İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İKTİSAT FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. EROL MANİSALI:

 

“Kıbrıs meselesi 1974 yılında çözülmüştür”

 

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Manisalı ile yaptığımız söyleşide Manisalı, aslında Kıbrıs meselesinin 1974 yılında çözülmüş olduğunu belirterek, o tarihten beri Ada’da sınır ihtilafının olmadığını, bugün Kıbrıs’ta kan akmıyorsa bunun şu anki  fiili durumun sağlamış olduğu denge nedeniyle olduğunu söylüyor.

 

Meltem BOSTANCI

 

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Manisalı ile yaptığımız söyleşide Prof. Dr. Manisalı konu ile ilgili olarak Nokta’nın sorularını yanıtladı. 

 

Nokta: AB, Kıbrıs konusunda, Kıbrıs adasının Birliğe üyeliği açısından Yunan tezlerine daha yakın, Türk tezlerine ise daha önyargılı bir tutum içerisinde. Sizce bunun sebepleri neler olabilir?

 

Manisalı: Bu; Türkiye’nin yarın da AB içine alınmaması, AB tarafından Türkiye’nin dışarıda bırakılması düşüncesinden kaynaklanıyor. Çünkü eğer AB Türkiye’yi 5 ya da 10 sene sonra içine alacak olsaydı hiçbir zaman bugün olduğu gibi ‘Kıbrıs uyuşmazlığı vardır, Ege uyuşmazlığı vardır, bunlar senin önünde engeldir’ diye dayatmada bulunmaz şöyle derdi; ‘Ben takvim belirliyorum, 5-10 yıl sonra seni içeri alacağım. O zaman zaten Kıbrıs sorunu, Ege sorunu kalmayacak, Yunanistan da içeride olacak’ derdi. Hatta Türkiye ile eş zamanlı olarak Ada’daki iki devleti de alırdı. İçeride sınırlar da kalkmış olacağı için bu sorunları AB içinde çözeriz diye düşünürdü. Zaten AB’nin genel politikası budur. Yunanistan’ı içeriye alırken de Yunanistan’ın çeşitli sorunları vardı. İspanya’nın sorunları vardı. İngiltere’nin de sorunları vardı. Ama ‘gelin, içeride çözeriz’ dedi. Türkiye’ye ise ‘sen sorunlarını çöz de gel’ demesi, AB’nin Türkiye’yi yarın da Birliğe almama düşüncesinden kaynaklanan bir gerekçedir. Ben bunu şöyle ifade ediyorum; AB’nin Türk-Yunan sorunlarındaki tutumu, bir turnusol kağıdı gibi AB’nin yarın da Türkiye politikasının ne olacağını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

Aynı şey AGSP meselesinde de ortaya çıktı. AB ‘Türkiye karar mekanizmasının içinde olmasın’ diyor. Eğer yarın alacak olsa Ege ve Kıbrıs meselelerinde olduğu gibi AGSP meselesinde de ‘ben şimdiden Türkiye’yi karar mekanizmasının içine alırım, çünkü yarın onu da Birliğe alacağım, o zaman hiçbir mesele kalmayacak. Tam üye olarak Türkiye AB’nin içinde AGSP’nin de karar vericisi konumunda olacak’ der idi. Ama ne diyor? ‘Karar alma mekanizmasının içinde olma ama alınan kararlara uy.’ Dolayısıyla AB’nin Ege, Kıbrıs ve AGSP konusunda izlemiş olduğu politika, yarın Türkiye’yi AB’ye almayacağını açık olarak gösteriyor.

 

Nokta: 4 Aralık görüşmeleri için neler söyleyebilirsiniz?

 

Manisalı: Bu görüşme, Kıbrıs görüşmesi değil aslında. Bu bir bakıma Denktaş-Klerides özel görüşmesi. Sayın Denktaş, Klerides’le olan görüşmesini Türk ve Rum liderlerin biraraya gelip herhangi bir dış baskı olmaksızın başbaşa yapacakları özel bir görüşme olarak tanımlamaktadır. Denktaş’ın niyeti de Rum liderinin gerçek niyetini anlamak için zemin yoklama mahiyetindedir. Zaten Denktaş’ın pozisyonu Ankara’nın politikasından hiçbir zaman farklı değildir. Denktaş, Ankara’nın tasvip etmediği bir fikri uluslararası alanda savunmaz. Ankara ile işbirliği halindedir. Zaten TBMM’nin, hükümetin, MGK’nın, Cumhurbaşkanları Deklarasyonları’nın Kıbrıs konusunda almış oldukları kararlara bakıldığı zaman, Denktaş’ın izlemiş olduğu politika, bu saydığım kararlara tamamen uygun bir çizgidedir.

 

Nokta: Türkiye’nin bugün izlemekte olduğu Kıbrıs politikasını tasvip ediyor musunuz? Bundan sonraki süreçte Türkiye ne yapmalı?

 

Manisalı: Bugün  Türkiye’nin izlediği Kıbrıs politikası çok tutarlıdır. Kamuoyunun şunu anlaması gerekir; birincisi, Kıbrıs meselesi bölgede ve Adada, Türkiye ile Yunanistan arasında bir denge kurulması meselesidir ki bugünkü fiili durum, bu dengeyi sağlamaktadır. İkincisi, Kıbrıs’ta iki halk arasında denge sağlanması meselesidir. Bu denge nasıl kurulur? Bir halkın diğerinin üzerinde egemenliğinin önlenmesi, bugünkü fiili durumda da ne Türk halkının Rum tarafı üzerinde bir egemenliği vardır ne de Rum tarafının Türk tarafı üzerinde bir baskısı veya egemenliği sözkonusudur. Dolayısıyla hem Türkiye ile Yunanistan arasında bir denge kurulması hem de Ada içindeki iki halk arasında dengenin kurulması bakımından bugünkü fiili durum ideal bir durumdur. Aslında Kıbrıs meselesi 1974 yılında çözülmüştür. O tarihten beri Ada’da sınır ihtilafı yoktur, kan akmamaktadır. Kıbrıs’ta kan akmıyorsa bugünkü fiili durumun sağlamış olduğu denge nedeniyledir.

 

İkili bir durum sözkonusu; TBMM’den çıkan kararlar var, hükümetten çıkan kararlar var, MGK’dan çıkan kararlar var, cumhurbaşkanları bildirgeleri olarak çıkan kararlar var. Bütün bu kararlar doğrudur ancak aynı zamanda bunun paralelinde Kıbrıs konusunu doğrudan ve dolaylı olarak ilgilendiren angajmanlara giriyorlar. 1999 angajmanı, koşullu AB adaylığı, Katılım Ortaklığı Belgesi’nde Kıbrıs koşulunun bulunmasına bir taraf olarak Ankara’nın evet demesi gibi çelişkiler var. Bir tarafta az önce saydığım dört kurumun almış olduğu kararlarda sağlam bir politika görüyoruz, diğer tarafta ise Türkiye’yi yükümlülük altına sokabilecek unsurlar var. Bu durum, 6 Mart 1995 belgesinden beri muğlaktır. 

 

Peki, Kıbrıs’ta barışçı ortama karşı çıkanlar kimler? Ada’nın Türkiye’nin nüfuz alanından çıkartılıp, AB’ye alınması meselesi bir çözüm olarak sunulmaktadır. Eğer kurulacak bir federasyon AB’ye girecekse bu Yunanistan’a AB kanalıyla ilhak anlamına gelir. Çünkü Türkiye dışarıda olduğu için Türkiye’nin Ada hakkında söyleyeceği hiçbir şey sözkonusu olmaz. Ada’da kurulacak bir konfederasyonun Türkiye’nin içinde bulunmadığı bir AB’ye girmesinin hiçbir anlamı olmaz. Çünkü Kıbrıs federasyonu veya konfederasyonu AB’ye girdikten sonra artık AB siyasi sınırları içinde bir bölge konumundadır ve Türk tarafı da AB tarafı olarak yer almadığı için AB içinde tamamen bir taraf, bir azınlık konumunda olurlar ve AB’nin üst kurumlarının tüm kararlarına uymak durumunda kalırlar. Dolayısıyla Kıbrıs’ta kurulacak bir federasyonun ya da konfederasyonun Türkiye girmeden AB’ye girmesi net bir şekilde Ada’nın dolaylı yoldan Yunanistan’a ilhakı anlamına gelir. Artık Kıbrıs adası’nın Türkiye bakımından Rodos adası veya Girit adasından hiçbir farkı kalmaz.

 

Nokta: Kıbrıs konusunda bazı çevreler Rum yönetimi ile uzlaşmak için yaratıcı çözümler ileri sürülmesi gerektiğini söylüyorlar. Sizce bu konuda yaratıcı bir çözüm bulunabilir mi?

 

Manisalı: Türk-Yunan ilişkilerinde Yunanistan, AB’nin ve ABD’nin kendi tarafında olduğunu gördüğü sürece Ege, Kıbrıs  ve diğer konularda uzlaşmaya gitmek istemiyor. Bir orta yol bulmak istemiyor. Kendi dayatmalarının Türkiye’ye kabul ettirileceğine inanıyor. Hele Türkiye’nin son dönemlerde ekonomik zaaf içinde bulunması ve pazarlık gücünün azalması, Yunanistan’ı daha fazla cesaretlendiriyor. Sorunun temelinde herhangi bir uyuşmazlık gibi iki eşit taraf arasındaki mesele yok. Bir tarafta AB’nin ve Batı’nın arkasında olduğu bir Yunanistan, diğer tarafta da kısmen yalnız başına kalan bir Türkiye olduğu için Yunanistan uzlaşmaz bir tutum içine giriyor.

 

Nokta: Türk dış politikasını uygularken Türkiye, Kıbrıs konusunda kilometre taşı sayılabilecek hatalar yaptı mı?

 

Manisalı: Büyük hatalar değil ama ufak hatalar yaptık. Daha doğrusu yapmamız gerekenleri yapmakta bazı hatalarımız oldu. 1974 sonrasında aynı tempoda devam etseydik, bugünkü sınırları daha sonra tartışılmayacak hale getirebilirdik. Ankara bürokrasisinin bazı hataları olmuştur. Bunlara dış politika yanlışı değil de bazı bürokratik hatalar dersek daha doğru olur. 1980-90 döneminde mevcut fiili durumu meşrulaştırabilecek uluslararası zemini hazırlayabilirdik. 1980’lerin başında Kıbrıs meselesi Avrupa’da da unutulmuştu ve fiili durum yerleşik bir yapı olarak kabul görmeye başlamıştı. Orada gerekli manevrayı gösteremedik. Yunanistan’ın AB’ye girişi sırasında hata yaptık. AB’den uluslararası anlaşma niteliğinde bir güvence almamız gerekirdi. Bunu yapamadık. Sözlerle, mektuplarla aynen Rogers planında olduğu gibi, aynen AGSP meselesinde olduğu gibi muğlak ve yarın bizim aleyhimize yorumlanıp değiştirilebilecek güvencelerle yetindik.