Erdoğan: İnancımı topluma dayatmam
'Ben, kendi inancımın gereği olarak uyguladığım herhangi bir konuyu, yönetiminde bulunduğum topluma dayatmam'
NİĞDE/AKSARAY
- Başbakan Tayyip Erdoğan, Niğde'nin kış güneşi altında meydanı dolduran kadınlı
erkekli topluluğa sesleniyor: "Sizinle 3 Kasım seçiminden önce de bu meydanda
buluştuk. Size 'Bir yıl bir şey beklemeyin sonra durum düzelmeye başlayacak'
dedim" sözleriyle konuşmaya başlıyor. Ardından elektriğe zam yapılacağı
iddiasını yalanlıyor. Ama akaryakıta zam geleceğini ilan ediyor. Bir parti
yetkilisi, "Seçim meydanında zam açıklıyoruz. Hadi hayırlısı" diyor. Niğde
Üniversitesi mezunu gençler iş istiyor. Erdoğan yanıt veriyor: "Dünyanın hiçbir
yerinde her üniversite mezununa iş garantisi verilmez. Bugüne kadar sizi hep
kandırdılar, ekmeğinizi taştan çıkaracaksınız."
1.5 saat kadar önce Erdoğan'la Ankara'da Kıbrıs konulu bir basın
toplantısındaydık. Orada ismini vermeden hem Denktaş'a hem de Rum lider
Papadopulos'a müzakere sürecini baltalayacak açıklamalarda bulunmamaları
çağırısı yapıyordu.
Bu çağrı akla Denktaş'ın Ankara ile en azından açıklama yapma konusunda
çelişkide olduğunu getiriyordu. Erdoğan, "Bilemiyorum belki de Denktaş'ın
müzakere taktiğinin bir parçasıdır" diyor.
Ankara-Niğde arası helikopterde bu konuları Denktaş'la görüşüp görüşmediğini
sordum. "Tabii bu görüşmeler telefonda olamıyor. Ama Dışişleri yetkililerimiz
iletiyorlar" dedi. Peki Denktaş'ın bir süre
önce Hürriyet'ten Sedat Ergin'e söylediği "New York'a gidene dek Annan'a tam
olarak ne söz verildiğinden haberim yoktu" sözleri konusunda Başbakan ne
düşünüyordu? Yanıtı şöyle: "Sayın Denktaş'la New York'a gitmeden önce
konuşmadığımız hiçbir şey kalmadı." Erdoğan'ın bu konudaki sıkıntısı Niğde'den
Aksaray'a geçerken artıyor. Yanında gelen AKP İstanbul Milletvekili Hüyesin
Besli kulağına eğilerek "Denktaş açıklamalara devam edeceğini söylemiş" diyor.
Erdoğan bunun üzerine iç geçirip yüzünü dışarıya dönüyor. Ve eliyle 'şimdi ne
yapacağız' der gibi bir hareket yapıyor. Ne yapacağını soruyoruz. "Abdullah bey
Moskova'dan dönsün
durumu bir değerlendirmemiz lazım" diyor.
Erdoğan'a sabahki sözlerinin Denktaş'ın halkına açıklama yapmaktan alıkoyma
olarak anlaşılmasının ters tepip tepmeyeceğini soruyorum. Yanıtı, "Ben her
tarafa çağrıda bulundum" oluyor. Oysa kulislere Başbakan'ın önceki gece AB
Genişleme Sorumlusu Günther Verheugen'le telefon görüşmesi yaptığı, Verheugen'in
Denktaş ve Papadopulos'un müzakereleri açıklamama kuralını ihlalinden yakındığı
sızmıştı.
Erdoğan görüşmeyi doğruladı. Ancak Schröder'in ziyareti ardından bir durum
değerlendirmesi için Verheugen'i kendisinin aradığını ve Rum tarafı üzerinde de
uzlaşma yönünde baskı yapılmasını istediğini söyledi. Erdoğan bu konuda BM veya
herhangi bir ülkeden telkin almadığını, müzakereler sürerken konuşulmasının
sakıncasına inandığını söylüyor.
Kıbrıs ve Türkiye'nin AB ilişkileri konusunda Erdoğan'ın şu saptamalarını
aktarabiliriz:
· Biz 22 Mart'ta Türkiye ve Yunanistan'ın devreye girmesine gerek kalmadan Kıbrıs'ta anlaşmaya varılmasını istiyoruz. Olmazsa ne yapılacağı konusunda Dışişleri'nin çalışmaları var. Zaman zaman Yunanistan ile de temas kuruluyor.
· 1 Mayıs'a kadar uzlaşma olursa, Kuzey Kıbrıs Türk halkı dünyada yalıtılmışlıktan tanınmaya, işsizlikten refaha geçecek. Türkiye ise uluslararası alanda sorunun değil çözümün parçası olan bir ülke olarak tanınacak. Bu durum AB'den müzakere tarihi almamıza da yardımcı olacak.
· AB'ye endişelerimizi anlatıyoruz. Tabii her konuda anlaşamıyoruz, dört dörtlük olmuyor. Ama ilişkiler iyi niyet temelinde yürüyor, pürüz çıkmadı.
· Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi almaması ihtimalini düşünmek bile istemiyorum. Dünyanın sonu değil, ama çok büyük hayal kırıklığı olur.
· AB
açısından da sıkıntı olacaktır. Türkiye, AB'nin medeniyetsel çatışma tehlikesine
karşı cevabı olabilir. AB eğer sadece çelik-kömür birliği, sadece bir Hıristiyan
kulübü değilse, bunun Türkiye'yi bünyesine alarak ispatlayabilir, almazsa
fırsatı kaybeder.
Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye bir Hıristiyan kulübü olmadığını ispatlama fırsatı
verdiğini vurguluyor. Oysa AB içindeki bazı çevreler, Türkiye'nin İslami yaşam
biçimini kendilerine dayatmak isteyeceği endişesini öne sürüyor. Bu Türkiye'de
de tartışma konusu. Başbakan'dan bunu açıklığa kavuşturmasını isteyince, şu
yanıtı alıyorum: "Ben inancımın gereği olarak kendi yaşamımda uyguladığım
herhangi bir konuyu yönetiminde bulunduğum bir topluma dayatamam. Kendi inancım
gereği uygulamamı farklı
bir inanca da dayatamam. Bu da laikliğin somut ifadesidir. Din ve vicdan
özgürlüğü de zaten budur."
Erdoğan'ın 'İnancımı topluma dayatamam' sözü özellikle kendi tabanında
tartışılmaya aday görünüyor. Öte yandan bu tür demeçlerin ve uygulamaların
çoğalması, hem Türkiye hem de Avrupa kamuoyunda rahatlama sağlayabilir. Ancak
Kıbrıs'taki sıkıntının nasıl sonuçlanacağı hâlâ ciddi bir soru işareti.