Denktaş
Irak’a bel bağladı...
KKTC Cumhurbaşkanı, 28 Şubat’a kadar bir çözüm bulunmaması konusunda son derece kararlı ve bunu da saklamıyor. En büyük beklentisi, biran önce Irak’ta savaşın çıkması ve hem Kıbrıs’ın unutulması, hem de Washington’un ısrardan vazgeçmesi.
Kıbrıs
konusunda garip gelişmeler yaşanıyor.
Son Çankaya doruğu ile ilgili olarak, doruğa bizzat katılmış veya katılmış
olan kişilerden bilgi edinmiş yetkili kişilerden bir bölümü, “Denktaş’a
çok net şekilde, Türkiye’nin anlaşmadan yana olduğu, masadan kaçmaması
ve sonuna kadar iyi niyetle görüşmesi gerektiği söylendi” diyorlar.
Denktaş’ın da bu yaklaşıma itiraz etmediği ileri sürülüyor.
Doruk sonrasında, Denktaş ile Başbakan arasındaki görüşmeler hakkında
da, hemen hemen aynı sözler ediliyor. Buna göre, AK Parti yönetimi Kıbrıs’ta
çözüm istendiğini Denktaş’a bildirmiş. Aynı çevreler, Dışişleri
Bakanlığındaki militanların bir bölümünün hala direnmekte, Cumhurbaşkanı
ve Genelkurmay Başkanının açıkça “karşı tutum” almadıklarını
vurguluyorlar. Nitekim ben de, dışişleri bakanlığının orta kademedeki
militanların dışında, çözümden yana olanların arttığını bizzat gördüm.
Gelelim Denktaş kampına.
Orada ise tam tersine rüzgarlar esiyor.
Denktaş, Annan planı ile herhangi bir çözümü imza atmayacağını ve
gerektiği taktirde istifa dahi edebileceğini açıkça söylüyor. Başta Dışişleri
Bakanı olmak üzere, çözümden yana tutum alanların tümü “Amerikan veya
İngiliz ajanı” olarak açıkça suçlanıyor ve “gösterilerden de fazla
korkmamak gerekir. Muhalefete ve halka bir para pompalandı mı, herkes susar”
şeklinde konuşmalar yapılıyor. Hatta bu para operasyonu için 300 milyon
dolarlık bir paketten dahi söz ediliyor.
Anlayacağınız, Türk halkı, “çözüm isteyenleri susturabilmek için”
elini cebine atmak zorunda kalacak.
DENKTAŞ BOŞ YERE BÖYLE KONUŞMAZ...
Rauf Denktaş’ı tanıyanlar, KKTC Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’yi yönetenlere
başkaldırmayacağını, Ankara’nın politikalarının dışına çıkamayacağını
bilirler. Eğer bugün “istifa ederim de bu anlaşmayı imzalamam” diyorsa,
mutlaka ya birilerinden destek görmekte veya hükümeti gerektiği kadar kararlı
görmemektedir.
Başka bir anlatımla, bugün için dışa yansıyan manzara, AKP hükümetinin
sanki kesin ve kararlı bir Kıbrıs politikası yokmuş izlenimini veriyor. Başbakan
Gül, en yakın yardımcıları ve parti lideri Tayyip Erdoğan, Kıbrıs’ta
çözüm istediklerini, Denktaş’ı ikna etme aşamasında olduklarını söylüyorlar.
Hatta Tayyip Erdoğan’ın Rize TV’ye yaptığı açıklama inanılır gibi
değil:
“Kıbrıs’ta 30-40 gündür sürdürülen siyasetten yana değilim. Bu iş
Sayın Denktaş’ın kişisel olayı değildir. Bu milletin varlık mücadelesidir.
Sayın Denktaş ile başbaşa görüştüğümüz zaman statikoyu tamemen
korurum iddiasında değildi. Planın müzakere edilebilir olduğunu söyledi.
.. 28 Şubata kadar çözüm yönünde bir karar çıkmazsa burada işler zorlaşır.
Sıkıntılı yarınlar doğabilir. Eğr 30 bin kişi aynı anda miting yapıyorsa
Kuzey Kıbrıs bir yerlere doğru gidiyor demektir. Rastgele bir olay değildir.
“
Bu çok farklı tutumlar belki de hükümetin Denktaş’a mesajını yeni yeni
vermeye başladığını gösteriyor. Bekleme döneminde de, çözüm istemeyen
bir Denktaş’ın sesini yükseltmesi, pazarlık açısından işlerine
geliyor.
Pazarlıklar, önümüzdeki haftalardan itibaren başlayacak ve 28 Şubat’a
kadar sürecek. Şubat ayı Kıbrıs açısından çok sıcak geçecek.
Denktaş’ta bunu bildiği için, şu sıralarda Irak savaşına bel bağlıyor.
Savaş ile birlikte Kıbrıs unutulacak, ayrıca Washington da Türkiye’yi
rahatsız edecek tutumlardan kaçınmak isteyeceğinden dolayı, Denktaş BM önerilerini
çok daha kolaylıkla reddedebilecek.
DENKTAŞ İSTİFA EDİP ANLAŞMAYI ENGELLEYEBİLİR
Ankara kulislerinde tartışılan diğer bir olasılık, Denktaş’ın son gün
(örneğin 26 Şubat’ta) istifa etmesi ve yerine hemen yeni bir Cumhurbaşkanı
seçilemeyeceği için 28 Şubat randevusunun kaçırılması.
Gözardı edilmemesi gereken bir olasılıktan söz ediyorum. Denktaş, Ankara
‘da kararsızlıktan kaynaklanan siyasi otorite boşluğu gördüğü sürece,
arayı dolduracaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmamalı.
Kıbrıs çözümü ne yazık ki, giderek sloganlar mücadelesine dönüşüyor.
Paketin içeriği doğru dürüst tartışılmıyor. Çözümsüzlüğün Türkiye’ye
faturası konuşulmuyor. Daha da önemlisi, Kıbrıs’ta kaçırılan her
randevunun Türk tarafının elini biraz daha zayıflattığı, KKTC vatandaşlarını
biraz daha fakirleştirdiği ve Kıbrıs’ın asıl bu şekilde kaybedileceği
gerçeği konuşulmuyor.
Bazı efendilerin rahatları bozulmasın diye bu ülke göz göre göre zarara
itiliyor.