Kopenhag zirvesine gelinceye kadar AB ile ilişkimiz
açısından koz değeri de bulunan Kıbrıs, Kopenhag zirvesi öncesinde Annan
planını kabul ettiğimizi açıklamamak suretiyle yaptığımız inanılmaz
diplomasi hatası sonucunda, Türkiye açısından artık yalnızca bir görev
zararı kalemine dönüşmüş bulunuyor. Geçtiğimiz hafta Kıbrıs Başbakanı
Derviş Eroğlu Türkiye'ye geldi ve hükümet yetkilileriyle görüştü. Hükümet,
her geçen gün geçmişten kaynaklanan resmi görüşlere daha fazla yanaşmaya
başladığı için bir ay öncesine göre bugün hem Kıbrıs hem de AB
konusunda çok farklı bir noktadayız. Ya da daha doğrusu iki ay önceki
konumumuza geri döndük. Yapılan uzun görüşmeler sonucunda Türkiye'nin
KKTC'ye 100 trilyon liralık bir ekonomik yardım paketi hazırlığına giriştiği
basına yansıdı. Basına yansıyan bir başka husus da bu yardımın IMF'nin
engellemesine uğramaması için bütçe dışı bir kaynaktan karşılanacak şekilde
formüle edilmesine çalışılacağı idi. Bütçe dışı kaynak
yaratabilmenin bir yolu birtakım devlet gelirlerinin bütçede gösterilmemesi,
bir başka yolu birtakım devlet giderlerinin bütçeye dahil olmayan kurumlara
yaptırılmasıdır. Diyelim ki herhangi bir yere para harcayacaksınız ama
bunun karşılığı olan ödenek bütçede yok. Yani böyle bir gelir olmadığı
gibi böyle bir harcama için millet adına parlamento tarafından verilmiş bir
izin de söz konusu değil. Bu durumda bu harcamayı bir kamu bankasına görev
zararı talimatı vererek düşük faizli kredi tahsisi yoluyla yaptırır,
sonra da bu kredileri, faiziyle birlikte affeden bir yasa çıkarırsınız olur
biter.
Eğer toplumun bu tür harcamalara karşı duyarlılığı yoksa, IMF de görmezse
bunları yapmak kolay olur. Acaba IMF görmezden gelir mi? Çünkü bütçe dışı
kaynak aslında sadece bir ilüzyondur. Bir hükümetin daha fazla gelir toplama
yeteneği varsa bu topladığı ek geliri bütçeye yazmayıp başka bir deftere
yazması ilüzyondan başka bir tanımlamayla açıklanamaz. O nedenle IMF'nin,
eğer anlarsa, buna karşı çıkması kaçınılmazdır. Çünkü IMF, verdiği
desteği bu tür ilüzyonlarla kendisinin aldatılması için
vermiyor. Maksimum çaba sergileyip krizden çıkılması ve bir daha krize
girilmemesi için veriyor.
KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu'nun Türkiye ziyareti sırasında Tayyip Erdoğan
ile görüşmesi sonrasındaki açıklamalar yıllar yılı uyguladığımız görev
zararı uygulamasına geri dönüş hazırlığı içinde olduğumuzu ortaya
koyuyor. Kopenhag öncesinde Annan planını kabul ettiğimizi açıklasaydık
KKTC bizim görev zararı alanımızdan çıkıp AB'nin görev zararı alanına
girmiş olacaktı. Bunun yolu KKTC'ye parasal yardım yapmamızın artık mümkün
olamayacağını söylemekten geçiyordu. Tam tersi oldu. Eroğlu geldi ve ilave
destek almayı başardı. Bu durumda KKTC yönetiminin müzakereyi çözüme götürmek
için çaba göstermesinin anlamı kalmadı. Türkiye'den ek destek koparmış
olan KKTC artık çözüme gitmez. Bu bir tercihtir hiç kuşkusuz. Hiç kimse
Kuzey Kıbrıs ekonomisini Türkiye ekonomisine benzetmek için üste para verdiğimize
şaşırmamalıdır. Biz tercihimizi böyle yapıyoruz. Her tercihin rasyonel
olması gerektiğine dair bir kural yoktur.