Hükümetin eylem planı

Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış Kıbrıs'ta anlaşmanın zorunlu olduğu görüşünde

Kilit noktadaki diplomat, söze, "Henüz kafalar net değil" diye başladı ve sürdürdü: "Ankara'da iki tür görüş tartışma halinde. Buna KKTC yönetimi dahil.
Bir görüş, ki daha geleneksel ve bugüne dek hâkim olan görüştür, şöyle diyor: 28 Şubat kaçarsa kaçsın. Avrupa Birliği zaten biz 'Evet' desek de demesek de Rumları üye alacak. Ama belki böylece Birleşmiş Milletler baskısından kurtulmuş olunur. Ve belki böylece yeni koşullarda çıkarlarımıza daha uygun bir çözüm zemini buluruz.
Diğer görüş ise şunu söylüyor: Evet, belki de daha iyi olur ama, eğer olmazsa bunun maliyetini kim üstlenecek? Bu maliyet ne olacak? Türkiye bu maliyeti ödeyebilecek mi? Ve nasıl ödeyecek?"
Teknik deyimle 'Opportunity cost-Fırsat maliyeti' ya da alternatif maliyet sorunu, Ankara'nın perde arkası Kıbrıs gündemindeki birinci madde. (Bu sorun aslında Irak tartışmaları için de geçerli, ama şimdi konumuz Kıbrıs.)
Diplomat devam ediyor: "28 Şubat'ı önemsememek ve geleneksel Kıbrıs çizgisinde ısrarlı olmak yoluyla çıkarlarımızı daha iyi korumak elbette mümkün. Ama bunun ihtimali giderek azalıyor. 28 Şubat sonrasında daha da azalacak. Ancak Kıbrıs Rumları adanın tek meşru hükümeti sıfatıyla AB'ye girdikleri anda Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin tamamen müzakere zemini dışında kalma ihtimali de var. Örneğin, Kıbrıslı Rum ve Türkler arasında ekonomik refah ve siyasi istikrar makasının iyice açılması söz konusu. Bu durumun Türk yönetiminin altını oyacağının Cumhurbaşkanı Denktaş da farkında. Kıbrıs'taki Türk çıkarları en büyük darbelerden birini işte o zaman alacaktır. Denebilir ki ve bazıları tarafından deniyor ki, Türkiye elindeki bütün imkânları seferber ederek Kıbrıs Türklerini de aynı hayat seviyesine yükseltebilir. Ama buna inananların sayısı da giderek azlıyor."
Kritik görevdeki diplomat, Dışişleri Bakanlığı'ndaki durumu ise şöyle tanımlıyor: "Bakanlık içinde Kıbrıs şahinleri ve güvercinleri arasında son gelişmeler ardından bir çatışma kalmadı. Herkes samimiyetle bir çıkış yolu arıyor. Sorun Dışişleri'nde değil. Bu işin mutlaka toplumsal mutabakatla çözülmesi, alınacak kararın toplumsal mutabakatı temsil etmesi zorunlu."

Mutabakat nasıl sağlanacak?
Kendisi de 39 yıl Türk diplomasisine hizmet etmiş olan Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış da bu mutabakatın zorunlu olduğu görüşünde. Yakış'a göre, yalnızca Türkiye'de değil, KKTC'de de "İktidarı, muhalefeti, sivil toplum örgütleri ve kamuoyu ile mutabakat aranmalı".
Aksi halde Kıbrıs gibi hassas bir konuda atılacak adımlar çok baş ağrıtabilir. Ancak böylesi bir mutabakatı sağlamak için fazla zaman da yok. Ankara'da da, Lefkoşa'da da hoşa gitmeyebilir ama, ortada 28 Şubat gibi bir takvim var.
Yakış bu noktada AKP hükümetinin izleyeceği eylem çizgisini şöyle özetliyor:
Hükümetin ilk mutabakat arayacağı yer kendi içi olacak. Yani parti yönetimi (Merkez Yürütme Kurulu) ve Parti Meclis Grubu'nun Kıbrıs konusunda görüş birliğine varması, AKP hükümetinin bundan sonra atacağı adımların sarsılmaması açısından önem taşıyor. AKP lideri Tayyip Erdoğan'ın dün MYK'da yaptığı "AB temasları konusunda bilgilendirme" konuşması ve bugünkü Meclis grubunda yapması beklenen konuşma bunun ilk adımları olacak.
AKP kendi içinde vardığı mutabakatı ilk olarak Meclsi'teki tek muhalefet olan CHP ile paylaşmayı planlıyor. Bu paylaşma CHP lideri Deniz Baykal ve ekibiyle yapılacak görüşmelerin yanı sıra, Meclis'te genel görüşme açılması gibi hamleleri de içerebilir.
Buna paralel olarak Başbakan Abdullah Gül, konuyu Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in dikkatine getirerek yürütme ve yasama güçlerinin birlikte adım atabilmesinin yollarını araştıracak. Bu aşamada Genelkurmay ve Milli Güvenlik Kurulu'nda oluşacak görüş de birinci derecede önem taşıyor. Kıbrıs konusu aralık ve ocak MGK'larında (Irak ile birlikte) gündemde olacak.
Yine buna paralel, Ankara'da devam eden görüşmelere ek olarak, Başbakan Gül ve Dışişleri Bakanı Yakış'ın birlikte ve ayrı ayrı KKTC ziyaretleri yapması planlanıyor. Bu ziyaretlerde yalnızca KKTC hükümet çevreleri ile değil, muhalefet partileri ve sivil toplum temsilcileriyle de görüşmeler planlanıyor.
Hükümetin konuyu topluma mal etme çabaları olumlu. Ancak yine de son sözü söyleyen Denktaş olacak. Her şey Denktaş'a bağlı.