yakınlaştırılmalıdır. Bu da Lefke merkezindeki Kemal Özalper
Şehitliği’nden başlayan, ayni isimi taşıyan caddenin, süratle ulaşıma
açılması ve anılan caddenin Mehmet Akif Caddesine ulaştığı yerden
başlayan ve Lefke Avrupa Üniversitesi kampüsünden geçen Bağlıköy eski
yolunun ıslah edilerek merkezden Üniversiteye ulaşımın kolaylaştırılıp
süresinin azaltılması ile mümkün olacaktır. Tabir caiz ise, Lefke Avrupa
Üniversitesinin yüzü Lefke Kasaba merkezine çevrilmelidir.
Gemikonağı İlk Okulu derhal Lefke İstiklal İlk Okuluyla
birleştirilmeli ve Gemikonağı İlk Okulu binası, LAÜ Kampüsüne katılıp,
Güzelyurt’ta konuşlandırılmış olan Tarım Bilimleri ve Teknolojileri
Fakültesi belirtilen binaya taşınmalıdır. Anılan fakültenin uygulama
alanı olarak Evkaf İdaresi ve C.M.C. Maden Şirketine ait Lefke’de
bulunan tarımsal araziler Üniversiteye kiralanmalı veya tahsis
edilmelidir.
Üniversitenin eğitim kalitesi ve öğrenci sayısını artırmak
amacıyle ek yatırımlara gidilmelidir. Sayısı artırılması düşünülen
öğrencilerin barınak ihtiyaçlarını karşılamak için bir yandan
Üniversite imkanlarıyla, günün ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte
yurt binaları inşa edilirken, diğer yandan da üniversitede yöre halkıyla
devamlı ilişkide olacak bir birim kurulmalıdır. Bu birime bağlı veya bu
birimin bilgi,hizmet ve destek alabileceği bir proje ofisi de
yaratılmalıdır. Bu birim teke tek yöre halkıyla temas kurmalı, yatırım
yapma gücü olan veya öğrenci barınağına dönüştürülme imkanı bulunan bina
veya binalara sahip şahıslara fikir, proje ve hatta gerektiği takdirde
kredi bulma yönünde yardımcı olunmalıdır. Kredi verme olanağı bulunan
Yatırım Bankası ve Yeni Lefke Kooperatif Kredi Şirketi yetkilileri ile
Üniversite yetkililerinin bu yönde yapacağı bir protokol, makul faiz
oranıyla kredinin anılan kuruluşlarımız vasıtasıyle sağlanması imkanı
yaratacaktır.
Annan planının son şekline göre Lefke Avrupa Üniversitesi
kampüsünün Denizli ve Soli Mahallelerinde kalan bölümü de Türk Kurucu
Devleti toprakları arasında olacaktır. Kordinatlar verilmiş olmasına
rağmen, Hüseyin Paterson Caddesi, Şht.Nejdet Levent Sokak ve Denizli
İtfaiye Binası yanından başlayan Üniversite yolu üçgeni arasında kalan
tüm alan, buna ek olarak Gemikonağı İlk Okulu binası ile Denizli
Mahallesi merkezinde K.T.Barış Kuvvetleri ve K.T.Güvenlik Kuvvetleri
askeri birliklerinin kullanımında bulunan tüm tesis lojman ve alan da,
kullanımın aynen kalması kaçınılmaz olsa bile, Lefke Avrupa
Üniversitesi kampüsüne katılmalıdır.
Yukarıya aktarılan tedbirler ve benzerleri hiç zaman
kaybetmeden alındığı taktirde, Annan Planı son şekliyle uygulansa
bile,Lefke ve yöresi ayakta durabilecek,halkımız ekonomikman güçlenecek
ve yöreye gelecek müstakbel Kıbrıslı Rum komşularla eşit şartlar
içerisinde yarışıp yaşamını sürdürebilecektir. Aksini düşünmek
istemiyorum. (başadön)
Lefke
04/03/2005
(Av. Vehit F. Nekibzade)
Lefke Belediyesi Eski Başkanı |
| |
|
TARİH İÇİNDE BİR KASABA:
LEFKE
Dr. Nazım Beratlı
Lefke'nin adının nereden geldiği ile ilgili pek çok iddia
vardır. Bunlardan bizce en inandırıcı olanı, burayı M.Ö. 3. yy.da
Ptoleme Kralı'nın oğlu Lefcos'un kurduğu ve kasabanın adının,
kurucusundan geldiği şeklindeki iddiadır.
PROTOHİSTORİK ÇAĞDAN KALMA BİR KASABA
Lefke'nin tarihi ile ilgili olarak benim edinebildiğim en
eski protohistorik çağdan kalma, dolaylı bir bilgidir. Bilindiği gibi,
adanın adı Cyprus , Kubrum , Kipros ve Kuburus , bakır madeni ile
ilgilidir. Yunan mitolojisinde çok önemli bir yer tutan Afrodit'in bir
adının da Cuprum olup, adanın kendine özgü dininde, başlıca tanrıça
olarak kabul edildiği bilinmektedir. Özellikle prehistorik yani yazıdan
önceki dönemlere ait kalıntılardan başlıcalarından birinin , Ambeliku'da
bulunması da, Lefke'deki bakır madeninin çok eski zamanlardan beri
bilinip işlendiğinin, kanıtıdır.Bir anlamda hem adanın adının ve hem de
en eski dininin, bu yöreden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Adanın bu
zenginlikte başka bakır madeninin bulunmaması, olanların da kıyıya
uzaklıkları dikkate alınırsa, Kıbrıs adının Lefke madeninden dolayı bu
adaya verildiğinin ileri sürülebileceği görülür. Bu iddianın kesin
olarak kanıtlanması , yani adada daha eski maden ocaklarının
bulunduğunun saptanması arkeologların işi olup; bugün için böyle bir
bilgi de bulunmamaktadır.
SOLON BÖLGEYİ BİLİYORDU
Eski Yunan'ın en önemli düşünürlerinden biri olan Solon'un,
Kıbrıslı olduğu bilinmektedir. Atina'da aristokrasi devleti yönetemez
hale gelince, Solon Kıbrıs'tan Atina'ya çağrılır. Kendisi bu kentte Eski
Yunan'ın en önemli kanun yapıcılarından biri olur. Solon'a karşı çıkan
en önemli düşünür olan Zenon'un da Kıbrıslı olması, adanın o dönemde
parlak bir düşünce merkezi olduğunu gösterir . O dönemde Kıbrıs
Kralları arasında bulunan Filikapos, kanun yapıcı - filozof Solon'un
önerisi üzerine , adada bir kent inşaa ettirir . Bu kentin ahalisi,
Ege'den getirilir ve kente büyük düşünce adamının adına izafeten, Soli
adı verilir (1 ). Ruppert Gunnis, Latin Döneminde, Ortodoks
Başpiskoposu'nun, Soli'de oturduğunu anlatır ve kentin kuruluş tarihi
olarak M.Ö. 600 yılını verir.
Demek ki antik çağda bugünkü Lefke, önemli bir yerleşim birimi
imiş...
Bir iddiaya göre Roma Döneminde , ve hatta Fenikeliler zamanında,
Lefke'deki bakır madeni ocakları işletilmiştir. Romalılar, gerek Eski
Karadağ - Aplıç arasında yüzeyden , gerekse de bugünkü futbol sahasının
batısındaki tepeye açtıkları galerilerden bakır cevheri
çıkarmaktaymışlar . Bu cevheri yüzeye çıkarmak için gerekli zembilleri
örebilmek üzere Mısır'dan getirilen hurma ağaçları , bugün kasabanın
silüetini süsleyen hurmaların atalarıymış. Bölgedeki cüruf kalıntıları,
bu iddiayı yabana atmamıza olanak tanımıyor.
BİR KRALIN ÖZEL MÜLKÜ
Kaynaklarda , Bizans dönemi ile ilgili, çok fazla bilgi
elde edilememektedir.. Ancak, Piri Paşa Camii'nin Osmanlı fethi
esnasında, Latin Döneminde ihmale uğradığı için, harabe haline gelmiş
eski bir Ortodoks Kilisesi olduğu ve bu eski mabedin fetih
komutanlarından, daha sonra Baf Sancak Beyliğine getirilmiş Ebubekir Bey
tarafından camiiye çevrilerek, tamir edilip, dedesi Sadrazam Piri Mehmet
Paşa adına vakfedilmiş Bizans döneminden kalma bir ibadethane olduğunu,
bilmekteyiz.(2) Gunnis, kasabadaki her iki camii'nin de eski Bizans
mabedleri üzerine inşaa edildiğini ve kasabanın tüm çevresinin, Bizans
ve Hellenistik dönemden kalma mezarlar ile dolu olduğunu yazmaktadır.
Demek ki, Bizans Döneminde de Lefke , sonraki dört yüz yıllık Latin
Döneminde ayakta kalabilecek kadar sağlam binaların yapıldığı, önemli
bir yerleşim alanı imiş.
Bizans'tan sonraki karışıklık dönemi sona erdiğinde, Lefke'nin
Lüzinyan Kraliyet ailesinin özel mülkü arasında bulunduğunu görürüz. (3)
Lüzinyan Kralı II . Peter'in kendisine çiftlik (fief) olarak seçip,
şahsi mülk edindiği bir bölgenin, bakımsız, harap bir yer olduğu
düşünülemez. 1426 yılındaki Memlük işgalinden sonra, adada çıkmış
bulunan köylü isyanının dört önemli merkezinden biri olan kasabanın, o
dönemde bir baronluk merkezi, yani ilçe olduğunu görmekteyiz. (4)
Yine Rupperd Gunnis'in, çok önemli Kıbrıslı tarihçi Maharias'tan
aktardığına göre, Orta Çağ'ın çok erken dönemlerinden başlayarak,
bölge'nin limanı, Soli'nin doğusuna, Lefke'nin altbaşına kayar. O
dönemde, St. Efxifios diye anılan limanın bulunduğu alanın adı,
Xifios'dan, giderek Xeros'a döner. Buranın önemli bir liman olduğunu,
Lüzinyan Kralı ll. James ile evlenmek üzere adaya gelen Bizans
İmparatoru'nun kızı Helena Paleologos'un, Kıbrıs'a bu limandan
çıkmasından anlıyoruz. Sonradan, gemilerin demirlediği koya, Rumlar
Karavostasi, Türkler ise Gemikonağı demeye başlarlar.
Ayni dönemde, bugün Lefke'nin bir mahallesi haline gelmiş bulunan
Peristeronari'nin (Cengizköy), Yafa Kontu'nun çiftliği olduğunu
görmekteyiz.(5)
1521 tarihinde, Venedik devlet mekanizmasına ait malların
düzenlendiği bir listede, yine Lefke adına rastlanmaktadır. Rupert
Gunnis, o dönemde Lefke'nin bir baronluk merkezi, yani ilçe olduğunu
anlatır. (6)
İSYANLARLA HAŞIR NEŞİR
Osmanlı Dönemine gelindiğinde , kasaba eski bir Latin mülkü
olduğu için, Osmanlı İskan Politikasının bir gereği olarak, Anadolu'dan
getirilen Türkler ile iskan edilmiştir. (7) Kasabanın bu dönemde de
önemini koruduğunun işareti , 1573 ve 1578'de Lefkoşa'ya açılan iki
medreseden sonra, başkent dışındaki ilk eğitim kurumunun, 1580'de
Lefke'de açılan Piri Paşa Medresi olmasıdır.(8) Kasabanın Türk
nüfusunun, daha çok İlmiye ve Askeriye sınıflarından olmasının, bugün
soyadlarında yaşayan kanıtları, bu gerçekle uyum içerisindedir.
1680'e gelindiğinde, Lefke adı yine bir isyana karışır. Osmanlı
Dönemi'nin ünlü asisi Boyacıoğlu Mehmet Bey, Ahmet Paşa yönetimindeki
devlet güçleri ile savaşırken, Lefkoşa'yı boşaltıp, Lefke'ye çekilir.
Burada bir baskına uğrayıp adamlarının bir kısmını yitiren Boyacıoğlu,
Cikko'ya çekilir. (9) Bu bilgiden 17.yy sonları Lefke'sinin, önemini
koruyan bir yerleşim birimi olduğunu söyleyebiliriz.1712'de bu defa
Osmanlı donanmasının bazı leventleri, denizden Lefke'ye çıkarlar.
Bunlar, sonradan Lefkoşa'ya gidip, yeni bir isyan örgütleyeceklerdir.
(10) Demek ki liman, 18.yy başlarında faal bir haldeymiş. 1750'de adaya
bir ziyaret yapan Drummond'un anılarında, Lefke'nin limanından geçtikten
bir saat sonra kente vardığı, burasının çeşitli bahçeler, kıvrımlar
yapan bir dere ve amfiteatr şeklinde yükselen arazisi ile güzel bir yer
olduğu anlatılmaktadır. (11) 18.yy ortalarının Lefke'sinin, batılı bir
gezgin gözündeki bu tanımlaması, ayni dönemde adanın her tarafının
sefalet içinde olduğu bilinerek okunursa, anlamının kavranması,
kolaylaşır.
19.yy başlarında, kasabanın adı yine bir isyana karışır. 1833'te
Padişahın bir sefer için ordunun ihtiyacını karşılamak üzere, belirli
bir miktar peksimet yapıp göndermesi istenen Polili İbrahim Ağa, miktarı
çok bulunca, isyan eder. Tarihe, " Gavur İmam" diye geçen Polili
İbrahim'e Baf ve Lefke yardım ederler. Bölgede Osmanlı birlikleri ile
yerli Türkler savaşırlar. Gavur İmam yenilip, Mısır'a kaçar. Sonradan
adaya getirilip, idam edilir.
CARİYEYE NE OLDU?
Osmanlı devlet arşivinin Kıbrıs'la ilgili bölümlerini
inceleyebilenler, Lefke ile ilgili pek çok dökümanla karşılaşırlar.
Bunlardan 1851 tarihli olan bir tanesinde, Lefke'deki bir kagir köprünün
tamiri için gereken keşfin yapılarak, sonucun bildirilmesi istenir.
( 12) 1851 tarihli bir başka yazıda , Lefke'de kaybolan bir cariyenin
bulunup, Bolu'ya gönderilmesi emredilir.(13 ) Demek ki o dönemde Lefke,
imarı İstanbul'dan takip edilecek önemde, cariyelerin yaşadığı
konakların bulunduğunu yani Osmanlı yaşam tarzının en üst biçiminin
sürdürüldüğünü bir yer imiş.
1855 tarihli bir diğer evrakta, Hasan Edip Efendi'nin Limasol veya
Lefke kazalarından birine müdür olarak atanmasından söz ediliyor. (14)
Ayni yıl yazılan başka bir yazıda , Lefke Kazası Müdürünün , Mesarya
kazası müdürü ile becayiş edilmeleri (yer değiştirmeleri ) emredildikten
sonra; müteakip bir yazı ile Lefke kazası müdürünün durumunun ne olduğu
sorulmaktadır. (15) Bu belgelerden de Lefke'nin o dönem kaza merkezi
olduğu anlaşılmaktadır.
Ayni dönemden kalma gerizler, hamam ve konaklar , Lefke'nin
Osmanlı dönemi boyunca mamur bir belde olduğunu göstermektedir .
YENİDEN MADEN
İngiliz döneminde 1929'da Roma Döneminden beri unutulan
bakır yataklarının yeniden işletilmeye başlaması, kasabanın altın
yıllarının da başlangıcı olur. 1930'larda ada valiliğini yapmış olan
ünlü İngiliz diplomatı Sir Ronald Storrs anılarında Lefke'yi, " Ya
fa'dan bile daha lezzetli portakallar yetiştiren bir yöre" diye
tanımlar ve demiryolunu Lefke'ye kadar uzatmak gereğinden bahseder. (16)
1937'de artık kasaba dışarıdan gelen nüfusu barındıramayacak hale gelir.
Evkaf, belediye ve CMC arasındaki yazışmalardan sonra, Orta Camii Vakfı
arazisi üstüne, Karadağ Mahallesi inşaa edilir.(17) 1940'larda Lefke'nin
nüfusu, ikiye katlanır.
Bizim çocukluğumuzda, bu kasabada iki sinema , iki lise , akşamları
ailece çıkılan iki veya üç yazlık , dönem dönem açılıp kapanan gece
kulüpleri , sözüm meclisten dışarı bir genelev, üç-dört meyhane ,
beşaltı lokanta, iki-üç otel vardı. Hatırladığım kadarıyla narenciyeyi
Avrupa'ya pazarlamak için iki ayrı Lefke firması bulunmaktaydı. Belediye
Pazarında boş dükkan bulunmadığı gibi , pazar günleri şimdi ambar olarak
kullanılan alt taraftaki bina da çevre köylerden gelen üreticilerin
ürünlerini satmaları için, onlara tahsis edilirdi.1940'tan başlayarak
Lefke altın dönemini yaşamıştır. Sokaklarda, en az üç dilin konuşulduğu
hatırlardadır.
15 Temmuz 1974 günü sabahına kadar...
Maden yatakları,bahçeleri, limanı, narenciye paketleme tesisleri,
canlı bir ticaret, eğlence ve sosyal yaşamı olan kasaba, artık bir
mahrumiyet bölgesi haline gelmiştir.
Neden?
Lefke'yi Lefke yapan , fiziksel koşullarıdır. Mümbit topraklar
üzerine kurulmuş olması, dağ ve denize nerede ise eşit uzaklıkta olduu
için ikliminin yumuşaklığı , iki dere arasında olduğu ve dağa yakın
bulunduğu için çok sulak olması , maden cevheri ,limanı kasabanın
kendine ait değerleridir. Bunlar olmasaydı , son çeyrek asırlık
bakımsızlık döneminde Amerikan Uzak Batı'sının hayalet şehirlerinden
birine dönmesi, işten bile değildi. Ne var ki, Lefke'yi Lefke yapan ,
bazı başka özellikler de vardır. Lefke, bölgenin fiziksel ve doğal
merkezidir de...
Lefke; Maratasa'nın, Solya'nın, Dillirga'nın, mer kezidir.
1963'ten başlayarak,Lefke'nin hinterlandı ile bağlantısı kesilmiş
; 1974'ten sonra ise bu bağ tamamıyla ortadan kalkmıştır.
Bu durum, siyasetin dayattığı, kaçınılmaz bir gerçekliktir .
Son çeyrek asırda, adanın coğrafi bütünlüğünün siyasi nedenlerle
ortadan kalkmış olması, Lefke'yi merkezi bulunduğu bölgeden ayırdığı
için , kasaba gerilemiş ve belki de uzun tarihinin en zavallı günlerini
yaşar olmuştur.Kasabanın fiziksel bütünlüğü dahi, ülkenin siyasi
macerasından payına düşeni almıştır.
(başadön) |
| |
|
Açık Mektup
(Dr. Kudret Çağlar)
Değerli okurlar, Hakan Bey benden
gazeteleri için bir yazı isterken öğrenme fırsatım olan ve periyodik
olarak yayın hayatında tutmaya çalıştıkları gazetelerine bir Lefke’li
olarak destek verebilme şansım olduğu için çok mutluyum. Uzun yıllar
yurtdışında kalan ve sıla özlemi duyan bir kişi olarak ülkeme gelince
doğup büyüdüğüm toprakları daha sık ziyaret eder ve gücüm oranında
oranın sorunları ile de yakından ilgilenirim diye düşünüyordum, ama ne
mümkün....Belki de Anavatanda olduğum dönemlerde Lefke’yi daha sık görür
durumuna düştüm. Ne enteresan ki bir saatlik bir mesafe bile bu iş
yoğunluğunda aşılamaz bir engel olabilmekteymiş.
2002 yılının
sonlarında ülkeye dönerken bizleri nelerin beklediğini biliyor fakat
nekadar güç olabileceğini tahmin edemiyorduk. Bununla birlikte
Ankarada’da bıraktığımız yarım kalan işlerimizi Kıbrıs’tan daha geniş
zaman olur takip edebiliriz diye düşünüyorduk. Umut bu olmasına rağmen
gerçek hiç de böyle gelişmedi.
2002 yılına kadar
ülkemizde yapılan kanser mücadelesinin bir sanal mücadele olduğunu
söyleyen değerli Profesör hocalarıma inanmakta güçlük çekip içimden
sitem duyar ve kabullenemezdim. Vatanını seven ve bir şeyler yaparak
ülkesini kendi uzmanlık alanında en iyiye taşımayı hedefleyen idealist
bir kişli olarak gerçeklerin benim dıştan gördüğüm veya kabullenmekte
zorlandığım gibi olmadığını anladım. Yapılacak çok iş ve alınacak uzun
bir yol vardı...
Bu arzu ile 13
değerli bilim adamı hocamın katkı koyduğu ve ülkemizde bir ilk olan
“Kuzey Kıbrıs Kanser Savaş Projesi” hazırladık. Kanser savaşında temel
unsurlardan dahi yoksun olan ülkemizde kanser savaşının temellerini
oluşturacak proje Dünya Sağlık Örgütü tarafından ülkelere önerilen
kriterlere uygun olarak oluşturuldu .
Takdir edersiniz ki,
fidan ekmek bir başlangıç olsa dahi onu büyütüp meyve verir hale
getirmek bir hedeftir. Bu sebeple fiili olarak da uygulamaya
konulabilmesi için büyük çaba gösterdik ve halen göstermekteyiz. Büyük
mücedeleler neticesinde Dünya Sağlık Örgütü’nün kanser mücadelesine
üllkemizin adının yazdırarak uluslararası bir rota çizilmiş ve yol
alınmış oldu. Doğan çocuk artık emeklemeye başlamıştı. Vatanını seven
bir kişi olarak ne derece büyük bir mutluluk olduğunu takdir edersiniz.
Bugünlerde emekleyen bu
çocuk yürümeye dahi başlamışken Ankara’da bıraktığımız yarım kalan
işlerimiz bizleri sıkboğaz etmeye başladı. Yoğun iş temposu sebebi ile
arzu edilen yere getiremediğimiz bu çalışmalarımıza hız vererek akademik
ilerlememizi sürdürmeyi hedefledik. Zamanımızın bir kısmını Ankarada
geçirir olduk. Yollar bizlere memleket oldu.
Değerli okurlar,
yapılacak bir çok iş, alınacak bir çok yol olduğunu biliyoruz. Ama kendi
doğup büyüdüğümüz toprakların sorunlarına eğilmek bir yana ziyaret
etmekte bile geri kaldık.
Çok kısa bir süre sonra
akademik bir üst derece almak için yaptığım uğraşların neticelenmesi ile
kendimin de yıllardır arzuladığı fakat hayata geçmemiş projelerimi
uygulama fırsatım olabileceğine inanmaktayım. Ülkeye kazanımlar ile
çalışırken kendi topraklarına da bir katkı vermek gerektiğine
inanmaktayım.
Değerli okurlar, bu
satırları yazarken üç gün içinde Ankara’da olmam gerektiği bilgisi elime
ulaştı. Bir atasözü var ya “Orda bir köy var uzakta o köy bizim
köyümüzdür, gitmesekte kalmasakta o köy bizim köyümüzdür” .........
Değerli Hakan ve gazete
yayın kurulu, bizlerin nezaman desteklerini isterseniz ve uzmanlık
alanımız içerisinde yer alacak her konuda sizler ile bilgi paylaşmaktan
kaçınmayacağımızı bildirmek isterim.
Sağlık ve mutluluklar.....
(başadön)
Uzm. Dr. Kudret Çağlar
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
Çocuk Onkoloji Uzmanı |
| |
|
Kıbrıs Maden Şirketi’nin Kuruluşu
(Enver Bıldır)
20’ci yüzyıl başlarında kapitalizm, serbest
rekabet döneminden tekelci döneme doğru evrilirken, dünya, emperyalizm
diye adlandırılan yeni bir ekonomik ve siyasal olgu ile tanışmaya
başlamıştı.
Olağanüstü büyüyen tekeller, yeryüzünde yeni
bir istila ve yeniden paylaşım kavgası başlatmıştı.
1914 tarihinde, yani birinci paylaşım savaşı
başladığı sıralarda, emperyalist ülkelerin önde gelenlerinden Amerika
Birleşik Devletleri’nde, emperyalist sermayeyi yönlendirmeyi amaçlayan
önemli bir organizasyon oluşturulmuştu. Federal Reserve Bank olarak
adlandırılan bu örgütün başına ise dönemin popüler sermayedarlarından
William Boyce Thompson getirilmişti. Thompson’un başta Amerika Birleşik
Devletleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde madencilik, sanayii ve
tarım alanlarında yatırımları bulunuyordu.
Politik olarak çok aktif biri olan Thompson’un
bir başka özelliği de gelecek vaat eden genç yatırımcıları kendi
amaçları doğrultusunda yönlendirmesiydi. Bu yatırımcılardan biri de,
emperyalist tekellerin en büyüklerinden biri olan Gungheim grubunda
tanıştığı Sheeley Mudd idi. Mudd, 1894 yılında, kurduğu küçük
paramiliter bir örgüt ile Amerika Birleşik Devletleri işçi sınıfı
tarihinin en önemli grevlerinden biri olan Leadville grevini kana
bulayarak ünlenmişti. Gungheim’deki işi bir anlamda bu eyleminin ödülü
idi. 1912 yılında kızılderili arazileri üzerindeki altın madenlerine
yatırım yapmaya başlayan Mudd, 1913 yılında yaşamının büyük projesini
finanse etmeye başlar.
Mudd, Thompson’un yönlendirmesi ile
Gungheim’deki çalışma arkadaşlarından Phillip Wiseman ile birlikte,
Charles Gunther isimli bir araştırmacıyı Doğu Akdeniz’deki antik maden
ocaklarını araştırmak üzere finanse ederler.
1913 yılı başlarında, Kıbrıs’ta, önce
Skouriotissa dağında, daha sonra da Lefke bölgesinde, Aplıç ve
Karadağ’da antik maden ocaklarının izini süren Gunther zengin bakır
madeni ocaklarını keşfeder ve patronlarına bildirir.
Yatırımcılar hemen Kıbrıs’taki İngiliz Sömürge
Hükümetine baş vurarak merkezi Lefke olan 10 mil karelik bir alan
içerisinde maden arama ve çıkarma izini talep ederler.
Kıbrıs’ın pirit rezervi İngiliz İmparatorluğu
için stratejik önemde idi. Sanayiinin temel ham maddelerinden olan
pirit, İngiliz imparatorluk topraklarında sadece Kıbrıs’ta bulunuyordu.
O tarihlerde Kıbrıs’taki pirit rezervi 20 milyon ton olarak tahmin
ediliyordu ve İngiltere’nin yıllık pirit ihtiyacı da 700 bin ton
civarında idi. İngiltere ve Avrupa’nın pirit ihtiyacı ise yine İngiliz
şirketlerinin elinde bulunan İspanyol madenlerinden sağlanıyordu.
İspanya’daki bakır madeni ocakları, dünyanın
en büyük pirit rezervini barındırsa da, bu topraklar İngiliz
İmparatorluğu için geleceği belirsiz yerlerdi. Doğal olarak İngiliz
Sömürge Hükümeti, Kıbrıs’taki bakır madeni ocaklarının işletmesini
Amerikalı yatırımcılara vermek istemez. Gunther uzun süre sömürge
hükümetinin kapılarını aşındırır. Sonra birden tuhaf bir şekilde
İngilizler tavır değiştirir ve Amerikalılar’a istedikleri izinleri
verirler.
İngiliz sömürge hükümeti’nin bu kararı nasıl
aldığını bilmesek de güçlü tahminlerde bulunabiliriz; Kıbrıs’taki
projenin arkasında Thompson vardı. Büyük projelerin adamı olan Thompson,
ayni tarihlerde Çin’deki madenleri araştıran gizli bir organizasyon
kurmuş ve Rusya’ya yatırımlar yapmaya başlamıştı. Onun için önemli olan
Kıbrıs’ın maden rezervi değil, Avrupa pirit pazarı idi. Kıbrıs üzerinden
Avrupa pirit pazarını eline geçirmenin hesaplarını yapıyordu. Thompson,
Amerikan emperyalist sermayesinin yıldız isimlerinden biri idi ama bu
kadarı ona yetmiyordu. Kısa süre sonra dünya kapitalizmini tarihi
boyunca karşılaştığı en önemli tehlikeden kurtarmak gibi bir misyon
üstlenecek olan Thompson, İngiltere başbakanı ile görüşme yapabilecek
kadar etkili biri idi.
Kıbrıs’taki yatırım 1913 yılından 1916 yılına
kadar, Osmanlı bankası’nın finansman desteği ve Mudd ve Wiseman’ın
kızılderili arazileri üzerindeki altın madenlerinden elde ettikleri
gelirle sürdürülür. 1916 yılına kadar devletten maden çıkarma imtiyazını
almak, arazi üzerindeki mülkleri satın almak, rezervi belirlemek için
yapılan masraflar ve Gunther’in harcamaları, Mudd ve Wiseman’a yaklaşık
90,000 dolara mal olur.
Kıbrıs Maden Şirketi
(Cyprus Mines Corporation-CMC) 10 Mart 1916 tarihinde New York
yasalarına göre her biri 5 dolar değerinde 300,000 hisse ile kurulur.
Hisselerin 237,600
adedi çoğunluğu Mudd ve Wiseman’a ait olamak üzere yatırımcılar arasında
paylaştırılır, kaşif olarak Gunther’e 26,000 hisse verilir ve 35,000
hisse de kasada tutulur. Thompson ciddi oranda hisse almamıştı ama hisse
paylaşımı sırasında çok daha önemli bir antlaşma yapılmıştı. Thompson’a
7,000,000 dolar karşılığında hiselerin %20’si verilecek ve iki yıl
içerisinde %30 hisse karşılığında Thompson 14,000,000 dolar daha
ödeyecekti. Tüm bunlara ek olarak Thompson, CMC’nin çıkaracağı madeni
satmak için bir de şirket kuracaktı. CMC’nin 7 kişilik ilk yönetim
kurulunda William Boyce Thompson, Thompson’un ismlerini belirlediği iki
adamı (Charles Corliss ve Fred Kent), Seeley W. Mudd ve oğlu Harvey S.
Mudd, Phillip Wiseman ve Wiseman ile birlikte çalışan A.E. Bruce vardı.
CMC daha kurulurken
gerçek kurucularının elinden çıkmış para babası spekülatör’ün kucağına
düşmüştü. Mudd içine düştüğü durumdan üzgündü ama Thompson’a hayır
diyemezdi. Thomson, Mudd’u kısa süre önce dünyanın en büyük maden
işletmelerinden biri olan Gulf Sulphur Company’in
müdürü yapmıştı.
Antlaşmadan bir ay
sonra Thompson’un uzmanları Kıbrıs’a gelip Gunther’in verdiği değerlerin
doğruluğunu araştırırlar ve olumlu bir raporla geri dönerler. Ama
Thompson yatırım yapmaya fırsat bulmadan Amerika savaşa girer ve herşey
altüst olur. Mudd ve Thompson bir süre beklemenin daha uygun olacağı
konusunda anlaşırlar ve Kıbrıs’ta yatırımı mümkün olabilecek en alt
düzeye indirirler.
Kızıl
Devrime Karşı Kızılhaç Operasyonu
5 Nisan 1917’de
Amerika, Almanya’ya savaş ilan edip birinci dünya/paylaşım savaşına
katılır. İki gün önce tarihe “kurşun mühürlü tren” olarak geçen bir tren
çok özel yolcuları ile Rusya’ya ulaşmıştı. Lenin önderliğindeki bir grup
Bolşevik lideri taşıyan tren, Rusya ile savaşmakta olan Alman
hükümetinin sağladığı imkanlarla, Almanya üzerinden sürgünde oldukları
Avusturya’dan Rusya’ya giriş yapmış ve Rusya’da düşmandan yardım alan
hainler olarak değil, Rusya’nın umudu kahramanlar olarak
karşılanmışlardı. 7 Nisan’da Bolşevik Parti’nin yayın organı Pravda,
Lenin’in ünlü Nisan Tezlerini yayınlıyordu. Nisan Tezleri, devrimci
durum tespitini yapan bir ayaklanma çağrısıydı. Bolşevikler, bu savaşın
Emperyalist paylaşım savaşı olduğunu ve iktidarı ele geçirirlerse,
toprak kayıplarına rağmen Rusya’yı kesinlikle savaştan çekeceklerini
ilan etmişlerdi.
Gerçekte, Bolşevikler
üzerindeki sarsılmaz otoritesine ve ona duyulan derin saygıya karşın,
Lenin bu konuda partisini ikna edemiyordu. Nisan tezleri yayınlandıktan
sonra Pravda, yayın kurulu ve partinin bu tezlerle alakası bulunmadığını
duyuruyor, eşi Krupskaya onun delirdiğini düşünüyordu.
Ama Amerikan
borsasının bankerleri böyle düşünmüyorlardı.
Amerikan
Emperyalizmi’nin kalbinin attığı yerde, Wall Street’de tehlike çanları
çalıyordu. Sermaye sahipleri, politikacılar ve askerler, Kapitalist
dünyanın can düşmanı, Bolşevik tehlike karşısında ne yapacaklarını
tartışıyorlardı. Toplantılar Wall Street’deki Kızıl Haç binasında
yapılıyordu. Ve nihayet karar verildi. Kızılhaç Misyonu çerçevesinde
Rusya’ya gidilecek ve Bolşevik İhtilali önlemek için Kerensky hükümetine
yardım yapılacaktı. 24 kişilik bir Kızılhaç ekibi hazırlanır ve Kızılhaç
tarihinin en rezil operasyonu başlar. Ekipte sadece 5 doktor vardı.
Ekibin başındaki ise tanıdık bir isimdi; William Boyce Thompson.
Operasyonun tüm masrafları, yolluklar, yardımlar ve rüşvetler Thompson
tarafından ödenecekti.
7 Ağustos 1917’de
Petrograd’a giden Thompson, Amerika Birleşik Devletleri elçiliğinde
Kerensky ile öğle yemeğinde görüşür. Bu toplantıda Rus başbakana Wall
Street’in ve Thompson’un kendisinin Rusya’ya transfer edeceği paralarla
ilgili bilgi verilir. Daha sonra paralar dağıtılmaya başlanır.
Thompson’un dağıttığı paraların belirlenebilenleri arasında Kerensky’e 2
taksitte 10,000 ruble, Prens Lvoff’a 4000 ruble, Kerensky’in sekreterine
50,000 ruble sayılmaktadır. Rusya’da bir bankaya 2,100,000 ruble
yatırıldığı, 450,000 ruble transferi için Amerika ile bağlantılar
kurulduğu Amerika Birleşik Devletleri elçiliğinin açıklanan
belgelerinden öğrenilip bu belgeler yayınlanmıştır.
Thopmson albay
rütbesiyle Rusya’ya gittikten kısa süre sonra, Amerika’dan binbaşı
rütbesiyle Raymond Robins kendisine yardımcı olarak gönderilir. Robins
ABD başkanı Theodore Roosvelt’in önemli danışmanlarından biri idi. Zeki
ve çok girişken biri olan Robins kısa sürede Rusya’daki gerçeği kavrar
ve Bolşevikleri durdurmanın mümkün olmadığına karar verir. Anılarında
Lenin ile birçok kez görüştüğünü yazan Robins’in
bu görüşmelerinin bir kısmı Sovyet kaynakları tarafından da
doğrulanmaktadır.
Lenin ile Thompson’un bilgisi dahilinde birçok konuyu görüştüğü
anlaşılan Robins, sonunda Thompson’u da ikna ederek Amerika Birleşik
Devletleri’nin Rusya politikasında önemli bir değişiklik yapmaya karar
verir. Kızıhaç’ın misyonunun liderleri ellerindeki mali imkanlarla karşı
devrimi örgütlemeye değil, Rus halkını ve önderlerini devrimin önündeki
gerçek tehlikenin Alaman işgali olduğuna inandırmaya çalışacaklardı.
Amerikan Kızılhaç
yöneticileri, Rusya’da yatırımları bulunan Amerikalı sermayedarları
temsil ediyorlardı. Thompson da bu yatırmcılar arasında idi ve
Rusya’daki bakır ve manganez madenlerine yatırım yapmıştı.
Onlar için önemli olan dünyadaki kaynakları paylaşmak için savaştıkları
Alamanya’yı yenmekti. Rusya’da kurulacak bir Bolşevik hükümet
kapitalizme ne kadar düşman olursa olsun, eğer ilşikiyi koparmazlarsa
kendileriyle iş yapmaya devam etmek zorunda kalacaktı.
Ama diğer batılı
güçler başka hesaplar yapıyorlardı. Rus hükümetinden umutlarını kesen
İngiliz ve Fransız’lar 8 Eylül’de Rusya’da askeri diktatörlük kurmak
üzere bir darbe yapmaya kalkışırlar. General Kornilov komutasındaki
askeri birlikler Rus başkenti Petrograd’ı ele geçirmek için operasyona
başlarlar. Darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması ülkedeki krizi
daha da derinleştirir.
Rusya’da tarih
başdöndürücü bir hızla akmaya başlamıştı.
12, 13, 14 Eylül’de,
Lenin, Bolşevik Parti Merkez Komitesi’ne “iktidarı silahlı güçlerle ele
geçirme zamanı geldiğine” dair ard arda mesajlar gönderiyordu.
Batılı ülke elçilikleri ise hala daha devrimin imkansız olduğunu
düşünmeye devam ediyorlardı. Böyle düşünmek için sağlam dayanakları
vardı. Rus başkenti Petrograd fiilen Petrograd Sovyeti’nin kontrolu
altına girmiş olsa da, başkentteki 20,000 silahlı kızıl muhafıza
karşılık sessizce bekleyen 300,000 Rus askeri vardı. Lenin’e karşı
yürütülen parti içi muhalefetin en büyük nedenlerinden biri de buydu.
Tüm önemli Rus kentleri yanında yüzbinlerce askerden oluşan garnizonlar
vardı ve o sırada Bolşeviklerin toplam silahlı gücü 70-100,000 civarında
idi.
Bolşevik Parti Merkez Komitesi üyelerinin çoğunluğunu ikna ettikten
sonra bile parti içinde Lenin’in politikasına karşı sert bir muhalefet
devam ederken Amerikan Kızılhaçı yetkilileri eşsiz bir öngörü ile
olacakları hükümetlerine bildiriyorlardı.
7 Ekim günü,
Thompson, Washington’a endişe ile şu telgrafı çekiyordu: “Aşırı solcular
(Bolşevikler) burada bu ayki Bütün Rusya İşçi ve Asker Vekilleri
Kongresi’ni denetimleri altına almak için etkin bir biçimde
çalışıyorlar. Başardıkları takdirde kuracakları yeni hükümet feci
sonuçlara muhtemelen ayrı bir barışa yol açacaktır. Biz her kaynaktan
yararlanıyoruz fakat acilen destek gerekli. Yoksa her türlü çaba için
çok geç olacaktır.”
3 kasım günü
Rusya’daki Müttefiklerin askeri yöneticileri son bir gayretle ne
yapacaklarını tartıştıkları mini konferans düzenlerler. Konferans
Thompson’un Petrograd’daki bürosunda yapılır. Generallerin birbirlerine
küfürleri ile geçen konferanstan dört gün sonra devrim olur.
Amerika Birleşik
Devletleri Büyükelçisi Francis devrimden bir gün sonra hükümetine
Bolşevik iktidarın her an devrilebileceğini bildirirken, Thompson ve
Robins ayni gün yeni Sovyet hükümetinin geçici olmadığına karar verirler
ve Thompson, Robins’i, Lenin ile görüşüp uzlaşma yolları aramaya
gönderir. Robins, Lenin ile yaptığı görüşmeden, Lenin’in Amerika
Birleşik Devletleri hükümetine önerdiği bir asgari işbirliği programı
ile döner. Lenin, önerdiği programına ek olarak, Amerikan teknik
yardımına karşılık Rusya’yı savaştan çekerken cephedeki silahların
Almanların eline geçmemesi için önlem almayı taahüt ediyordu. Lenin’in
önerileri Amerika’nın askeri ateşesi general Judson tarafından kabul
edilir ve Lenin’den Ruslar’ın elindeki yüzbinlerce Alaman esirinin savaş
sona erinceye kadar serbest bırakılmaması istenir.
Thompson İngiltere
başbakanı ile görüşüp onu da ikna etmek üzere İngiltere’ye doğru hareket
ederken, Büyükelçi Francis onları Amerikan hükümetine şikayet edip
Judson’u görevden aldırıp, Kızılhaç misyonuna da son verdirir.
Büyükelçi, hükümetine, karşı devrimi örgütlemeyi kabul ettirmişti.
Thompson’un ile
yaptığı görüşmeden etkilenen İngiltere başbakanı Lloyd George durumu
araştırmak üzere yetenekli bir ajanı Rusya’ya gönderir. İngiliz ajanı
Lochart kısa sürede Robins’in görüşlerini benimser ve onunla birlikte
hareket etmeye başlar. İkili bu kez Sovyetler ile Almanların antlaşma
yapmasını engellemeye çalışırlar, tekrar Lenin ve Troçki ile görüşürler
ama kendi elçilikleri önlerindeki en önemli engeldi. Başrısız olurlar ve
geri ülkelerine çağrılırlar.
The Washington Post
gazetesi 2 şubat 1918 tarihli baskısında Thompson’un Bolşeviklere 1
milyon dolar verdiğini Amerikan halkına duyuruyordu.
Üç ay önce Rusya’da devrim olmuştu. Wall Street’deki arkadaşları onun
aklını kaçırdığını konuşuyorlardı.
Thompson’un
Bolşeviklere 1 milyon dolar verip vermediği bir sırdır.
Thompson’un davranışını
açıklamak için ortaya birçok fikir atılmıştır. Bunlardan bazıları
Bolşevikler’in batılı basını başarılı bir şekilde manipüle ettikleri de
vardır. Bazıları ise Thompson’un Bolşevik devrimin kaçınılmazlığını
görüp kendi geleceğine yatırım yapmaya kalkıştığını iddia eder. Ama bu
iddiaların en çarpıcısı, paranın, devrimin Alamanya’ya yayılması için
harcandığıdır. Thompson’un geçmişine bakarak onun çok büyük planlar
yapabilecek kapasitede biri olduğundan yola çıkanlar, asıl amacın
Alamanya’daki devrimci Spartaküs ayaklanmasının başarıya ulaşmasını
sağlamak olduğunu söylerler.
Tüm bu iddia ve
komplo teorileri bir yana, Thompson’un samimiyetine güvenmek için daha
çok nedenimiz vardır. Amerikan Kızılhaçı’nın Rusya’daki politik
gelişmelere ilişkin öngörüleri birçok devrimci Rus liderden de daha
isabetliydi. Rusya hakkında doğru dürüst ön bilgiye bile sahip olmayan
bu ekip nasıl olur da olağanüstü doğrulukta öngörülerde bulunabiliyordu.
Sanırım bu sorunun
cevabı Wall Street’in Kızıl Haç ekibinin çevirmen ve danışmanlarının
kimliklerinde gizlidir. Bolşeviklere karşı kurulan ekibin Rusya’yı ve
oradaki ilişkileri iyi bilen üç çevirmeni vardı. Kaptan Ilovaisky,
Alexander Gumberg ve Boris Reinstein. Ilovaisky çok iyi bilinen tarihsel
bir kişilik olmasa da Bolşevik olduğu biliniyor. Gumberg, Amerikalılar
Rusya’dan ayrılrken iktidarı devralan devrimci hükümetin bakanlarından
Zorin’in kardeşidir. Ama Gumberg’in tek özelliği bolşevik bir bakanın
kardeşi olmak değildir. O ayni zamanda Bolşevik partinin İskandinav
biriminin de lideridir. Reinstein ise Plonya’dan Amerikaya göç eden bir
ailenin çocuğudur. Amerikan İşçi Partisinin üyesidir. Bolşeviklere
karşı derin sempatisi vardır ve onlarla işbirliği yapmaktadır. Amerikan
Kızılhaç’ı görevini tamamlayıp ülkesine dönerken o Rusya’da kalır ve
devrime katılır. Devrimden sonra kurulan Sovyetler Birliği’nin Devlet
Başkanı Lenin’in sekreteri olur ve Karl Radek’in kurduğu Uluslararası
Devrimci Propaganda bürosunun başına geçer.
Hiç şüphesiz Lenin,
Marksist ailenin yetiştirdiği en yetenekli politikacıdır ve onun
liderliğindeki Bolşevik Parti de kendi zamanında yeryüzünün en muazzam
örgütüdür. Amerikan kızılhaç’ı bu ekibin karşısında çok amatör
kalıyordu. Görüldüğü gibi Thompson ve yardımcısı Robins’in eylemleri ve
düşüncelerinde iç tutarlılığa sahip oldukları ve inandıkları veya
inandırıldıkları şeyleri yaptıklarını rahatlıkla düşünebiliriz. Bolşevik
partinin en yetenekli elemanlarından bilgi, rehberlik ve danışmanlık
“hizmeti” alan Thompson ve Robins, devrimin en üst düzey yöneticileri
Lenin ve Troçki ile sık sık temas kurmaktaydılar.
1919 yılı Bolşevik
İhtilalin etkisiyle hızla yükselen ve dünya Kapitalizmini tehdit etmeye
başlayan Komünizme karışı etkili önlemlerin alınmaya başlandığı yıldır.
Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere önderliğinde bir grup
emperyalist ülke, Bolşevikleri iktidardan uzaklaştırmak için Rusya’da 4
yıl sürecek ve sonunda yenilecekleri iç savaşı başlatırken, Robins,
Bolşevik propagandası ve Alman istihbaratını araştıran bir senato
komitesinin önünde ifade vermek zorunda kalır. Hiç şüphesiz soruşturulan
konuların başında 1 milyon doların akibeti geliyordu. Robins Thompson’un
paralarının Bolşeviklere verildiği iddiasını şiddetle red eder.
İfadesinde bu paranın Amerika Birleşik Devletleri politikası ve
çıkarları doğrultusunda eğitim amaçlı harcandığını söyler.
Gerçekte Robins ve
Thompson görev ve yetkilerini aşan işlere girişmişlerdi. Robins, Amerika
Birleşik Devletleri’ne cebinde Lenin’in kendisine Amerika Birleşik
Devletleri başkanına iletmek üzere verdiği bir antlaşma ve işbirliği
taslağı ile gitmişti. Bu nedenle Lenin ile Robins aralarındaki iletişimi
sürdürürler. Lenin, Robins’e 14 Mayıs ve 30 Nisan 1918 tarihlerinde iki
mektup gönderir.
Lenin’in biyografisini yazan Ronald Clark, Lenin ile Robins arasindaki
sıcak ilişki konusunda, Lenin’in en çok görüşmek istediği yabancı
uyruklunun Robins olduğunu yazar.
Öte yandan Robins’in Sovyetler Birliğine ilgisi ise uzun yıllar
sürecekti. Robins, 13 Mayıs 1933 tarihinde Mokova’ya gidip dönemin
Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Stalin ile görüşecekti.
Ama Lenin’in,
Amerika Birleşik Devletleri başkanına gönderdiği mesaj hiç bir zaman
yerine ulaşamaz. Anti-kominist cephe Robins’i kuşatır ve başkana
ulaşmasını engeller. Robins’in basın yolu ile elindeki mesajıdan başkanı
haberdar etme girişimleri de engellenir. Kızılhaç ekibinin liderleri
savaş lobisine yenilirler ve gözden düşerler.
Bu sırada Thompson
da Federal Reserve Bank’daki görevinden ayrılır.
CMC daha doğarken
öksüz kalmıştı.
Savaş sonrasında
Mudd’un, Thompson’un ilgisini Kıbrıs’taki yatırıma çekme gayretleri
başarısızlıkla sonuçlanır. Thompson artık CMC ile ilgilenmiyordu.
Thompson’un desteği olmadan üretime geçebilmenin mümkün olmayacağına
karar veren Mudd ve diğer yatırımcılar CMC’yi elden çıkarmaya karar
verirler. Mudd’un ilk girişimi, Thompson’a, Texsas Gulf Company ile
CMC’yi birleştirmek için teklifte bulunmak olur, ama Thompson bu teklifi
de kabul etmez.
Böylece, Kıbrıs’taki yatırıma harcadıkları parayı kurtarma telaşına
düşen Mudd ve arkadaşları nerdeyse kapı kapı dolaşıp değişik
alternatifler ile CMC’yi satmaya çalışırlar. Tüm umutları tükendiği
sırada Kıbrıs’tan hiç beklenmedik bir haber gelir. Gunther,
Skouriotissa’daki maden ocağında bakır cevheri ararken altın madeni
bulmuştu.
Tarihimize “şeytan
çamuru” olarak geçen CMC’nin altın madeni, şirketi son anda batmaktan
kurtarır. İlerleyen yıllarda dünyanın en büyük şirketlerinden biri
haline gelen CMC, ülkemizden milyonlarca ton maden cevheri çıkarıp
satarken, geride 50 milyon ton civarında atık bırkarak doğamızı
paçavraya çevirir. Ama CMC sadece çevremizi kirletmekle kalmaz, ayni
zamanda tarihimizi de kirletir.
Emperyalizmin
şafağında, emperyalist semayenin yıldızları tarafından tarih sahnesine
sürülen CMC, ayni hızda yoluna devam eder. İkinci dünya/paylaşım savaşı
öncesi Nazi Alamanyası ile kârlı ticaret yapar ama şirketin siciline
Nazi’ler ile işbirliği değil, Nazi’ler ile savaşan müttefiklere
sağladığı lojistik destek işlenir. Öte yandan ne Kıbrıs’taki işçi
hareketinin bastırılması için açıktan yürüttüğü mücadele, ne de
ülkemizdeki gizli teşkilatlara yabancı istihbarat örgütlerinden
aktarılan paralara ettiği aracılık soruşturma konusu yapılmaz. Her
durumda emperyal güçlerin kalkanı ile korunur. (başadön)
|
| (başadön) |
|
Tarih:
08.08.2005
İŞLER YOLUNDA DEĞİL!
(Atila Karaderi)
Görünen köy
klavuz istemez. Lefke’de işler yolunda gidiyor mu, gitmiyor mu? Elbette
ki hayır. Her yeri tel tel dökülüyor. Ekonomik yapısı, sosyal yaşantısı
ve çevre düzeni emekliyor. Lefke dün ne ise bugün de o. Aradan 30 yıla
yakın bir süre geçti. Dağla denizin yanyana dans ettiği güzelim Lefke,
nahiye değil hızla köyleşme sürecine girmiş.
Lefke Üniversitesi bir nebze olsun bölgeye canlılık verse de
aradan 15 yıla yakın süre geçmesine rağmen çare olamıyor. Üniversite
kaplumbağa hızında yol alıyor. İçinde bulunduğumuz bu iki yıl
öncekilerine göre daha umutvar görünmekle beraber hedeflere ulaşmada
ne kadar yardımcı olacak hep birlikte göreceğiz.
Bir bölgenin gelişip kalkınmasında en büyük görev yerel
idarelere düşmektedir. Yerel idareler, merkezdeki siyasileri plan ve
programları ile etkileri altına alabilmelidir. Yaratıcı bireylerden
oluşan yerel yöneticiler, kontrolleri altında tuttukları belediyeler
aracılığıyla halka ciddi hizmetler sunmalıdırlar. Olanaklarını en akılcı
ve verimli şekilde kullanabilmelidirler. Hizmet aşkı olmalıdır.
KKTC’de Mağusa Belediyesi için herkes ağız birliği etmişçesine
övgü içerisinde. Neden? Beledi hizmetlerin yanında kültürel hizmetler de
yöre halkının yaşantına bilfiil girmiş. Burada öncülüğü Mağusa
Belediyesi yürütürken DAÜ de olanaklarını seferber etmiş. Mağusa
şehirleşmiş, modern güzel herkesin gıpta ile kıskandığı bir yer haline
gelmiş. Gelişmekte de devam ediyor.
Peki burada başarı kimin?
Bir kere yukarıda 3. paragrafta anlattığım gibi bilgili ve
yaratıcı insanlar yanında merkezdeki siyasilerin desteğinin de alınması
şart. DAÜ yıllardır pastadan büyük paylar aldı. Yaratıcı ve bilgili
insanların elinde gelişti ve büyüdü. Lefkoşa ve Girne de bu pastadan
payını aldı. Ekonomik gelişmişlik Lefke ile kıyaslandığı zaman ortanın
çok gerisinde bulunduğumuz apacık ortada.
LEFKE
YENİDEN KEŞFEDİLMEYİ BEKLİYOR. Bu uzun zamandan beri kafamı
kurcalıyor. Denizin ve dağın, yeşil ile mavinin dans ettiği güzel bir
körfezde yaşıyoruz. Bunun değerinin farkında olmamız gerektiğine
inanıyorum.
Yerel idaremiz ve diğer sivil toplum örgütlerimiz bu bilinçle
hareket etmelidir. Lefke ve yöresinin önlenemez düşüşünü çıkış trendine
dönüştürmenin yollarını bulmalıdırlar. Bu yollardan bir tanesi de
yıllarca önce 2. Lefke Kültür ve Sanat Festivali’nde söz verilen
emirname ve daha sonrası için de master planın hayata
geçirilmesidir.
Lefke’nin merkezi için yıllar öncesine dayanan (Vehit
Nekipzade) bir planın olduğunu biliyorum. Kitapcık halinde olan bu
projeyi gördüm. Hayata geçirilmeli ve Lefke’nin otantik yapısı ön plana
çıkarılmalıdır.
Gemikonağı kıyı şeridi yeşil alanlarla desteklenerek yeniden
ciddi projelerle yapılandırılmalıdır.
Görsel kirliliğe asla izin verilmemelidir. Yapanlar süratle
uyarılmalı ve cezalandırılmalıdır.
CMC kirliliği ortadan mutlaka izole edilmelidir.
Lefke’nin kanalizasyon sorunu köklü çözülmelidir. Plan, program
ve kaynak yaratılmalıdır.
Lefke Üniversitesi’nin büyüyüp gelişebilmesi için gereken
ekonomik katkının ve yatırımların alınmasının sağlanması
kaçınılmaz olmalıdır.
Üniversite öğrencilerinin
mutlaka bölgede kalması sağlanmalıdır. Bunun için gereken yatırımlar ve
kaynaklar (yurt, spor kompleksi, eğlence merkezleri) üniversiteye ve
ciddi özel yatırımcılara sağlanmalıdır.
Mutlaka ve mutlaka Aplıç
Kapısı’nın açılması gereken siyasi katkı konmalıdır.
Konmasını sağlamak için daha yüksek profilden irade tecelli
ettirilmelidir. Burada bölgedeki tüm sivil toplum örgütlerine ve yerel
idaremize ve siyasi otoritemize görev düşmektedir.
1. derecede katkı yapılacak
turizm bölgesi ilan edilen yöremize turizm limanı yapımı
gerçekleştirilmelidir.
Bölgeye
turizm enformasyon bürosu kurulmalıdır. Bu konuda siyasilere baskı
yapılmalıdır.
İkinci sınıf
olmaktan çıkmalıyız. Söke söke gelişim sağlamanın yollarını bulmalıyız.
Yatırımlar için
kaynak yaratılmalıdır. Dedik ya yaratıcılık ve işbilirlik ve beceri
burda. Hazırı herkes yapar.
Lefke’de
işler yolunda gitmiyor. Gitmesi için de ortada ciddi bir çaba yok. Ne
yerel idarede ne de siyasilerde.
Bence öyle,
sizce?
ATİLA KARADERİ |
| (başadön) |
|
Hakan Oran
LÇTD Başkanı
ha_oran@yahoo.com
Yıllardan beridir Lefke ve bölgesinin ekonomik kalkınmasına etki
edecek olumlu veya olumsuz etmenlere karşı dernek olarak tavır koymak ve
bu düşünce etrafında olumsuz etmenleri ortadan kaldırarak Devlet, hükümet
yetkililerinin ve dünyanın dikkatlerini arada birde olsa bu bölgeye
çekmek için Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği yönetim kurulu olarak
yaptığımız çalışmalar neticesinde zaman zaman birçok sorun tesbit
etmiş gerek ziyaretlerle ve gerekse çeşitli toplantılarda münferit
seferler ilgililerin dikkatleri çekilmişti.Öncelikli konumuz c.m.c
atıklarının temizlenmesi yolundaki mücadelemiz daha değişik boyutlar
alırken ,birtaraftan ülkemiz doğal yapısına zarar veren odun kömürü
imalathaneklernin(gaminilerin)kapatılması ile ilgili faaliyetler ,lefkenin
kendisi ile özdeşleşen hurma ağaçlarının sökülüp turistik yerlere
nakledilmesi karşısında yapılan mücadele düzensiz ve vahşi depolama
yapılan çöp alanının kapatılmasına yönelik çalışmalarımız ve Son
dönemde özellikle Annan planının ortya çıkışıyla kendi yöremizin bu
konudan nasıl ve ne ölçüde etkileneceği, bölgemize büyük ve önemli
ekonomik olduğu kadar sosyal kültürel katkı da yapan Lefke Avrupa
Ünüversitesinin büyüyüp geliştirilmesi için ne gibi katkıların
yapılabileceği öngörüsüyle de sivil toplumun menfaatleri sözkonusu
olduğundan bu konudada çaba sarfetmiş ve aşağıda okuyacağınız yazılarla
ilgililerin dikkatleri çekilmiş ve bu konuyuda içerisinde barıdıran
anketde düzenlemiştir.Anket sonuçlarını bir sonraki sayımızda
yayınlayacağımızıda buradan bildirmek isterim.Şunu çok açık yüreklilikle
söyleyebilirim ki biz bu konudada üzerimize düşen görevi yapmaya
çelişiyoruz..Tabii ilgililerinde bu konuda sonuç alıcı birtakım
girişimleri ve hareketleri olmuştur.Özellikle bölgede yatırımı
hızlandıracak teşvikler konusunda sayın Başbakana yaptığımız ziyaret
olumlu geçmiş ve yatırım sürecini kolaylaştıracak ve hızlandıracak
birtakım önlemleri almışlar ve böylelikle hem özel girişimcilerin
Ünüversitemize yönelik öğrenci barınma amaçlı yatırımların kısmen
süratlenmesini(bu amaçla sunulan projelerde birtakım gereksiz
kıstlamalar kaldırılır ve bu amaçla sunulan projeleri finance eden
kurum bu amaca uygunluğu kontrol eden mekanızmasını öne çıkarma ve
denetleme gayretini gösterirse yatırım süreci hızlanacaktır.) hemde
bölgede yaşayan insanlarımızın bu hedefe yönelik girişimlerinin
desteklenerek bu yatırımların fertler bazındada artmasına olanak
sağlanmıştır.
Tabii bölgenin demografik yapısına etki edecek aşağıdada değindiğim
etmenleri bir düzen ve hukuk içerisinde hayata geçirmek, gelecekte
buralarada yaşayacak insanlarımızın buralara kökleşmesini sağlayacaktır.
Bölgemiz Annan
planı ile ortaya çıkan dururumun sosyal, psikolojik ve ekonomik
sonuçlarını dün olduğu gibi bugünde yaşıyor. Gerek Avrupa Birliğinin ve
AB içerisinde birtakım organların ve gerekse ABD ‘ nin referandum öncesi
verdikleri vaatlerin sonuçlarını görememek sivil toplum arasında hayal
kırıklığı yaratmakta ve olası çözüme gitme yolunda dünya konjuktürüne
yön veren bu devletlerin Kıbrısla ilgili taahhütlerini yerine
getiremediklerini görme ve sadece Rum tarafının istekeleri ile hareket
etmelerinden dolayı geçen zaman ne yazık ki halkın tutumunun
sertleşmesine ve çözüm yolunda bireysel çözüm yollarının aranmasına ve
ortak vatan hedefinden uzaklaşılmasına sebebiyet vermektedir.
Böylesi bir yapı
sanırım Dünyanın bu çok özel bölgesi için siyasi dengelerin korunması
açısındanda arzulanmayan bir çözümdür
ve böylesi tek
taraflı bir çözümün gerçekleşmeyeceği gerçeği ile umutlarımızı geleceğe
taşımış durumdayız.Geçtiğimiz 30 sene süresince nasıl ki sürekli olarak
pazarlık konusu olan ve doğru dürüst yatırım yapılmayan Güzelyurt
bölgesi gibi bugün son planla pazarlık konusu olan ve planda verilecek
bölgeler kapsamında bulunan
Gemikonağı,Cengizköy,Yeşilyurt,Yedidalga,Aşağı bağlıköy,Yeşilırmak
bölgelerinde bugün ve gelecekte herhangi bir ekonomik gelişme
yaşanamayacaktır var olan olduğu gibi kalacak ve bir sonraki Kıbrıs
üzerinde yapılacak olan pazarlığı bekleyecektir.Üzerinde hassasiyetle
durulması gereken en önemli konu ise Kıbrıs konusundaki uzlaşıya evet
diyen insanımızın bire bir yaşam hakkı ile ilgili olan bir 30 senenin
daha belirsizlikler içerisinde geçirmesinin hak ve hukuka uygun
olmadığıdır. Yaşamın devam ettiği bu süreç içerisinde Yalnızca
ekonomik açıdan bile bakıldığında iki taraf arasında açılan tüm kapılar
gibi Lefke Aplıç kapısında Kuzeye birtakım faydalar sağlayacağı
unutulmamalı ve Yaz aylarında trodosu ziyaret eden 1.5 milyon turistin
oradan denize en yakın yer olan lefke gemikonağı,yedidalga,yeşilırmak
bölgelerini tercih edeceğini bunun ise ekonomik olarak bir getirisinin
olacağı çok aşikardır.Run tarafının bu kapının açılması konusunda
suskunluğunu koruması Trodosa gelen turistten maximum fayda
sağlayamayacağı ondan bir şekilde bu yolla belli bir sürede olsa
kaybedeceği ekonomik kazanç düşünülebildiği halde, bizim bu konuyu her
fıstatta gündeme getirmemize rağmen kaybedeceğimizin veya
kazanacağımızın muhasebesinin yapılmaması düşündürücüdür.Yalnızca bu
açıdan bakıldığında bile Lefke Aplıç kapısının açılması için çaba
sarfedilmesi gerekmektedir Bu tüm yöre halkının istek ve arzusudur.Bu
konuda yetkili mercilerinde bizim gibi düşünerek bölge ve ülke
menfaatlerinin bunu gerektirdiğini düşünerek bir an önce bu yolda
olumlu adımlar atacaklarını umarız.Aplıç kapısının açılması konusunda
gösterilecek çaba karşı tarafın bu konudaki tüm olumsuz çabaları
neticesinde bilinmeli ki pozitif bir başka politik adım ve kazanç
olacaktır.
İnsanın birebir yaşam hakkı ile ilgili olan AB tarafından verilen
sözlerle ve vaatlerle bir bakıma kandırılmış olan ve bugün gelecek
kuramama endişesi yaşayan bir toplumun beklentilerinin karşılanması
gerekmektedir.Halkımızın ve ekonomik gelişmenin önünün açılması
gerekmektedir.Aksi takdirde bölgede kalan biravuç insanımızıda kaybetmek
ve Lefkenin büyük bir köy olma sürecini yaşamak zorunda
kalacağız.Bölgede yatırım yapmayı teşvik edici ve her halukarda bu
yatırımı garanti altına alıcı insanımızı teşvik edebilecek uluslararası
hukuklada örtüşen sonuç verici faaliyetlere gidilmeli,özelliklede
bölgenin genişleyememesi ve gelişmemesi için önemli bir tehdit olan
C.M.C ait gayrimenkullerin süratle kamulaştırılıp,kirlilik alanlarının
temizlenip geri kalan atıl haldeki kullanılmayan alanlarada gerekli
yatırımların yapılıp kamuya açılması yolundaki uluslararası hukuğunda
öngördüğü ölçüde girişimlerin yapılarak sonuç alma yoluna gidilmesi
gerekmektedir.Takdir edersiniz ki sonuçlarıda düşünüldüğünde ve Lefke
bölgesindeki bu şirketlede ilişkilendirilebilecek çevresel faktörlerde
gözönünde tutulduğunda Uluslararası hukuklada örtüşen böylesi bir
çalışma bölge ve ülke için yapılabilecek en büyük faydaların başında
geleceği inancındayız.Bütün bunların yanında olası bir anlaşmada Lefke
ve bölgesi için elzem arzeden birtakım şu an için toprak olan kamu
yollarınında alt yapısının yapılıp gerekli yerlere bağlantısının
yapılması gelecekte Lefke bölgesinin diğer Türk yerleşim yerleri ile
olan bağlantısının şimdiden yapılmasına olanak sağlayacağı gibi
sözkonusu yolların yapılmasıyla bölgemiz için önem arzeden yeni inkişaf
alanlarınında ortaya çıkmasına ve yatırımların başlamasına olanak
sağlayacaktır.(Lefke-Ünüversite - Bağlıköy ,Lefke
–Cengizköy-Doğancı-Gaziveren alternatif güney yolu gibi)
-Lefke
ve yöresi birinci derece turistik bölge ilan edilmesine rağmen bu konuda
herhangi bir altyapı çalışması ve yatırım yapılmamaıştır.Yıllardan
beridir gündeme getirdiğimiz ve gerek bölgemiz ve gerekse ülke için hem
yat turizmini teşvik edecek hemde narenciyenin buradan daha kolay ve
daha düşük maliyete ihraç edilmesini sağlayacak yat limanı projesi
defalarca gündeme getirilmesine rağmen hep hasır altı edilmiştir.Bunun
dışında gelişen ünüversitemize de katkı sağlamak amacıyla Annan planına
göre rum parça devletine verilecek bölgede var olan gerek Türk gerekse
eşdeğer emlaka sahip şahısların teşvik edilerek buralara inkişaf
yapılmasının sağlanması bu bölgelerdeki Türk varlığının yerleşmesine ve
kökleşmesine olanak sağlayacağı gibi Ünüversitenin ihtiyacı olan gerek
barınma gerekse sosyal aktivite sahalarının açılmasına olanak
sağlayacaktır. Bunlar yapılırken 1.öncelikli bölge ilan edilen ve
Kalkınma bankası teşviklerinden yararlandırılan bölgemizde hükümet
yetkililerine iletttiğimiz bu sıkıntıya çözüm bulmalarıda son dönemde
istenilen ve özlenilen seviyede hızandırdığı burokrasi bölgenin bu
konudaki sıkıntısına bir ölçüde rahatlama getirmiştir.öğrenciye yönelik
yapılacak yatırımlarında gerek bundan gerekse yapılacak yatırımın
birtakım gereksiz kısıtlamalarla süreci engellenmektedir.Devlet bu
bölgemiz için özel bir statü gerçekleştirmeli ve terkedileck bölgelerde
bulunan çok miktardaki Türk emlakine yapılacak yatırım için geri
dönüşümsüz kredi vermelidir.Böylelikle batının bu özel bölgesinde
belkide Türk varlığının ilelebet kalıcılaşmasına olanak sağlamalıdır.
-Bölgemize büyük ve ekonomik bir katkı yapan Lefke Avrupa
Üniversitesinin geliştirilmesi için daha ciddi çabaların yapılması
gerekmektedir.
Kurulduğunda bu yana on beş sene geçmesine rağmen son döneme kadar
Üniversitemiz istenen ve özlenen seviyeye gelememesinin ardında
istikrarlı bir eğitim, öğretim ve idareci kadrosunun olamayışı siyasi
rant uğruna Üniversite kurumunun kullanılmış olmasından
gelmektedir.Siyasetten, kişisel menfaatlerden ve sansasyondan arınmış
temiz , Lefke ve bölge halkı ile daha çok iç içe Lefkenin adına
yakışır bir Üniversite yaratılması ve idamesi ile elbirliği ile
sorunları çözmek için gereken duyarlılık ve hassasiyeti her zaman
gösterecek , bu konuda hükümet ve Üniversite yetkililerininde aynı
duyarlılıkla hareket edeceklerini ümit ederiz.Bölgenin alt yapısına
verilecek önem ve teşvikler bu kurumumuzun burada daha da kökleşmesine
olanak sağlayacak insanımızın bu bölgede tutunmasını sağlayacaktır.
Bütün bunların yanında Lefke Avrupa Ünüversitesinin yıllardır kendisine
zarar veren yönetsel yapısından kurtularak Lefke halkınında daha çok
sahip çıkacağı bir yönetim yapısına büründürülmesi Siyasetten, kişisel
menfaatlerden ve sansasyondan arınmış ve bu amaçla sözkonusu mütevelli
heyeti içerisine bölge sivil toplum örgütü temsilcilerininde etkin
olarak kazandırılması ve yönetimde sözsahibi olması Lefke ve
Ünüversitemizin menfaatlerinin gözetilmesi açısından elzem
arztmektedir.Yoksa var olan yapısı ile Ünüversitenin her gün yeni
sansasyonlara zemin hazırlaması kaçınılmaz olacak ve Ünüversitenin
kalıcılığına gölge düşürecek,Bölgenin bu kurumumuza olan güvenini
sarsacaktır.
Yaşadığı dünyaya şekil
verenler insana değer verenlerse
(başadön) |
| |
|
LEFKE’DEKİ
YAŞLI SU KEMERİ (Nurbanu Tosun
Soyel[iv])
Lefke
kasabasındaki on gözlü (kemerli) su kemeri Osmanlı dönemi Kıbrıs’ını
yansıtan ilginç bir mimarlık eseridir. KKTC’deki su kemerleri içinde
kent merkezinde kalmış olması, topoğrafyaya uyumu ve sokaka dokusuna
göre biçimlenişi ile dikkatleri çekmektedir.
Bugün Lefke
Belediyesi olarak kullanılan binanın hemen aşağısında Beyefendi
Sokak’ta yeralmaktadır. Belediye Pazarı’nın hemen yanından inilen
yokuştan aşağı doğru inmeye başladığınızda, birden çok farklı bir
atmosferin içinde bulursunuz kendinizi. Sol tarafta bitişik nizam
sıralanmış ve sokağın kenar duvarını oluşturan küçük, şirin Osmanlı
evleri ve sağda bahçesindeki hurma ağaçlarıyla dikkati çeken Şeyh
Nazım’ın evinin hemen sınırında yeralan bahse konu su kemerinin ilk
kemerleriyle karşılaşırsınız. Bir süre sonra sokak neredeyse 90
derecelik bir açıyla sağa doğru döner ve su kemeri de sokağa paralel
olarak o yöne kıvrılır. Kemerin sonlandığı yerde bir su tribünü yer
alır. Su tribününün üzerinde bir kitabe mevcuttur. Fakat bu kitabenin,
özgün kitabesi olmadığı, özensiz ve gelişigüzel bir yazı ile yazılmış
olması nedeniyle sonradan değiştirilmiş olduğu düşünülmektedir. Mevcut
kitabe üzerinde rumca bazı kelimeler ve 1892 tarihi yazılıdır.
Bulunduğu
arazinin eğiminden dolayı kemer duvarının yüksekliği her noktada
değişkendir. Yükseklik en alçak noktada bugün 67 cm iken, en yüksek
yerde ise 421cm dir. Duvar kalınlığı ise 132-158 cm arasında
değişmektedir.
Yapılan
kaynak araştırmalarına göre bu su kemerinin, Lefke’deki pekçok su vakfı
ile ilgili bilgi veren 1690 tarihli Ebu Bekir Efendi vakfiyesinin[i]
bir parçası olduğu düşünülmektedir. Bu su kemerinin kısa bir süre
öncesine kadar, 1887 yılında yaptırılan Battal Ağa Değirmenini
çalıştırmış olduğunu Yıldız’dan[ii]
öğreniyoruz.
Su
kemerinin üzerinde, bir zaman değirmene su taşıyan, yaklaşık 60cm
derinliğinde bir su kanalı mevcuttur. Battal Ağa Değirmeni’nin yerinde
bugün bir ev bulunduğu için bu kanal bugün kullanılmamaktadır.
Günümüzde kullanılan su kanalı yolun
hemen kenarında, kemer ayaklarının hemen önünde yeralmaktadır. Bazı
noktalarda kemer ayaklarını delip geçen bu kanal tarlaları ve narenciye
bahçelerini sulama amacıyla kullanılmaktadır. Bu kanalın, İngiliz
döneminde elden geçtiği, o dönemde kemere bitişik olarak inşa edilmiş
olan çeşmeden anlaşılmaktadır.
Sokak döşemesi bugün asfalt ile
kaplıdır. Özgün döşemesinin, Beyefendi Sokak’ta dördüncü kemerin hemen
önünde görülebildiği kadarıyla, büyük boyutlu taş plaklarla kaplı olduğu
anlaşılmaktadır.
Su
kemeri inşa edildiği tarihten günümüze gelene kadar birçok hasar
görmüştür. Bu bozulmaları maddeler halinde sıralarsak:
1.
Kemer açıklıklarının bazıları, komşu parsel tarafından yığma taş
duvarlar ve kamış levhalarla kapatılmıştır.
2.
Komşu bahçede, kemer duvarına bitişik bazı barakalar
bulunmaktadır.
3.
Diğer kemer açıklıklarının içi ise toprak ve moloz taşlarla
doldurulmuştur.
4.
Su tribününün hemen yanındaki kemer açıklığının hemen arkasına
ondülin bir çatı örtüsü inşa edilmiş ve kemer açıklığı garaj olarak
kullanılmaktadır.
5.
Kemerin üzerindeki kanalın içinde çiçekler, bitkiler büyümüş ve
bazı noktalarda duvar yüzeyinde ağaçlar yetişmiştir.
6.
Duvar yüzeyinde sprey boyalarla yazılmış yazılar mevcuttur.
7.
Duvar yüzeylerinde, kemeri statik açıdan tehlikeye sokabilecek,
harcı boşalmış, yüzey kaybı olan yerler mevcuttur.
8.
Bugün önünde çöplerin, inşaatlardan çıkan atıkların toplandığı
bir merkez görevi görmektedir.
Tüm bu tahribatların giderilmesi ve
biran önce yapının restore edilmesi gerekmektedir. Osmanlı Döneminde
inşa edilmiş olduğu düşünülen bu yapı, su gücü ile çalışan bir
değirmenin parçası olması nedeniyle, Kıbrıs’ın endüstri arkeolojisi
tarihi açısından önemlidir. Bu nedenlerden dolayı korunması ve gelecek
kuşaklara aktarılması gerekmektedir. Bu konuda yetkililerin biran önce
gerekli çabayı göstermeleri, bu şirin kemerin Sir Samuel Baker’ın
anlattığı eski güzel günlerine kısmen de olsa döndürülmesi Kıbrıs’ın
kültür mirası açısından bir kazanç olacaktır. KKTC deki tüm su gücü ile
çalışan değirmenlerin ve su yollarının korunması dileklerimle saygılar
sunarken, 1879’da bu bölge ile ilgili Sir Samuel Baker’ın kitabından bir
alıntı ile yazımı sonlandırmak istiyorum.
“Lefke’deki
evler, bahçelerin ve narenciye ağaçlarının gür ve bol yaprakları
arasında adeta görünmüyor. Dişbudak ağacı, karaağaç, Limon, portakal ve
çok çeşitli meyve ağaçlarının gölgelediği, kenarlarından su kanalları
geçen dar patika yollar boyunca ilerledik. Su gücü ile çalışan
değirmenler, el değmemiş kibar, hoş hanımelleri ile süslenmiş su
kemerleri, bunlar olmadığı takdirde sönük sayılacak bu geçidi bir
endüstri sergisi gibi canlandırmaktadır[iii]”.
(BAKER; GAZİOĞLU, s.183).
.
Y.Mimar Restoratör
Nurbanu Tosun Soyel[iv]
[i] ALTAN,M.Haşim., 1986, “Belgelerle Kıbrıs
Vakıflar Tarihi”, lefkoşa, Cilt 1, s. 472
[ii] YILDIZ, N.,”Kıbrıs’ta Osmanlı Kültür
Mirasına Genel Bir Bakış”, Türk Dünyası Ansiklopedisi, s. 989
[iii] BAKER, S.Samuel, 1879, “Cyprus as I Saw
it in 1879”, London, s.222; GAZİOĞLU, Ahmet c., 2000, “Kıbrıs’ta
Türkler”,
Lefkoşa, s.183,
[iv] YDÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim
Görevlisidir.
|
| (başadön) |
| |
| |
| |
| |
|