Kıbrıs gerilimi giderek artıyor

Avrupa Birliği'nin Güney Kıbrıs'ı üyeliğe alacağını açıklaması ipleri geriyor

AB Sevilla zirvesi ardından Kıbrıs geriliminin yükseldiği saptamasına tek gerekçe MHP lideri Bahçeli'nin dünkü konuşması değil. Önceki gün Dışişleri Bakanı Cem'in geniş yankı bulan açıklamalarındaki Kıbrıs bölümü, İngiltere'nin Avrupa işlerinden sorumlu bakanı Peter Hain'in bugünkü Radikal'de bulacağınız Sevilla zirvesi değerlendirmesi ve dün Genelkurmay basın bürosu tarafından haber merkezlerine dağıtılan iki kitapçık da gerilimin tırmandığı saptamasını destekliyor.
Tabloyu daha iyi görmek için kilit noktalarını tek tek incelemekte yarar var:
Önce Sevilla zirvesinin iki sonucu:
1- AB, tercihinin Kıbrıs'ın 'çözüm ve yeniden
birleşme' ardından üye alınmasından yana olduğunu açıklıyor ama,
2- Çözümün Kıbrıs'ın AB'ye Aralık 2002 Kopenhag zirvesinde üye alınması için bir önşart olmadığını da söylüyor.
Başbakan Yardımcısı Bahçeli'nin dün MHP Meclis Grubu'nda bu sonuçları, 'AB'nin Türkiye'ye rağmen Kıbrıs Rum yönetimini tam üye yapma kararlılığında' olması şeklinde yorumluyor. Kararın bu yoruma açık olduğu görülüyor. Bahçeli bu noktadan hareket ederek, bu durumun 'AB'nin ülkemize değer vermediğini' gösterdiğini söylüyor ve bütün konuşmadaki en önemli iki cümleye geliyor:
'Birlik yönetimi Türkiye'nin üyeliğini arzu ediyorsa yapacağı bir tek şey vardır. O da Kıbrıs Rum Yönetimi'nin üyeliğini ertelemesi ve Türkiye'nin üyelik müzakerelerine bir an önce başlamasıdır.'
Bahçeli, AB'nin Kıbrıs'ın üyeliğini ertelemesi noktasında bir hafta önce DSP'li devlet bakanı Gürel'in çağrısını tekrarlıyor.
Öte yandan, AB'nin Kıbrıs politikası belli olmadan, Türkiye'nin Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirme konusunda da hareketsiz kalması gerektiğini ima ediyor. Bu ise hükümetin 'demokratikleşmeyi AB için değil, Türk halkı için istediği' söylemiyle çelişiyor, ne kadar uygulanabilir olduğu da tartışmalı.
Dışişleri Bakanı Cem'in pazar günü 'Kafe Siyaset' programında 'Biz siyasi ölçütleri yerine getirdiğimiz noktada AB 'Kıbrıs nedeniyle müzakereleri başlatmıyorum' diyemez. Hele bir desin!' sözleri, pazartesi günü de 'Manşet' programında bu duruşu
'Türkiye'nin jeostratejik avantajının doruğunda bulunmasına' bağlaması da ilginçtir.
Cem'in bu duruşunu Bahçeli'nin duruşundan ayıran nokta, Bahçeli'nin Kophenhag Siyasi Kriterleri'nin yerine getirilmesine de, deyiş yerindeyse fren koymak istemesidir. Öte yandan Cem de Meclis'in bu döneminde daha fazla reform adımı atılmasından umudu kesmiş görünüyor ve ağırlığı hükümetin devamına veriyor. Demek ki hükümetin yalnızca
MHP değil, DSP kanadında da savunmaya geçen bir anlayış belirgin olmaktadır.
Öte yandan 1960 anlaşmasına göre Kıbrıs'ta Türkiye ve Yunanistan'la birlikte garantör olan İngiltere'nin Avrupa Bakanı Hain, 'AB üyeliği için açık çek yoktur' diyerek ve 'Uluslararası toplumun Kıbrıs'taki statükoyu olduğu gibi kabul etmesini beklemek gerçekçi değildir' diye ekleyerek Ankara'daki artan Kıbrıs tedirginliğini adeta haklı çıkarıyor. Bu sözler KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın 'Biz iki tarafa da uygun çözüm ararken, sanki çözüme mahkûmmuşuz gibi davranıyorlar' endişesini akla getiriyor.
MHP liderinin AB'nin Türkiye'nin Kıbrıs ve terörizm konusundaki hassasiyetine değer vermediğini ilan ettiği gün, Genelkurmay basın sözcüsü aracılığıyla varlığı duyurulan iki 'çalışma' da ilginç bir zamanlamaya işaret ediyor. Kitapçıklardan birisi 'PKK, DHKP/C ve İrticai Terör Örgütlerinin Avrupa'daki Faaliyetleri', diğeri de 'PKK Terör Örgütünün Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ndeki Faaliyetleri' başlığını taşıyor ve bir de İngilizce tercümesi var.
Muhalefet kanadında DYP lideri Çiller'in sorusu kayda geçmeli: 'AB Kopenhag zirvesinde Kıbrıs Rumlarını üye alır, Türkiye'ye de bir garanti vermezlerse ne olacak? Yalnızca 'Kuzeyi ilhak ederiz' demek bir politika mıdır? Bunları Meclis'te tartışmak gerekmez mi?'
Gerekir. Ayrıca, ülkede en geniş siyasi mutabakatın sağlanabildiği Kıbrıs gibi bir konuyu, kamuoyunun daha geniş tartışma hakkı da var.
Bütün bunlar Kıbrıs konusunda ciddi bir gerilimin baş gösterdiğinin kanıtı. Bu tabloda henüz ABD'nin olmaması bir bilinmezlik faktörü ama, AB'nin Türkiye'ye AB üyeliği konusunda sağlam garantiler vermedikçe Kıbrıs Rum yönetimini üye almanın siyasi maliyetini hesaba katması gerekiyor