Kıbrıs-Avrupa hattında koalisyon liderleri!

     NEW YORK

     Davos kulisinde kulağa sık çalınan konulardan biri de Türkiye - Avrupa ilişkileriydi. Bu konu daha önceki yılların Dünya Ekonomik Forumu toplantılarda bu kadar ön plana çıkmazdı. Daha doğrusu yalnız Türkiye'den gelenlerin ilgi alanı içinde kalırdı.
     Bu kez öyle değildi.
     Herhalde 11 Eylül'ün etkisi.
     Bir sahne:
     Avrupa'nın geleceğiyle ilgili bir beyin fırtınası toplantısı. Yöneticiliğini benim yaptığım tartışma masalarından birinde, Polonya Cumhurbaşkanı Kwasniewski, London School Economics'ten bir siyaset bilimi profesörü, ABD'nin Berkeley Üniversitesi'nden uzun saçlarıyla bir profesörle birlikte on kişi var.
     Türkiye - Avrupa ilişkisi gündeme geliyor. İşlerin olumlu gittiğini, Avrupa'nın geleceğiyle ilgili Kurultay'a (Konvansiyon) Türkiye'nin de davet edildiğini söyledikten sonra ekliyorum:
     "AB'ye alınmayacak bir ülkeyi aday ülke de yapmazlar, Kurultay'a da davet etmezler. Bu böyle. Ama ilginç olan da şu: Kurultay Başkanlığı'na getirilen eski Fransa Cumhurbaşkanı Giscard d'Estaing ilk verdiği demeçte Türkiye'nin Avrupa'ya ait olmadığını tekrarladı."
     Polonya Cumhurbaşkanı Kwasniewski, Giscard'ın bu tutumu Avrupa'daki bazı çevrelerde takıntı halinde demeye getirdikten sonra ekledi:
     "Giscard tek kişi... Türkiye, AB'ye girecek, girmeli."
     Kaliforniya'nın Berkeley Üniversitesi'nden uzun saçlı filozof genç bir Finli. Uygarlıklar çatışması eğer olmayacaksa, böyle bir şey gerçek değilse, Türkiye'nin Avrupa içinde yer alması gerektiğini belirtti.
     İngiliz siyaset bilimi profesörünün düşünceleri de farklı sayılmazdı. Bu arada bir başka masadan Alman bir akademisyen söz aldı. Türklerin zaten Avrupa'nın içinde olduğunu söylerken ekledi:
     "Biliyor musunuz, Berlin'de tam iki yüz tane Türk lokantası var. Çoğunun da kaliteli mutfağı var."
     Bir başka masanın sözcüsü Finlandiya Başbakanı Lipponen'di. O da Türkiye'nin AB içinde yer alması gerektiğini belirtirken şöyle dedi:
     "Avrupa'nın bir coğrafya olmadığını, bir değerler Avrupa'sı olduğunu akılda tutmamız gerekiyor. Nedir bu değerler? Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve pazar ekonomisi... Türkiye de bu değerleri benimsiyorsa, Avrupa'da yer almalı. Hele 11 Eylül sonrası dünyasında bu daha da önemli hale geldi."
     Bilinmekte:
     Fin Başbakanı'nın saydığı Avrupa değerleri çerçevesinde Türkiye'nin yapması gereken bazı ev ödevleri hala var.
     Başka türlü AB yolu açılmayacak.
     Ancak, Avrupa yolunun geri dönülemez biçimde açılabilmesi için çözülmesi gereken bir sorun daha var gündemde:
     Kıbrıs...
     Bu konunun yıl sonuna kadar mutlaka çözüme kavuşturulması lazım.
     Kıbrıs'ta çözümden yalnız Türk tarafı sorumlu değil tabii ki. Rum ve Yunan tarafının bu açıdan daha büyük sorumluluk taşıdıkları söylenebilir. Edindiğim izlenimler öyle ki, Kıbrıs Rum lideri Klerides'in Sayın Denktaş'a göre daha çok zorlanacağı bazı kararlar var.
     Bu açıdan ABD ile AB'nin Klerides'i yakın markajda tutup, gerektiğinde baskıyı elden bırakmaması lazım.
     Tabii Türk tarafında da bazı kuşkular var. Yani, "Bunlar bizi nasıl olsa AB'ye almazlar; öyleyse biz ne diye Kıbrıs'ta şunları şunları yapalım ki?" diyenler... Ya da "AB'nin Türkiye'ye müzakere tarihi vereceği garanti olsa, şunu şunu yapalım ama garanti mi bu?" diyenler...
     Bunu diyenler yalnız Ankara'da değil, 'Denktaş kampı'nda da var.
     Evet, kuşkular!
     Bunca yıllık Kıbrıs'ın birden çözüme kavuşabileceğine kimse kolay inanamıyor. En iyimserlerin kafasında bile acaba soruları dolaşmakta...
     Davos kulisinde bir İngiliz ve bir Yunanlı meslektaşımla sohbet ediyorduk. Biri Brüksel'de, diğeri Atina'da yıllardır Kıbrıs'ı yakın markajda tutan bu iki gazeteci de Kıbrıs'ta şimdilik işlerin iyi gittiğini, ancak sonuçtan hala kuşkulu olduklarını belirttiler.
     Kıbrıs'taki sürecin kırılganlığı açık. Her an kopabilir de... Bütün taraflara büyük sorumluluk düşüyor.
     Bu bakımdan en başta bizim koalisyon liderlerinin, Sayın Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz'ın 2002'deki sorumlulukları tarihsel nitelik taşıyor.
     Bir yandan AB ile ilgili demokratikleşme alanındaki eksikleri gidermek, öbür yandan Kıbrıs'ı yakın markajda tutarak çözümü kolaylaştırmak ve getirmek... Kritik 2002 yılında Türkiye, koalisyon liderlerinden bunları bekliyor.
     Davos kulisinden Irak ve Saddam'lı yedinci yazı da yarın...