Denktaş sonunda
rotayı çizdi...
KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıs müzakerelerinin
nasıl gelişeceğini Milliyet Ankara temsilcisi Fikret Bila'ya anlatmış.
Pazar günü yayınlanan demeciyle süreç ortaya çıkmış oldu.
Sayın Denktaş'ın sözlerinden şöyle bir
manzara çıkıyor:
- Geçmişte Güney Kıbrıs AB'ye tam üye kabul
edildiği taktirde masaya oturmayacağını söylemesine rağmen, Ankara'nın
isteğini kırmayıp, sonuna kadar masadan kalkmayacağını belirtiyor.
- İlk aylarda Annan planını müzakere dahi
edilemeyeceğini söylemesine ve kesinlikle karşı durmasına rağmen,
tutumunda yine Ankara'nın ricası üzerine olacak önemli bir esneklik yaparak,
planı temel olarak kabul edip görüşmeleri sürdürmeyi kabul ediyor.
- Ankara ile birlikte, planda yapılması istenen
değişiklikleri BM'ye teslim ettiğini, ancak muhalefetten dolayı pazarlık gücünün
azaldığını ve Rumların bu durumda pek birşey kabul etmeyeceklerini söylüyor
yani sorumluluğu hem muhalefete hem de Rumlara yüklüyor.
- Önümüzdeki aylarda BM, her iki taraf ile görüşüp,
büyük olasılıkla Washington ve AB'nin de araya girmesiyle, son bir (3 üncü
olacak) plan çıkaracaktır.
- Denktaş, Türk tarafının isteklerinin aynen
kabul edilmeyeceğini bildiği için, ortaya çıkacak son paketi imzalamayacağını
açıklıyor. Referanduma götüreceğini ve halkına soracağını belirtiyor.
- Referandumdan "son haliyle Annan planının
kabul edilmesi", yani EVET çıkarsa dahi, Denktaş "müzakereci"
olarak imza etmeyeceğini açıklıyor. Meclis'e gidip, yeni bir müzakereci
bulmalarını isteyeceğini söylüyor " ve ben halkımı yok etmem,
cesareti olan imzalasın" diyor. Böylece hem 28 Şubat tarihi geçiriliyor,
hem de imza atacak yeni bir müzakereciye şimdiden "vatan haini" diye
damgalanabileceği mesajı veriliyor.
SONUÇ: AKP, BU İŞİN ALTINDAN ZOR KALKAR
Son haftalardaki gelişmeler, bir ara yeşeren
çözüm ümitlerini söndürüyor. T.C. Devleti ve KKTC yönetimi ağırlıklarını
koydular. Askeriyle, bürokrasisi ile birlikte çözüm isteyenlere karşı müthiş
bir kampanya başlattılar.
KKTC Cumhurbakanı'nın son açıklamasıyla tünelin
sonu da gözüktü. Ben referandumdan EVET çıkabileceğine de pek inanmıyorum.
Şimdiden öylesine bir karalama kampanyası var ki, referandum da bu baskı
daha artacak ve kamuoyu korkutulacaktır.
Geriye, AKP'nin ağırlığını koyması kalıyor
ki, o konuda da derin kuşkularım var. Sayın Arınç'ın tutumu, bu partinin
sağlam ve sürekli bir politika oluşturamadığını gösteriyor.
Herşey ayın sonuna kadar belli olacaktır.
Bakalım , kim kazanacak kim kaybedecek...
* * *
KIBRIS TÜRK'ÜNÜ YARALIYORSUNUZ Çözüm
isteyen Kıbrıs Türkleri yerden yere vuruluyor. Ne hainlikleri bırakılıyor,
ne işbirlikçilikleri, ne de topraklarını satmak sitedikleri. Hem ayıp, hem
de büyük haksızlık ediliyor. Ilerde pişman olacağımız çok tehlikeli bir
tutum sergileniyor.
Bir süredir, çözüm lehine gösteri yapan, görüş
açıklayan Kıbrıs Türkleri yerden yere vuruluyor. Farklı düşünen siyasi
partiler "Rumla işbirlikçi" , yani düşman gibi gösteriliyor.
Hem Ankara, hem de KKTC'de, "Annan planını
güçlü pozisyonda müzakere edebilmek" gerekçesi arkasına saklanan yöneticiler,
veryansın ediyorlar. Kıbrıs ve Türk kamuoyunda da Ada'yı sadece
"stratejik bir meta" olarak görenler amansız bir karşı taarruz sürdürüyorlar.
TBMM başkanı Arınç'ınki gibi, büyük şaşkınlık yaratan ve ne mesaj
vermek istediği de doğrusu tam olarak anlaşılamayan kırıcı ve sert konuşmalar
duyuluyor.
Gösterilere katılan, resmi tutumu kabul etmeyip
farklı konuşan binlerce kişiye açıkça göz dağı veriliyor. Bu tutumlarını
sürdürdükleri taktirde başlarına nelerin geleceği örnekleriyle gösteriliyor.
Ne nankörlükleri kalıyor, ne kansızlıkları...
Adeta vatan hainiymişler gibi muamele ediliyor.
Türkiye'den, Türk bayrağından nefret
ettikleri, sırf biraz daha zenginleşebilmek için ülkelerini için ülkelerini
satmaya hazır oldukları yazılıyor, söyleniyor...
Kıbrıs Türklerine ayıp ediliyor.
Ada'ya bizlerin bakışımız ile, Kıbrıs Türklerinin
bakışı arasındaki fark da bu şekilde daha net şekilde ortaya çıkıyor.
Bu insanlar Türkiye'den veya Türkler'den nefret
etmiyorlar. Türk bayrağını dalgalandırmaktan onur duyuyorlar. Tek hataları,
resmi politikaları desteklemek yerine, farklı görüşlerini açıklamalarıdır.
Yıllar boyunca iyi yönetilmemiş olmanın birikimini ortaya koyuyorlar.
Tercihlerini gösteriyorlar.
Neden kızıyoruz?
Mutlaka bizim gibi düşünmeleri mi gerekiyor?
Bir topluma gözdağı verekek, korkutarak
susturmaya çalışmanın ilerde çok daha büyük tepkiler yaratacağını
bilmiyor muyuz?
BU İNSANLARI UZAKLAŞTIRIYORUZ...
Böylesine hoyrat muamele ettiğimiz, hırpaladığımız
bu insanları "Türkiye'ye ve Türk'lere karşı soğuttuğumuzu" görmüyor
muyuz?
Ayrıca, Kıbrıs kamuyoundaki farklı görüşleri
zorla pıstırma kampanyasının ters sonuçlar verebileceğini de unutmamak
gerekir.
Bu kadar suçladığımız insanların, yarın
çözüm bulunamadığı ve aynı koşullarda yaşamak zorunda kaldıkları
taktirde, tepkilerinin ne olabileceğini düşünüyor musunuz?
"Canım yardımı arttırır, para pompalar
ve gayri memnunları sustururuz" diyorsak çok hata ederiz. Çözümsüzlük,
bugün yerden yere vurup hakaret ettiğimiz insanları daha da tahrik edecektir.
Anavatan ile yavruvatan arasındaki ilişkiler daha da zehirlenecek ve gerilim
artacaktır.
Çözüm bulunsa dahi, bugün açılan yaralar
kolay kolay kapanmayacaktır. Ellerimizle, Kıbrıs Türk'ünü kendimizden
uzaklaştırıyoruz.
Sokaklara dökülen onbinler, birkaç yazarın kışkırtması
veya birkaç partinin çağrısı ile hareket edemezler. Ağızlardan düşmeyen
"dış güçler tehdidi" bu kadar insanı aldatamaz.
Bizler, istediğimiz kadar Kopenhag kriterlerine
uyum için yasalar çıkaralım, zihniyetimizi, düşünce şeklimizi değiştirmedikçe
farklı görüşleri hazmedemeyeceğiz.
İşte, en son örneği de Kıbrıs'tır.
Yapmayın, etmeyin Kıbrıs Türk'ünü yaralamayın.
Bizim gibi düşünmediğinden dolayı onbinleri dışlamayın... Yarın bu
insanlara -şu veya bu şekilde- ihtiyaç duyacaksınız.
Çözüm bulunamazsa, kazan kaldırmamaları için
dua edecek; AB üyesi oldukları taktirde de, Türkiye'ye yardım etmelerini
isteyeceksiniz.
Bu insanları suçlamayın. Eğer bugün ellerinde
tek tük Türk bayrağı ile yürüyorlarsa, bunun asıl sorumlusunun bizler
olduğunu unutmayın. Kendi suçumuzu, gençlerin omuzlarına yüklemeyin.
Eğer onlara güven veremedinizse, önlerini açamadınızsa,
gelecekleri açısından ümit sağlayamadınızsa, geçmişin acılarını ve günün
gerçeklerini anlatamadınızsa, suç kimin?
Meydanları dolduran gençlerin mi, yoksa sizin
gibi yöneticilerin mi?
Kıbrıs Türklerini kurtarmış, onlara rahat yaşayacakları
bir toprak sağlamış olabiliriz.
29 yıl önceki bir özveriyi, DİYET istemeye dönüştürmemeliyiz.
Büyüklüğümüzü bilelim, değişen dünya koşullarını doğru anlayalım.
Kuzey Kıbrıs, Türkiye'nin babasının malı değildir.
Kıbrıs'lı Türklerin malıdır. Hayır, Ada'yı kendi malımız gibi görüyor
ve elimizden kaçırmak istemiyorsak, o zaman açıkça söyleyelim. Kıbrıs Türk'üne
de mertçe "1974'te biz sizin kara gözleriniz için asker yollamadık.
Stratejik çıkarlarımız için şehit kanı döktük. Bundan dolayı sesinizi
çıkartmayın. Ben aldım, istersem geri verir, istersem tutarım"diyelim.
Kıbrıs Türk'ünü, aşağılamayalım...