|
27 AĞUSTOS 2002- MEHMET ALİ BİRAND- POSTA
Ey millet uyan, AB treni tehlikede...
Kopenhag'dan Ankara'ya döndüm ve hayal kırıklığına
uğradım. Bir Allah'ın kulu çıkıp "AB'ye ne oluyor?" diye
sormadı. Derviş aşağı, Derviş yukarı. Kimsenin gözü başka bir şey
görmüyor.
Gayet tabii, siyaset heyecanlı bir dönemden
geçiyor. İnsanların meraklanmaları da doğaldır. Ancak unutmayalım
ki, Derviş konusu geçicidir. Bugün var, yarın yok. Oysa Türkiye,
Cumhuriyet tarihinin en kritik 4 ayına girmiş durumda. Ya, Avrupa Birliği
ile katılma müzakerelerinin başlama tarihi alabileceğiz veya unutulup
gideceğiz.
Beni en çok rahatsız eden unsur, Türkiye'nin
en zoru başardığı, kimselerin inanamadığı bir dizi reformu gerçekleştirdiği
bir aşamada, gideceği hedefi adeta unutmuş gibi davranması. Deveyi
hendekten atlattıktan sonra, sanki başıboş bırakmış, uyuya kalmış
gibiyiz.
İnanılır gibi değil.
Cumhurbaşkanı Sezer'den ses yok. Görevi
olmamasına rağmen, AB'ye verdiği önem oranında onun da
hareketlenmesini beklemek hakkımız değil mi?
Başbakan Ecevit'in de umurunda değil.
Oysa, zorla dahi olsa, miting alanlarına çıkmasını biliyor.
Parlamento deseniz kendi dertleriyle meşgul.
AB'den hoşlaşmadığını saklamayan Dışişleri
Bakanı Şükrü Sina Gürel de adeta kerhen davranıyor.
Geride, tüm siyasi sorunlarına rağmen
yollara düşen Mesut Yılmaz ve İsmail Cem var. Tek başlarına bayrağı
taşıyorlar.
Nerede Deniz Baykal? Hani Tansu Çiller?
Manzara böyle olunca da, bürokrasi başta
herkes birbirini seyrediyor.
Herkes
ayaklanmalı ve yollara dökülmeli
Gelin de üzülmeyin.
Türkiye ilk defa, AB'yi ikna edebileceği güçlü
kartlara sahip olmuş, ancak bunları kullanamıyor.
Oysa, önümüzdeki 4 ay son derece kritik.
Tüm dikkatlerimizin, tüm çabalarımızın bu 4 aya yoğunlaştırılması
gerekiyor. 15 ülke başkentini her hafta bir başka Türk heyetinin
ziyaret etmesi, resmi heyetlerin ardından parlamenterler, AB hedefini
destekleyen parti liderleri, onlardan sonra sivil toplum örgütleri, iş
adamları, Türk bilim adamları, yazarları ile Türkiye'de eli kalem
tutan, ağzı laf yapan herkesin ayaklanması ve Türkiye'nin geleceğini
saptayacak olan AB'yi etkilemek için yollara dökülmesi ve en önemlisi,
bütün bu faaliyetlerin tek bir elden koordine edilmesi gerekiyor.
Türkiye gol atmaya yakın bir sahaya girdi.
18 çizgisi içinde durmadan birbirine pas veren şaşkın takımlar gibi
hareket etmemeli.
Bu fırsat kaçırılmamalı...
Takvim,
son derece yüklü
Oysa önümüzdeki 4
aylık dönemde, her biri diğerinden daha anlamlı ve bir diğerini
etkileyecek tarihler var.
1. 22 Eylül Pazar günü Alman genel seçimleri
yapılacak. Eğer Hristiyan Demokratlar kazanırsa, Türkiye olumsuz şekilde
etkilenecek. Zira eski Başbakan Kohl'ün partisi, Türkiye'nin AB'ye katılmasına
kesinlikle karşı çıkıyor.
2. 16 Ekim günü, AB Komisyonu,
"ilerleme raporunu" açıklayacak. Bu rapor çok önemli, zira Türkiye
dahil tüm aday ülkelerin Kopenhag Kriterleri'ne ne oranda uydukları ve
hangi alanlarda geri kaldıkları açıklanacak. Bu rapor bir nevi sınıf
geçme karnesi niteliğinde. 15 ülke, kararlarını verirken bu rapordan
yararlanacak ve etkilenecekler.
Komisyon'un yazacağı her satır, Türkiye'nin
durumunu güçlendirecek veya zorlaştıracak. Bundan dolayı Komisyon'un
çok sıkı bir markaj altına alınması, özellikle de Ankara'daki
Komisyon temsilciliğinin çok iyi bilgilendirilmesi gerekiyor.
3. 24 Ekim günü, 15 üye ülke lideri Brüksel'de
buluşacak ve genişleme konusundaki politikayı saptayacak. Hangi ülkelere
neler söyleneceği, Kopenhag doruğunda kime ne verileceği belirlenecek.
Bu toplantı Türkiye açısından, iki yönden
önemli.
Biri, Türkiye'nin statüsü hakkında özellikle
olumsuz bir açıklama yapılmaması gerekiyor. Zira, böyle bir olasılıkta
3 Kasım seçimleri etkilenecek ve MHP oy kazanacaktır.
Diğeri, Kıbrıs'ın tam üyeliğinin de
net şekilde belirlenmemesini gerektiriyor. Zira, böyle bir olasılıkta
toplumlar arası görüşmeler çökecek, Rum yönetimi istediği gibi
hareket edecek ve buna rağmen Türk tarafı suçlanacaktır. Bu
tehlikelerden kurtulabilmek için, Ankara'nın büyük çaba harcaması
gerekmektedir.
4. 3 Kasım Türkiye'deki seçim tarihi. Seçim
sonuçları AB açısından büyük bir dikkatle izlenecek. Kopenhag doruğunda
Türkiye'ye bir tarih verilip verilmemesi, büyük oranda bu sonuçlardan
etkilenecek. MHP'nin bir koalisyona girme olasılığı, Türkiye'ye tarih
verilmesini zorlaştıracak. "Bizde, MHP'nin hükümete girme
durumunda reformları uygulatmayacağı izlenimi var. Bundan dolayı da, Türkiye'ye
kapıları açmakta tereddüt edeceğiz. Bekleyip görmeyi tercih edeceğiz"
diyen , üst düzey bir AB üyesi lideri, bana tutumunu çok açıkça söyledi.
5. 12 Aralık'ta ise Kopenhag doruğunda son
söz söylenecek. Doruğun en kritik ve tarihi tartışması da, Kıbrıs
üzerinde olacak. Son dakikada, Amerika'nın da karışacağı dev bir
pazarlık söz konusu ediliyor. Türkiye'ye verilecek tarih Kıbrıs ile
ilgili gelişmeleri de büyük oranda etkileyecek.
Bu nefes kesen maratonun sonunda, Türkiye
ya arslanın ağzındaki tarihi kapacak veya AB nikahı bir başka bahara
kalacak.
Seçim yapmak sizin elinizde. İsterseniz
Derviş ile zaman harcayalım, isterseniz çocuklarımızın geleceği için,
her şeyi bırakıp kolları sıvayalım ve Avrupa başkentlerinin yolunu
tutalım
|