ÇÖZÜM, AB VE CMC ÜÇGENİNE DERNEĞİN BAKIŞI

       

CUPRUM SERGİSİ  İNCİ KANSU                                  Konferans Bildirileri

Kese kurdu ile mücadele...          çam kese kurtları ile mücadeleden resimler...  
  Konferans Sonuç Bildirgesi
CMC hakkında birçok şey bu sitede

Lefke karlar altında CMC konusundaki son gelişmeler...
Aklın ve bilimin yolu tektir.

DÜNYADA VE KKTC'DE ÇEVRE
Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş 

TURKISH REPUBLIC OF NORTHERN CYPRUS

    KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ

Do you want to learn aboutCMC
Miss Betül Atasayan

Lefke'nin Siyanürlü Geçmişinden...
Okumadan geçmeyiniz!!!

 Enver Bıldır
Bergamalıların Sitesi 

Tarih

 CMC'yi protesto eyleminden bir kesit
İleri
Bülten1
Bülten2
Bülten3
Bülten4

Konferans kitabımız
çıktı...

 

Bu sayfada derneğin yayın hayatına

soktuğu bültenden seçilmiş,  önemli yazılardan,  

seçmeler bulacaksınız...

Bugüne kadar 6 sayı çıkmış 7.'si   için hazırlık yapılmaktadır.

wpe5.jpg (7945 bytes)
   Demokrasinin vazgeçilmez yönetim biçimi olarak kabul edilen dünyamızda ve ülkemizde çevre koruma da yasal bir baza oturtulmak zorundadır. Olay kuşkusuz yalnız yasa ile başlayıp yasa ile bitmez. Bilinçlenme ve eğitimle halkın katılımının ve desteğinin sağlanması da gerekmektedir. Bu konuya daha sonra değineceğim. 25 Temmuz 1991 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde, yargıtay üyesi Naci Ünver çevre koruma işinin hukukla vazgeçilmez ilişkisi bulunan önemli bir uğraş dalı olduğunu ve bu konuda alınacak önlemlerin etkili ve kalıcı olabilmesi ve amacına ulaşabilmesi için etkin bir hukuksal desteğe gereksinim olduğunu vurgulamaktadır.

İstanbul’un olağanüstü güzelliğinin korunması için Fatih’in çevre konusunda ilk konum olarak yorumlanabilecek bir ferman yayımladığı bilinmektedir. Ayrıca çevre sözcüğünün hiç kullanılmadığı, toplumda çevre bilincinin yerleşmediği 1920’li yılların Türkiyesi’nde çevre koruma konusunda kimi yasal düzenlemelerin yapılmadığını görmekteyiz.

Genç devletimiz KKTC’ye gelince, yavaş da olsa örgütlenme ve yasal düzenleme yönünden gayret ve çalışmalar göze çarpmaktadır. “Çevre” Yasası 1990’da Meclisimiz’den geçmiş ve İçişleri, Köyişleri ve Çevre Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Çevre Dairesi eliyle uygulamaya konmuştur. Esas konumuz olan tarihsel çevre ile en yakından ilgili Eski Eserler yasaı’dır. Bu yasa altında kurulan ve görev yapan Yüksek Anıtlar Kurulu ile Şehir Planlama dairesi imar kontrol yönünden en etkin rolü oynamaktadır. 1989 yılında Meclis’ten geçirilen İmar Yasası, tüzükleri tamamlanarak tam anlamı ile uygulamaya sokulamamıştır. İlgili birimin dikkatleri ve çalışmaları maalesef eşdeğer uygulamaları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ayrıca şehir içindeki dokunun ve listelenmiş tarihsel binaların korunması, sağlıklı bir baza oturtulamamış, uygulama; tüzüklerin tamamlanmasını ve master planın Bakanlar Kurulu’nda onaylanmasını beklemektedir.

Tüm KKTC yüzeyindeki planlama ve inşaat izinlerini vermekle görevli Şehir Planlama Dairesi örgütlenme yönünden son derece yetersiz kalmakta, izin dosyaları gecikmekte, bu nedenle kaçak inşaatlar kol gezmekte, en önemli sağlıklı gelişmeyi yönlendirecek çeşitli ölçekteki planlar üretilememektedir.

Dolayısıyla mevcut sınırlı yasaların bile etkin biçimde uygulandığı devlet otoritesinin kaymakamlıklar ve belediyeler eliyle sürdürüldüğü söylenemez. Süratli bir silkinmeye ve idari örgütlenmeye gereksinim vardır. Daha çok gayret ve duyarlılıkla, uygulama ve imar kontrolde uzman görülerin ve önerilerin devreye sokulması yaşamsal önem arz eder. Zaman kaybedilmekte, onarımı olanaksız yanlış ve zararlı yapılaşma devam etmekte ve tarihi çevre kayıplara uğramaktadır.

HALKIN BİLİNÇLENMESİ

Yukarıda yalnızca yasaların uygulanması ile tarihi çevreyi koruyup güzelleştirmeyi ve sağlıklı bir yapılaşmayı getiremeyeceğimizi vurgulamıştım. Demokratik sistem içinde halkın bilinçlenmesi ve katılımı, yani olayı olumlu ve lehine bir gelişme kabul ederek desteklemesi çağdaş bir planlama yöntemi ve yaklaşımıdır (Public participation). Bu konuda henüz

yolun başındayız. Akılcı, halkla ilişki kurma operasyonu kurmalıyız. Gönyeli Barajı Çevre Projesi gibi suya düşen bazı olaylar eksikliği ortaya koymaktadır. Uygulama açık olmalı ve halkın desteği sağlanmalıdır. Uzun süreli sosyo-ekonomik yararlar şahıslara anlatılmalı, takdim etkileyici ve inandırıcı biçimde yapılmalıdır. Prof. Samsunlu, “ Türkiye’de sanayileşmenin başladığı 1950’den sonraki dönemde karşılaşılan tüm sorunlarla başa çıkabilmek için çevre kültürü ve bilincinin gerek halk tabanında gerekse idareciler arasında yaygınlaştırılması elzemdir.” demektedir.

Naci Ünver ayni biçimde çevre konusunda kitleleri gönüllü davranışlara yöneltecek ve kuruluşları yeterli düzeyde duyarlı olmaya zorlayacak resmi görüşün etkin bir biçimde ortaya konması gerektiğini vurgulamaktadır.

Prof. Dr. Mete Tapan, 21 Şubat 1998 tarihli Cumhuriyet’te “Ülkemizdeki koruma bilinci” başlıklı yazısında konuyu çok özlü ve gerçekçi biçimde ortaya koymakta ve korumanın salt bireyin sorunu olmadığına, toplumsal yaşamımızın temel bağlayıcısı olduğuna işaret ederek kültür varlıklarını korumanın, kişisel bir olgu olmayıp toplumsal bir olgu olduğunu vurgulamakta ve “öbür toplumsal konuların düzenlenmesinde devlet nasıl etkin bir rol alıyor ya da almak zorunda kalıyorsa, koruma alanında da devletin güçlü, toplumcu politikalar üreterek devreye girmesi kaçınılmazdır.” demektedir. Dr. Mete Tapan, konunun özüne inerek; “Bu politikaların oluşmasında, koruma konusunda eğitilmiş bir kadronun devlet çarkında yer alması, varlıkların korunması için gerekli maddi olanakları yaratılmasıyla ilgili plan ve programların da harlanması gerekmektedir. Mali olanakları düşünülmeyen ve olan kaynakları planlamayan bir koruma politikasının başarılı olamayacağı açıktır.” demektedir. Bu görüşe katılamamak mümkün değildir.

EVRENSEL BOYUT: Uluslar arası çevre toplantılarında ülkeler arasında sağlanan görüş birliği sonucunda imzalanan sözleşmelerden, tarihsel ve doğal çevrenin titizlikle korunması gerektiği tüm dünya uluslarının ortak malı olduğu ortaya çıkmakta ve böylece konu evrensel boyut kazanmaktadır.

Bu nedenle tarihsel çevrenin korunması daha da önem kazanmakta ve dünya ile ilişkilerimizde çok duyarlı sorumluluk gerektirmektedir. Nitekim Türkiye tarafından da imzalanan “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme” de, “kültürel ve doğal mirasın herhangi bir parçasının bozulmasının veya yok olmasının bütün dünya milletlerinin mirası için zararlı bir yoksullaşma teşkil ettiği” söylenmektedir.

KKTC Devleti olarak uluslararası tanınmadan yoksun olmakla birlikte ayni duyarlılığı göstermemiz sorumluluğun bilincinde olmamız, dünyamızda hak ettiğimiz çağdaş yeri alabilmemiz açısından gereklidir.
Avrupa Konseyi’nde bu konudaki olumlu yaklaşımımız ve girişimlerimiz dikkat çekmekte ve yalnız siyasi propaganda peşinde olan Rum Tarafı’nı köşeye sıkıştırmaktadır. Son zamanlarda t
arihi ve doğal çevrenin karışımıyla bir dünya harikası olan “Pamukkale” hakkında yapılan uluslar arası sempozyum sonucunda, bu büyüleyici çevrenin Dünya Kültür Mirası Listesi’ne sevinilecek ve övünülecek bir olay ve ümit verici bir örnektir.

Görülüyor ki, dünyaya ayak uydurmamız için çok duyarlı olmak ve önlemler almak zorundayız. Bu, Türkiye’ye ve genç devletimiz KKTC’ye karşı borcumuzdur. Gelecek kuşaklara, anılmaya değer bir miras bırakabilmeliyiz. En büyük görev de biz mimarlara, şehircilere, odalarımıza ve sivil toplum örgütlerimize düşmektedir.

Sonuç olarak kısaca bir kez daha belirtelim: Doğru tanı (teşhis) koyarak bugünkü durumumuzu gerçekçi bir değerlendirmeye tabi tutmazsak, hatalarımız ve eksiklerimizi hesaplayamazsak, ileriye dönük yaralı ve gerekli adımları atamayacağız. Görülüyor ki, henüz yolun başındayız. Ciddi bir silkinme ve toparlanma içine girmeliyiz. Dinamik, duyarlı ve uzmanlaşmış bir örgüte gereksinim vardır.

Konu ilkyardımda teşhis ve tedavi hastaya benzemektedir. Bir an önce kesin ve uzun vadeli tedaviye geçilmelidir.

Anavatan Türkiye’nin çalışma, deneyim, uluslar arası temas ve ilişkilerinden yararlanabiliriz. Mevcut yasaların dikkatle ve otorite ile uygulanması sağlanırken, boşlukların süratle saptanması ve yeni yasa ve kuralların geciktirilmeden getirilmesi şarttır.

Bu son dönemde İstanbul kenti çok ümit verici olaylara sahne oldu ve tarihi Dünya Habitat II Kongresi’ne ev sahipliği yaptı. Sonuncusu Tokyo’da yapılan ve gezegenimizi ciddi şekilde tehdit eden çevre kirliliği ve ozon deliği gibi tehlikelerin giderilmesini sağlayan bu kongrelerin bilinci ve uyanışı getireceğini, Türkiye ve KKTC’nin de bundan nasibini alacağını ümit ediyoruz. Takipçi ve katılımcı olmak zorundayız. ( Bu konudaki ilk yazım 4 Mayıs günlü Cumhuriyet’te çıkmıştı.)


   wpe4.jpg (3356 bytes)

bultena.gif (323898 bytes)

Sayfa başına dönüş...

        



 
tugce@north-cyprus.net
  emailweave.gif (3912 bytes)
        Webmaster: Atila Karaderi