Tarih mahkûm eder!


     Kıbrıs Rumları, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın adını taşıyan planı hiç sevmiyorlar. Kamuoyu yoklamalarına göre, Annan planına Rumların yüzde 52’si hayır derken, ancak yüzde 18’i evet diyor.
     Rumlar niye karşı?
     Tek bir nedeni var:
     Türklerle eşitliği istemiyorlar.
     Türkler azınlık olsun istiyorlar.
     Oysa Annan planı, Türklerin kurulacak yeni devlette eşit ortak olmasını öngörüyor. Ortaklık devletini çoğunluk - azınlık ilişkisine göre değil, eşitlik temelinde düzenliyor.
     Rumlar buna karşı.
     Devletin işleyişinde Türk tarafının veto hakkına sahip olmasından rahatsızlar. İki buçuk yıllık geçiş döneminde, bir Rum’la birlikte bir Türk’ün de eş başkan olarak Cumhurbaşkanlığı makamında oturmasını, daha sonra dönüşümlü devlet başkanlığı sisteminin benimsenmesini istemiyorlar. Kıbrıslı bir Türkün cumhurbaşkanlığı içine sinmiyor Rumların...
     Niye?
     Paylaşmak istemiyorlar. Kıbrıs Türklerinin devlet yönetiminde söz hakkı olmasını bunca yıl sonra kabul edemiyorlar. "Bizim nüfusumuz 800 bin, Türklerinki 200 bin; üstelik onların yüzde 40’ı Türkiye’den" diyorlar.
     İşte bu nedenlerle Annan planına karşı çıkıyor Rumlar. Yüzde 52’si hayır derken, ancak yüzde 18’i benimsiyor.
     İşte bu yüzden, Rauf Denktaş’ın Annan planına ateş püskürmesini büyük bir memnuniyetle izliyor Rumlar. Çünkü, bu plan Türkleri azınlık olmaktan kurtarıyor.
     O zaman...
     Denktaş’ınki hata değil mi?
     Çünkü, Denktaş’la Kıbrıs Türklerinin öteden beri en büyük haklı kaygıları adada yeniden azınlık haline gelmek değil midir? ‘Rum tahakkümü’ne düşme korkusu değil midir?
     Evet öyledir.
     Peki o zaman Annan planı, Türk tarafının bunca yıldır savunduğu siyasal eşitliğin temellerini attığına göre Sayın Denktaş daha ne istiyor diye sorabilirsiniz.
     Bu soru gündeme gelince, Kuzey’e dönük Rum göçü ve toprak ödünleriyle ilgili bazıları isabetli olan endişelerin öne sürüleceğini biliyorum.
     Ama her çözümde al - ver vardır, karşılıklı ödün vardır. Uzlaşma dediğiniz zaman olayda, her şey sizin istediğiniz gibi olmaz. Hele Kıbrıs gibi kökleri eskiye giden, kan bulaşmış çetrefil bir sorun, acılı bir geçmişten kurtarılıp çözülecekse, bunun için çaresiz fedakârlık olacaktır.
     Yine bu plana göre, Rumlarla Türkler arasında kurulacak ortak devletin kurucu yasasında ilginç bir hüküm yer alıyor. Yeni devlet, Türkiye’nin müstakbel AB üyeliğini savunma yükümlülüğü altına da giriyor.
     Bir kez daha düşünün.
     12 Aralık’tan sonra bu kez de 28 Şubat fırsatı kaçırılacak mı? Kıbrıs Türklerinin siyasal eşitliğini kuran, onlara bir devletin eşit ortağı olarak AB yolunu açan, Türkçeyi AB’nin resmi dili haline getiren bir plan ret mi edilecek?
     Elbette hiçbir şey dünyanın sonu değildir. Rumlar elbette 28 Şubat sonrası da Kıbrıs’ta çözüm istemeye devam edeceklerdir. Ama hiç kuşkunuz olmasın, artık daha çok kendi koşullarında arayacaklardır bu çözümü. Türklerin eşitliğini arka plana iten, daha çok AB’nin azınlık ilkelerini göz önünde tutan bir çözüm arayışı olacaktır bu.
     Bugün geriye dönüp bakınca, 1970’lerde Yunanistan’la birlikte Türkiye’nin AB’ye üyelik fırsatını kaçıranların ne kadar büyük bir tarihsel yanlış yaptıklarını görüyor ve onları fena halde eleştiriyoruz.
     Bu kez daha ağırı olacak.
     Kıbrıs’ta çözüm fırsatını kaçırıp, Türklere Avrupa yolu kapatanların, yani geçmişin esiri olanların tarih tarafından mahkûm edilecekleri konusunda en ufak bir şüpheniz olmasın.