Onun için Çarşamba günü Kıbrıs konusunda yaptığı açıklama beni hiç şaşırtmadı.
Dışişleri, açıklamasında Avrupa Birliği'nin Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ni üyeliğe alma kararını tanımayacağını açıkladı. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yaratan uluslararası anlaşmalara göre Kıbrıs Türkiye'nin de üyesi olmadığı uluslararası örgütlere üye olamaz. Türkiye AB'ye üye olmadığına göre Kıbrıs da olamaz.
Durum bu şekilde sunulduğunda çok mantıklı ve net görünüyor. Ama değil. Kıbrıs'ın Türkiye'nin de üyesi olmadığı uluslararası örgütlere üye olamaması keyfiyeti anlaşmaları bizim tefsirimizden doğmaktadır.
Başkaları bu anlaşmaları böyle tefsir etmiyor. Bu başkaları arasında Kıbrıs'ı üyeliğe almaya karar veren ve Dışişleri Bakanlığı ne kadar açıklama yaparsa yapsın, kararından dönmeyecek olan AB de vardır.
Dışişleri Bakanlığı'nın bu açıklamasının ardından uluslararası arenada Türkiye'nin politikasını destekleyen bir koro da duymadık.
O zaman kendimizden başka kimsenin desteklemediği bir politika formüle etmenin pratikteki yararı nedir?
Cevabı duyar gibi oluyorum:
"Tek başına olmamız haksız olduğumuz anlamına gelmez."
Doğrudur. Tek başımızayız, haklıyız, hiçbir devlet bizi desteklemiyor ve kaybediyoruz!
Dışişleri Bakanlığı delinen baraj duvarına işaret parmağını sokarak suyun akışını durdurmaya çalışan çocuğa benziyor.
Bu yöntem çalışmaz. Çünkü Kıbrıslı Rumlar son 40 yılda anlaşmaları da, Kıbrıs Anayasası'nı da bin defa ihlal ettiler. Bütün dünya onları adanın meşru hükümeti olarak kabul ettiği için kılını bile kıpırdatmadı. Bizim de herhangi bir uluslararası mahkemeye başvurup Rum hükümetinin kararlarını iptal ettirmeye çalıştığımızı hatırlamıyorum.
Dışişleri'nin açıklamasının satır aralarında yatan esas önemli husus ise Türkiye'nin Kıbrıs politikasında herhangi bir değişiklik olmayacağıdır.
Bu mesaj, herhalde yeni hükümetin yeni bir Kıbrıs politikası olabileceğini sananlara veya ümit edenlere yöneltilmişti.
Bu konuda kalan tereddütleri -eğer herhangi bir tereddüdün kaldığından bahsetmek mümkün ise dün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş giderdi. "28 Şubat'a kadar anlaşma olmayacak" demedi. Ama en geri zekalıların bile anlayacağı bir şekilde 28 Şubat'a kadar anlaşma olacağını bekleyenlerin bir hayal dünyası iskan etmekte olduğunu anlattı.
Denktaş'ı dünkü performansından dolayı kutlamak isterim. Haklı olduğu bir konuda bu kadar haksız görünmek ve karşı tarafa bu kadar büyük PR kozları vermek için başkalarının çok çaba harcaması gerekirdi. O hiç çaba harcamadan bu işi yapabiliyor.
Bunu herhalde Soğuk Savaş retoriğini kullanmakta fayda uman dünyadaki tek siyasi lider olarak kalmasına borçlu olmalı.