Türkiye Kıbrıs Fırsatını kaçırmamalı

Türkiye son defa tarihi bir fırsatla karşı karşıyadır. Kıbrıs paketi Türk tarafını tümüyle tatmin edemese dahi, son derece önemli kazanımlar sağlamaktadır. “Çakıl taşi dahi vermeyiz“ edebiyatını bir yana bırakıp, en fazlasını alıp bu dosyayı kapatmalıyız. Eğer eski reflekslerimizin esiri olursak, Kopenhag doruğunun ertesi günü (13 Aralık 2002) Kıbrıs’ı hukuken kaybedeceğiz. Önümüzdeki 10 yıl içinde de Kıbrıs fiilen elimizden gidecektir.

Eğer “şehit kanlarıyla kazandığımız topraklardan çakıl taşı dahi vermeyiz” yaklaşımında iseniz, daha başından uyarmamızda yarar vardır: Zamanınızı boşa harcamamak , sinirlerinizi de boş yere bozmamak için bu makaleye devam etmemelisiniz... Farklı bir görüş isteyenlerin ise, tam aksine dikkatle okumalarını tavsiye ederim.

* * *

Türk-Rum tarafı, Kıbrıs konusunda tarihi bir fırsat ile karşı karşıyadır.

Önce Türk tarafından başlayalım:

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın ortaya koyduğu çözüm önerileri paketinin ayrıntıları tam bilinmemekle birlikte, ana çizgilerinin ilk defa Türk tezlerine son derece yakın noktalarla dolu olduğu anlaşılmaktadır.

Bir çözüm aranırken, kimse görüşlerinin tümünün kabul edilmesini beklememelidir. Çözüm, karşılıklı uzlaşılar ve ödünlerle elde edilir.

Aklımızdan çıkartmamamız gereken diğer bir nokta da, gelinilen şu aşamada herhangi bir çözüm (KKTC’yi bırakıp çıkmak anlamında kullanılmadığına lütfen dikkat) çözümsüzlükten çok daha iyidir. Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarına daha uygundur.

KIBRIS TRENİ KAÇIRILACAK

Türk tarafı, geleneksel “haklı dava-yavru vatan Kıbrıs” yaklaşımından hareket edip, Annan paketine, Çanakkale’yi istila eden İngiliz orduları muamelesi yaptığı taktirde, hem Türkiye, hem de KKTC kaybedecektir. Kıbrıs treni, bir daha geri gelmeyecek şekilde kaçırılacaktır.

Neden?

Nedeni basittir, zira böyle bir olasılıkta, çözümsüzlüğün sorumluluğu Türkiye’nin omuzlarına yüklenecek ve Güney Kıbrıs AB üyeliğine kabul edilecektir. 12 Aralık Kopenhag doruğunda Kıbrıs tam üye ilan edildiği andan itibaren de, Rum tarafı çözüm aramak, çözüm bulmak için Türk tarafına ödün vermek, şirin davranmak, esnek tutum almak zorunluğunu hissetmeyecektir. Sırtını AB’ye dayayacaktır. Kuzey Kıbrıs’taki haklarını AB aracılığı ile aramaya başlayacaktır.

TÜRKİYE ÇOK SERT TEPKİ GÖSTERECEK

Böyle bir olasılıkta da, beklenen gelişmeler şu şekilde gerçekleşecektir:

1. TÜRKİYE kıyametleri koparacak, AB ile ilişkileri askıya alacak veya Lüksemburg sonrasındaki gibi, son derece gerilimli bir noktaya getirecektir. Tarih isteme, AB ile tam üyelik müzakerelerini başlatmak gibi girişimler başka bir bahara kalacaktır.

2. TÜRKİYE; AB’yi cezalandırmak üzere Avrupa Ordusunun NATO olanaklarından yararlanmasını sağlayacak olan AGSP anlaşmasına itirazını sürdürecektir. Böylece, Türkiye- AB ilişkileri tam anlamıyla donacak ABD ile de tatsızlık yaşanacaktır.

3. TÜRKİYE, hem Kıbrıs’ta hem de Ege’de Yunanistanla yumuşama sürecini durduracak ve gerilimli bir dönem başlatmak zorunda kalacaktır.

4. AB ve YUNANİSTAN, ilk başlarda Türk tepkisinin “fazla zararlı olmaması” için mülayim davranacaklardır. Türk tepkilerine aynı şiddetle yanıt vermeyeceklerdir. Ankara’yı yatıştırma çabasına gireceklerdir. Bu şekilde tutum almalarının nedeni de, uzun vadede kendilerinin karlı çıkacağı gerçeğidir. Böylece AB, Türkiye’nin tam üyelik baskısından kurtulacak, Kıbrıs sorunu da Yunanlıların istedikleri gibi çözülecektir.

UZUN VADEDE TÜRKİYE KAYBEDECEK

5. Türkiye’nin sert tepkileri geçiştirildikten (5-6 yıl) sonra, Kıbrıs’lı Rumlar teker teker Avrupa Mahkemesine başvurarak 74 öncesindeki evlerinin ve topraklarının geri verilmesini isteyeceklerdir. Avrupa Mahkemesi de Loizidu davasındaki gibi, olumlu yanıt verecektir. Sonuçta, Kuzey Kıbrıs arsa arsa eski sahiplerine geri dönmeye başlayacaktır.

6. RUMLAR, AB’ye tam üye oldukları andan itibaren, KKTC vatandaşlarına hem Güneyde hem AB ülkelerinde serbest dolaşma, iş edinme, mal satın alma hakkını tanıyacak ve sınırlarını açacaktır. Bir süre zorla tutulsa dahi, Kıbrıs’lı Türkler böylesine cazip bir fırsatı sonsuza kadar reddedemeyeceklerdir.

7. Bu durumda ekonomik kriz derinleşecek, piyasalar da gerilecektir. Orta vadede bu fırtınalar bir süre sonra dinse dahi, Ankara ilerde yeniden AB ‘ye tam üyelik yolunda devam etmeyi istediği taktirde, bu defa Rumlardan hiçbir ödün almadan, Kıbrıs’ta çözüme zorlanacaktır.

AKILCI DAVRANMAK GEREKİYOR...

Türk tarafının kendi kendini ayağından vurmamak ve sonunda karlı çıkma şansı da vardır.

Abartılı Milliyetçi, aşırı hissi davranılmadığı taktirde, Kofi ANNAN’ın ortaya koyduğu çözüm öneriler dizisine iyileştirmeler getirilebilecektir. Bu paketi elinin tersiyle itmeyen bir Türkiye’nin, isteklerini daha da genişletme şansı büyüyecektir.

Muhalefet, sırf AKP’yi sıkıştırmak veya iktidara gelir gelmez dersini vermek için hareket geçtiği tartirde, ülkeye zarar getirecektir. Aynı şekilde başta medya olmak üzere, Meclis dışı muhalefette bu konuda “politika” yapmamalıdır.

RUMLAR VE AB’DE GERÇEKÇİ OLMALIDIR

Kıbrıs’ta çözüm, sadece Türk tarafının özverisiyle gerçekleşmeyecektir. Annan’ın paketi hem Rumlar, hem Atina ve AB içinde altın bir fırsattır.

Bu bağlamda en önemli sorumluluk, Simitis-Klerides ikilisine düşmektedir

Eğer Yunanistan Ege’nin, tam anlamıyla barış denizine dönüşmesini, Kıbrıs sorunundan kurtulunmasını istiyor ve sadece “zenginleşmeyi” düşünüyor ise, Türk tarafının duyarlıklarına dikkat etmelidir.

Eğer Klerides, tarihe “ Kıbrıs’ı tekrar birleştiren, rahat ve huzur adasına dönüştüren” bir lider olarak geçmek istiyorsa, KKTC’nin gönlünü almalıdır. Uzun vadede elde edeceklerini düşünüp, kısa vadeli cılız zaferler peşinde koşmamalıdır.

Avrupa Birliği, Türkiye’yi dışlamak, Ege ve Akdeniz’de gerilimi tekrar arttırmak, İslam dünyasındaki tek laik model olarak gösterilen bu ülkeyi hırçınlaştırmak istiyorsa, tümüyle Rumların arkasında durur. O zaman da, yaratacağı dalgalanmaların sorumluluğunu yüklenir.

Türkiye’nin Uluslararası Cemaatin saygın üyesi ve AB’nin de, ilerdeki bir tam üyesi olması isteniyorsa, hem Londra-Berlin-Brüksel üçgeni, hem de Washington, belirli ilkelerle Rumlar kadar Türkleri de desteklemeli ve denge getirmelilerdir.

Aksi halde, herkes ortaya çıkacak tahribatın altında kalmaya mahkumdur.