Başbakan ne dedi, ne oldu?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan önceki akşam CNN Türk'ün seçim otobüsündeydi,
dün sabah da Ankara'da gazete ve televizyonların yöneticileriyle kahvaltılı bir sohbet toplantısında.
Başbakan Erdoğan gerek CNN Türk'te ve gerekse dün sabahki sohbette Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a bir önemli mesaj gönderdi.
Dün sabah yapılan kahvaltılı sohbette ben de vardım. Evet, Başbakan Erdoğan'ın ağzından 'sansür' kelimesi çıktı ama bence bu kelime Başbakan'ın maksadını hayli hayli aşan bir kelimeydi, talihsiz bir seçimdi. Aslında Başbakan'ın söylemek istediği çok basit: 'Bazen Kıbrıs müzakereleriyle ilgili öyle haberler yayımlanıyor ki, bu haberler müzakereleri etkileyecek nitelikte oluyor. Ya da bazen öyle yorumlu başlıklar oluyor ki, Rum tarafını gücendirecek veya Türk tarafını gücendirecek ifadeler içeriyor. Buna dikkat edelim, ulusal çıkarımıza dikkat edelim, burada ulusal çıkar Kıbrıs'ta bir anlaşmanın doğmasındadır.'
Tamam Başbakan bunu söylüyor, prensipte de haklı ama yazılan haberlerin ya da atılan yorumlu başlıkların bir kaynağı var. Bu kaynak da, ilk günden beri görüşmelerin içeriğini açıklayan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile görüşmelerin içeriğini çarpıtarak açıklayan Rum kesimi Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos. O yüzden Başbakan'a sorumu doğrudan sordum: "Nasıl yani, bizden Rauf Denktaş'ın açıklamalarını sansürlememizi mı istiyorsunuz?"
Başbakan'ın cevabı bence çok açıktı: "Mesajım Kıbrıs'taki taraflara..."
Tabii aklımdan bir soru daha geçti ama oradaki meslektaşlarımın hakkını yememek için mikrofonu yeniden isteyemedim. Maalesef soru da sorulmadı. Aklımdan geçen soru şuydu: "Hani Rauf Denktaş'la bundan böyle medya aracılığıyla haberleşmemek için birbirinizle sözleşmiştiniz?"
Tayyip Erdoğan'ın mesajı son derece net olduğu için bu sabah Kıbrıs'ta bu soruyu Rauf Denktaş'a hemen sordular, "Başbakan Erdoğan sizin görüşmelerin içeriğini açıklamanızı istemiyor" dediler. Denktaş bu kez mesajı üstüne almadı, "Onu bana söylemedi" dedi ve ekledi: "Ben görüşmelerin içeriğini halkıma açıklamaya devam edeceğim."
Yani KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir kez daha direniyordu. Hatırlayın ilk direniş Mümtaz Soysal'ın Denktaş'ın danışmanlığından alınması konusunda yaşanmış, sonuçta Denktaş Başbakan'ın açık ifadelerine rağmen Soysal'ı beraberinde New York'a götürmüştü.
Oysa, Rauf Denktaş'ın Başbakan'ın medya aracılığıyla gönderdiği mesajı reddettiği dakikalarda Recep Tayyip Erdoğan Ankara'da bizlere, "Bizi sayın Denktaş'la siyasi hasım gibi göstermeye çalışanlar var. Halbuki biz sayın Denktaş'la siyasi hasım değil olsak olsak siyasi hısım oluruz" diyordu.
Rauf Denktaş ile Tayyip Erdoğan hasım mı yoksa hısım mı bilemeyeceğim ama ortada görünen Başbakan Erdoğan'ın kapalı kapılar ardında, özel bir telefon görüşmesinde değil bütün Türk kamuoyunun önünde Denktaş'tan bir talepte bulunduğu, Denktaş'ınsa bu talebi yerine getirmediği.
Meselenin ne denli kritik ve önemli olduğunu henüz bilmiyoruz, benim kişisel tahminim Başbakan Erdoğan'ın Rauf Denktaş'a durduk yerde 'sus' demediği, bu istemin esas olarak Birleşmiş Milletler ve belki Avrupa Birliği ile Amerika'dan kaynaklanmış olabileceği yönünde.
Müzakerelerin gidişatından endişe duyan güçler, bu endişelerini esas olarak Denktaş'ın her gün basına randevu vermesine bağlıyorlar.
Bence hata yapıyorlar, Denktaş'ın yaptığı ciddi yaratıcı bir hamle. Böylece hepimiz Rum tarafının tek taraflı sızdırmalarıyla bilgi kirlenmesine uğramıyoruz, müzakereler de büyük ölçüde kamuoyu önünde yapılmış oluyor.
Benim şu birkaç günlük görüşmeden sonra anladığım, Rum tarafının anlaşmayı yokuşa sürmek için elinden geleni yaptığı yönünde.
Henüz Denktaş'a gözü kapalı güvenme ve onu gözü kapalı destekleme noktasında değilim ama KKTC Cumhurbaşkanı'nın başarılı bir müzakereci performansı göstererek Rum tarafındaki iyi niyet eksiğini başarılı biçimde bütün dünyaya sergilediğini düşünüyorum.
Burada bir şüphe noktası şu: Acaba Denktaş bu açıklamaları şeffaflık adına mı yapıyor yoksa şimdiden referandumda hayır kampanyasına cephane mi biriktiriyor? Bir başka şüphe de şu: Denktaş her gün hakarete varan sözlerle itham ettiği bir kişiyle yarın aynı devletin dönüşümlü başkanlığını nasıl yapacak; acaba bu sözler karşı tarafta nasıl bir psikoloji oluşturuyor?
O yüzden belki de her gün BM adına De Soto o günkü müzakerelerin içeriğiyle ilgili bilgi vermeli ve halkların bilgilenmesi böyle sağlanmalı...
Yani Denktaş ve Papadopulos susmalı, onların yerine BM konuşmalı.