“ÖZGÜR BÖLGE” DEĞİL, KÖR BÖLGE
2 Mart 2006
Bir ülkede yaşayan halkın bizzat kendisi, ülkesine
egemen değilse, asıl egemen tarafından o ülkede yok sayılıyor ve
susuyorsa, insanlık adına o halkın kendini avutacak ya da savunacak
hiçbirşeyi kalmamış demektir.
İşte asker geldi de, topraklarımızı işgal edip
ülkemizi böldü, bizi birbirimize kırdırtıp kan döktürdü, asimüle
etti, başka bir ülkeden nüfus taşıyarak kültürümüzü, demografik
yapımızı nüfusumuzu değiştirdi, doğal varlığımıza göz dikti, bizi
yoketti, etmeğe de devam ediyor demek, sadece var olan bir gerçeğin
ortaya konmasıdır.
Devrimler ya da halk hareketleri, önce vahim durumun
tesbitiyle başlar. Sonra bu durum nasıl değiştirilir diye
örgütlenilir ve güçlü bir muhalefetle egemenin karşısına
dikilinir.Bunun için de taktik ve strateji geliştirilir, hedef
bellidir çünkü.
Hedef nedir? Hedef el konan, işgal edilen bir
ülkenin, işgalcinin elinden geri alınmasıdır. Böyle bir durumun ne
başka bir çözümü, ne de kurtuluşu olabilir.
İşgale karşı gelen ve kurtuluş için strateji ve
taktik geliştirebilen örgütlenmiş halklar, egemenin gözünde artık
hedeftir derken, buradaki “artık” sözcüğü daha da fazla hedeftir
anlamındadır.Çünkü hedef seçmeden egemen, yani burjuvazi, yani
sermaye, yani iktidar, yani bu adaya has militarizm yaşayamaz.
Askerin yani TSK nin ta ezelden, yani 1974 değil,
daha 1927 lerden beri bu adada mücadele için seçtiği hedef zaten
Kıbrıslı halktı, öyleyse, şimdi kendisine başkaldırıp karşı çıkan
halk daha büyük ve daha tehlikeli bir hedef haline gelmiştir sadece.
Burjuvaziye halkları düşman hedef seçmek için özel
bir neden gerekmez, varlığını buna borçludur zaten.
Şimdi güneyli ve kuzeyli Kıbrıslılar egemene karşı
örgütlendiler de, işgali yenmek ve işgalciyi adadan kovmak için
canhıraç savaşıyorlar mı yani? Gibi bir soru gelebilir diye söylemek
gerek önceden; Haşa! Kıbrıslılar böyle bir hedefi hiçbir zaman
seçmediler ki bununla savaşsınlar.Ama işgal, şöyle ya da böyle,
Kıbrıslıların egemene karşı değilse bile birbirleriyle savaşmanın,
birbirlerine karşı üstünlük elde etmenin bahanesi haline gelmiştir
tam tersine.Yani işgal hem kuzeyde yaratılan fiili durumla, hem de
karşılıklı kötü niyet besleyen bazı oportunist Kıbrıslılar arasında
sözde işgale karşı olmak adına ama gerçekte işgali kalıcılaştırmada
ve bölücülerin işgal altındaki halkı hedef seçmesinde de
emperyalistlerin ve sömürgecilerin işine yaramıştır.
“Kuzeydeki sahte devlet” , “güneydeki özgür bölge”
işgalin doğurduğu bu durumu sürdürmek isteyenlerin savunduğu en
önemli iki sahtekarlıktır.Kuzeyde yaşayanlar arasında 1974 askeri
işgaline fiilen karşı çıkanlar ne kadar azınlıktaysa, güneyde
yaşayanlar arasında da işgalden ötürü tek tük yakınmalar gerçekte
oportünüst bir yakınmadan öteye geçemeyip, kuzeyli halkı dünyadan
izole etmenin bir aracı haline getirilmiştir.
Üstelik güney Türk askerinin işgali altında değildir
diye, en azından sol kesim örgütlenip bir avuç ada parçasının
yarısını işgalciye kaptırmanın derdiyle dövünüp örgütlü bir şekilde
birlikte savaşacağına, kuzeyi gözden çıkarıp, yarım yamalak olan
kendini,işgale uğrayarak geleceği mahvolan diğer halk kesimiyle
kıyaslama, rahatlatma, aşağılama ve emperyalizme yaltaklanma
usulüne göre, “özgür” ilan edebilme akılsızlığına ve onursuzluğuna
da düşebilmektedir.Böylece de, adadaki işgalin, bölünmüşlüğün, yani
emperyalizmin ömrünü uzatmaktan başka hiçbir işe yaramayan güneyli
bir kesim ortaya çıkmıştır.
Emperyalizme bundan güzel hedef göstermek mümkün mü ?
Kuzeyini işgale , güneyini emperyalizme kaptırmış
bir halkın kendi kendisini “özgür” güney yarısını da “özgür bölge”
ilan ederek rahatlayabilmesinin mantığını anlayabilen kim varsa
ortaya çıksın lütfen.
Çünkü bu özgürlük değil, körlüğün ta kendisidir.