Kıbrıs
eşiğini geçmek
Kıbrıs'ta süre azalıyor. Hani, Batı'da
eski saat kulelerinde yazdığı gibi, "Her saniye yaralar, sonuncusu öldürür."
Kıbrıs'ta günler boş boş geçiyor.
Adım gibi biliyorum, son günler yaklaştığında bu kez şu söylenecek:
"Vakit az, biz bu anlaşmayı 28 Şubat'a yetiştiremiyoruz."
Oysa bunların hepsi yalan olacak. Şimdiden söylüyorum, eğer mesele topraksa
Kıbrıs'ta son 28 yılda müzakeresi defalarca yapılmamış hiçbir çakıl taşı
parçası bile yok. Yok mesele egemenlikse, bugüne kadar taraflardan biri tarafından
telaffuz edilmemiş tek bir formül bile kalmamış durumda.
Son durum, yani Annan Planı diye anılan planın egemenlikle ilgili bölümleri,
büyük ölçüde Rauf Denktaş'ın geçen yıl boyunca Rum lider Klerides'le yürüttüğü
görüşmelerde masaya getirdiği taleplerden oluşuyor.
Ama şimdi Denktaş, İngilizce metinde geçen 'state' (devlet) kelimesinin
neden büyük S harfiyle değil küçük s harfiyle yazıldığına takıldı.
Rum tarafını temsil eden devlet büyük harfle yazılmadığına göre bir
fark yok demektir.
Ardından bir gerekçe daha ortaya attı Denktaş, neden 'component state' (parça
devlet) deniyor da, 'founder state' (kurucu devlet) denmiyor diye sordu. BM
Genel Sekreteri'nin 'kurucu' yerine 'parça' sıfatını kullanmasının nedeni
belli: Rumların 'kurucu' kelimesine, yani bir anlamda KKTC'nin sembolik olarak
tanınıyor olmasına tepki göstermesinin önüne geçmek. Nitekim bu yüzden
Rumlar, bırakın 'kurucu' kelimesini, şu an fiilen 'devlet'in tamamına
sahipken oradan 'parça'lığa indirgeniyorlar.
Daha önce yazdım, Kıbrıs konusunda bir dil yaratılmış bugüne kadar ve
bugün o dilin esiri olunuyor, öyle detaylarla uğraşılıyor ki, bazen ağaçlara
bakmaktan ormanı gözden kaçırmaya başlıyor insanlar. KKTC bu saatten
sonra, çözüm yoluna girilmişken tanınsa ne olur tanınmasa ne olur? Maksat
üzüm yemek mi, bağcı dövmek mi?
Egemenlikle ilgili sorun yaratacakmış gibi gözüken tek bir şey var, Denktaş'ın
sığındığı ve haklı da olabileceği... O da, 20 yılın sonunda
Kuzeye geçecek Rumların sayısı. 20 yılın sonunda Rumlar, Türk tarafında
nüfusun yüzde 30'unu oluşturabilecek. Böylece Türk parlamentosunda
koltukların yüzde 30'u da Rumlar tarafından doldurulabilecek.
Ama bunu önlemenin yolu da belli: Annan Planı müzakere edilirken, Rum göçmenlerin
genel seçimde Türk tarafında değil Rum tarafında oy kullanmasını sağlamak.
Nitekim bu daha şimdiden sağlanmış gibi gözüküyor, Annan'ın ikinci
mektubunda bu olguya yer veriliyor.
Denktaş'ın itirazları arasında son derece antidemokratik olanlar da var.
Mesela, ortak parlamentodan karar geçirme koşulları...
Diyor ki Denktaş, 'Rumlar her konuda aralarındaki siyasi farkları unutur,
yekvücut halinde davranır, oysa Türk tarafında muhalefet hemen döner
Rumlarla birlikte hareket eder.'
Anlaşılan Denktaş kendi gibi düşünenlerin sonsuza kadar iktidarda olacağını,
bugünkü muhalefetin de hep muhalif kalacağını düşünüyor. Üstelik,
Denktaş ve taraftarları her zaman muhaliflerine 'Rum dölü', 'Rum ajanı'
gibi veciz ve kibar ifadelerle hitap ettikleri için, aynı durumu bundan sonra
da sürdüreceklerini söylemiş oluyorlar.
Oysa keşke bu söylenen yaşansa adada, etnik politika yerini düpedüz
siyasete bıraksa...
Kıbrıs'ta boş konuşmaya yer yok ve boşa geçirilecek zaman da kalmadı...