AB, Kıbrıs derken Devlet Bahçeli'nin üslubu...
     "Kültürel Açıdan Avrupa Birliği'ne Yaklaşım" sempozyumunda dün sabah Erdal İnönü'yü dinliyorum. Sözü, Türkiye'nin Doğu'yla Batı arasındaki köprü rolüne getiriyor:
     "Köprü olduğumuz doğru. Ama köprünün üstünde yaşanmaz. Sürekli itilip kakılırsın. Bir bu taraftan, bir öbür taraftan gelip geçenler insanı rahat bırakmaz. Sonunda bir tarafta yaşamak için karar vermek zorunda kalırsın. Osmanlı döneminde bu ikilem yaşandı. Sonra biz Atatürk'ün önderliğinde Batı yakasında karar kıldık."
     Kültür Girişimi adına toplantının açış konuşması, Şakir Eczacıbaşı'nın. Rudyard Kipling'in "Doğu Doğu'dur, Batı da Batı, birleşemezler" sözüne değiniyor. Bunun hiç de öyle olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş öyküsüyle anlatıyor.
     Şunu da vurguluyor:
     Anadolu'nun hoşgörü geleneği...
     
Avrupa Birliği Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Vural, AB'nin bazı Avrupalılara göre Hıristiyan Kulübü olduğuna değinirken, bizim de bu yanlış anlayışa katkıda bulunduğumuzu belirtiyor:
     "Avrupa, Hıristiyan Kulübü mü? Değil. Ama bu anlayışa bizim yerli katkılarımız da var. 'Ağzımızla kuş tutsak bizi almazlar!' diyen de, 'Bizim Avrupa'da ne işimiz var?' diyen de, bu yanlış anlaşıya katkıda bulunuyor."
     Büyükelçi Volkan Vural, Avrupa yolunun Atatürk yolu olduğunu belirtirken şöyle diyor:
     "Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve işleyen bir piyasa ekonomisi... AB'ye uyum, Kopenhag kriterleri diye nitelenen bu ilkelere uyumdan geçiyor. Yoksa din ve dil değiştirmekten değil. Bir de karşıtlık ya da çatışma söylemi var ki bundan da kurtulmamız gerekiyor."
     İnsan haklarından sorumlu Devlet Bakanı Nejat Arseven'in de AB ile ilişkiler konusunda makul bir üslubu var. Konuşmasının bir bölümünün adresi MHP. Koalisyon ortağını isim vermeden eleştiriyor.
     ANAP'lı Arseven, AB'nin Türkiye'ye dönük eleştirilerinin tartışılabileceğini, ancak bizim de bazı eksikleri görmemiz gerektiğini belirtiyor. Cumhurbaşkanı Sezer ve ANAP lideri Yılmaz gibi Arseven de, AB'nin son Türkiye raporu için objektif sıfatını kullanıyor. AB konusunun iç politikaya malzeme yapılmasının hata olduğunu belirtirken ekliyor:
     "O zaman sorarlar, Ulusal Program'ı niçin yaptın diye?"
     Bu sorunun adresi de belli:
     MHP lideri Devlet Bahçeli.
     
Sempozyumun hoşgörü ve uzlaşma kültürünü yansıtan ılımlı ve seviyeli havasıyla, Bahçeli'nin son zamanlardaki sert üslubu arasında dağlar kadar fark var. Bahçeli bir süredir AB ve Kıbrıs'la ilgili olarak çatışmacı bir söyleme itibar ediyor:
     Teslimiyetçilik...
     Kıbrıs'ı satmak...
     İhanet...
     Vatan satıcılığı vs...
     
Ankara'nın Kıbrıs politikasını eleştirir, AB üyeliğini kararlılıkla savunmaya kalkarsanız, bir anda alnınıza böyle damga vurulabilir.
     Bizim dünyamız bu kadar siyahla beyaz mı? Yalnızca dostlarla düşmanlardan mı oluşuyor?
     Soğuk savaş bitmedi mi?
     Yoksa dünyayı hala böyle mi görüyor MHP lideri?.. Eğer öyleyse, bu üslubun ne ülkeye ne MHP'ye yararı dokunur.