Bir adım önde olmak
6 Şubat 2004

Evet, Kıbrıs'ta laf zamanı bitti, eylem zamanı geldi çattı. Çünkü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Kıbrıs'ta anlaşmak istediğinden emin olmadığı, hatta bırakın emin olmamayı anlaşmak istemediklerini düşündüğü taraflara çok zekice bir çağrı yaptı.
Kofi Annan, tarafların gerçekte Kıbrıs'ta bir çözümü asla ve kat'a istemediğini düşündüğü için böylesi sert bir yöntem kullanıyor. Diyor ki, eğer niyetiniz gerçekten anlaşmaksa gelin New York'a. New York'a geldiğiniz anda benim önkoşullarımı da kabul etmiş olacaksınız. Eğer anlaşmak istemiyorsanız hiç zahmet edip buralara gelmeyin, bunu açıkça söyleyin. Çünkü New York'a geldiğinizde aslında tek yönlü bir yola girmiş olacaksınız ve mecburen anlaşacaksınız.
Türk tarafının aslında dün Rauf Denktaş ve beraberindeki heyetin New York için uçak biletlerinin alındığını, gerek KKTC ve gerekse Türkiye'nin New York'taki görüşmelerde hazır bulunacağını açıklaması gerekirdi.
Gerekirdi, çünkü Kofi Annan'ın bu daveti yapmasını Başbakan Tayyip Erdoğan'ın girişimleri sağladı. Yani bu saatten sonra, "Aslında biz sizin koşullarınızı kabule hazır değildik, kusura bakmayın gelemiyoruz" denemez.
O zaman Türk tarafının, Rauf Denktaş'ın hâlâ var olduğu anlaşılan itirazlarını bir an önce gidermesi ve söylediğim açıklamayı vakit geçirmeden yapması gerekiyor.
Ne demişti Başbakan Erdoğan? "Rumlar ne yaparsa biz bir adım önde olacağız" dememiş miydi? İşte şimdi tam zamanı bir adım öne geçmenin.
Peki Türkiye bütün oyun planını bir blöf üstüne kurmuş olabilir mi? Yani, "Biz kabul ettiğimizi söyleyelim, nasıl olsa Rumlar kabul etmez" diye düşünülmüş olabilir mi? Böyle düşünenler olduğu belli ama bu düşünce bir politika olamaz.
Rum tarafının bu aşamada artık seçeneği kalmayacak, Kofi Annan'ın çağrısını kabul etmek zorunda kalacaklar.
Ancak, eğer sonunda yürüyecek bir anlaşmaya varılmak isteniyorsa, her iki tarafın da bir an önce 'Hem ağlarım hem giderim' ruh halinden sıyrılması gerekiyor. Çünkü Kofi Annan'ın çağrısı bu ruh haline izin vermiyor. Oraya gidilecekse sahiden anlaşmak için gidilmeli.
Başbakan Tayyip Erdoğan önceki akşam televizyonda Kıbrıs'ta bulunacak çözümden söz ederken 'Oyun Teorisi'ne gönderme yaptı,
"Kazan-Kazan durumu olmalı. Çözüm, bir tarafın galibiyeti, bir tarafın mağlubiyeti şeklinde olmamalı" dedi.
Gerçekten de öyle. Kıbrıs'ta 'Kazan-Kazan' sonucu doğuracak bir çözüm mümkün. Ama nedense Kıbrıs'taki taraflar bu çeşit çözümleri bile 'Kaybet-Kaybet' şeklinde algılamakta ve kamuoylarına böyle takdim etmekte ısrarlılar. Bugüne kadar çözüm bulunamamasının ardında yatan şeylerden biri de bu.
O yüzden görüşmelere, eğer olacaksa, iyi niyetle ve yeni bir ruh haliyle oturmak gerekecek. Bu yeni ruh Rauf Denktaş'ta var mı, KKTC Cumhurbaşkanı böylesi bir fikri sıçramayı yapmaya hazır mı? Bunlar büyük soru işaretleri.
Daha önce bu köşede Rauf Denktaş'ın trajik bir kahraman olduğunu, zaman içinde kahramanlık- kurtarıcılık mertebesinden halkının önünü kapatan lider seviyesine düştüğünü yazmıştım.
Bence Annan'ın çağrısıyla oluşan yeni durum, Denktaş'ın yeniden kurtarıcı-kahraman ve halkının önünü açan lider olması için son bir şans.
Eğer Denktaş masaya anlaşma niyetiyle oturursa, karşısındaki Rum muhatabı ne yaparsa ve ne derse desin kazanan taraf olacaktır.
Masaya anlaşmak için oturan Denktaş eğer karşısında kazayla anlaşmaya niyetli bir muhatap bulursa, o yedi bin sayfalık Annan Planı'nın üstünde anlaşmak için bir hafta-on günlük bir süre bile yeterli olacaktır.
Önemli olan, verdiğiniz tavizle aldığınız taviz arasında bir denge hali oluşturmak ve masadan memnun kalkmaktır.
Lozan Barış Konferansı'nın tutanakları ve orada Türk tarafının tutumu, Atatürk ile İsmet Paşa arasındaki telgraflaşmalar Denktaş'a örnek olmalı. Büyük lider böyle olunuyor, tarihe böyle geçiliyo