CMC GERÇEĞİ 5
TOPLUMSAL
BOYUTLARIYLA
CMC’NİN
60 YILI (2)
ENVER BILDIR
Geçen sayımızda yazımızı 1930
Kavanin Meclisi seçimlerinde Lefke’nin tavrını ele alarak sonuçlandırmıştık.
CMC’nin gelişiminin toplumsal yapımız üzerindeki etkisini ele alırken 1930
seçimleri üzerinde özellikle durmaktayız. Bu sayımızda da 1930 seçimleri sonrasına
gitmeyeceğiz. Tam aksine çok daha gerilere, 20 yüzyılın başına döneceğiz. Bunun
nedeni CMC’nin politikalarının 1930 dan sonra büyük oranda değişikliğe uğraması dır. CMC, Lefke ve yöresinde maden üretimini hızla artırırken
birçok kurum, kuruluş, toplumsal sınıf ve kesimle ilişki kurar. Bunları kısaca ele
alacak olursak; İlk başta yerel finans kaynaklarını ele almamız gerekir. Daha sonra
İngiliz Sömürge Yönetimi ve devletin çeşitli
kurumları ile geliştirdiği ilişkiler CMC’nin 1930 öncesi ‘iyi ilişkiler’
içinde olduğu kurumlardır. CMC bu saydıklarımız dışında nerdeyse hiçbir kurum ve
sınıfı ve bunların temsilcilerini dikkate almaz. Bu çalışma başlayalı yaklaşık
atı aylık bir süre geçti. Henüz elimizde
CMC’nin Kıbrıs Rum Halkının temsilcileri ile ne tür ilişkiler geliştirdiği
konusunda ciddi bilgiler yoktur. Yakın tarihimizi önemli ölçüde etkilemiş olan bu
devasa şirketi konu alan Türkçe hiçbir çalışmanın bulunmaması büyük eksiklik. Öte yandan, 1930 dan önce Kıbrıs Türk
Halkının temsilcisi durumundaki Müslüman seçkinler ile ciddi sayılabilecek herhangi
bir ilişkinin kurulmadığını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu sonuca varış
nedenimizi de birazdan detaylı olarak ele alacağız.
CMC’nin çalışma bölgesi içerisinde bulunan en önemli sivil toplum kuruluşu olan
Lefke Belediyesi ile olan ilişkileri ise, yine 1930 yılına kadar olabilecek en kötü
durumda idi. CMC, Lefke Belediyesini yok sayma, ya da başka türlü söyleyecek olursak
kaale almama politikasını ancak 1930 dan sonra
değiştirir. Lefke’deki üst sınıf mensuplarına gelince, Lefke’nin özellikle
arazi yönünden (tarımsal veya tarıma açılmamış) varlıklı ailelerinin
oluşturduğu bu sınıfın mensupları, bahsettiğimiz dönem içerisinde tam bir kıyıma uğrarlar. Binlerce dönümlük arazileri
istimlak yolu ile yok pahasına ellerinden alınırken, tarihleri boyunca örgütlenme
deneyimini hiç yaşamamanın bedelini çok ağır öderler. Bireysel olarak ne kadar
çaba harcarlarsa harcasınlar bir sonuç alabilmeleri
mümkün değildi. Yabancı sermaye yatırımına ihtiyaç duyan sömürge yönetimi
onları çoktan gözden çıkarmış, Kavanin Meclisindeki temsilcileri (ve diğer
‘ileri gelenler’) ise birazdan göreceğimiz gibi çok daha farklı işlerle
meşguldüler. Ve son olarak işçi sınıfına
gelince. CMC, tarihi boyunca, işçiler karşısındaki zorbalığa varan katı
politikasını hiç değiştirmez. Bu politikadaki kabalık, çıkar çatışmaları
karşısında bir kapitalist işletmeden beklenebilecek olanın da çok üzerindedir.
Bu yazı boyunca CMC’nin 60 yılı dönemlere ayrılarak bu konular
teker teker incelenecek. İlk olarak CMC’nin, Kıbrıs’taki faaliyetlerinde birinci
dönem diye ayırdığımız 1930 yılına kadar geçen sürede, en çok temas ettiği
yerel yönetim kuruluşu olan Lefke Belediyesi i le
olan ilişkilerini ele alalım.
20 YÜZYILIN
BAŞINDA LEFKE
1571 de Osmanlılar, Kıbrıs’a
geldiklerinde Latinlerle (Venediklilerle) savaşırlar. Adada çoğunluğu oluşturan
Ortodoks Rumlara karşı, Latinlerden farklı bir politika izlerler. Rumları kontrol
altında tutabilmek için Kilise’ye geniş imtiyazlar sağlayıp zenginleşmesine ve
zenginliği oranında Rum nüfusu denetimi altına almasına göz yumup, yönetimin
sürekliliğinden birinci derecede çıkarı olan bir kurum yaratmışlardı.
Kıbrıs’taki Latin nüf usa gelince; Bu insanların
büyük bölümü ya kaçmış ya da Osmanlılar tarafından yerlerinden
sürülmüşlerdi. Ada’ya ilk gelen göçmen Türkmenler, kovulan Latinlerden boşalan
köylere iskan edilirler.
Lefke, işte bu şekilde Türklerin iskanına açılan Latin yerleşim
yerlerinden biridir. Lefke’deki Türk nüfusun, Osmanlı idaresinden bugüne kadar
çoğunluk oluşunun nedeni de budur. Venedikliler döneminde yönetici hanedanın özel
mülkü olan Lefke, ayni zamanda Kıbrıs’ın kuzey batısının idari merkezi idi.
Lefke, Kıbrıs’ın kuzey batısının idari merkezi olma özelliğini Osmanlı
yönetimi boyunca da sürdürür.
Osmanlı yönetim biçiminin gereği olarak, Lefke’nin verimli
topraklarının önemli bölümü, yönetici sınıfı oluşturan az sayıda aile
arasında bölüştürülür. Tımar denilen bu sisteme göre, Üst düzey yöneticilere
rütbeleri oranında mülk verilir ve gelirlerini bu şekilde sağlamaları istenirdi.
Ayni zamanda geliri oranında vergilendirilerek devletin en önemli gelir kaynağını
sağlayan bu araziler, yönetici gözden düştüğü za man ailenin elinden alınabiliyordu. Ancak Osmanlı bürokrasisi
bunun da yolunu bulmuştu. Yönetici sınıfı oluşturan aileler mallarını vakıf
ederek bu tehlikeden kurtuluyorlardı.
Lefke’deki, nerdeyse tüm kullanılabilir tarım arazisinin 1571 den
sonra el değiştirdiğini söylemek pek yanlış olmaz. Bu araziler az sayıdaki Osmanlı
yöneticisine tahsis edilir ve Lefke’de büyük toprak sahipliği 20 yüzyılın
başlarına kadar devam eder. Bu süreç 20 yüzyılın başından itibaren açıklamaya
çalıştığımız nedenlerle kes intiye uğrar.
Osmanlı yönetiminin ilk yıllarında Lefke’deki toplam arazinin
nasıl bölüştürüldüğünü tam olarak bilemiyoruz. Bu konuda Evkaf kayıtları
kaynak olarak alınabilir. Günümüz Türkçe’sine çevrilip yayınlanan Evkaf
kayıtları arasında, Lefke’deki arazi bölüşümü hakkında bir fikir verebilecek en
eski kayıt 1690 tarihlidir. ‘Lefkeli EL-Hac Ali Efendi’ nin su vakfiyesine ait
kayıtlara göre, Maratasa deresinden kendisine ait suyun 64 saatini vakfetmiş ( M.H.Altan,c1,s
472). Bugün Maratasa
suyunun dönüşümünde aylık takvimler esas alınmaktadır. O tarihlerde suyun
dönüşüm periyodunun ne olduğunu bilmiyoruz ama bir ay bile esas alınsa yine de
bugünle kıyaslanamayacak kadar büyük rakam söz konusudur. Bugün Maratasa suyunun en
büyük hissesi 24 saati aşmıyor. Zenginliği atadan
gelme, Lefke’nin köklü ailelerinin sayısının günümüzde 8-10 aile civarında
oluşu da toprağın ne kadar az sayıda insan arasında bölüşüldüğünün bir başka
işareti. Bu ailelerin çocukları için yaptırdıkları konak sayısı ise zenginliğin
boyutlarının bir başka göstergesi. Yakın
zamanlarda, Lefke kent merkezinde, Turizm bakanlığı tarafından koruma altına alınan
Osmanlı mimarisi tarzında yapılmış konak sayısını 23 adettir ve kent merkezi
dışında ayni özellikleri taşıyan daha birçok bina bulunmaktadır. Bazı
araştırmacılar, Osmanlı mimarisini yansıtan konağın Lefkoşa’dan sonra en çok
Lefke’de bulunduğunu söylemektedirler.
20 yüzyılın başlarında Lefke’de sosyal sınıflar
hiyerarşisinin daha alt basamakları ise buraya kadar anlatılanların tam tersidir. Az
sayıda esnaf ve zanaatkar dışında geri kalan Lefkeli’lerin büyük çoğunluğu
topraksız bahçe işçileridir. Bu fakir insanlar topluluğu kasabanın zenginliği ile
tam bir zıtlık oluşturmaktaydılar. Zenginleri ve zenginlikleri ile ünlü Lefke’ye,
sosyo ekono mik yapısından habersiz dışarıdan
gelenleri hayrete düşüren bu durumu en güzel betimleyen örneklerden biri 1920 de
Doğru Yol gazetesinde yayınlanır (H.Fedai).
1920 de Lefke’ye gelen Doğru Yol Gazetesi muhabiri Lefke’de gördüklerini
gazetesinde gezi notları halinde yayınlamış. Ziyaretçi’nin ilk gözüne çarpan
yeşillikler içerisindeki Lefke’nin olağan üstü güzelliğidir. Çamlıköy’den
Lefke’ye gelirken gördüğü manzara karşısında o kadar etkilenmiş ki
gördüklerini şiirsel bir dille ifade ediyor. ‘Bir iki tepe geçtikten sonra Lefke, sabah sisleri içinde tüllere bürünmüş ve
gerdan-i simine (gümüş gerdanına) iri mercanlar takarak yemyeşil yastığına ittika
etmiş (yaslanmış) bir nazenin sabahat ve taravetiyle (güzellik ve tazeliği ile)
arz-ı didar etti (göründü). Lefke’nin vasi
(geniş) bahçeleri arasında görünen nim- beyaz (yarı beyaz) evler, insana bir
güvercin kümesi oldukları zehabını (sanısını) veriyordu. Ötede beride semalara
ser çeken (uzayan) servilerle çınarlar gelen misafirleri istikbal (karşılama) için
hal-i kıyamda (ayakta) oldukları görülüyordu. Bu kadar letafet-i mevkiyeye (doğal
güzelliğe) malik olan Lefke...’
Güzelliği ile ünlü kasabanın içerisine girildiğinde ise büyü
bir anda bozuluveriyor. Muhabir bu sefer Lefke’ye girerken yazdıklarının tam tersini
yazmak zorunda kalmış. Yine ayni yazarın kaleminden 1920 Lefkesi’nin içi şöyle
anlatılıyor. ‘... Lefke Belediye İdaresi de halka teşkilat ve tertibatıyla
rehberlik etmeye muaffak olamamıştır. Kasabalarının daha muntazam ve mamur olması
için ya hiç düşünmemişler ya da düşündüklerini uygulamaya koyamamışlar...
Lefke sokaklarında birkaç fener görülür . Fakat geceleri karanlık(1). Mahallelere henüz isim verilmemiş(2). Lefke’de ne bir lokanta ne de bir otel var. Bulunan hanların
birkaçar odası bulunuyorsa da bunlarda yatak olmadığından geceleri yerde yatmağı
göze aldıranlar kalabilir. Hanların ortasına yığılan gübrelerin rahatsız edici
kokuları kasabanın sıhhati için büyük bir tehlike teşkil eder. Dükkanlarda olduğu
kadar kahvehanelerde de temizliğin eseri görülmüyor
. Burada silmek ve süpürmek sanatı galiba ma’lum değildir...’
Şüphesiz bu sorunların önemli bölümü beledi tedbirlerle
çözülebilirdi. Ancak Doğru Yol muhabiri, ‘...Lefke, her nevi mahsulden belediye
namına bir yüzdelik alınsa ve iyi kullanılsa pek az bir zaman içinde Ada’nın en
zengini olur. Özellikle ürünlerinin hiç birinin resmi vergisi (aşır-ı resmi)
yoktur...’diyor.
Yani belediye maddi açıdan berbat bir durumdadır. Hangi belediye
başkanı güçlerinin doruğunda iken büyük toprak sahiplerini ‘haraca’
bağlayabilirdi ki ? Vergi almak bir yana, tam tersine almama yönünde karar bile
alınmış. Her türlü tüketim maddesi
üzerinden alınacak ‘çarşı resmi’ adı altındaki vergileri düzenleyen 1 Mayıs
1909 tarihli Belediye Meclisi kararı, dışarıdan getirilip Lefke Belediyesi
sınırları içinde satılan tüm ürünlerden çarşı resmi alınmasını karara
bağlarken, Lefke’de üretilen her türlü mahsulden bu verginin alınmayacağını
belirtmektedir.
Lefke Belediyesi’nin önemli gelir
kaynaklarından olan ‘kantar resmi’, 1923-1929 yılları arasında bir artış
göstermiyor. Toplam gelir içerisinde yaklaşık % 10 yer tutan bu vergi zaman zaman % 30
civarında düşüyor(3). Kantar resmi daha
çok Lefke çarşısından ve alçı ocaklarında yapılan üretimden elde edilmektedir.
Pendaya limanından(4) ihraç edilmekte olan
narenciye ürününden kantar resmi alındığına dair hiçbir kayıt bulunmamaktadır.
Rakamlar da bize ihraç edilen üründen kantar resmi alınmadığını göstermektedir.
İşte CMC’nin bölgede faaliyete başladığı yıllarda, Lefke’nin sosyo-ekonomik
yapısını kabataslak böyle ifade edebiliriz. 1930’da Kıbrıs’ta siyaset
tıkanırken, devlete karşı en ciddi muhalefet odaklarından birini örgütleyen
Lefke’nin büyük toprak sahiplerinin içerisinde bulundukları durumu daha sonra
yeniden ele alacağız.
...VE CMC
Gelirlerinden de hemen anlaşılacağı
gibi, Lefke belediyesi, CMC’den de herhangi bir kantar vergisi alamamış.
Çıkardığı madenin büyük kısmını deniz kenarında inşa ettiği havuzlarda
depolayan CMC, 1924 yılı boyunca 30 gemilik maden ihracatı yapar (Lavender, s187). Bu
rakam ilerleyen yıllarda gittikçe artar. 1927 de CMC toplam 1.257.132 ton maden üretimi
yapar ve bu miktarın 225.000 tonu gemilere yüklenip ihraç edilir (Lavender, s 231).
CMC’nin üretimi ile ilgili rakamları daha sonra ele alacağız ancak 1930 öncesinde CMC’nin yatırımlarının
toplamının 2.000.000 Sterlin civarında olduğunu ve buna karşılık Lefke
Belediyesinin yıllık bütçesini 300 KL’i zor bulduğunu düşünecek olursak, uluslar
arası dev tekellerin ülke ekonomisine katılarından
bahsetmenin saçmalığı da ortaya çıkar. Bu konuda en çarpıcı örneklerden biri de
Lefke Belediyesi ile CMC arasındaki ilişkilerdir. CMC’nin yarattığı istihdam ile
çok kötü durumdaki Kıbrıs ekonomisine önemli katkılar sağladığını söylemek
hiç de doğru değildir. Alternatif üretim
alanlarının gelişiminin engellenmesi bir yana, var olan üretimin de sistemli bir
şekilde yok edildiği bu dönemde, CMC’nin çalışma bölgesi içerisindeki yerleşim
alanlarına, maden çıkarma faaliyetlerini düzenlemeyi amaçlayan yatırımlar dışında herhangi bir katkısının bulunduğunu söyleyemeyiz.
1916 da 350 işçisi bulunan şirket, özellikle 1926 dan sonra hızla büyüyerek işçi
sayısını 1930 öncesinde 1800’e çıkarırken, ayni zamanda Lefke’nin nüfusunu da
yaklaşık olarak ikiye katlamış oluyordu. Oysa
elimizdeki 1923-1930 yıllarını kapsayan Lefke Belediyesine ait gelir ve giderlerini
gösteren dökümanlar söylediklerimizde ne kadar haklı olduğumuzun somut delileridir.
Belediye kayıtlarına göre, gelirler toplamı, 1923 de 284 liradır. Bu rakam 1924
ve 1926 da 258, 1927 de 268, 1928 de 285 ve 1929 da 302 lira
olarak gerçekleşmiş. Ancak hemen belirtelim 1928 ve 1929 daki gelir artışının
nedeni belediyenin içine düştüğü kötü durumdan kurtulabilmek için koyduğu yeni
vergiler sayesindedir. 1926-27 yılları bütçesine
koydukları esnaf vergisi ile gelirin % 10 kadar artışını sağlayıp durumu kurtarmaya
çalışmışlar. Bütün bunların yanında, gelirleri hızla düşen belediye birçok
masrafını kısmasına rağmen yine de bütçesini denkleştiremez ve borçlanmak zorunda
kalır. Belediye’nin, 1926 yılına kadar 7 lira
civarında olan düzenli borç taksitleri, bu tarihten sonra 28 liraya çıkar.
Lefke Belediyesi ile CMC arasındaki
çatışmanın en belirgin olduğu konulardan biri de akaryakıt vergisidir. Devletin,
belediyelere verdiği en önemli gelir kaynaklarından biri olan bu vergiyi toplayabilmek
için, belediye önce satışı kontrol altına almak zorunda idi. Bu amaçla, 3 Nisan
1900 de resmen faaliyete başlayan Belediye Meclisi, evrakları için kasa alacak para
bulamayacak kadar kötü durumda olmasına rağmen 22
Mayıs 1900 de, akaryakıt ambarı ve salhane inşaası için harekete geçer. Yine
belediye kayıtlarından öğrendiğimize göre, belediyelere bu hak 5 Mayıs 1900 de
çıkarılan özel bir kanunla verilmiş (712 numaralı gaz yağı ambarı nizam-ı mahsusu ). Bu yasaya göre hiç kimse 30 okkadan daha
fazla gazyağını belediye deposu haricinde bulunduramazdı. Belediyenin gelirlerinin
yaklaşık %90’a yakın bir miktarını oluşturan dört büyük kalemden biri olan bu
gelirden zaman zaman gaz yağı ve kibrit ambariyesi
olarak da bahsedilmektedir. Gelirin büyüklüğü, belediyenin bu konuda itina
göstermesine sebep olur ve 1920 de yeni bir akaryakıt ambarı yapılır (26 Eylül 1920
de bu iş için Kıbrıs Hükümetinden 23 Lira 12 şilin 6 kuruş borç alınmış). 1924
den sonra Karadağ’da maden aramaya başlayınca,
CMC’nin, Karadağ’da bulundurduğu akaryakıt için vergi vermesi gündeme gelir. 15
Ocak 1927’de Lefke Belediyesi, CMC müdürüne bir mektup göndererek, Karadağ’da
kullanılan akaryakıtın miktarının kendilerine bildirilmesini ve vergisinin ödenmesini talep eder. Ancak CMC’den
para koparmak hiç de kolay değildi ve iş avukatlık olur. 16 Şubat 1927 de Belediye
Meclisi, CMC nin avukatı ile akaryakıt konusunu görüşmek üzere Lefkoşa’dan bir
avukat tutma kararı alır. Bununla da yetinmeyen
belediye, durumu açıklığa kavuşturmak ve kararlılığını göstermek için ayni
gün akaryakıt vergilerini düzenleyen bir dizi karar alır. Bu kararlara göre Lefke
Belediyesi sınırları içine petrol getiren herkes getirdiği petrol’un her tenekesi için iki kuruş on para vergi verecek ve 30 okkadan fazla petrol’u
belediye ambarında bulunduracaktı. Yine ayni kararlara göre, Lefke Belediyesi
sınırlarına izinsiz petrol sokulursa, belediye bu petrol’a el koyacaktı. Sanırım
belediyenin bu kararları alma nedeni son cümlede
gizlidir. Çünkü alınan kararların hemen hepsi zaten yüzyılın başından beridir
uygulanmakta olan kanun hükümleriydi. Yani aslında Lefke belediyesi,
CMC’yi, vergisini vermezse petroluna el koymakla tehdit ediyordu.
1927 yılına kadar belediyeye hiç
vergi vermeyen CMC gibi bir mali devin, küçük bir taşra belediyesinin kurusıkı
tehditlerinden yılacağı düşünülemezdi ve öyle de oldu. 30 Nisan 1927 de Lefke
Belediye başkanının CMC müdürüne gönderdiği mektuptan, CMC’nin o güne kadar
hiçbir yazıya cevap bile vermeye tenezül
etmediğini anlıyoruz. Nihayet 18 Mayıs 1927 de CMC kendisinden talep edilen miktarın
ne kadar olduğunu sorar ve 21 Mayıs 1927 de borcu olarak hesaplanan 3 lira 12 şilin 3
kuruşluk çeki belediyeye gönderir. Araya hangi hatırlı kişilerin girip CMC yi ikna
ettiklerini bilmiyoruz, ama sorunun bu kadarla çözüldüğünü düşünenler
yanılmışlar. 18 Ekim 1927 tarihinde, Belediye, CMC den 1 Mayıs 1927 tarihinden
itibaren Kradağa gönderdiği petrolun miktarını sorar. Yani CMC inadına bildirim yapmamaya devam etmektedir. 2 Kasım 1927 de ise Belediye
başkanı gönderdiği bir başka mektupla henüz cevap almadılarından sitem etmektedir.
Ve 3 Kasım 1927 de Lefke Belediyesi, CMC yi Lefkoşa Komiserliğine şikayet eder.
Belediyenin CMC yi devlete şikayet mektubunu aynen
aktarıyoruz.
“Lefkoşa Komiserliği canibi
alisine,
Efendim,
Skuriyotissa Amerikan Maden
Kumpanyasının Belediyemiz hudutları dahilinde bulunan Kara Dağa celb ve istihlak
ettiği (getirip kullandığı) petroller için mevkii mezbure (adı geçen yere) ayrıca
Kumpanya bir ambar inşa ederek Belediyemizin Gaz ambarını nazarı itibare almayarak
celbettiği (getirdiği) petrolleri oraya iddihar (biriktirme) ediyor. Bu hususta Lefke
Belediyesi mütezarrir oluyor (zarar görüyor). 15 Ocak 1913 tarihli Ceridei Resmiyenin 33. sayfasında münderiç (kapsamlı)
Lefke Belediyesinin Gaz hakkındaki Nizamımızın 21, 22, 23.ncü maddelerine mugayir
(uygunsuz) bulunduğunu. Nizamımızın Kumpanyayı müstesna kılmadığını arz eder ve
bu hususta bendenizi lütfen tenvir buyurmanızı
(onaylamanızı – iştirak etmek) istirham eylerim efendim”
DEVAM EDECEK
Dipnotlar:
(1). Lefke Belediyesi kayıtlarının 1909-1922
yıllarını kapsayan bölümü ne yazık ki eksiktir. 1900 deki kayıtlarda Haralambo
Yanni 15 şilin maaşla fenerci ve süpürgeci olarak işe alınmış (2 Ekim 1900).
Işıklandırmaya verilen önemden olacak, 13 Aralık 1902 de fenercinin maaşına zam
yapma gereği duyulmuş (iki buçuk şilin zam
yapılmış). Bu durum Lefke’deki ışıklandırmanın arttığının göstergesidir.
Öte yandan süpürgeci ve fenercinin vazifesi’ni düzenleyen 23 temmuz 1908 tarihli
Belediye Meclisi kararına göre ; İş güneşin doğuşu ile başlar, saat 10 da
(kuşluk vakti) yarım saat istirahat hakkı vardır,
öğle bir buçuk saat istirahatten sonra gece saat 9’ a kadar (21.00) iş devam eder.
Saat 21.00 de fenerler yakılır ve bir saat sonra çarşının ‘yukarı kısmındaki’
fenerler tekrar kontrol edilir. Fenerlerin yakılmadığı geceler ise iş saat 11.00 de sona erer. Bu karardan da
anlaşılacağı gibi, 1908 de, Lefke’de fenerler her gece yakılmamaktadır. 12 Mayıs
1909 da ise fenerci ve süpürgeci olarak Hilmi Süleyman 1 Lira 10 şilin maaşla göreve
alınmış. Lefke Belediyesinin gelirlerinde, 1901 den
sora sürekli bir düşüş vardır, buna bağlı olarak gider kalemleri de düşmektedir
ancak ışıklandırmanın 1910 yılına kadar sürdüğünü biliyoruz. Yukarıda, Doğru
Yol gazetesi muhabirinin belirttiğine göre, 1920’de ise Lefke’de sokak
ışıklandırması mevcut değildir. 1910-1920 arası
dönemde belediye bütçesine ilişkin elimizde mevcut tek belge 1918 yılının son altı
ayını kapsayan bilançodur. Bu bilançoda sokak ışıklandırması ile ilgili bir gider
kaleminin bulunmaması, Doğru yol gazetesini destekleyen bir kanıttır. 1922-23 bütçesinde ise giderlerin önemli
bölümü temizlik ve ışıklandırmaya ayrılmış (%52). İlerleyen yıllarda
temizliğe ayrılan miktar düşerken, ışıklandırma harcamaları önce artmış sonra
yavaş yavaş düşerek belirli bir rakamda kalmış.
1923- 64 lira, toplam bütçe içerisindeki yüzdesi ; % 21
1924- 71 lira, toplam bütçe içerisindeki yüzdesi ; % 23
1926- 68 lira, toplam bütçe içerisindeki yüzdesi ; % 27
1927- 64 lira, toplam bütçe içerisindeki yüzdesi ; % 25
1928- 51 lira, toplam bütçe içerisindeki yüzdesi ; % 18
1929- 60 lira, toplam bütçe içerisindeki yüzdesi ; % 20
Rakamların bu şekilde sıralanması büyük ihtimalle CMC nin
bölgede yarattığı istihdam ile doğrudan ilişkilidir. Hızla artan nüfus güvenlik
sorunlarını da beraberinde getirir. Özellikle çarşı bölgesinin
ışıklandırılması bir zorunluluk haline gelir. Bu iş için gerekli altyapı
yatırımı önce rakamların yıllara göre artışına neden olurken yavaş yavaş
yeterlilik sağlanıp 60 lira civarında sabit bir düzeyde kalmış. 1927-1928
yıllarında görülen düşüş, belediyenin o yıllarda içine düştüğü mali
sıkıntıdan kaynaklanmaktadır.
(2). 1920 de mahallelere henüz
isim verilmediği iddiası tümüyle doğru değildir. Belediye kayıtlarında, daha
yüzyılın başından itibaren ayrıntılı mahalle ve bölge isimleri mevcuttur. Yazar,
büyük ihtimalle mahalle isimlerini gösteren levhaların bulunmamasından yanılgıya
düşmüş olabilir
(3). 1920-1930 yılları arasında
Lefke Belediyesi tarafından toplanan ‘kantar resmi’
1922-23 ...34 Lira 5 şilin 5,5 kuruş
1923-24 ...24 Lira 9 şilin 5,5 kuruş
1925-26 ...29 Lira 13 şilin 4,5 kuruş
1926-27 ...26 Lira 11 şilin 7 kuruş
1927-28 ...35 Lira 18 şilin 10 kuruş
1928-29 ...20 Lira
(4). Pendaya limanı, yüzyılın
başında üreticilerin narenciye ihracatı için kullandıkları limandır. Limanın tam
olarak ne zaman kurulduğunu bilmiyoruz ama antik çağlardan itibaren bölgede bir liman
olduğu biliniyor. İ.Ö. 585 yılında bölgenin hakim kenti Aepia’nın, Solon
tarafından yıktırılıp yerine Soli’nin kurdurulmasının nedeni kenti bu limana
yakınlaştırmak için idi. Yine 1361-62 yıllarında Lusignan ordusunun Antalya’yı işgal edip Anadolu’nun güney kıyılarını yağmalamasına
karşılık olarak Türkmen beyliklerinin kurdukları ordu ile Kıbrıs’ta
yağmaladıkları ilk yer Lefke bölgesi idi. Dönemin tarihçisi Maheras’a göre Türk
ordusu Pendayadan (büyük ihtimalle var olan limanı kullanarak)
karaya çıkmış. (Maheras’dan aktaran H.M.Gürkan, Tarih İçinde Kıbrıs, s 23). Bu
liman 1921 den sonra CMC tarafından da kullanılmaya başlanır. 1924 de ise CMC kendi
yaptığı Gemikonağı limanına taşınır. Bu tarihten sonra Pendaya limanının artık
kullanılmayarak zaman içinde yok olması bölgede
üretimin nasıl gerilediğinin bir göstergesidir.
KAYNAKÇA :
(4).Belgelerle Kıbrıs Türk Vakıflar Tarihi, Mustafa
Haşim Altan, Kıbrıs Vakıflar İdaresi Yayınları, Cilt 1
(5).1920 Lefke’sini anlatan bu makale, Harid Fedai tarafından günümüz Türkçe’sine çevrilip 2 ve 9 Mart 1998
tarihlerinde Kıbrıs Gazetesi’nde yayınlandı.
(6).Lefke Belediyesi Tutanakları,
1900-1930, Salim Müdüroğlu tarafından 1976’da Türkçe’ye çevrilen Lefke
Belediye Meclisi Tutanakları. Bu yazı boyunca aksi belirtilmediği sürece, 1900-1930
dönemini kapsayan belediye kayıtları bu tutanaklardan alınmıştır.
(7).The Story of Cyprus |