Kıbrıs batakta... Son ümit
Annan’da
CNN TÜRK’teki MANŞET programını
izleyebildiniz mi bilmiyorum, ancak salı günü, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri
Klerides ve KKTC Lideri Denktaş’ın yaptıkları açıklamalar, Kıbrıs
sorununun hangi aşamada bulunduğunu ortaya çıkardı. Belirsizlikler ortadan
kalktı ve durum net şekilde önümüze geldi.
Durum, tek kelimeyle batak.
Kıbrıs’ta 4 aydır bir santim ileri gidilememiş.
Klerides’i dinlediğim zaman, Kıbrıs Rum Yönetimi
Lideri bana mantıklı geldi. Türk tarafının beklentilerinden önemli bir bölümünün
karşılandığı izlenimi edindim.
Hemen ardından Denktaş’ı gördüm. Birlikte
Klerides’in söyleşisini izledik ve ardından görüşlerini açıkladı.
Doğrusunu söyleyeyim, kafam yine karıştı.
Denktaş beni eskilere götürdü. Söyledikleri
önemliydi. Bu kelimelerle anlatmadı ancak şöyle özetleyebilirim:
"Biz egemen bir devlet olmak istiyoruz. İleride
yine bir sorun çıkarsa, kendimizi garantiye almayı planlıyoruz".
Çok ayrıntıya girmeden, kimin ne öneride
bulunduğunu şu şekilde anlatabilirim...
Klerides•
1960’ı bırakalım. Yeni bir devlet, yeni bir anayasa oluşturalım. Ortak
bir meclisi ve lideri olmalı.
• Merkezi hükümetin yetkisi kısıtlı olmalı (dış+maliye).
Ortak kararlarda Türk tarafının belirli oranda onayı şart tutulmalı. Biri
istediğini diğerine zorla kabul ettirmemeli. Siyasi eşitliği kabul ediyoruz.
• Merkezi hükümetin altında iki egemen (Türk ve Rum) devlet
veya kanton olmalı. Bunlar tamamen kendilerini yönetmeliler. Kendi anayasaları,
kendi yargıları, polisi, askeri, meclisi, yasaları olmalı. Merkezi hükümet,
bu 2 kanton veya devlete hiçbir şekilde müdahale edememeli.
• Garanti anlaşması aynı şekilde devam edebilir. Türk ve
Yunan askeri (sayıları müzakereye açık) Ada’da kalabilir.
• Toprak ve göçmen konusuna henüz ayrıntılı girilmedi, ancak
ne kadar çok Rum göçmen geri dönebilirse, anlaşmayı referandumda o kadar
kolay kabul ettirebilirim.
• Yerleşme, seyahat etme ve mal edinme serbestileri belirli bir süre
için askıya alınabilir ve aşamalı olarak devreye sokulabilir.
Denktaş•
Merkezi hükümetin anayasası olmasına gerek yok. Merkezi hükümette, iki
tarafın liderleri veya seçilmiş temsilcileri temas etmeliler. Bu hükümette
hem siyasi hem de sayısal eşitlik istiyoruz.
• Türk ve Rum tarafları egemen birer devlet olmalılar. Bu
devletler bir tehlike gördükleri zaman birbirlerinden ayrılabilmeliler. Türk
tarafının egemenliği mutlaka kabul edilmeli. İki egemen devlet arasındaki
ilişkiler zayıf ipliklerle örülmeli. İsterlerse ileride birleşmeliler.
• Bu konudaki görüş farklılıklarımız azdır. Aynı yaklaşımı
biz de sürdürüyoruz.
• Yeni bir Filistin yaratamayız. Aramıza Rum göçmenler alamayız.
Toprak sorunu, karşılıklı takas usulüyle çözülmelidir. Bunun başka yolu
yoktur.
• İki egemen devlet, ne zaman yerleşme, seyehat etme ve mal
edinme serbestisine karar vereceğini ileride kararlaştırır.
Türkler: Konfederasyon Rumlar: Tül federasyon İki
taraf arasında görüş farklılığı hem büyük, hem de o kadar büyük değil.
Temel sorun, Türk tarafının kuşku ve kaygılarından oluşuyor.
Rumlar kendilerine, bizim kendimize inandığımızdan
daha fazla güveniyorlar. Belki arkalarında batılı başkentleri (BM,
Washington, Brüksel vs) hissettiklerinden dolayı bu şekilde hareket ediyor
olabilirler. Peki, biz neden böylesine kuşkuluyuz? Neden böylesine geçmişte
yaşıyoruz? Neden yeni bir sayfa açamıyoruz? Neden Rumlar kadar olamıyoruz?
Bu işin altında bir sorun var.
Kıbrıs sorunu, sahipsiz şekilde bir yönden öbür
yana vurup duruyor. Türkiye’nin geleceğini etkileyecek olan böylesine önemli
bir sorun sahipsiz.
Annan yemekte ikna edilebilecek mi? Şimdi
bütün ümitler BM Genel Sekreteri Kofi Annan’da. Acaba, bataklığa saplanmış
olan görüşmeleri kurtarabilecek mi?
En önemli görüşme, dün gece iki liderle
birlikte yiyeceği yemekte gerçekleşecekti. Kofi Annan’ı ikna eden,
durumunu kurtarabilecekti. Siz bu satırları okurken durum belli değildi.
Dışarıdan bakılacak olursa, Rauf Denktaş sıkıntıda...
Ancak anahtar hâlâ Ankara’da, oysa orada kafalar çok karışık...
Yarın size yeni izlenimleri aktaracağım.