ÇÖZÜM, AB VE CMC ÜÇGENİNE DERNEĞİN BAKIŞI

Dernekten mektuplar...

download Lefke Screensaver

       

CUPRUM SERGİSİ  İNCİ KANSU                                  Konferans Bildirileri

Kese kurdu ile mücadele...          çam kese kurtları ile mücadeleden resimler...  
  Konferans Sonuç Bildirgesi
CMC hakkında birçok şey bu sitede

   Lefke'ye Statistik Bakış
                    Güner Mükellef

Lefke karlar altında CMC konusundaki son gelişmeler...
Aklın ve bilimin yolu tektir.

DÜNYADA VE KKTC'DE ÇEVRE
Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş 
http://www.bugday.org/

TURKISH REPUBLIC OF NORTHERN CYPRUS

  Lefke'de Çözüm, Barış ve AB için etkinlik vardı.

    KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ

Do you want to learn about CMC
Miss Betül Atasayan

Lefke'nin Siyanürlü Geçmişinden...
Okumadan geçmeyiniz!!!

 Enver Bıldır
Bergamalıların Sitesi 

Tarih

 CMC'yi protesto eyleminden bir kesit
İleri

Konferans kitabımız
çıktı...

 

 

GAZETE 12 0
1. Av. Vehit Nekipzade
2. Dr. Nazım Beratlı
3. Dr. Kudret Çağlar
4. Enver Bıldır
5. Atila Karaderi
6. Hakan Oran
7. Nurbanu Tosun Soyel
 

YARIŞIP YAŞAMI SÜRDÜREBİLMEK          (Av. Vehit F. Nekibzade)
           24 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıs’ın iki kesimnde yapılan  referandumda  Kıbrıs Rum halkının hayır oyu  kullanması  sonucu, son şekliyle Annan Planı  uygulanamamıştır. Ancak  Kıbrıs Türk  halkı anılan plana %65’lik bir oranla evet demiş bulunmaktadır. Görülen odur ki,  kısa veya uzun bir süre sonra anılan plan veya bir  benzeri uygulama alanı  bulacaktır .  Planda Lefke  yöresiyle ilgili olarak halkımız leyhine  değişiklik yapılması  arzum olmakla beraber, hiç değişiklik  yapılmayacakmış gibi tedbirli davranmak kaçınılmazdır.
            Anılan plana göre, maalesef Gemikonağı (İdari olarak Gemikonağı köyü, Soli  ve Denizli Mahallelerinden oluşan bir  köydür. Bugün  yerleşmiş  kullanımıyle Gemikonağı  dediğimiz zaman, sadece Gemikonağı Soli Mahallesi  kastedilmekte, Denizli’yi de ayrı bir köy gibi mütalaa etmekteyiz. Doğru olan Denizli ve Soli’nin Gemikonağının birer mahallesi olduğudur.)  Soli ve Denizli  mahalleleri de  iade edilecek yerleşim  birimleri  arasındadır. Ancak  Gemikonağı özel statüde olacak  köylerden biridir . Buna ek olarak Lefke Avrupa Üniversitesi Kampüs alanı da iade  edilmiyecek  topraklar arasında yer almaktadır.
            Planın son  şekline göre; Gaziveren, Doğancı, Taşpınar, Çamlıköy, Cengizköy, Bağlıköy ve Lefke yerleşim birimleri alanı, (Cengizköy sahili hariç) mütakbel Türk Kurucu  Devletinin en  batısında, anılan devlet topraklarından hemen hemen ayrı bir  uzantı halinde kalmıştır. Gelinen bu noktada, konu yerleşim birimlerinin ayakta durması çok özel  tedbirleri gerektirmektedir. Deniz  sahilinden  en azından İdari ve  Beledi yönden mahrum kalacak bu bölge için alınması gerekli  tedbirlerin  önemi bir o kadar daha  artmaktadır.
            Her şeyden önce  Gaziveren’den veya oraya kadar  ulaşacağı söylenen Kuzey Sahil Yolundan başlayıp yukarıda adları sayılan  köyler arasından geçip Lefke, Lefke Avrupa Üniversitesi ve  Bağlıköy’e ulaşacak ve belirtilen köyler arasında ulaşım ve dayanışmayı  kolaylaştırıp  artıracak  günün  standart ve ihtiyaçlarına uygun bir yol süratle projelendirip  inşa edilmelidir. Lefke’de Kuzey istikametinde yer alan Saraylar ve Cengizköy yolları da geliştirilip, önerilen yola bağlanmalı ve Lefke’nin Gemikonağı istikametinden gelen tek ana giriş yoluna ilaveten mevcut ana girişe eş nitelikte 2 adet daha ana giriş yaratılmalıdır.
            Anılan bölgede  dün olduğu gibi bugün ve yarın da Lefke çok özel bir  konumda olup yine kilit rol oynayacaktır. Lefke ayakta  durabildiği oranda, bölge de  ayakta duracaktır. Aksi takdirde ve Lefke’nin düşmesi halinde, diğer köyler de tıpkı domino taşları gibi yıkılacaktır.
            Bölgeye baktığımız zaman; bölge genel olarak bir tarım bölgesidir. Lefke tarıma ek olarak bir  ünüversite  kasabası da olma  yolundadır. Buna ek olarak Lefke  doğal ve tarihi  zenginlikleri bakımından büyük  bir  turizim  potansiyeline  de sahiptir.
            Lefkeye’yi  Üniversite, turizim ve tarım faaliyetleri bakımından destekleyip güçlendirebildiğimiz  ve  bölgenin  diğer köylerine de gerekli desteği sağlayabildiğimiz takdirde, ileriye  umutla bakmamak için  hiçbir neden yoktur.
            Yöremizde Rumlara iade edilecek  köyler takriben 2 ½  yıl içerisinde  boşaltılacaktır. Bu  hususun  gerçekleşmesi halinde Lefke Belediyesi, Bademliköy, Yedidalga, Gemikonağı (Soli ve Denizli mahalleleri)  Cengizköy sahili ve Yeşilyurt köylerinden oluşan  deniz  şeridini  kaybedecektir. Bu husus  belde nüfusunun da yarıdan biraz  fazlasını  kaybedeceğimiz  anlamına gelmektedir. Burada biraz durmak ve iade edilecek yukarıda sayılan  köylerde outran hemşehrilerimizin oralara nereden gelip yerleştiklerine ve  istihdam alanlarına bakmak  gerekmektedir. Ancak buna geçmeden,  önce boşaltılacak köylerden  vatandaşlarımızın nereye  gideceklerine  de  bakmamız yararlı olacaktır. Annan planının ilk  versiyonunda  alternatifli  haritalar sunulduğu için, yukarıda sayılan  köylerin iade edileceği hususu kesin değildi. Belirtilen nedenle olsa gerek, bu bölgede  boşaltılacak köylere  yine bu  bölgede alternatif yerleşim  birimi kurulması gündeme  gelmemiştir. Ancak plan son şeklini almış  referanduma gidilmiş ve  Kıbrıs Türk  halkından da kabul  görmüştür. Şimde Lefke Yöresinde de  alternatif  yerleşim  birimi  kurulması hususu gündeme  gelmelidir.
            Gemikonağı (Soli ve Denizli mahalleleri)’ında oturan  hemşehrilerimizin büyük  çoğunluğu 1974 öncesinde  Lefke’de  oturmakta  idiler. Yine burada  oturanların birçoğu toprakla uğraşmamaktadırlar. Önemli  bir kısmı emekli  madenciler, onların eşleri veya  çocuklarıdırlar. İnanıyoruz  ki ; bu hemşehrilerimizden  evlerini terk edecek olanlar, Lefke yöresinde  kurulacak alternatif  yerleşim  biriminde  oturmayı gönüllü olarak  tercih edecektirler. Bunu  başardığımız  takdirde Lefke’ye  önemli bir nüfus  kaydırmış  ve  Lefke’yi  güçlendirmiş olacağız.
            Yukarıya da  aktarıldığı gibi  boşaltılacak köylerden  Gemikonağı, özel statüde olacak  köylerden biridir. Bu hususa değinmeden önce Denizli mahallesini ele almakta yarar görmekteyim. Denizli  Mahallesi; Cengiz Topel Anıtı yanından başlayıp, orada denize  ulaşan  Lefke  deresi boyunca güney  istikametinde 675m.  derinliğe gelindiği zaman bulunan  eski  tren  köprüsünden batıya doğru  ilerleyip Lefke – Gemikonağı ana  yolundaki  tren  rayına ulaşan, oradan kuzey  istikametinde dönel kavşağa ve oradan da İtfaiye  Binası  önünden geçip  Hattuşaş  Bar önünde denize  birleşen  alan içerisinde kalan mahalledir. Bu mahallenin yaklaşık %80  toprağı CMC (Kıbrıs Maden Şirketi) maden şirketinin, geriye kalan yaklaşık %12’si Rumların yaklaşık  %8’i ise Türklerindir. Yine bu mahallede oturan hemşehrilerimizin %90’a yakın  kısmı  anılan  şirkete  ait lojmanlarda oturmaktadırlar. Bu evlere gelecek Rum sahipleri yoktur.
            Maden  Şirketinin diğer  yerlerde  olduğu gibi Denizli mahallesinde sahib olduğu tüm gayrı menkuller, 20. asrın başında maden şirketine tanınan  imtiyazla  Türklerden zorla istimlak edilip yok  pahasına alınan gayrı menkullerdir. Bir  hususa daha burada  değinmek  gerekir. 1934 yılına kadar Gemikonağı (Soli ve Denizli eski adıyla Xeros  mahalleleri) Lefke  toprağı idi.  Gemikonağı köyü 1934 yılında Lefke’lilerin  muhalefetine  rağmen  İngiliz  Koloni  İdaresi  tarafından  Lefke’den  ayrılmıştır.
            Dolayısıyle hiç zaman  geçirilmeden özelde  Denizli mahallesinde ve genelde  tüm yörede bulunan CMC (Kıbrıs Maden Şirketi) toprakları  ya satın alma veya istimlak  yoluyla Türklere  kazandırılmalıdır.
            Unutulmaması  gereken  bir diğer önemli  husus da  yörenin tek  hastahanesi olan Cengiz Topel  Hastahanesi ve  eklentilerinin de CMC maden  şirketine ait olduğudur.
            Gemikonağı Soli mahallesine  gelince, bu  mahallenin topraklarının yarıya yakını Türklere  aittir. 1963 yılında  toplumlararası  çatışmalar  başladığı  zaman, Gemikonağı’nın  geçit  yer  oluşu, buna ek olarak  da Denizli mahallesi konutlarının yaklaşık  %90’ını oluşturan CMC  lojmanlarının çoğunda Rum maden  işçilerinin oturması ve sahilde Rum  nüfusunun Türklerden  fazla olması gerçeği karşısında olacak, zamanın Türk  yöneticileri oralarda oturan  Türklerin Lefke’ye  göç etmeleri  yönünde karar  üretmiş, hemşehrilerimiz  de  buna uymuştu. 1963-1974 döneminde Türklere  ait evler büyük  ölçüde  yıkılmış narenciye bahçeleri  kurutulmuş, Türklerin  mal  varlıkları talan edilmiştir. Ne  yazıktır ki, şimdiye  değin Gemikonağı (Soli ve Denizli Mahalleleri)’ında Türklere  ait  gayrı  menkullerin inkişafı için idarecilerimiz tarafından hiçbir teşvik yapılmamıştır.
            Şimdi  hiç  zaman  kaybetmeden Gemikonağın’da  Türklere  ait  gayrı menkullerin  inkişafı, orada Türk nüfusunu  artıracak  çok  fazla  sayıda  konutun yapılması veya  bunların kat  karşılığı  veya  diğer  yöntemlerle  değerlendirilmesi veya Turistik   yatırım  yapacaklara ciddi  katkı  ve teşvikte  bulunulması  veya  benzer yöntemler geliştirilerek değerlendirilmesi  kaçınılmazdır.
            Yine  Annan  Planına göre  mevcut  anıtlar da ayni şekliyle muhafaza edilecektir. Bu nedenle Cengiz Topel Anıtı  alanı, başlangıçta da  tasarlandığı üzere, bugünkü alanından  batıya CMC  maden iskelesine  kadar  uzatılmalı, iskelenin eski idari binaları  gece klüplerinden arındırılıp Cengiz Topel Müzesine dönüştürülmelidir. Bu şekilde  hem yaklaşık 400 m.lik bir sahil şeridi daha Kıbrıs  Türk Kurucu Devleti idaresinde kalacak ve  hem de  Şht Yüzbaşı Cengiz Topel’e  karşı  bir  vefa  borcumuz  daha  yerine  getirilmiş  olacaktır.
             Bunlar  başarıldığı  taktirde  Gemikonağı  Rumlara  iade  edilse  de, orada Türkler  varlıklarını sürdürecekler  ve  Lefke’nin  de  denize  aralanmış bir penceresi görevi  göreceklerdir.
            Bu  yeni  dönemde  Lefke  Avrupa  Üniversitesi, Lefke  ve  yöresi  için daha da büyük  önem  kazanacaktır.Yöre  yakın  gelecekte  büyük  ölçüde  Üniversite  ile  ayakta durabilecektir. Bunun  için  de  Üniversitede  bazı  atılımların  yapılması  kaçınılmazdır.
            Herşeyden önce Üniversite Üst Yönetimi siyasi  etkilenmeden kurtarılmalıdır. Mütevelli  Heyeti değişken  üyeleri, iktidar parti veya  partileri mensuplarına sırf  o partiye mensup  oldukları için dağıtılmamalı, anılan üyelikler çoğunlukla yöre insanları arasından özenle  seçilip  doldurulmalıdır.Üniversitenin sahibi Kıbrıs Bilim Vakfı Mütevelli Heyetindeki  kurucu (daimi) üyeler büyük  bir misyonu tamamlamış bulunmaktadırlar. Kendilerine  Üniversitede  veya  Kıbrıs  Bilim Vakfı bünyesinde Onursal birer görev verilerek  mütevelli  heyeti  daimi  üyelikleri sona erdirilmelidir. Üniversitede kurumlaşma süratle  sağlanmalı, Üniversite Yönetiminde akademisyenler de yer almalıdır.
            Üniversite kampüsü fiziki olarak Lefke Kasaba merkezine yakınlaştırılmalıdır. Bu da Lefke  merkezindeki Kemal Özalper Şehitliği’nden  başlayan, ayni isimi taşıyan  caddenin,  süratle ulaşıma açılması ve anılan caddenin Mehmet Akif Caddesine ulaştığı yerden başlayan ve Lefke Avrupa  Üniversitesi kampüsünden geçen Bağlıköy eski yolunun ıslah edilerek merkezden Üniversiteye ulaşımın kolaylaştırılıp süresinin azaltılması ile mümkün olacaktır. Tabir caiz ise, Lefke Avrupa Üniversitesinin yüzü Lefke Kasaba merkezine çevrilmelidir.
            Gemikonağı İlk Okulu derhal Lefke İstiklal İlk Okuluyla birleştirilmeli ve Gemikonağı İlk Okulu binası, LAÜ Kampüsüne katılıp, Güzelyurt’ta konuşlandırılmış olan Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi  belirtilen binaya taşınmalıdır. Anılan fakültenin uygulama  alanı olarak Evkaf İdaresi ve C.M.C. Maden Şirketine ait Lefke’de bulunan tarımsal araziler Üniversiteye kiralanmalı veya tahsis edilmelidir.
            Üniversitenin eğitim kalitesi ve  öğrenci sayısını artırmak amacıyle ek yatırımlara gidilmelidir. Sayısı artırılması düşünülen öğrencilerin barınak ihtiyaçlarını karşılamak için  bir yandan Üniversite imkanlarıyla, günün ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte yurt binaları inşa edilirken, diğer yandan da üniversitede yöre halkıyla devamlı ilişkide olacak bir birim kurulmalıdır. Bu birime bağlı veya bu birimin bilgi,hizmet ve destek alabileceği bir proje ofisi de yaratılmalıdır. Bu birim teke tek yöre halkıyla temas kurmalı, yatırım yapma gücü olan veya öğrenci barınağına dönüştürülme imkanı bulunan bina veya binalara sahip şahıslara fikir, proje ve hatta gerektiği takdirde kredi bulma yönünde yardımcı olunmalıdır. Kredi verme  olanağı bulunan Yatırım  Bankası ve Yeni Lefke Kooperatif Kredi Şirketi  yetkilileri ile Üniversite yetkililerinin  bu yönde yapacağı bir protokol, makul faiz oranıyla kredinin anılan kuruluşlarımız vasıtasıyle sağlanması imkanı yaratacaktır.
            Annan planının son şekline göre Lefke Avrupa Üniversitesi kampüsünün Denizli ve Soli Mahallelerinde kalan bölümü de Türk Kurucu Devleti toprakları arasında olacaktır. Kordinatlar verilmiş olmasına rağmen, Hüseyin Paterson Caddesi, Şht.Nejdet Levent Sokak ve Denizli İtfaiye Binası yanından başlayan Üniversite yolu  üçgeni arasında kalan tüm alan, buna ek olarak Gemikonağı İlk Okulu binası ile Denizli Mahallesi merkezinde K.T.Barış Kuvvetleri ve K.T.Güvenlik Kuvvetleri askeri birliklerinin kullanımında bulunan tüm tesis  lojman ve alan da,  kullanımın aynen  kalması kaçınılmaz olsa bile, Lefke Avrupa Üniversitesi kampüsüne katılmalıdır.
            Yukarıya aktarılan tedbirler ve benzerleri hiç  zaman kaybetmeden alındığı taktirde, Annan Planı son şekliyle uygulansa bile,Lefke ve yöresi ayakta durabilecek,halkımız  ekonomikman güçlenecek ve yöreye gelecek  müstakbel Kıbrıslı Rum  komşularla eşit şartlar içerisinde yarışıp yaşamını sürdürebilecektir. Aksini düşünmek istemiyorum.     (başadön)

 

Lefke 04/03/2005                                                                                                                                    (Av. Vehit F. Nekibzade)
                                                                                                                                                              Lefke Belediyesi Eski Başkanı

 

TARİH İÇİNDE BİR KASABA:   LEFKE
Dr. Nazım Beratlı
      Lefke'nin adının nereden geldiği ile ilgili pek çok iddia vardır. Bunlardan bizce en inandırıcı olanı, burayı M.Ö. 3. yy.da Ptoleme Kralı'nın oğlu Lefcos'un kurduğu ve kasabanın adının, kurucusundan geldiği şeklindeki iddiadır.
                            PROTOHİSTORİK ÇAĞDAN KALMA BİR KASABA
      Lefke'nin tarihi ile ilgili olarak benim edinebildiğim en eski protohistorik   çağdan kalma, dolaylı bir bilgidir. Bilindiği gibi, adanın adı Cyprus , Kubrum , Kipros ve Kuburus , bakır madeni ile ilgilidir. Yunan mitolojisinde çok önemli bir yer tutan Afrodit'in bir adının da Cuprum olup, adanın kendine özgü dininde, başlıca tanrıça olarak kabul edildiği bilinmektedir. Özellikle prehistorik yani yazıdan önceki dönemlere ait kalıntılardan başlıcalarından birinin , Ambeliku'da bulunması da, Lefke'deki bakır madeninin çok eski zamanlardan beri bilinip işlendiğinin, kanıtıdır.Bir anlamda hem adanın adının ve hem de en eski dininin, bu yöreden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Adanın    bu zenginlikte başka bakır madeninin bulunmaması, olanların da kıyıya uzaklıkları dikkate alınırsa, Kıbrıs adının Lefke madeninden dolayı bu adaya verildiğinin ileri sürülebileceği görülür. Bu iddianın  kesin olarak kanıtlanması , yani adada daha eski maden ocaklarının bulunduğunun saptanması arkeologların işi olup; bugün için böyle bir bilgi de bulunmamaktadır.

                                        SOLON BÖLGEYİ BİLİYORDU
      Eski Yunan'ın en önemli düşünürlerinden biri olan Solon'un, Kıbrıslı olduğu bilinmektedir. Atina'da aristokrasi devleti yönetemez hale gelince, Solon Kıbrıs'tan Atina'ya çağrılır. Kendisi bu kentte Eski Yunan'ın en önemli kanun yapıcılarından biri olur. Solon'a karşı çıkan en önemli düşünür olan Zenon'un da Kıbrıslı olması, adanın o dönemde parlak bir düşünce merkezi olduğunu  gösterir . O dönemde Kıbrıs Kralları arasında bulunan Filikapos, kanun yapıcı - filozof Solon'un önerisi üzerine , adada bir kent inşaa ettirir . Bu kentin ahalisi, Ege'den getirilir ve kente büyük düşünce adamının adına izafeten, Soli adı verilir (1 ). Ruppert Gunnis, Latin Döneminde, Ortodoks Başpiskoposu'nun, Soli'de oturduğunu anlatır ve kentin kuruluş tarihi olarak M.Ö. 600 yılını verir.
      Demek ki antik çağda bugünkü Lefke, önemli bir yerleşim birimi imiş...
      Bir iddiaya göre Roma Döneminde , ve hatta Fenikeliler zamanında, Lefke'deki bakır madeni ocakları işletilmiştir. Romalılar, gerek Eski Karadağ - Aplıç arasında yüzeyden , gerekse de bugünkü futbol sahasının batısındaki tepeye açtıkları galerilerden bakır cevheri çıkarmaktaymışlar . Bu cevheri yüzeye çıkarmak için gerekli zembilleri örebilmek üzere  Mısır'dan getirilen hurma ağaçları , bugün kasabanın silüetini süsleyen  hurmaların atalarıymış. Bölgedeki cüruf kalıntıları, bu iddiayı yabana atmamıza olanak tanımıyor.

                                                   BİR KRALIN ÖZEL MÜLKÜ
       Kaynaklarda , Bizans dönemi ile ilgili, çok fazla bilgi elde edilememektedir.. Ancak, Piri Paşa Camii'nin Osmanlı fethi esnasında, Latin Döneminde ihmale uğradığı için, harabe haline gelmiş eski bir Ortodoks Kilisesi olduğu ve bu eski mabedin fetih komutanlarından, daha sonra Baf Sancak Beyliğine getirilmiş Ebubekir Bey tarafından camiiye çevrilerek, tamir edilip, dedesi Sadrazam Piri Mehmet Paşa adına vakfedilmiş Bizans döneminden kalma bir ibadethane olduğunu, bilmekteyiz.(2) Gunnis, kasabadaki her iki camii'nin de eski Bizans mabedleri üzerine inşaa edildiğini ve kasabanın tüm çevresinin, Bizans ve Hellenistik dönemden kalma mezarlar ile dolu olduğunu yazmaktadır. Demek ki, Bizans Döneminde de Lefke , sonraki dört yüz yıllık Latin Döneminde ayakta kalabilecek kadar sağlam binaların yapıldığı, önemli bir yerleşim alanı imiş.
      Bizans'tan sonraki karışıklık dönemi sona erdiğinde, Lefke'nin Lüzinyan Kraliyet ailesinin özel mülkü arasında bulunduğunu görürüz. (3) Lüzinyan Kralı II . Peter'in kendisine çiftlik (fief) olarak seçip, şahsi mülk edindiği bir bölgenin, bakımsız, harap bir yer  olduğu düşünülemez. 1426 yılındaki Memlük işgalinden sonra, adada çıkmış bulunan köylü isyanının dört önemli merkezinden biri olan kasabanın, o dönemde bir baronluk merkezi, yani ilçe olduğunu görmekteyiz. (4)
      Yine Rupperd Gunnis'in, çok önemli Kıbrıslı tarihçi Maharias'tan aktardığına göre, Orta Çağ'ın çok erken dönemlerinden başlayarak, bölge'nin limanı, Soli'nin doğusuna, Lefke'nin altbaşına kayar. O dönemde, St. Efxifios diye anılan limanın bulunduğu alanın adı, Xifios'dan, giderek Xeros'a döner. Buranın önemli bir liman olduğunu, Lüzinyan Kralı ll. James ile evlenmek üzere adaya gelen Bizans İmparatoru'nun kızı Helena Paleologos'un, Kıbrıs'a bu limandan çıkmasından anlıyoruz. Sonradan, gemilerin demirlediği koya, Rumlar Karavostasi, Türkler ise Gemikonağı demeye başlarlar.
      Ayni dönemde, bugün Lefke'nin bir mahallesi haline gelmiş bulunan Peristeronari'nin (Cengizköy), Yafa Kontu'nun çiftliği olduğunu görmekteyiz.(5)
      1521 tarihinde, Venedik  devlet mekanizmasına ait malların düzenlendiği bir listede, yine Lefke adına rastlanmaktadır. Rupert Gunnis, o dönemde Lefke'nin bir baronluk merkezi, yani ilçe olduğunu anlatır. (6)
                                                       İSYANLARLA HAŞIR NEŞİR
      Osmanlı Dönemine gelindiğinde , kasaba eski bir Latin mülkü olduğu için, Osmanlı İskan Politikasının bir gereği olarak, Anadolu'dan getirilen Türkler ile iskan edilmiştir. (7) Kasabanın bu dönemde de önemini koruduğunun işareti , 1573 ve 1578'de Lefkoşa'ya açılan iki medreseden sonra, başkent dışındaki ilk eğitim kurumunun, 1580'de Lefke'de açılan Piri Paşa Medresi olmasıdır.(8) Kasabanın Türk nüfusunun, daha çok İlmiye ve Askeriye sınıflarından olmasının, bugün soyadlarında yaşayan kanıtları, bu gerçekle uyum içerisindedir.
      1680'e gelindiğinde, Lefke adı yine bir isyana karışır. Osmanlı Dönemi'nin ünlü asisi Boyacıoğlu Mehmet Bey, Ahmet Paşa yönetimindeki devlet güçleri ile savaşırken, Lefkoşa'yı boşaltıp, Lefke'ye çekilir. Burada bir baskına uğrayıp adamlarının bir kısmını yitiren Boyacıoğlu, Cikko'ya çekilir. (9) Bu bilgiden 17.yy sonları Lefke'sinin, önemini koruyan bir yerleşim birimi olduğunu söyleyebiliriz.1712'de bu defa Osmanlı donanmasının bazı leventleri, denizden Lefke'ye çıkarlar. Bunlar, sonradan Lefkoşa'ya gidip, yeni bir isyan örgütleyeceklerdir. (10) Demek ki liman, 18.yy başlarında faal bir haldeymiş. 1750'de adaya bir ziyaret yapan Drummond'un anılarında, Lefke'nin limanından geçtikten bir saat sonra kente vardığı, burasının çeşitli bahçeler, kıvrımlar yapan bir dere ve amfiteatr şeklinde yükselen arazisi ile güzel bir yer olduğu anlatılmaktadır. (11) 18.yy ortalarının Lefke'sinin, batılı bir gezgin gözündeki bu tanımlaması, ayni dönemde adanın her tarafının sefalet içinde olduğu bilinerek okunursa, anlamının kavranması, kolaylaşır.
      19.yy başlarında, kasabanın adı yine bir isyana karışır. 1833'te Padişahın bir sefer için ordunun ihtiyacını karşılamak üzere, belirli bir miktar peksimet yapıp göndermesi istenen Polili İbrahim Ağa, miktarı çok bulunca, isyan eder. Tarihe, " Gavur İmam" diye geçen Polili İbrahim'e Baf ve Lefke yardım ederler. Bölgede Osmanlı birlikleri ile yerli Türkler savaşırlar. Gavur İmam yenilip, Mısır'a kaçar. Sonradan adaya getirilip, idam edilir.
CARİYEYE NE OLDU?
      Osmanlı  devlet arşivinin Kıbrıs'la ilgili bölümlerini inceleyebilenler, Lefke ile ilgili pek çok dökümanla karşılaşırlar. Bunlardan 1851 tarihli olan bir tanesinde, Lefke'deki bir kagir köprünün tamiri için gereken keşfin yapılarak, sonucun bildirilmesi istenir.
( 12) 1851 tarihli bir başka yazıda , Lefke'de kaybolan bir cariyenin bulunup, Bolu'ya gönderilmesi emredilir.(13 ) Demek ki o dönemde Lefke, imarı İstanbul'dan takip edilecek önemde, cariyelerin yaşadığı konakların bulunduğunu yani Osmanlı yaşam tarzının en üst biçiminin sürdürüldüğünü bir yer imiş.
      1855 tarihli bir diğer evrakta, Hasan Edip Efendi'nin Limasol veya Lefke kazalarından birine müdür olarak atanmasından söz ediliyor. (14) Ayni yıl  yazılan başka bir yazıda , Lefke Kazası Müdürünün , Mesarya kazası müdürü ile becayiş edilmeleri (yer değiştirmeleri ) emredildikten sonra; müteakip bir yazı ile Lefke kazası müdürünün durumunun ne olduğu sorulmaktadır. (15) Bu belgelerden de Lefke'nin o dönem kaza merkezi olduğu anlaşılmaktadır.
      Ayni dönemden kalma gerizler, hamam ve konaklar , Lefke'nin Osmanlı dönemi boyunca mamur bir belde olduğunu göstermektedir .
YENİDEN MADEN
      İngiliz döneminde 1929'da Roma Döneminden beri unutulan bakır yataklarının yeniden işletilmeye başlaması, kasabanın altın yıllarının da başlangıcı olur. 1930'larda ada valiliğini yapmış olan ünlü İngiliz diplomatı Sir Ronald Storrs anılarında  Lefke'yi, " Ya fa'dan bile daha lezzetli  portakallar yetiştiren bir yöre" diye tanımlar ve demiryolunu Lefke'ye kadar uzatmak gereğinden bahseder. (16) 1937'de artık kasaba dışarıdan gelen nüfusu barındıramayacak hale gelir. Evkaf, belediye ve CMC arasındaki yazışmalardan sonra, Orta Camii Vakfı arazisi üstüne, Karadağ Mahallesi inşaa edilir.(17) 1940'larda Lefke'nin nüfusu, ikiye katlanır.
    Bizim çocukluğumuzda, bu kasabada iki sinema , iki lise , akşamları ailece çıkılan iki veya üç yazlık , dönem dönem açılıp kapanan gece kulüpleri , sözüm meclisten dışarı bir genelev, üç-dört meyhane , beşaltı lokanta, iki-üç otel vardı. Hatırladığım kadarıyla narenciyeyi Avrupa'ya pazarlamak için iki ayrı Lefke firması bulunmaktaydı. Belediye Pazarında boş dükkan bulunmadığı gibi , pazar günleri şimdi ambar olarak kullanılan alt taraftaki bina da çevre köylerden gelen üreticilerin ürünlerini satmaları için, onlara tahsis edilirdi.1940'tan başlayarak Lefke altın dönemini yaşamıştır. Sokaklarda, en az üç dilin konuşulduğu hatırlardadır.
      15 Temmuz 1974 günü sabahına kadar...
      Maden yatakları,bahçeleri, limanı, narenciye paketleme tesisleri, canlı bir ticaret, eğlence ve sosyal yaşamı olan kasaba, artık bir mahrumiyet bölgesi haline gelmiştir.
      Neden?
      Lefke'yi Lefke yapan , fiziksel koşullarıdır. Mümbit topraklar üzerine kurulmuş olması, dağ ve denize nerede ise eşit uzaklıkta olduu için ikliminin yumuşaklığı , iki dere arasında olduğu ve dağa yakın bulunduğu için çok sulak olması , maden cevheri ,limanı kasabanın kendine ait değerleridir. Bunlar olmasaydı , son çeyrek asırlık bakımsızlık döneminde Amerikan Uzak Batı'sının  hayalet şehirlerinden birine dönmesi, işten bile değildi. Ne var ki, Lefke'yi  Lefke yapan , bazı başka özellikler de vardır. Lefke, bölgenin fiziksel ve doğal merkezidir de...
      Lefke; Maratasa'nın, Solya'nın, Dillirga'nın, mer kezidir.
      1963'ten başlayarak,Lefke'nin hinterlandı ile bağlantısı kesilmiş ; 1974'ten sonra ise bu bağ tamamıyla ortadan kalkmıştır.
      Bu durum, siyasetin dayattığı, kaçınılmaz bir gerçekliktir .
      Son çeyrek asırda, adanın coğrafi bütünlüğünün siyasi nedenlerle ortadan kalkmış olması, Lefke'yi merkezi bulunduğu bölgeden ayırdığı için , kasaba gerilemiş ve belki de uzun tarihinin en zavallı günlerini yaşar olmuştur.Kasabanın fiziksel bütünlüğü dahi,  ülkenin siyasi macerasından payına düşeni almıştır.

(başadön)

 

                              Açık Mektup (Dr. Kudret Çağlar)

 Değerli okurlar, Hakan Bey benden gazeteleri için bir yazı isterken öğrenme fırsatım olan ve periyodik olarak yayın hayatında tutmaya çalıştıkları gazetelerine bir Lefke’li olarak destek verebilme şansım olduğu için çok mutluyum. Uzun yıllar yurtdışında kalan ve sıla özlemi duyan bir kişi olarak ülkeme gelince doğup büyüdüğüm toprakları daha sık ziyaret eder ve gücüm oranında oranın sorunları ile de yakından ilgilenirim diye düşünüyordum, ama ne mümkün....Belki de Anavatanda olduğum dönemlerde Lefke’yi daha sık görür durumuna düştüm. Ne enteresan ki bir saatlik bir mesafe bile bu iş yoğunluğunda aşılamaz bir engel olabilmekteymiş.
           2002 yılının sonlarında ülkeye dönerken bizleri nelerin beklediğini biliyor fakat nekadar güç olabileceğini tahmin edemiyorduk. Bununla birlikte Ankarada’da bıraktığımız yarım kalan işlerimizi Kıbrıs’tan daha geniş zaman olur takip edebiliriz diye düşünüyorduk. Umut bu olmasına rağmen gerçek hiç de böyle gelişmedi.
          2002 yılına kadar ülkemizde yapılan kanser mücadelesinin bir sanal mücadele olduğunu söyleyen değerli Profesör hocalarıma inanmakta güçlük çekip içimden sitem duyar ve kabullenemezdim. Vatanını seven ve bir şeyler yaparak ülkesini kendi uzmanlık alanında en iyiye taşımayı hedefleyen idealist bir kişli olarak gerçeklerin benim dıştan gördüğüm veya kabullenmekte zorlandığım gibi olmadığını anladım. Yapılacak çok iş ve alınacak uzun bir yol vardı...
           Bu arzu ile 13 değerli bilim adamı hocamın katkı koyduğu ve ülkemizde bir ilk olan “Kuzey Kıbrıs Kanser Savaş Projesi” hazırladık. Kanser savaşında temel unsurlardan dahi yoksun olan ülkemizde kanser savaşının temellerini oluşturacak proje Dünya Sağlık Örgütü tarafından ülkelere önerilen kriterlere uygun olarak oluşturuldu .
          Takdir edersiniz ki, fidan ekmek bir başlangıç olsa dahi onu büyütüp meyve verir hale getirmek bir hedeftir. Bu sebeple fiili olarak da uygulamaya konulabilmesi için büyük çaba gösterdik ve halen göstermekteyiz. Büyük mücedeleler neticesinde Dünya Sağlık Örgütü’nün kanser mücadelesine üllkemizin adının yazdırarak uluslararası bir rota çizilmiş ve yol alınmış oldu. Doğan çocuk artık emeklemeye başlamıştı. Vatanını seven bir kişi olarak ne derece büyük bir mutluluk olduğunu takdir edersiniz.
          Bugünlerde emekleyen bu çocuk yürümeye dahi başlamışken Ankara’da bıraktığımız yarım kalan işlerimiz bizleri sıkboğaz etmeye başladı. Yoğun iş temposu sebebi ile arzu edilen yere getiremediğimiz bu çalışmalarımıza hız vererek akademik ilerlememizi sürdürmeyi hedefledik. Zamanımızın bir kısmını Ankarada geçirir olduk. Yollar bizlere memleket oldu.
          Değerli okurlar, yapılacak bir çok iş, alınacak bir çok yol olduğunu biliyoruz. Ama kendi doğup büyüdüğümüz toprakların sorunlarına eğilmek bir yana ziyaret etmekte bile geri kaldık.
          Çok kısa bir süre sonra akademik bir üst derece almak için yaptığım uğraşların neticelenmesi ile kendimin de yıllardır arzuladığı fakat hayata geçmemiş projelerimi uygulama fırsatım olabileceğine inanmaktayım. Ülkeye kazanımlar ile çalışırken kendi topraklarına da bir katkı vermek gerektiğine inanmaktayım.
          Değerli okurlar, bu satırları yazarken üç gün içinde Ankara’da olmam gerektiği bilgisi elime ulaştı. Bir atasözü var ya “Orda bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür, gitmesekte kalmasakta o köy bizim köyümüzdür” .........
          Değerli Hakan ve gazete yayın kurulu, bizlerin nezaman desteklerini isterseniz ve uzmanlık alanımız içerisinde yer alacak her konuda sizler ile bilgi paylaşmaktan kaçınmayacağımızı bildirmek isterim.

Sağlık ve mutluluklar.....    (başadön)

Uzm. Dr. Kudret Çağlar
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
Çocuk Onkoloji Uzmanı 

 

Kıbrıs Maden Şirketi’nin Kuruluşu        (Enver Bıldır)

     20’ci yüzyıl başlarında kapitalizm, serbest rekabet döneminden tekelci döneme doğru evrilirken, dünya, emperyalizm diye adlandırılan yeni bir ekonomik ve siyasal olgu ile tanışmaya başlamıştı.

     Olağanüstü büyüyen tekeller, yeryüzünde yeni bir istila ve yeniden paylaşım kavgası başlatmıştı.

     1914 tarihinde, yani birinci paylaşım savaşı başladığı sıralarda, emperyalist ülkelerin önde gelenlerinden Amerika Birleşik Devletleri’nde, emperyalist sermayeyi yönlendirmeyi amaçlayan önemli bir organizasyon oluşturulmuştu. Federal Reserve Bank olarak adlandırılan bu örgütün başına ise dönemin popüler sermayedarlarından William Boyce Thompson getirilmişti. Thompson’un başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde madencilik, sanayii ve tarım alanlarında yatırımları bulunuyordu.

     Politik olarak çok aktif biri olan Thompson’un bir başka özelliği de gelecek vaat eden genç yatırımcıları kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmesiydi. Bu yatırımcılardan biri de, emperyalist tekellerin en büyüklerinden biri olan Gungheim grubunda tanıştığı Sheeley Mudd idi. Mudd, 1894 yılında, kurduğu küçük paramiliter bir örgüt ile Amerika Birleşik Devletleri işçi sınıfı tarihinin en önemli grevlerinden biri olan Leadville grevini kana bulayarak ünlenmişti. Gungheim’deki işi bir anlamda bu eyleminin ödülü idi.  1912 yılında kızılderili arazileri üzerindeki altın madenlerine yatırım yapmaya başlayan Mudd, 1913 yılında yaşamının büyük projesini finanse etmeye başlar.

     Mudd, Thompson’un yönlendirmesi ile Gungheim’deki çalışma arkadaşlarından Phillip Wiseman ile birlikte, Charles Gunther isimli bir araştırmacıyı Doğu Akdeniz’deki antik maden ocaklarını araştırmak üzere finanse ederler.

     1913 yılı başlarında, Kıbrıs’ta, önce Skouriotissa dağında, daha sonra da Lefke bölgesinde, Aplıç ve Karadağ’da antik maden ocaklarının izini süren Gunther zengin bakır madeni ocaklarını keşfeder ve patronlarına bildirir.

     Yatırımcılar hemen Kıbrıs’taki İngiliz Sömürge Hükümetine baş vurarak merkezi Lefke olan 10 mil karelik bir alan içerisinde maden arama ve çıkarma izini talep ederler.

      Kıbrıs’ın pirit rezervi İngiliz İmparatorluğu için stratejik önemde idi. Sanayiinin temel ham maddelerinden olan pirit, İngiliz imparatorluk topraklarında sadece Kıbrıs’ta bulunuyordu. O tarihlerde Kıbrıs’taki pirit rezervi 20 milyon ton olarak tahmin ediliyordu ve İngiltere’nin yıllık pirit ihtiyacı da 700 bin ton civarında idi. İngiltere ve Avrupa’nın pirit ihtiyacı ise yine İngiliz şirketlerinin elinde bulunan İspanyol madenlerinden sağlanıyordu.

     İspanya’daki bakır madeni ocakları, dünyanın en büyük pirit rezervini barındırsa da, bu topraklar İngiliz İmparatorluğu için geleceği belirsiz yerlerdi. Doğal olarak İngiliz Sömürge Hükümeti, Kıbrıs’taki bakır madeni ocaklarının işletmesini Amerikalı yatırımcılara vermek istemez. Gunther uzun süre sömürge hükümetinin kapılarını aşındırır. Sonra birden tuhaf bir şekilde İngilizler tavır değiştirir ve Amerikalılar’a istedikleri izinleri verirler.

     İngiliz sömürge hükümeti’nin bu kararı nasıl aldığını bilmesek de güçlü tahminlerde bulunabiliriz; Kıbrıs’taki projenin arkasında Thompson vardı. Büyük projelerin adamı olan Thompson, ayni tarihlerde Çin’deki madenleri araştıran gizli bir organizasyon kurmuş ve Rusya’ya yatırımlar yapmaya başlamıştı. Onun için önemli olan Kıbrıs’ın maden rezervi değil, Avrupa pirit pazarı idi. Kıbrıs üzerinden Avrupa pirit pazarını eline geçirmenin hesaplarını yapıyordu. Thompson, Amerikan emperyalist sermayesinin yıldız isimlerinden biri idi ama bu kadarı ona yetmiyordu. Kısa süre sonra dünya kapitalizmini tarihi boyunca karşılaştığı en önemli tehlikeden kurtarmak gibi bir misyon üstlenecek olan Thompson, İngiltere başbakanı ile görüşme yapabilecek kadar etkili biri idi.

     Kıbrıs’taki yatırım 1913 yılından 1916 yılına kadar, Osmanlı bankası’nın finansman desteği ve Mudd ve Wiseman’ın kızılderili arazileri üzerindeki altın madenlerinden elde ettikleri gelirle sürdürülür. 1916 yılına kadar devletten maden çıkarma imtiyazını almak, arazi üzerindeki mülkleri satın almak, rezervi belirlemek için yapılan masraflar ve Gunther’in harcamaları, Mudd ve Wiseman’a yaklaşık 90,000 dolara mal olur.

   Kıbrıs Maden Şirketi (Cyprus Mines Corporation-CMC) 10 Mart 1916 tarihinde New York yasalarına göre her biri 5 dolar değerinde 300,000 hisse ile kurulur. 

   Hisselerin 237,600 adedi çoğunluğu Mudd ve Wiseman’a ait olamak üzere yatırımcılar arasında paylaştırılır, kaşif olarak Gunther’e 26,000 hisse verilir ve 35,000 hisse de kasada tutulur. Thompson ciddi oranda hisse almamıştı ama hisse paylaşımı sırasında çok daha önemli bir antlaşma yapılmıştı. Thompson’a 7,000,000 dolar karşılığında hiselerin %20’si verilecek ve iki yıl içerisinde %30 hisse karşılığında Thompson 14,000,000 dolar daha ödeyecekti. Tüm bunlara ek olarak Thompson, CMC’nin çıkaracağı madeni satmak için bir de şirket kuracaktı. CMC’nin 7 kişilik ilk yönetim kurulunda William Boyce Thompson, Thompson’un ismlerini belirlediği iki adamı (Charles Corliss ve Fred Kent), Seeley W. Mudd ve oğlu Harvey S. Mudd, Phillip Wiseman ve Wiseman ile birlikte çalışan A.E. Bruce  vardı. [1]

  CMC daha kurulurken gerçek kurucularının elinden çıkmış para babası spekülatör’ün kucağına düşmüştü. Mudd içine düştüğü durumdan üzgündü ama Thompson’a hayır diyemezdi. Thomson, Mudd’u kısa süre önce dünyanın en büyük maden işletmelerinden biri olan  Gulf Sulphur Company’in[2] müdürü yapmıştı.

  Antlaşmadan bir ay sonra Thompson’un uzmanları Kıbrıs’a gelip Gunther’in verdiği değerlerin doğruluğunu araştırırlar ve olumlu bir raporla geri dönerler. Ama Thompson yatırım yapmaya fırsat bulmadan Amerika savaşa girer ve herşey altüst olur. Mudd ve Thompson bir süre beklemenin daha uygun olacağı konusunda anlaşırlar ve Kıbrıs’ta yatırımı mümkün olabilecek en alt düzeye indirirler.

Kızıl Devrime Karşı Kızılhaç Operasyonu

  5 Nisan 1917’de Amerika, Almanya’ya savaş ilan edip birinci dünya/paylaşım savaşına katılır. İki gün önce tarihe “kurşun mühürlü tren” olarak geçen bir tren çok özel yolcuları ile Rusya’ya ulaşmıştı. Lenin önderliğindeki bir grup Bolşevik lideri taşıyan tren, Rusya ile savaşmakta olan Alman hükümetinin sağladığı imkanlarla, Almanya üzerinden sürgünde oldukları Avusturya’dan Rusya’ya giriş yapmış ve Rusya’da düşmandan yardım alan hainler olarak değil, Rusya’nın umudu kahramanlar olarak karşılanmışlardı. 7 Nisan’da Bolşevik Parti’nin yayın organı Pravda, Lenin’in ünlü Nisan Tezlerini yayınlıyordu. Nisan Tezleri, devrimci durum tespitini yapan bir ayaklanma çağrısıydı. Bolşevikler, bu savaşın Emperyalist paylaşım savaşı olduğunu ve iktidarı ele geçirirlerse, toprak kayıplarına rağmen Rusya’yı kesinlikle savaştan çekeceklerini ilan etmişlerdi.

   Gerçekte, Bolşevikler üzerindeki sarsılmaz otoritesine ve ona duyulan derin saygıya karşın, Lenin bu konuda partisini ikna edemiyordu. Nisan tezleri yayınlandıktan sonra Pravda, yayın kurulu ve partinin bu tezlerle alakası bulunmadığını duyuruyor, eşi Krupskaya onun delirdiğini düşünüyordu.[3]

   Ama Amerikan borsasının bankerleri böyle düşünmüyorlardı.

   Amerikan Emperyalizmi’nin kalbinin attığı yerde, Wall Street’de tehlike çanları çalıyordu. Sermaye sahipleri, politikacılar ve askerler, Kapitalist dünyanın can düşmanı, Bolşevik tehlike karşısında ne yapacaklarını tartışıyorlardı. Toplantılar Wall Street’deki Kızıl Haç binasında yapılıyordu. Ve nihayet karar verildi. Kızılhaç Misyonu çerçevesinde Rusya’ya gidilecek ve Bolşevik İhtilali önlemek için Kerensky hükümetine yardım yapılacaktı. 24 kişilik bir Kızılhaç ekibi hazırlanır ve Kızılhaç tarihinin en rezil operasyonu başlar. Ekipte sadece 5 doktor vardı. Ekibin başındaki ise tanıdık bir isimdi;   William Boyce Thompson. Operasyonun tüm masrafları, yolluklar, yardımlar ve rüşvetler Thompson tarafından ödenecekti.

  7 Ağustos 1917’de Petrograd’a giden Thompson, Amerika Birleşik Devletleri elçiliğinde Kerensky ile öğle yemeğinde görüşür. Bu toplantıda Rus başbakana  Wall Street’in ve Thompson’un kendisinin  Rusya’ya transfer edeceği paralarla ilgili bilgi verilir. Daha sonra paralar dağıtılmaya başlanır. Thompson’un dağıttığı paraların belirlenebilenleri arasında Kerensky’e 2 taksitte 10,000 ruble, Prens Lvoff’a 4000 ruble, Kerensky’in sekreterine 50,000 ruble sayılmaktadır. Rusya’da bir bankaya 2,100,000 ruble yatırıldığı, 450,000 ruble transferi için Amerika ile bağlantılar kurulduğu Amerika Birleşik Devletleri elçiliğinin açıklanan belgelerinden öğrenilip bu belgeler yayınlanmıştır.[4]

   Thopmson albay rütbesiyle Rusya’ya gittikten kısa süre sonra, Amerika’dan binbaşı rütbesiyle Raymond Robins kendisine yardımcı olarak gönderilir. Robins ABD başkanı Theodore Roosvelt’in önemli danışmanlarından biri idi. Zeki ve çok girişken biri olan Robins kısa sürede Rusya’daki gerçeği kavrar ve Bolşevikleri durdurmanın mümkün olmadığına karar verir. Anılarında Lenin ile birçok kez görüştüğünü yazan Robins’in[5] bu görüşmelerinin bir kısmı Sovyet kaynakları tarafından da doğrulanmaktadır.[6] Lenin ile Thompson’un bilgisi dahilinde birçok konuyu görüştüğü anlaşılan Robins, sonunda Thompson’u da ikna ederek Amerika Birleşik Devletleri’nin Rusya politikasında önemli bir değişiklik yapmaya karar verir. Kızıhaç’ın misyonunun liderleri ellerindeki mali imkanlarla karşı devrimi örgütlemeye değil, Rus halkını ve önderlerini devrimin önündeki gerçek tehlikenin Alaman işgali olduğuna inandırmaya çalışacaklardı.

   Amerikan Kızılhaç yöneticileri, Rusya’da yatırımları bulunan Amerikalı sermayedarları temsil ediyorlardı. Thompson da bu yatırmcılar arasında idi ve Rusya’daki bakır ve manganez madenlerine yatırım yapmıştı.[7] Onlar için önemli olan dünyadaki kaynakları paylaşmak için savaştıkları Alamanya’yı yenmekti. Rusya’da kurulacak bir Bolşevik hükümet kapitalizme ne kadar düşman olursa olsun, eğer ilşikiyi koparmazlarsa kendileriyle iş yapmaya devam etmek zorunda kalacaktı. 

   Ama diğer batılı güçler başka hesaplar yapıyorlardı. Rus hükümetinden umutlarını kesen İngiliz ve Fransız’lar 8 Eylül’de Rusya’da askeri diktatörlük kurmak üzere bir darbe yapmaya kalkışırlar. General Kornilov komutasındaki askeri birlikler Rus başkenti Petrograd’ı ele geçirmek için operasyona başlarlar. Darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması ülkedeki krizi daha da derinleştirir. 

  Rusya’da tarih başdöndürücü bir hızla akmaya başlamıştı.

  12, 13, 14 Eylül’de, Lenin, Bolşevik Parti Merkez Komitesi’ne “iktidarı silahlı güçlerle ele geçirme zamanı geldiğine” dair ard arda mesajlar gönderiyordu.[8] Batılı ülke elçilikleri ise hala daha devrimin imkansız olduğunu düşünmeye devam ediyorlardı. Böyle düşünmek için sağlam dayanakları vardı. Rus başkenti Petrograd fiilen Petrograd Sovyeti’nin kontrolu altına girmiş olsa da, başkentteki 20,000 silahlı kızıl muhafıza karşılık sessizce bekleyen 300,000 Rus askeri vardı. Lenin’e karşı yürütülen parti içi muhalefetin en büyük nedenlerinden biri de buydu. Tüm önemli Rus kentleri yanında yüzbinlerce askerden oluşan garnizonlar vardı ve o sırada Bolşeviklerin toplam silahlı gücü 70-100,000 civarında idi.[9] Bolşevik Parti Merkez Komitesi üyelerinin çoğunluğunu ikna ettikten sonra bile parti içinde Lenin’in politikasına karşı sert bir muhalefet devam ederken Amerikan Kızılhaçı yetkilileri eşsiz bir öngörü ile olacakları hükümetlerine bildiriyorlardı.

   7 Ekim günü, Thompson, Washington’a endişe ile şu telgrafı çekiyordu: “Aşırı solcular (Bolşevikler) burada bu ayki Bütün Rusya İşçi ve Asker Vekilleri Kongresi’ni denetimleri altına almak için etkin bir biçimde çalışıyorlar. Başardıkları takdirde kuracakları yeni hükümet feci sonuçlara muhtemelen ayrı bir barışa yol açacaktır. Biz her kaynaktan yararlanıyoruz fakat acilen destek gerekli. Yoksa her türlü çaba için çok geç olacaktır.”[10] 

   3 kasım günü Rusya’daki Müttefiklerin askeri yöneticileri son bir gayretle ne yapacaklarını tartıştıkları mini konferans düzenlerler. Konferans Thompson’un Petrograd’daki bürosunda yapılır. Generallerin birbirlerine küfürleri ile geçen konferanstan dört gün sonra devrim olur.[11]

   Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi Francis devrimden bir gün sonra hükümetine Bolşevik iktidarın her an devrilebileceğini bildirirken, Thompson ve Robins ayni gün yeni Sovyet hükümetinin geçici olmadığına karar verirler ve Thompson, Robins’i, Lenin ile görüşüp uzlaşma yolları aramaya gönderir. Robins, Lenin ile yaptığı görüşmeden, Lenin’in Amerika Birleşik Devletleri hükümetine önerdiği bir asgari işbirliği programı ile döner. Lenin, önerdiği programına ek olarak, Amerikan teknik yardımına karşılık Rusya’yı savaştan çekerken cephedeki  silahların Almanların eline geçmemesi için önlem almayı taahüt ediyordu. Lenin’in önerileri Amerika’nın askeri ateşesi general Judson tarafından kabul edilir ve Lenin’den Ruslar’ın elindeki yüzbinlerce Alaman esirinin savaş sona erinceye kadar serbest bırakılmaması istenir.[12]

   Thompson İngiltere başbakanı ile görüşüp onu da ikna etmek üzere İngiltere’ye doğru hareket ederken,  Büyükelçi Francis onları Amerikan hükümetine şikayet edip Judson’u görevden aldırıp, Kızılhaç misyonuna da son verdirir. Büyükelçi, hükümetine, karşı devrimi örgütlemeyi kabul ettirmişti.

   Thompson’un ile yaptığı görüşmeden etkilenen İngiltere başbakanı Lloyd George durumu araştırmak üzere yetenekli bir ajanı Rusya’ya gönderir. İngiliz ajanı Lochart kısa sürede Robins’in görüşlerini benimser ve onunla birlikte hareket etmeye başlar. İkili bu kez Sovyetler ile Almanların antlaşma yapmasını engellemeye çalışırlar, tekrar Lenin ve Troçki ile görüşürler ama kendi elçilikleri önlerindeki en önemli engeldi. Başrısız olurlar ve geri ülkelerine çağrılırlar. 

   The Washington Post gazetesi 2 şubat 1918 tarihli baskısında  Thompson’un Bolşeviklere 1 milyon dolar verdiğini Amerikan halkına duyuruyordu.[13] Üç ay önce Rusya’da devrim olmuştu. Wall Street’deki arkadaşları onun aklını kaçırdığını konuşuyorlardı.

   Thompson’un Bolşeviklere 1 milyon dolar verip vermediği bir sırdır.

Thompson’un  davranışını açıklamak için ortaya birçok fikir atılmıştır. Bunlardan bazıları Bolşevikler’in batılı basını başarılı bir şekilde manipüle ettikleri de vardır. Bazıları ise Thompson’un Bolşevik devrimin kaçınılmazlığını görüp kendi geleceğine yatırım yapmaya kalkıştığını iddia eder. Ama bu iddiaların en çarpıcısı, paranın, devrimin Alamanya’ya yayılması için harcandığıdır. Thompson’un geçmişine bakarak onun çok büyük planlar yapabilecek kapasitede biri olduğundan yola çıkanlar, asıl amacın Alamanya’daki devrimci Spartaküs ayaklanmasının başarıya ulaşmasını sağlamak olduğunu söylerler.[14]

   Tüm bu iddia ve komplo teorileri bir yana, Thompson’un samimiyetine güvenmek için daha çok nedenimiz vardır. Amerikan Kızılhaçı’nın Rusya’daki politik gelişmelere ilişkin öngörüleri birçok devrimci Rus liderden de daha isabetliydi. Rusya hakkında doğru dürüst ön bilgiye bile sahip olmayan bu ekip nasıl olur da olağanüstü doğrulukta öngörülerde bulunabiliyordu.

   Sanırım bu sorunun cevabı Wall Street’in Kızıl Haç ekibinin çevirmen ve danışmanlarının kimliklerinde gizlidir. Bolşeviklere karşı kurulan ekibin Rusya’yı ve oradaki ilişkileri iyi bilen üç çevirmeni  vardı.  Kaptan Ilovaisky, Alexander Gumberg ve Boris Reinstein. Ilovaisky çok iyi bilinen tarihsel bir kişilik olmasa da Bolşevik olduğu biliniyor. Gumberg, Amerikalılar Rusya’dan ayrılrken iktidarı devralan devrimci hükümetin bakanlarından Zorin’in kardeşidir. Ama Gumberg’in tek özelliği bolşevik bir bakanın kardeşi olmak değildir. O ayni zamanda Bolşevik partinin İskandinav biriminin de lideridir. Reinstein ise Plonya’dan Amerikaya göç eden bir ailenin çocuğudur. Amerikan İşçi Partisinin üyesidir.  Bolşeviklere karşı derin  sempatisi vardır ve onlarla işbirliği yapmaktadır. Amerikan Kızılhaç’ı görevini tamamlayıp ülkesine dönerken o Rusya’da kalır ve devrime katılır. Devrimden sonra kurulan Sovyetler Birliği’nin Devlet Başkanı Lenin’in sekreteri olur ve Karl Radek’in kurduğu Uluslararası Devrimci Propaganda bürosunun başına geçer.

   Hiç şüphesiz Lenin, Marksist ailenin yetiştirdiği en yetenekli politikacıdır ve onun liderliğindeki Bolşevik Parti de kendi zamanında yeryüzünün en muazzam örgütüdür. Amerikan kızılhaç’ı bu ekibin karşısında çok amatör kalıyordu. Görüldüğü gibi Thompson ve yardımcısı Robins’in eylemleri ve düşüncelerinde iç tutarlılığa sahip oldukları ve inandıkları veya inandırıldıkları şeyleri yaptıklarını rahatlıkla düşünebiliriz. Bolşevik partinin en yetenekli elemanlarından bilgi, rehberlik ve danışmanlık “hizmeti” alan Thompson ve Robins, devrimin en üst düzey yöneticileri Lenin ve Troçki ile sık sık temas kurmaktaydılar. 

   1919 yılı Bolşevik İhtilalin etkisiyle hızla yükselen ve dünya Kapitalizmini tehdit etmeye başlayan Komünizme karışı etkili önlemlerin alınmaya başlandığı yıldır. Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere önderliğinde bir grup emperyalist ülke, Bolşevikleri iktidardan uzaklaştırmak için Rusya’da 4 yıl sürecek ve sonunda yenilecekleri iç savaşı başlatırken, Robins, Bolşevik propagandası ve Alman istihbaratını araştıran bir senato komitesinin önünde ifade vermek zorunda kalır. Hiç şüphesiz soruşturulan konuların başında 1 milyon doların akibeti geliyordu. Robins Thompson’un paralarının Bolşeviklere verildiği iddiasını şiddetle red eder. İfadesinde bu paranın Amerika Birleşik Devletleri politikası ve çıkarları doğrultusunda eğitim amaçlı harcandığını söyler.

    Gerçekte Robins ve Thompson görev ve yetkilerini aşan işlere girişmişlerdi. Robins, Amerika Birleşik Devletleri’ne cebinde Lenin’in kendisine Amerika Birleşik Devletleri başkanına iletmek üzere verdiği bir antlaşma ve işbirliği taslağı ile gitmişti. Bu nedenle Lenin ile Robins aralarındaki iletişimi sürdürürler. Lenin, Robins’e 14 Mayıs ve 30 Nisan 1918 tarihlerinde iki mektup gönderir.[15] Lenin’in biyografisini yazan Ronald Clark, Lenin ile Robins arasindaki sıcak ilişki konusunda, Lenin’in en çok görüşmek istediği yabancı uyruklunun Robins olduğunu yazar.[16] Öte yandan Robins’in Sovyetler Birliğine ilgisi ise uzun yıllar sürecekti. Robins, 13 Mayıs 1933 tarihinde Mokova’ya gidip dönemin Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Stalin ile görüşecekti.[17]

    Ama Lenin’in, Amerika Birleşik Devletleri başkanına gönderdiği mesaj hiç bir zaman yerine ulaşamaz. Anti-kominist cephe Robins’i kuşatır ve başkana ulaşmasını engeller. Robins’in basın yolu ile elindeki mesajıdan başkanı haberdar etme girişimleri de engellenir. Kızılhaç ekibinin liderleri savaş lobisine yenilirler ve gözden düşerler.

     Bu sırada Thompson da  Federal Reserve Bank’daki görevinden ayrılır.

    CMC daha doğarken öksüz kalmıştı.

    Savaş sonrasında Mudd’un, Thompson’un ilgisini Kıbrıs’taki yatırıma çekme gayretleri başarısızlıkla sonuçlanır. Thompson artık CMC ile ilgilenmiyordu. Thompson’un desteği olmadan üretime geçebilmenin mümkün olmayacağına karar veren Mudd ve diğer yatırımcılar CMC’yi elden çıkarmaya karar verirler. Mudd’un ilk girişimi, Thompson’a, Texsas Gulf Company ile CMC’yi birleştirmek için teklifte bulunmak olur, ama Thompson bu teklifi de kabul etmez.[18] Böylece, Kıbrıs’taki yatırıma harcadıkları parayı kurtarma telaşına düşen Mudd ve arkadaşları nerdeyse kapı kapı dolaşıp değişik alternatifler ile CMC’yi satmaya çalışırlar. Tüm umutları tükendiği sırada Kıbrıs’tan hiç beklenmedik bir haber gelir. Gunther, Skouriotissa’daki maden ocağında bakır cevheri ararken altın madeni bulmuştu.

    Tarihimize “şeytan çamuru” olarak geçen CMC’nin altın madeni, şirketi son anda batmaktan kurtarır.  İlerleyen yıllarda dünyanın en büyük şirketlerinden biri haline gelen CMC, ülkemizden milyonlarca ton maden cevheri çıkarıp satarken, geride 50 milyon ton civarında atık bırkarak doğamızı paçavraya çevirir. Ama CMC sadece çevremizi kirletmekle kalmaz, ayni zamanda tarihimizi de kirletir.

    Emperyalizmin şafağında, emperyalist semayenin yıldızları tarafından tarih sahnesine sürülen CMC, ayni hızda yoluna devam eder. İkinci dünya/paylaşım savaşı öncesi Nazi Alamanyası ile kârlı ticaret yapar ama şirketin siciline Nazi’ler ile işbirliği değil, Nazi’ler ile savaşan müttefiklere sağladığı lojistik destek işlenir. Öte yandan ne Kıbrıs’taki işçi hareketinin bastırılması için açıktan yürüttüğü mücadele, ne de ülkemizdeki gizli teşkilatlara yabancı istihbarat örgütlerinden aktarılan paralara ettiği aracılık soruşturma konusu yapılmaz. Her durumda emperyal güçlerin kalkanı ile korunur.    (başadön)


[1] David Lavender, Story Of Cyprus Mining Corporation, s103-4
[2] Gulf Sulphur Company, 1909 yılında Texas, Matagorda Country’de kuruldu. 1918’de ismini Texas Gulf Sulphur Company olarak değiştirdi. 1918 yılı boyunca Mudd ve Thompson’un mühendisleri tarafından üretime hazırlanan şirket, 1919 yılında üretime başladı. Boling Dome’daki maden işletmesi 1994 yılında kapanıncaya kadar 80.8 milyon ton kükürt üreterek dünyanın en çok kükürt üreten madeni oldu http://www.tsir.org/markers/wharton/37.html
[3] Slavoj Zizek, 80 Ölüm Yıldönümünde Lenin,  Post Express, Ocak 2004.
  E.H.Carr, Bolşevik Devrimi, C1. Metis Yay. 1989.   s.84
[4] Foreign Relations of the United States, United States Department of State / Papers relating to the foreign relations of the United States, 1918. Russia,Volume I (1931),Russia: Chapter VII, File No. 811.142/2757, The Ambassador in Russia (Francis) to the Secretary of State, [Telegram],  Page 291-292,  http://digicoll.library.wisc.edu/FRUS/
Antony C. Sutton, Wall Street and the Bolshevik Revolution, (Chapter V: The American Red Cross Mission In Russia- 1917)
[5] William Hard, Raymond Robins' Own Story.
[6] Michael Sayers, Albert E. Kahn, Sovyetler’e Karşı Büyük Komplo, Yurt Yayınları, 1990
  Bolşevik devrimin merkezi Smonlny’deki ilk görüşmeyi ABD elçisinin Dışişleri bakanlığına bildirdiği mesaj: File No. 861.00/823, The Ambassador in Russia (Francis) to the Secretary of State [Telegram], PETROGRAD, December 12, 1917, 8 p. m. , [Received December 15, 2.38 p. m.]
“Trotsky in speech Sunday night reported in Bolshevik paper as saying:  The chief of the American Red Cross came to Smnolny….” http://digicoll.library.wisc.edu/FRUS/
[7] Michael Sayers, Albert E. Kahn, Sovyetler’e Karşı Büyük Komplo, Yurt Yayınları, 1990, s.16
[8] E.H.Carr, Bolşevik Devrimi, C1. Metis Yay. 1989.   s.95
[9] Carmen Siriani, İşçi Denetimi ve Sosyalist Demokrasi: Sovyet Deneyimi, Belge Yay. s.112
[10] Michael Sayers, Albert E. Kahn, Sovyetler’e Karşı Büyük Komplo, s.23
[11] age, s.24
[12] age, s27-29.
[13] www.washingtonpost.com: “ GIVES $1,000,000 TO THE BOLSHEVIKI:W.B. Thompson, of Red Cross, Aids Propaganda Among Huns. The Washington Post . Washington, D.C.:  Jan 31, 1918.  pg. 2, 1 pgs”
[14] Antony C. Sutton, Wall Street and the Bolshevik Revolution, (Chapter V: The American Red Cross Mission In Russia- 1917), Antony C. Sutton
[15]http://www.marxists.org/archive/lenin/works/cw/volume44.htm, http://www.marxists.org/archive/lenin/works/cw/prfv44pp.htm
[16] Aktaran, Valentine M. Smith, Three Men in Russia: Marye, Robins, and Francis, 1914-18, http://historicaltextarchive.com
[17] Görüşme tutanakları için:  http://www.marxists.org/reference/archive/stalin/works/1933/05/13.htm
[18]David Lavender, Story Of Cyprus Mining Corporation, s.107

(başadön)

Tarih: 08.08.2005

İŞLER YOLUNDA DEĞİL!    (Atila Karaderi)      

            Görünen köy klavuz istemez. Lefke’de işler yolunda gidiyor mu, gitmiyor mu? Elbette ki hayır. Her yeri tel tel dökülüyor. Ekonomik yapısı, sosyal yaşantısı ve çevre düzeni emekliyor. Lefke dün ne ise bugün de o. Aradan 30 yıla yakın bir süre geçti. Dağla denizin yanyana dans ettiği güzelim Lefke, nahiye değil hızla köyleşme sürecine girmiş.
         Lefke Üniversitesi bir nebze olsun bölgeye canlılık verse de aradan 15 yıla yakın süre geçmesine rağmen çare olamıyor. Üniversite kaplumbağa hızında yol alıyor. İçinde bulunduğumuz bu iki yıl öncekilerine göre daha umutvar görünmekle beraber hedeflere ulaşmada   ne kadar yardımcı olacak hep birlikte göreceğiz.
         Bir bölgenin gelişip kalkınmasında en büyük görev yerel idarelere  düşmektedir. Yerel idareler, merkezdeki siyasileri plan ve programları ile etkileri altına alabilmelidir. Yaratıcı bireylerden oluşan yerel yöneticiler, kontrolleri altında tuttukları belediyeler aracılığıyla halka ciddi hizmetler sunmalıdırlar. Olanaklarını en akılcı ve verimli şekilde kullanabilmelidirler. Hizmet aşkı olmalıdır.
         KKTC’de Mağusa Belediyesi için herkes ağız birliği etmişçesine övgü içerisinde. Neden? Beledi hizmetlerin yanında kültürel hizmetler de yöre halkının yaşantına bilfiil girmiş. Burada öncülüğü Mağusa Belediyesi yürütürken DAÜ de olanaklarını seferber etmiş. Mağusa şehirleşmiş, modern güzel herkesin gıpta ile kıskandığı bir yer haline gelmiş. Gelişmekte de devam ediyor.     
         Peki burada başarı kimin?
         Bir kere yukarıda 3. paragrafta anlattığım gibi bilgili ve yaratıcı insanlar yanında merkezdeki  siyasilerin desteğinin de alınması şart. DAÜ yıllardır pastadan büyük paylar aldı. Yaratıcı ve bilgili insanların elinde gelişti ve büyüdü. Lefkoşa ve Girne de bu pastadan payını aldı. Ekonomik gelişmişlik Lefke ile kıyaslandığı zaman ortanın çok gerisinde bulunduğumuz apacık ortada.

         LEFKE YENİDEN KEŞFEDİLMEYİ BEKLİYOR. Bu uzun zamandan beri kafamı kurcalıyor. Denizin ve dağın, yeşil ile mavinin dans ettiği güzel bir körfezde yaşıyoruz. Bunun değerinin farkında olmamız gerektiğine inanıyorum.
         Yerel idaremiz ve diğer sivil toplum örgütlerimiz bu bilinçle hareket etmelidir. Lefke ve yöresinin önlenemez düşüşünü çıkış trendine dönüştürmenin yollarını bulmalıdırlar. Bu yollardan bir tanesi de yıllarca önce 2. Lefke Kültür ve Sanat Festivali’nde söz verilen emirname ve daha sonrası için de master planın hayata geçirilmesidir.
         Lefke’nin merkezi için yıllar öncesine dayanan (Vehit Nekipzade) bir planın olduğunu biliyorum. Kitapcık halinde olan bu projeyi gördüm. Hayata geçirilmeli ve Lefke’nin otantik yapısı ön plana çıkarılmalıdır.  
         Gemikonağı kıyı şeridi  yeşil alanlarla desteklenerek yeniden ciddi projelerle yapılandırılmalıdır.
         Görsel kirliliğe asla izin verilmemelidir. Yapanlar süratle uyarılmalı ve cezalandırılmalıdır.
         CMC kirliliği ortadan mutlaka izole edilmelidir.
          Lefke’nin kanalizasyon sorunu köklü çözülmelidir. Plan, program ve kaynak yaratılmalıdır.   
        Lefke Üniversitesi’nin büyüyüp gelişebilmesi için gereken ekonomik katkının ve yatırımların alınmasının  sağlanması  kaçınılmaz olmalıdır.
         Üniversite öğrencilerinin mutlaka bölgede kalması sağlanmalıdır. Bunun için gereken yatırımlar ve kaynaklar (yurt, spor kompleksi, eğlence merkezleri) üniversiteye ve ciddi özel yatırımcılara sağlanmalıdır.
         Mutlaka ve mutlaka Aplıç Kapısı’nın açılması gereken siyasi katkı konmalıdır. Konmasını sağlamak için daha yüksek profilden irade tecelli ettirilmelidir. Burada bölgedeki tüm sivil toplum örgütlerine ve yerel idaremize ve siyasi otoritemize görev düşmektedir.
         1. derecede katkı yapılacak turizm bölgesi ilan edilen yöremize turizm limanı yapımı gerçekleştirilmelidir.
            Bölgeye turizm enformasyon bürosu kurulmalıdır. Bu konuda siyasilere baskı yapılmalıdır.
            İkinci sınıf olmaktan çıkmalıyız. Söke söke gelişim sağlamanın yollarını bulmalıyız.
           Yatırımlar için kaynak yaratılmalıdır. Dedik ya yaratıcılık ve işbilirlik ve beceri burda. Hazırı herkes yapar.
            Lefke’de işler yolunda gitmiyor. Gitmesi için de ortada ciddi bir çaba yok. Ne yerel idarede ne de siyasilerde.
            Bence öyle, sizce?
                                                                                                                                  ATİLA KARADERİ

(başadön)

Hakan Oran
LÇTD Başkanı
ha_oran@yahoo.com

Yıllardan  beridir Lefke ve bölgesinin  ekonomik kalkınmasına etki edecek olumlu veya olumsuz etmenlere karşı dernek olarak tavır koymak ve bu düşünce etrafında olumsuz etmenleri ortadan kaldırarak Devlet,  hükümet yetkililerinin ve dünyanın  dikkatlerini arada birde olsa bu bölgeye çekmek   için Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği yönetim kurulu olarak yaptığımız çalışmalar neticesinde zaman zaman  birçok  sorun  tesbit etmiş gerek ziyaretlerle ve gerekse çeşitli toplantılarda münferit seferler ilgililerin dikkatleri çekilmişti.Öncelikli konumuz c.m.c atıklarının temizlenmesi yolundaki mücadelemiz daha değişik boyutlar alırken ,birtaraftan ülkemiz doğal yapısına zarar veren odun kömürü imalathaneklernin(gaminilerin)kapatılması ile ilgili faaliyetler ,lefkenin kendisi ile özdeşleşen hurma ağaçlarının sökülüp turistik yerlere nakledilmesi karşısında yapılan mücadele düzensiz ve vahşi depolama yapılan çöp alanının kapatılmasına yönelik çalışmalarımız ve  Son dönemde özellikle Annan planının ortya çıkışıyla kendi yöremizin bu konudan nasıl ve ne ölçüde etkileneceği, bölgemize büyük ve önemli ekonomik olduğu kadar sosyal kültürel katkı da yapan Lefke Avrupa Ünüversitesinin büyüyüp geliştirilmesi için ne gibi katkıların yapılabileceği öngörüsüyle de sivil toplumun menfaatleri sözkonusu olduğundan bu konudada çaba sarfetmiş ve aşağıda okuyacağınız yazılarla ilgililerin dikkatleri çekilmiş ve bu konuyuda içerisinde barıdıran anketde düzenlemiştir.Anket sonuçlarını bir sonraki sayımızda yayınlayacağımızıda buradan bildirmek isterim.Şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim ki biz bu konudada üzerimize düşen görevi yapmaya çelişiyoruz..Tabii ilgililerinde bu konuda sonuç alıcı birtakım girişimleri ve hareketleri olmuştur.Özellikle bölgede yatırımı hızlandıracak teşvikler konusunda sayın Başbakana yaptığımız ziyaret olumlu geçmiş ve yatırım sürecini kolaylaştıracak ve hızlandıracak birtakım önlemleri almışlar ve böylelikle hem özel girişimcilerin Ünüversitemize yönelik öğrenci barınma amaçlı  yatırımların kısmen süratlenmesini(bu amaçla sunulan projelerde birtakım gereksiz kıstlamalar kaldırılır ve bu amaçla sunulan projeleri finance eden  kurum bu amaca uygunluğu kontrol eden mekanızmasını öne çıkarma ve denetleme gayretini gösterirse  yatırım süreci hızlanacaktır.) hemde bölgede yaşayan  insanlarımızın bu hedefe yönelik girişimlerinin desteklenerek bu yatırımların fertler bazındada artmasına olanak sağlanmıştır.
Tabii bölgenin demografik yapısına etki edecek aşağıdada değindiğim etmenleri bir düzen ve hukuk içerisinde hayata geçirmek, gelecekte buralarada yaşayacak insanlarımızın buralara kökleşmesini sağlayacaktır.
Bölgemiz Annan planı ile ortaya çıkan dururumun sosyal, psikolojik ve ekonomik sonuçlarını dün olduğu gibi bugünde yaşıyor. Gerek Avrupa Birliğinin ve AB içerisinde birtakım organların ve gerekse ABD ‘ nin referandum öncesi verdikleri vaatlerin sonuçlarını görememek sivil toplum arasında hayal kırıklığı yaratmakta ve olası çözüme gitme yolunda dünya konjuktürüne yön veren bu devletlerin  Kıbrısla ilgili taahhütlerini yerine getiremediklerini görme ve sadece Rum tarafının istekeleri  ile hareket etmelerinden dolayı  geçen zaman  ne yazık ki halkın tutumunun sertleşmesine ve çözüm yolunda bireysel  çözüm yollarının aranmasına ve ortak vatan hedefinden  uzaklaşılmasına  sebebiyet vermektedir. Böylesi bir yapı sanırım Dünyanın bu çok özel bölgesi için siyasi dengelerin korunması açısındanda arzulanmayan bir çözümdür ve böylesi tek taraflı bir çözümün gerçekleşmeyeceği gerçeği ile umutlarımızı geleceğe taşımış durumdayız.Geçtiğimiz 30 sene süresince nasıl ki sürekli olarak pazarlık konusu olan ve doğru dürüst yatırım yapılmayan Güzelyurt bölgesi gibi bugün son planla pazarlık konusu olan ve  planda verilecek bölgeler kapsamında bulunan
Gemikonağı,Cengizköy,Yeşilyurt,Yedidalga,Aşağı bağlıköy,Yeşilırmak  bölgelerinde bugün ve gelecekte herhangi bir ekonomik gelişme yaşanamayacaktır var olan olduğu gibi kalacak ve bir sonraki Kıbrıs üzerinde yapılacak olan  pazarlığı bekleyecektir.Üzerinde hassasiyetle durulması gereken en önemli konu ise Kıbrıs konusundaki uzlaşıya evet diyen insanımızın bire bir yaşam hakkı ile ilgili olan bir 30 senenin daha belirsizlikler içerisinde geçirmesinin hak ve hukuka uygun olmadığıdır. Yaşamın devam ettiği   bu süreç içerisinde Yalnızca ekonomik açıdan bile bakıldığında iki taraf arasında açılan tüm kapılar gibi Lefke Aplıç kapısında Kuzeye birtakım faydalar sağlayacağı unutulmamalı ve Yaz aylarında trodosu ziyaret eden 1.5 milyon turistin oradan denize en yakın yer olan lefke gemikonağı,yedidalga,yeşilırmak bölgelerini tercih edeceğini bunun ise ekonomik olarak bir getirisinin olacağı çok aşikardır.Run tarafının bu kapının açılması konusunda suskunluğunu koruması Trodosa gelen turistten maximum fayda sağlayamayacağı ondan  bir şekilde bu yolla belli bir sürede olsa kaybedeceği ekonomik kazanç düşünülebildiği halde, bizim bu konuyu her fıstatta gündeme getirmemize rağmen kaybedeceğimizin veya kazanacağımızın muhasebesinin yapılmaması düşündürücüdür.Yalnızca bu açıdan bakıldığında bile Lefke Aplıç kapısının açılması için çaba sarfedilmesi gerekmektedir Bu tüm yöre halkının istek ve arzusudur.Bu  konuda yetkili mercilerinde bizim gibi düşünerek bölge ve ülke menfaatlerinin  bunu gerektirdiğini düşünerek bir an önce bu yolda olumlu adımlar atacaklarını umarız.Aplıç kapısının açılması konusunda gösterilecek çaba karşı tarafın bu konudaki tüm olumsuz çabaları neticesinde bilinmeli ki pozitif bir başka politik adım ve kazanç olacaktır.
İnsanın birebir yaşam hakkı ile ilgili olan AB tarafından verilen sözlerle ve vaatlerle bir bakıma kandırılmış olan ve bugün gelecek kuramama endişesi yaşayan bir toplumun beklentilerinin karşılanması gerekmektedir.Halkımızın ve ekonomik gelişmenin önünün açılması gerekmektedir.Aksi takdirde bölgede kalan biravuç insanımızıda kaybetmek ve Lefkenin büyük bir köy olma sürecini yaşamak zorunda kalacağız.Bölgede yatırım yapmayı teşvik edici ve her halukarda bu yatırımı garanti altına alıcı insanımızı teşvik edebilecek uluslararası hukuklada örtüşen sonuç verici faaliyetlere gidilmeli,özelliklede bölgenin genişleyememesi ve gelişmemesi  için önemli bir tehdit olan C.M.C ait gayrimenkullerin  süratle kamulaştırılıp,kirlilik alanlarının temizlenip geri kalan atıl haldeki kullanılmayan alanlarada  gerekli yatırımların yapılıp  kamuya  açılması yolundaki uluslararası hukuğunda öngördüğü ölçüde girişimlerin yapılarak sonuç alma yoluna gidilmesi gerekmektedir.Takdir edersiniz ki sonuçlarıda düşünüldüğünde ve Lefke bölgesindeki bu şirketlede ilişkilendirilebilecek çevresel faktörlerde gözönünde tutulduğunda  Uluslararası hukuklada örtüşen böylesi bir çalışma bölge ve ülke için yapılabilecek en büyük faydaların başında geleceği inancındayız.Bütün bunların yanında olası bir anlaşmada Lefke ve bölgesi için elzem arzeden birtakım şu an için toprak olan kamu yollarınında alt yapısının yapılıp gerekli yerlere bağlantısının yapılması gelecekte Lefke bölgesinin diğer Türk yerleşim yerleri ile olan bağlantısının şimdiden yapılmasına olanak sağlayacağı gibi sözkonusu yolların yapılmasıyla bölgemiz için önem arzeden yeni inkişaf  alanlarınında ortaya çıkmasına ve yatırımların başlamasına olanak sağlayacaktır.(Lefke-Ünüversite - Bağlıköy ,Lefke –Cengizköy-Doğancı-Gaziveren alternatif güney yolu gibi)
-Lefke ve yöresi birinci derece turistik bölge ilan edilmesine rağmen bu konuda herhangi bir altyapı çalışması ve yatırım yapılmamaıştır.Yıllardan beridir gündeme getirdiğimiz ve gerek bölgemiz ve gerekse ülke için hem yat turizmini teşvik edecek hemde narenciyenin buradan daha kolay ve daha düşük maliyete ihraç edilmesini sağlayacak yat limanı projesi defalarca gündeme getirilmesine rağmen hep hasır altı edilmiştir.Bunun dışında gelişen ünüversitemize de katkı sağlamak amacıyla Annan planına göre rum parça devletine verilecek bölgede var olan gerek Türk gerekse eşdeğer emlaka sahip şahısların teşvik edilerek buralara inkişaf yapılmasının sağlanması bu bölgelerdeki Türk varlığının yerleşmesine ve kökleşmesine olanak sağlayacağı gibi Ünüversitenin ihtiyacı olan gerek barınma gerekse sosyal aktivite sahalarının açılmasına olanak sağlayacaktır. Bunlar yapılırken  1.öncelikli bölge ilan edilen ve Kalkınma bankası teşviklerinden yararlandırılan bölgemizde hükümet yetkililerine iletttiğimiz bu sıkıntıya çözüm bulmalarıda  son dönemde  istenilen ve özlenilen seviyede hızandırdığı  burokrasi bölgenin bu konudaki sıkıntısına bir ölçüde rahatlama getirmiştir.öğrenciye yönelik yapılacak yatırımlarında gerek bundan gerekse yapılacak yatırımın birtakım gereksiz kısıtlamalarla süreci  engellenmektedir.Devlet bu bölgemiz için özel bir statü gerçekleştirmeli ve terkedileck bölgelerde bulunan çok miktardaki  Türk emlakine yapılacak yatırım için geri dönüşümsüz kredi vermelidir.Böylelikle batının bu özel bölgesinde  belkide Türk varlığının ilelebet kalıcılaşmasına olanak sağlamalıdır.
-Bölgemize büyük ve ekonomik bir katkı yapan Lefke Avrupa Üniversitesinin geliştirilmesi için daha ciddi çabaların yapılması gerekmektedir.
Kurulduğunda bu yana on beş sene geçmesine rağmen son döneme kadar Üniversitemiz  istenen ve özlenen seviyeye gelememesinin ardında istikrarlı bir eğitim, öğretim ve idareci  kadrosunun olamayışı  siyasi rant uğruna Üniversite kurumunun kullanılmış olmasından  gelmektedir.Siyasetten, kişisel menfaatlerden ve sansasyondan arınmış temiz , Lefke ve bölge halkı  ile daha çok iç içe Lefkenin adına  yakışır bir Üniversite yaratılması ve idamesi ile elbirliği ile sorunları çözmek için gereken duyarlılık ve hassasiyeti her zaman gösterecek , bu konuda hükümet ve Üniversite yetkililerininde aynı duyarlılıkla hareket edeceklerini   ümit ederiz.Bölgenin alt yapısına verilecek önem ve teşvikler bu kurumumuzun burada daha da kökleşmesine olanak sağlayacak insanımızın bu bölgede  tutunmasını sağlayacaktır.
Bütün bunların yanında Lefke Avrupa Ünüversitesinin yıllardır kendisine zarar veren yönetsel  yapısından kurtularak  Lefke halkınında daha çok sahip çıkacağı bir yönetim yapısına  büründürülmesi Siyasetten, kişisel menfaatlerden ve sansasyondan arınmış ve bu amaçla sözkonusu mütevelli heyeti içerisine bölge sivil toplum örgütü temsilcilerininde etkin olarak  kazandırılması ve yönetimde sözsahibi olması Lefke ve Ünüversitemizin  menfaatlerinin  gözetilmesi açısından elzem arztmektedir.Yoksa var olan yapısı ile Ünüversitenin her gün yeni sansasyonlara zemin hazırlaması kaçınılmaz olacak ve Ünüversitenin kalıcılığına gölge düşürecek,Bölgenin bu kurumumuza olan güvenini sarsacaktır. 
Yaşadığı dünyaya şekil verenler insana değer verenlerse      (başadön)

 

LEFKE’DEKİ YAŞLI SU KEMERİ   (Nurbanu Tosun Soyel[iv])
          
Lefke kasabasındaki on gözlü (kemerli) su kemeri Osmanlı dönemi Kıbrıs’ını yansıtan ilginç bir mimarlık eseridir. KKTC’deki su kemerleri içinde kent merkezinde kalmış olması, topoğrafyaya uyumu ve sokaka dokusuna göre biçimlenişi ile dikkatleri çekmektedir.
           Bugün Lefke Belediyesi olarak kullanılan binanın hemen aşağısında  Beyefendi Sokak’ta yeralmaktadır. Belediye Pazarı’nın hemen yanından inilen yokuştan aşağı doğru inmeye başladığınızda, birden çok farklı bir atmosferin içinde bulursunuz kendinizi. Sol tarafta bitişik nizam sıralanmış ve sokağın kenar duvarını oluşturan küçük, şirin Osmanlı evleri ve sağda bahçesindeki hurma ağaçlarıyla dikkati çeken Şeyh Nazım’ın evinin hemen sınırında yeralan bahse konu su kemerinin ilk kemerleriyle karşılaşırsınız. Bir süre sonra sokak neredeyse 90 derecelik bir açıyla sağa doğru döner ve su kemeri de sokağa paralel olarak o yöne kıvrılır. Kemerin sonlandığı yerde bir su tribünü yer alır. Su tribününün üzerinde bir kitabe mevcuttur. Fakat bu kitabenin, özgün kitabesi olmadığı, özensiz ve gelişigüzel bir yazı ile yazılmış olması nedeniyle sonradan değiştirilmiş olduğu düşünülmektedir. Mevcut kitabe üzerinde rumca bazı kelimeler ve 1892 tarihi yazılıdır.
            Bulunduğu arazinin eğiminden dolayı kemer duvarının yüksekliği her noktada değişkendir. Yükseklik en alçak noktada bugün 67 cm iken, en yüksek yerde ise 421cm dir. Duvar kalınlığı ise 132-158 cm arasında değişmektedir.
            Yapılan kaynak araştırmalarına göre bu su kemerinin, Lefke’deki pekçok su vakfı ile ilgili bilgi veren 1690 tarihli Ebu Bekir Efendi vakfiyesinin[i] bir parçası olduğu düşünülmektedir. Bu su kemerinin kısa bir süre öncesine kadar, 1887 yılında yaptırılan Battal Ağa Değirmenini çalıştırmış olduğunu Yıldız’dan[ii] öğreniyoruz.

Su kemerinin üzerinde, bir zaman değirmene su taşıyan, yaklaşık 60cm derinliğinde bir su kanalı mevcuttur. Battal Ağa Değirmeni’nin yerinde bugün bir ev bulunduğu için bu kanal bugün kullanılmamaktadır.

Günümüzde kullanılan su kanalı yolun hemen kenarında, kemer ayaklarının hemen önünde yeralmaktadır. Bazı noktalarda kemer ayaklarını delip geçen bu kanal tarlaları ve narenciye bahçelerini sulama amacıyla kullanılmaktadır. Bu kanalın, İngiliz döneminde elden geçtiği, o dönemde kemere bitişik olarak inşa edilmiş olan çeşmeden anlaşılmaktadır.

Sokak döşemesi bugün asfalt ile kaplıdır. Özgün döşemesinin, Beyefendi Sokak’ta dördüncü kemerin hemen önünde görülebildiği kadarıyla, büyük boyutlu taş plaklarla kaplı olduğu anlaşılmaktadır.

Su kemeri inşa edildiği tarihten günümüze gelene kadar birçok hasar görmüştür. Bu bozulmaları maddeler halinde sıralarsak:

1.                           Kemer açıklıklarının bazıları, komşu parsel tarafından yığma taş duvarlar ve kamış levhalarla kapatılmıştır.

2.                           Komşu bahçede, kemer duvarına bitişik bazı barakalar bulunmaktadır.

3.                           Diğer kemer açıklıklarının içi ise toprak ve moloz taşlarla doldurulmuştur.

4.                           Su tribününün hemen yanındaki kemer açıklığının hemen arkasına ondülin bir çatı örtüsü inşa edilmiş ve kemer açıklığı garaj olarak kullanılmaktadır.

5.                           Kemerin üzerindeki kanalın içinde çiçekler, bitkiler büyümüş ve bazı noktalarda duvar yüzeyinde ağaçlar yetişmiştir.

6.                           Duvar yüzeyinde sprey boyalarla yazılmış yazılar mevcuttur.

7.                           Duvar yüzeylerinde, kemeri statik açıdan tehlikeye sokabilecek, harcı boşalmış, yüzey kaybı olan yerler mevcuttur.

8.                           Bugün önünde çöplerin, inşaatlardan çıkan atıkların toplandığı bir merkez görevi görmektedir.
 

Tüm bu tahribatların giderilmesi ve biran önce yapının restore edilmesi gerekmektedir. Osmanlı Döneminde inşa edilmiş olduğu düşünülen bu yapı, su gücü ile çalışan bir değirmenin parçası olması nedeniyle, Kıbrıs’ın endüstri arkeolojisi tarihi açısından önemlidir. Bu nedenlerden dolayı korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerekmektedir. Bu konuda yetkililerin biran önce gerekli çabayı göstermeleri, bu şirin kemerin Sir Samuel Baker’ın anlattığı eski güzel günlerine kısmen de olsa döndürülmesi Kıbrıs’ın kültür mirası açısından bir kazanç olacaktır. KKTC deki tüm su gücü ile çalışan değirmenlerin ve su yollarının korunması dileklerimle saygılar sunarken, 1879’da bu bölge ile ilgili Sir Samuel Baker’ın kitabından bir alıntı ile yazımı sonlandırmak istiyorum.
         
 “Lefke’deki evler, bahçelerin ve narenciye ağaçlarının gür ve bol yaprakları arasında adeta görünmüyor. Dişbudak ağacı, karaağaç, Limon, portakal ve çok çeşitli meyve ağaçlarının gölgelediği, kenarlarından su kanalları geçen dar patika yollar boyunca ilerledik. Su gücü ile çalışan değirmenler, el değmemiş kibar, hoş hanımelleri ile süslenmiş su kemerleri, bunlar olmadığı takdirde sönük sayılacak bu geçidi bir endüstri sergisi gibi canlandırmaktadır[iii]”. (BAKER; GAZİOĞLU, s.183).

.                                                                                                                                       Y.Mimar Restoratör
                                                                                                                                                    Nurbanu Tosun Soyel[iv]


[i] ALTAN,M.Haşim., 1986, “Belgelerle Kıbrıs Vakıflar Tarihi”, lefkoşa, Cilt 1, s. 472
[ii] YILDIZ, N.,”Kıbrıs’ta Osmanlı Kültür Mirasına Genel Bir Bakış”, Türk Dünyası Ansiklopedisi, s. 989
[iii] BAKER, S.Samuel, 1879, “Cyprus as I Saw it in 1879”, London, s.222; GAZİOĞLU, Ahmet c., 2000, “Kıbrıs’ta Türkler”,
 Lefkoşa, s.183,
[iv] YDÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Görevlisidir.

(başadön)
 
 
 
 

       
  emailweave.gif (3912 bytes)
        Webmaster: Atila Karaderi