C.M.C. GERÇEĞİ 4
Enver Bıldır CMC gerçeği başlığı ile
devam eden yazı dizimizin çevre sorunları ile ilgili bölümü bu sayıda sona eriyor.
Ancak bu, konu burada kapanıyor anlamına gelmiyor. İleriki sayılarda bu dosya çok
daha kapsamlı bir şekilde yeniden açılacak. CMC’nin bıraktığı korkunç miras
ortada dururken zaten başka türlüsü de düşünülemezdi. Bugüne kadar devam eden
yazı dizisinde ağırlıklı olarak çevre felaketi ele alındı, aslında çevre
felaketinin bir bölümü ele alındı demek çok daha doğru olacak. Dünyanın en büyük çevre felaketlerinden biri olduğu
artık tartışmasız kabul edilen bu durumun bölgedeki canlılar, özellikle de insanlar
üzerindeki etkilerini araştıran derli toplu bir tek çalışmanın bile bulunmaması
çok üzücü. Fakat sadece üzülmek sorunlara çare getirmiyor. Lefke’deki kanser vakalarındaki önemli artış, oranları
bilmesek de apaçık ortada. Bağlıköy nüfusunun önemli bölümünün kanserden öldüğü de. İnsanlar hastalıklarını
kolay kolay açıklayamıyorlar ama Cengizköy’de yaşayanlar arasında önemli
bir yüzdenin guatır hastası olduğunu da artık herkes
biliyor. Peki şimdi ne yapılmalı? Daha yapılması gereken çok iş var ama bu alanda
çalışma yürütmesi gereken devletin ilgili birimleri ortada yok. Maliye Bakanlığı
CMC tesislerinden sorumlu, yani bugün CMC tesislerinden çevreye yayılan, denizi
kirleten, canlıları zehirleyen atıklardan sorumludurlar, ama onlar bütçelerini
denkleştirebilmek için CMC mallarını satışa çıkarmaktan başka bir şeyle
ilgilenmiyorlar. Tarım Bakanlığı, Gemikonağı Göleti’ni temize çıkarmayı kendisine görev edinmiş. Bu konu Lefke
Gazetesinin 2 ve 3 sayılarında yayımlanan bu yazı dizisinde detaylı bir şekilde ele
alındığı için burada tekrar etmeyeceğim ama bu sayıda üçüncü sayfamızda
yayımladığımız Teoman Oktay’ın yazısı da konunun kısa bir özeti. Teoman, Tarım Bakanlığının tavrını çok
güzel özetliyor. Sağlık ve Çevre Bakanlığına gelince, bu iki bakanlık şimdiki
hükümet döneminde birleştirilmiş ama biz yine de daha kolay anlaşılabilmesi için
ayrı ayrı ele alacak olursak, rahatlıkla söyleyebiliriz ki, ne bu dönem ne de
geçmiş hükümetlerde Sağlık Bakanlığının konu ile ilgili hiç bir çalışması
mevcut değildir. Ayni bakanlık (biz Çevre Bakanlığı diyelim), CMC konusunda
çalışmalar yürütebilecek bir komite kurmuş, adına da CMC Komitesi demişler. Komite, bakanlık yetkilileri ve konusunda uzman
araştırmacılardan oluşacak şekilde tasarlanmış ve Lefke Çevre Derneği’ne de
komiteye bir üye gönderme hakkı tanınmış. Bu komite geçen onca zaman içinde soruna
yönelik hiçbir çalışma yapmadı. Sadece düzenli
olarak toplanıp sorunun ciddi olup olmadığını tartışıp durdular. Ve bir de bazı
komite üyeleri, CMC atıkları konusunun abartıldığını ima eden açıklamalarda
bulundular. Uzun zamandan beridir Lefke Çevre Derneği bu toplantılara katılmıyor.
Komitenin geri kalan üyelerinin eskiden olduğu gibi
düzenli olarak toplanıp toplanmadıklarını bilmiyoruz ve merak da etmiyoruz...
Tüm bunlar devlet birimlerinden umudu
kesmemiz için yeterli nedenler. Yani bu işler gönüllülerden oluşan sivil toplum
örgütlerinin çabalarına kalmış durumda. Zaten bugüne kadar alınan tüm mesafe bu
örgütlerin çalışmasının eseri. Fakat geldiğimiz bu aşamada artık yöre
halkının da mücadeleye aktif katılımı zorunluluk haline geldi. Sorunun özellikle
sağlıkla ilgili güncel boyutu Lefk e Çevre Derneği
gibi küçük bir yöresel örgütün çabalarından daha fazlasına ihtiyacımız
olduğunu gösteriyor. Bu dernek bugüne kadar üzerine düşeni fazlasıyla yerine
getirdi. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın bundan sonra da devam edecek. Gazetemizin
sayfalarında sağlık sorunları daha da
detaylandırılarak araştırılacak, ama hayat boşluk tanımıyor. Özellikle ağır
metal zehirlenmesinin kendini uzun vadede gösterdiği bilinmeli ve hem bugünkü sağlık
sorunlarıyla geçmişin bağlantısını doğru şekilde kurmalı hem de yarınları kurtarma çabasının ne kadar önemli ve acil olduğunun
bilincinde olmalıyız. Bu konuları Lefke Gazetesi’nin ileriki sayılarına bırakarak
şimdi CMC konusunun bugüne kadar hiç gündeme gelmemiş bir başka yönünü
tartışmaya açalım.
TOPLUMSAL BOYUTLARIYLA
CMC ‘NİN 60 YILI
CMC’nin Kıbrıs’ta faaliyetleri
1913 yılında başladı. Araştırmalarını tamamladıktan sonra maden çıkarma
işlemine ise 1916 yılında başlar. Bu tarihten sonra hızla gelişerek tüm Lefke
yöresine hakim olur. İşçi sayısı kısa zamanda artarak Kıbrıs ölçülerine göre
olağanüstü boyutlara ulaşır. Kendi kayıtlarına göre 1936 yılında şirkette
çalışan işçilerin sayısı 6000’ e yaklaşır(1). Bu çapta bir genişleme ve
nüfus akışı öncelikle Lefke’deki tüm toplumsal yapıyı parçalar. Tarımsal
üretime dayanan bölgenin ekonomik dengesi tümüyle
çöker. Çöken sadece ekonomi ve ona bağlı sosyal sistem değildi, ayni zamanda
Lefke’nin altyapısı da çökmüştü. İmkansızlıklar içerisinde kıvranan Lefke
Belediyesi’nin böylesi bir nüfüs artışına hizmet götürebilmesi zaten olanaksızdı. Önceleri, bölgedeki büyük üreticiden
vergi alamayan belediye, CMC gibi dev bir şirketle hiç başa çıkamadı. 1920-1930
yılları arasında Lefke Belediyesi, şirketten vergi alabilmek için çırpınıp durur
ama bir türlü sonuç alamaz. Sonunda salgın
hastalıklar Lefke’de yaşayanları kırıp geçirir. Doğal olarak şirket de bundan
etkilenir. Zaman içerisinde sayıları 600’ü bulan CMC işçi evleri, işgücü
kaybına hiç tahammülü olmayan şirketin bu sorunlara kendi bünyesi içerisinde
çözüm araması sonucunda ortaya çıkar. CMC,
kurduğu işçi evleri ile başka sorunlarına da çözüm bulur. Özellikle 1926 dan
sonra otaya çıkmaya başlayan işçi eylemlerini kontrol altında tutabilmek için sınıf
farklılıklarını gözeten bir mekan
politikası izler(2). İşçi evleri, ustabaşı evleri ve üst düzey yönetici
evleri farklı alanlara, çok belirgin farklı mimari tarzıyla kurulur. CMC,
çalışanlarını üç sınıfa ayırıp farklı bölgelere iskan etmekle kalmaz, ayni
zamanda, gündelik yaşam içerisinde birbirleriyle ilişki içerisinde olmalarını engelleyecek her türlü düzenlemeyi de göz önünde
bulundurur. Bu üç sınıfı her şeyleri ile birbirinden ayrı tutar. İşçilerin,
ustabaşıların (ebistatlar) ve yöneticilerin, lokalleri, kahvehaneleri ve alış veriş
yapabilecekleri dükkanlar birbirlerinden kesin olarak
ayrılır. Ayrım o kadar kesindi ki işçilerle ayni maden galerilerine işi kontrol
amacıyla inmek zorunda olan ustabaşıların galerilere indikleri asansörler bile
işçilerin kullandıklarından farklı idi. Maden galerilerinden çıkıp yıkanmaya
giden farklı sınıf mensuplarının hamamlarının
ayrılması da ihmal edilmemişti. CMC, kurduğu marketlerle, sadece farklı sınıfları
birbirinden ayrı tutmakla kalmaz ama ayni zamanda kantin adı verdiği bu işletmelerin,
işletme imtiyazlarını da bir başka amaçla kullanır. Kantin işletme imtiyazlarını, arazilerini satın alacağı
büyük üreticilere vererek mallarını ucuza elde etmek için kullanır. Bu yolla arazi
fiyatlarını düşürerek üreticinin direncini kırmış oluyordu. Ama bu imtiyazlar
işçiler açısından katmerli bir sömürü
anlamına geliyordu. İşçilerin maaşları gerekli kesintilerin yapılabilmesi için bir
zarf içinde kantin işletmecilerine veriliyor, onlar da işçinin borcu olan miktarı
zarfın içinden aldıktan sonra kalanı işçilere veriyordu. Bu uygulamaya işçilerin
gösterdiği tepki hiç dikkate alınmaz. CMC ye karşı ilk işçi eylemleri bu
uygulamanın kaldırılmasına yöneliktir. Ucuza arazi elde etme politikasının temelini
oluşturan kantin imtiyazları sürekli itirazlara rağmen 1944 yılına kadar
kaldırılmaz. 1944 de siyasal örgütlenme hakkı ile
birlikte sendikal örgütlenme hakkını da kazanan Kıbrıs’lılar kısa zamanda
güçlü bir sendikal örgütlenme oluşturunca, CMC de ilk kez sendikalarla tanışmış
olur. Madenciler arasında süratle örgütlenen PEO ve Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri
Federasyonu, CMC’yi kantin imtiyazlarını
kaldırmak zorunda bırakır.
Ancak CMC’nin, Lefke bölgesinde kendi ihtiyaçları doğrultusunda
bir toplumsal yapı oluşturma çabası Osmanlılar döneminden beridir bölgeye hakim
olan karşıt güç odaklarının tepkisine neden olur. Bu tepki, Kıbrıs tarihinin belki
de en önemli seçimleri olan 1930 Kavanin Meclisi seçimlerinde açığa çıkar.
LEFKE – 1930
1930 Kavanin Meclisi seçimleri sadece Lefke’nin
toplumsal-siyasal örgütlenmesinde bir dönüm noktası değil, ayni zamanda tüm
Kıbrıs için önemli bir siyasal dönüşümün başladığı tarihtir. 15 Ekim 1930 da
yapılan seçimlerde İngiliz Sömürge Yönetimi’nin kontrolu dışında bir
Kıbrıslı Türk üyenin meclise seçilmiş olması var olan siyasal sistemi altüst
eder.
İngiliz sömürge yönetiminin
Kıbrıs’ı yönetebilmek için geliştirdiği ve o güne kadar başarıyla
uyguladığı politikanın çöküşü, sömürgecileri şaşkınlığa düşürmüş,
ada’yı yönetemez hale getirmişti. İngilizler böyle bir sonucu hiç
beklemiyorlardı. En güvendikle ri adam seçimi
kaybetmiş, yerine sömürge yönetimi karşıtı rakibi seçimi kazanmıştı. Mecliste,
sömürge yönetimine koşulsuz sadakat gösteren üç Kıbrıslı Türk sayesinde kurulan
denge çökmüş, Kıbrıslı Türkler bu onur kırıcı politikanın destekçisi olmayı
kabul etmemişlerdi. Ama 1930 seçimlerinin
beklenmeyen sonuçları genel seçim sonuçlarıyla sınırlı değildi. Genel seçim
sonuçları kadar şaşırtıcı ve bir o kadar ‘endişe verici’ durum da Lefke’de
ortaya çıkmıştı.
1930 seçimlerinde Kıbrıslı Türk aydınlar kendilerini toplumsal
bir güç olarak ispatlarlar ve bu tarihten sora da tüm engellemelere rağmen
yükselişlerini sürdürmeye devam ederler. Laik aydınların Kıbrıs Türk halkının
temsilcisi olarak meclise girmelerine engel olmak için İngilizler her yola baş vururl ar. Laik kadronun örgütleyicisi olduğuna inandıkları Türkiye
Cumhuriyeti’nin ilk Kıbrıs Konsolosu Asaf Bey’in geri gönderilmesini sağlarlar,
Kıbrıslı Türk aydınlara yönetim kadrolarında hayat hakkı tanımazlar, Laikler
karşısında, işbirlikçi, gerici Evkaf kadrolarına
ise her türlü imkanı sağlarlar. Fakat tüm çabalara rağmen seçilecek üç
Kıbrıslı Türk den birinin laik kadrodan çıkmasının önüne geçemezler. Lefkoşa
bölgesinden Necati Özkan, İngiliz vali’nin ‘Kıbrıs’ta Türkler ve Rumlar
arasında en güvenilir adam’ dediği Evkaf’ın
başı Mehmet Münür karşısında seçimi kazanır.
Necati Özkan, seçimi %55 lik oy farkı ile kazanır, ancak
Lefke’deki başarısı bunun çok üzerindedir. Lefke,%67 yi de aşan bir oranla (bu
oran Necati Özkan’ın seçim bölgelerinde aldığı en yüksek oy oranıdır) laikleri
destekler. Üstelik Lefke’liler, Necati Özkan’ı sadece Lefke’de desteklemekle
kalmazlar, ayni zamanda civar köylerde de seçimin örgütlenmesine aktif olarak
katılırlar. Örneğin, Pirgo da Necati Özkan grubunun sandık temsilcis i
Lefke’li Salih Suphi bey dir. Öte yandan Laikler de
oy potansiyelleri oldukça yüksek olan Lefke’ye hak ettiği önemi vermeyi ihmal
etmezler ve yayın organları Söz gazetesinin sahibini Lefke’ye sandık temsilcisi
olarak gönderirler. Laik’lerin Lefke’deki ikinci sandık temsilcisi ise Mulla
Hasan Uzunoğlu dur(3).Her iki sandık
temsilcisinin de Lefke’nin söz sahibi varlıklı ailelerinden oluşu ise özellikle
dikkat çekicidir. Laiklerin, Lefke’de çok yüksek oranda oy almaları, o sıralar bir
işçi kasabası haline gelen Lefke’nin alt ve orta sınıflarının desteğini
kazandıkları anlamına geliyordu ama işin başını üst sınıf mensuplarının
çekişi o yıllarda oldukça garipsenecek bir durumdu. Osmanlı Dönemi boyunca,
yönetime koşulsuz sadakatte hiç kusur etmeyen Kıbrıs Türk üst sınıfları İngiliz Sömürge yönetimi döneminde de
daha ilk günden itibaren hoşnut tutulmaya özen gösterilmişti. Birçok olay,
İngilizlerin bu tavrının Lefke için de geçerli olduğunu göstermesine rağmen
Lefke’ye ne olmuştu. Bu sorunun cevabı, özellikle
Lefke’nin varlıklı ailelerinin tepkilerinin nedeni, CMC’nin bölgedeki gelişmesi
ile doğrudan ilişkilidir.
Devam Edecek....
Yararlanılan
Kaynaklar:
(1). Lefke Kasabası’nın Tarihsel Boyutunda Bir Kesit- Kıbrıs Maden Şirketi (CMC) ve
Bugünkü Demografik Yapı / Feridun Kemal Feridun (Lefke 1 Kültür Festivali (1998)
çerçevesinde düzenlenen panelde sunulan tebliğ)
(2). CMC evleri ile ilgili mimari ayrıntılar konusunda daha fazla bilgi için,
Lefke- Deniz İle Ağaç Kokusunun Karıştığı Bir Yerleşim Yeri / Nevter Zafer, 26
Mart 1999, Yenidüzen. (Ayni makale için bkz. Kıbrıs Sokaklarında Mimariye Yaşama Ve
Çevreye Dair / Uğur Ulaş Dağlı, Işık Kitapevi. Yayınları, içinde s76-83)
(3) M. Necati Özkan, Ergin M. Birinci, Cem Yayınevi, s133-139 |