Kıbrıs'ta yirmibeş yavrulu olmak

1974'de adaya çıkan Türk askerleri Kıbrıs'ın en güzel ve zengin bölgesini ele geçirdi. Zaptedilen topraklar, ada sathının yüzde 36'sına tekabül ediyordu. Ama milli gelirin yüzde 70'e yakın bölümü buradan elde ediliyordu.

Batıda, adanın en büyük turistik bölgesi olan 35 bin yatak kapasiteli Maraş'ı aldık. Doğuda, Güzelyurt'ta, adanın en büyük narenciye bölgesi vardı. Ikisinin ortasındaki Mesarya ovasının büyük bölümü bize kaldı.

İhracatın büyük bölümünün yapıldığı Magosa Limanı ve eşsiz sahilleri ile Girne de bize düştü.

Peki, 27 sene sonra netice?

Güneyde, Avrupa Birliği'ne girmeye hazır bir Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti. Kişi başına düşen milli gelir 14 bin dolar.

Kuzeyde, ekonomisi Türkiye'den gelen yardımların bölüşülmesine dayalı, dünyanın tanımadığı bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Kişi başına düşen milli gelir yılda 4 bin dolar.

Savaş -Türklere yapılan o muazzam sermaye transferinin diğer adı- adada 1571'den beri var olan denklemi değiştiremedi: "Türkler geri, Rumlar ileri."

Neden?

Çünkü toplumların zenginliği, ne kadar doğal kaynağa sahip olduklarına değil zengin olmak için ne kadar iyi örgütlendiklerine bağlıdır. Biz Türkler kişi olarak kendi kendimizi zengin etmek üzere organizeyiz, toplum olarak değil. Kamu yararı konseptine uzağız. Ehliyet, bilgi ve dürüstlük; para söz konusu olunca gündemimizde sıra değişiyor.

KKTC'de Türkiye'den gelen ve geri ödenmesi istemeyen yardımlara endeksli bir ganimet ve rant ekonomisi vardır.

Size inanılması güç bir rakam söyleyeyim: Her ay Maliye ve Ekonomi Bakanlığı 53 bin çek yazıyor... Memurlara, emeklilere, dullara, yetimlere, gazilere, şehit ailelerine, yardıma muhtaç olanlara maaş vesaire olarak. Hane sayısı 50 bin.f Nüfus taş çatlasa 200 bin.

Adada iken konuştuğum bir yetkili bana "Bu devlet 25 yavrusu bir ineğe benziyor" dedi. "Ne kadar beslenirse beslensin, yavrularına süt yetiştirmesi mümkün değil."

Cari harcamalar bütçesinin yarıdan çoğu, savunma ve altyapı bütçesinin tamamı Türkiye tarafından sağlanıyor.

Kıbrıs'ta politikaya şekil veren de Türkiye'den gelen paralardır. Refahının Türkiye'den gelen paraya bağlı olduğunu bilen seçmen Türkiye'den en çok para sızdıracak parti ve liderlere oy veriyor. (Onun için 1974'ten beri Rauf Denktaş ve onun kurduğu Ulusal Birlik Partisi neredeyse kesintisiz iktidardadır.)

İktidar partileri ekonomiyi büyütecek politikalar gütmek yerine oy potansiyellerini büyütecek politikalar güdüyorlar. Çünkü nasıl olsa birileri parayı verecek. Ve ekonomik performans bir kriter değil.

Bu kompozisyon içerisinde Kıbrıs sorununun çözümüne yer yoktur. Kıbrıs sorunu çözülürse Türkiye'den gelen paralar duracak, politikayı ve onun aktörlerini besleyen fonlar kuruyacaktır. Bu, arzulanan bir sonuç değildir. Çünkü oyunun aktörleri rahat ve zengindir.

Hergün duyduğunuz milliyetçi retoriğin, vatan-millet-Sakarya nutuklarının, "Rumlar bizi kesecek" korkutmalarının arkasındaki ekonomik realite budur.

Bu realitenin arkasında ise Avrupa yolundan geri dönmeye hazırlanan basiretsiz politikacılar var.