|
28 AĞUSTOS 2002- MEHMETALİ BİRAND POSTA
AB, Türkiye’yi konuşuyor
Birkaç gün için seçim atmosferinden çıkmak
ve bence Türkiye açısından daha önemli saydığım "AB ile ilişkilerdeki
son duruma" değinmek istiyorum.
Türkiye’de daha çok seçim yapılacak,
daha nice ittifaklar kurulacak, ancak Avrupa Birliği’ne katılma yarışında
böylesine bir fırsat elde edilemeyecektir. Türkiye,
12 Aralık Kopenhag doruğunda, tam üyelik
müzakerelerinin ne zaman başlayacağı konusunda bir tarih elde
edebilirse, Avrupa yolunu büyük oranda açmış olacaktır. Bugün 15 üyeli
AB, Türkiye’ye bu kapıyı açmadığı taktirde, yarın
27 üyeli duruma girecek olan AB, Türkiye’ye
kapıyı hiç açmaz.
Büyük fırsat dediğimiz de budur...
Son günlerde 15 başkentin kısa bir turunu
yaptım. Kimine bizzat giderek, kimini telefonla arayarak nabızlarını
tuttum. Bulgularımı şu şekilde özetleyebilirim:
1. AVRUPA ŞAŞKIN: Avrupa Birliği başkentleri,
Türkiye’nin böylesine duyarlı, siyasi açıdan -özellikle seçim öncesinde-
riskli bir dizi reformu yasalaştırması karşısında açıkça şaşkınlık
içindeler. Bunu beklemediklerini söylüyorlar. Adeta, kafalarında hazırladıkları
senaryonun bozulmuş olmasından rahatsızlık duyuyorlarmış gibi davranıyorlar.
Ancak, aynı zamanda, Türkiye’nin artık AB’ye daha yakınlaştığını
ve Türkiye’yi reddetmenin daha da zorlaştığını açıkça söylüyorlar.
2. ANCAK HÂLÂ KARAR YOK: AB hükümetleri
ağustosu tatilde geçirdikleri ve yeni yeni işe döndükleri için
olacak, Türkiye hakkında henüz siyasi bir karar verilmemiş durumda.
Yani, Türkiye’ye nasıl bir muamele yapılacağı, nasıl bir tarih
verileceği bilinmiyor. İşin kötü yanı, Türkiye’deki reformlardan
AB kamuoyunun haberi yok. Resmi yetkililer bir miktarını biliyorlar, o
kadar. Türkiye konusu da henüz tartışılmıyor. Beni en çok bu nokta
rahatsız etti. Eğer, bilgilendirme bombardımanı yapılmaz ve AB başkentleri
sarsılmazsa, işimiz zorlaşır.
3. TOP KOMİSYONA ATILIYOR: Avrupa Birliği’nin
en büyük özelliği, sıkıştığı, tam karar veremediği veya karar
vermek istemediği konuları teknik ayrıntılara boğmaktır. Prosedür
karmaşası içine atmak ve bu şekilde aradan sıyrılıp, siyasi
karardan kurtulmaktır. Böyle bir tehlike de var. Dönem Başkanı
Danimarka’nın, topu AB Komisyonu’na atması, komisyonun hazırlayacağı
raporun önemli olduğunu, üye ülkelerin bu rapora göre karar
vereceklerini açıklaması, bende bu kuşkuyu yarattı.
Bundan
sonra ne yapmak gerekiyor?
Karşı karşıya
bulunduğumuz manzara böyle.
Yaz mahmurluğundan ancak 15 Eylül’e doğru
uyanacak olan Avrupa Birliği’ne yönelik, çok yönlü bir kampanya açmak,
başlamış olan kampanyaları da genişletmek gerekiyor. Yine uzmanlarla
yaptığım konuşmalar sonucunda, şöyle bir liste ile karşılaştım.
1. AVRUPA KOMİSYONU, ilk aşamayı oluşturuyor.
16 Ekim’de yayınlanacak olan ilerleme raporu şu sıralarda yazılma aşamasındadır.
Bu rapor çok önemseniyor. İçine girecek her satırın büyük yansımaları
olacaktır. Herhangi bir yol kazasına uğramamak için, hem Ankara’daki
AB temsilciliği, hem de Brüksel’de çok sıkı bir bilgilendirme
kampanyası şarttır.
2. ALMANYA başta olmak üzere
(22 Eylül seçimlerinden sonra) 15 Avrupa
başkentine, sivil toplum örgütleri, AB yanlısı siyasi parti liderleri
ve parti heyetleri, iş adamları, hatta medyadan ardı ardına hiç ara
vermeden, adeta her hafta başka bir heyetin gideceği bir program hazırlanmalı.
12 Aralık doruğundaki kararı Avrupa kamuoyunun değil, hükümetlerin
vereceğini unutmamak ve etkileme kampanyalarının da bu gerçeğe uygun
şekilde düzenlenmesi bekleniyor.
3. WASHİNGTON mutlaka devreye sokulmalı ve
Türkiye için AB başkentlerinde lobi yapmaları sağlanmalı. Bunu Irak
harekâtı öncesi gerçekleştirme imkanımız daha fazla. Harekât başladıktan
sonra, Washington nezdindeki ağırlığımız yok olacaktır. ABD
isterse, AB konusunda çok etkili olabilir.
Sonuç...
Bugün Türkiye’nin AB’den tarih alma şansı
yüzde 40 civarında sayılabilir.
Sıkı bir bilgilendirme, kamuoyu baskısı
ve kampanya ile bu oran kolaylıkla arttırılabilir.
Türkiye’nin şansı vardır. Eğer
yetersiz kalır, gereken çabayı göstermezsek, parmaklarımızın ucuna
kadar gelen fırsatı kaçırmamız işten bile değil.
|