Hayal kırıklığı!
Her hafta sonu, her maç
sonrası biraz daha derinleşen hayal kırıklığı... İzin verin, bugün canım siyaset
değil Galatasaray'ı yazmak istiyor.
Galatasaray'la ilgili olarak son zamanlardaki ruh halim hiç de iyi değil.
Yeniden güzel günler ne kadar yakın, ne kadar uzak bilemiyorum. Şimdilik tek
bildiğim, geçmişle yaşıyor olmak...
Bu yakınlarda Gençlerbirliği'nin İspanya devi Valencia'yı devirdiği maçı
seyrediyordum. "Eski Galatasaray gibi" dedi içimden bir ses, "Avrupa şampiyonu
olduğumuz zamanlar biz de böyle oynardık."
İçimden bir başka ses:
"Ama hiç olmazsa eski Fenerbahçe gibi demiyoruz" diye ekledi.
Bu iç diyalogumu ertesi gün Kanat Atkaya'ya nakledince, bana "Kusura bakma
ama züğürt tesellisi" dedi.
Olabilir.
Ama çok güzel zamanlar yaşadık. Dördü üst üste olmak üzere on yılda yedi
şampiyonluk... Üçüncü yıldız... Arsenal'ı yenerek gelen UEFA şampiyonluğu...
Dünya devi Real Madrid'i devirip Avrupa'da Süper Kupa'yı kaldırmak...
Heyecan fırtınalarıydı hepsi.
Bunları yaşadığım için kendimi ayrıcalıklı sayıyorum. Bir taraftar olarak bu
güzel günleri bana yaşatanlarla da gurur duyuyorum. Bunların başında tabii Fatih
Terim geliyor. Futbol elbette bir takım oyunu. Bu başarıların altında birçok
imza var. Ama Fatih Hoca'nınki en başta yer alıyor. Bu yadsınamaz.
O yalnız Galatasaray'ın değil, Türk futbolunun da çıtasını yükseltti. Cimbom
bayrağı Avrupa'da zirveye dikilirken, Türk Milli Futbol Takımı da Dünya
Kupası'nda üçüncü sıraya oturmuşsa, bunda Fatih Terim'in büyük payı vardır.
Unutmayın, Hoca'nın Galatasaray'ı Türk futboluna psikolojik eşik atlattı.
Artık Türk takımları Avrupa'da yeneriz diye sahaya çıkıyorlarsa, bunda Fatih
Hoca'yla Galatasaray'ın başarılarının payı büyüktür.
Bir Galatasaraylı, bir futbolsever olarak Fatih Terim'e çıtamızı yükselttiği
için gönülden teşekkür ediyorum.
Başarı başarısızlık...
İniş çıkış...
Bazen öyle, bazen böyle. N'apalım? Hayatın ta kendisi bu. Hep başarı, hep
çıkış olamıyor. Önemli olan, asılmaya devam etmek... Fatih Hoca gibi dipten
gelmiş, dişiyle tırnağıyla zirveye tırmanmış bir büyük futbol adamının yeniden
çıkışı yakalayacağına inanıyorum.
Keşke bu yine Cimbom'da olsaydı.
Olamadı.
Yaşadığımız çıkmazın altında yönetimlerin de, Fatih Hoca'nın da ciddi
yanlışları yatıyor.
Peki, her maç, her hafta sonu yeni bir düş kırıklığı yaşamaya daha ne kadar
devam edeceğiz?..
Bilemiyorum.
Kongrede oyumu teknik bir arızadan dolayı kullanamadım. Kullansaydım, Özhan
Canaydın'a mı, Mehmet Cansun'a mı verirdim? İkisine de verebilirdim.
Kararsızdım. Çünkü Galatasaray'ın içinde kıvrandığı çıkmaz ikisini de aşıyor
diye, gelinen noktada ikisinin de ciddi yanlışları var diye düşünüyordum.
Bugün de aynı görüşteyim.
Öyle anlaşılıyor ki, Galatasaray'ın derine giden büyük bir mali sorunu var.
Bunu çözmek, yeniden çıkışa geçmek ve sportif başarıyı yakalamak için
Galatasaray'da yapısal değişim şart. Yapısal çarpıklığa son vermeden, ciddi bir
şirketleşme sürecinden geçmeden, kulübü gerçekten profesyonelce yönetmeye
başlamadan hiçbir şey değişmez. Eski güzel günlerle kendimizi avutmaya devam
ederiz, o kadar.
2000 yılında zirvedeydik.
Ama başarıyı yönetemedik.
Fırsattan istifade kurumlaşamadık. Kalıcı sportif başarıların altyapısını,
sistemini kuramadık. Bunun yerine, sen ben kavgasına düştük. O güzel takımı
güçlendireceğimize dağıttık. Fatih Hoca'yı gönderdik. Biliyorum, çok şey
söyleyebilirsiniz. Ama sonuç ortada. 2000'den, zirveden bu yana dört yıl
geçti...
Şimdi dipte değil miyiz?
Çıkış için Galatasaray'da yeterli tarihsel bilinç, yeterli beyin ve yeteri
kadar geleneksel kuvvet olduğuna inanıyorum. Canaydın, Cansun demeden eğer
herkes elini taşın altına sokabilirse, duyguların üstüne çıkıp aklın sesi
dinlenirse, eski güzel günler yeniden kapımızı çalar.
Fazla gecikmeyelim, yoksa Fenerbahçe alıp başını gidebilir.