| Kıbrıs tartışması Kıbrıs konusunu 1950'li yılların sonundan itibaren bir gazeteci olarak izliyorum. Gelişmeler hakkında 'bilgi' topluyorum. Bunlara dayanarak durum hakkında saptama yapmaya çalışıyorum. Saptadığım hususlar arasında şunlar var, konu Türk kamuoyuna yerleşmiş. Benimsenmiş. Türkiye'nin güvenliğinden sorumlu kurumlarca 'yaşamsal önemde' bulunmuş. 1963 sonundaki olaylar sonrası, 1974 müdahalesine kadar adada olup bitenlere Batı'nın seyirci kaldığı, anlaşmaların, Türkler aleyhine olarak, dikkate alınmadığı, uygulanamadığı belirlenmiş. 1974 müdahalesinden bu yana adada barış sürmekte. Şimdi Avrupa Birliği istekleri doğrultusunda, yıllardır sürmekte olup bir çözüme kavuşturulamayan, müzakerelerin noktalanması isteniyor. "Bu sağlanamazsa Güney'in Rum bölümünü tek başına AB'ye alırız" deniyor. AB görüşlerini yansıtan iç ve dış basın, 'Bu durumda AB, KKTC'nin bir AB toprağını işgal altında tuttuğu gerekçesiyle harekete geçebilecek' değerlendirmesi yapıyor. Bir grup meslektaş -bilgi içermeyen, daha ziyade laf ebeliği yaparak konuya yaklaşanları bir yana bırakırsak- tamamıyla AB görüşlerini benimseyerek, Türkiye'nin bugüne kadar izlediği politikayı sert şekilde eleştiriyor. Bu politikanın değişmemesi halinde, Türkiye'nin AB dışında kalacağını öne sürüyor. Londra-Zürih anlaşmalarının geçersiz kaldığını bile iddia ediyor. Konuya bilgi sahibi olarak yaklaşıp, Türk politikasını yanlış bulanlar arasında İlter Türkmen gibi, son yarım yüzyılda Dışişleri Bakanlığı'nın en üst kademelerinde bulunup bakanlık yapmış biri de var. Konu çok boyutlu. Burada sadece bir hukuki nokta üzerinde duracağım. 16 Ağustos 1960'ta yürürlüğe giren,İngiltere, Yunanistan ve Türkiye'nin imzaladığı Garanti Antlaşması'nın 1. maddesi, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin "... hiçbir ülke ile tamamen veya kısmen, herhangi bir siyasi veya ekonomik birliğe katılmamayı taahhüt eder. Buna uygun olarak herhangi bir ülke ile birliği veya adanın bölünmesini doğrudan veya dolaylı olarak destekleyebilecek tüm faaliyetlerin yasaklandığını ilan eder" demektedir. Yunanlılar Güney'in kendi başına AB'ye katılmasının bu maddeye aykırı olmadığını, AB'nin bir devlet olmadığını Birleşmiş Milletler'de öne sürmüşlerdir. Türkiye bunu reddetmiştir. Ama Türkiye'de Dışişleri Bakanlığı yapmış, şimdi eleştirdiği Türk politikasını değiştirmek için bir girişimde bulunmamış Türkmen, bugün, "Yunanlılar haklı. Garanti Antlaşması'ndaki söz konusu madde 'devlet' ile ilgili. AB devlet değil" diyebilmektedir. KKTC son günlerde bu hukuki konuyu BM'ye taşıdı. Uluslararası üne sahip bir hukukçu olup bu konularda uzmanlığı olan Prof. Maurice H. Mendelson'un hazırladığı 85 sayfalık bir belge, Türkiye BM Temsilciliği aracılığıyla 'Genel Kurul Dokümanı' olarak BM'de dağıtıldı. Şimdi konuya 'bilgi sahibi olarak' ilgi göstermek isteyenlerin hiç olmazsa bu belgeyi görmüş olmaları gerekmez mi? Türkiye'de 'Allah' dışında tartışılamayan 'tabu' yok. Kalmadı. Kıbrıs neden tartışılmasın? Ama bunca yıllık gözlemlerim bana, Türkiye'de hiçbir gücün Kıbrıs konusunda kamuoyunda egemen olmuş kanının aksine olacak bir gelişmeyi kabul ettiremeyeceği düşüncesini vermektedir. Sözünü ettiğim bu kamuoyu içinde, ayrıntılarına bu yazıda pek giremeyeceğim siyasi, stratejik, psikolojik, hukuki birçok önemli husus var. Konu, bir seçim kampanyası sırasında gündeme getirilen 'Boğaz Köprüsü'nün sattırılıp sattırılmaması' gibi yaklaşılacak bir konu değil. Günü geldiğinde, altından hangi babayiğidin nasıl kalkabileceğini göreceğiz. * * * KİTAP NOTU: 1945 yılında gazeteciliğe başlamış Kemal Bağlum, 1988'den bu yana Milli Savunma Bakanlığı Basın Müşaviri. 'Bir Dönemin Uyuyan Kulağı' isimli anılarını yayımladı (Ümit Yayınevi). Daha ziyade 27 Mayıs dönemini, sadece kendi yaşadıklarıyla değil, dinledikleriyle de anlatıyor. 1926 doğumlu Bağlum, Turizm Bakanlığı'na bağlı olarak yurtdışında görev yapmıştı. En önemli gazetecilik görevi ise 1950'li yılların ortasında, Ahmet Emin Yalman'ın 'Vatan'ında Ankara Temsilciliği oldu. |