Denktaş'la Klerides'i
bekleyen tarihi sorumluluk
Dış politika yüklü bir haftaya girdik. Yoğun
diplomasi trafiğinin en önemli durağı, Kıbrıs. Çünkü, Denktaş'la
Klerides dört yıldan beri ilk kez yüz yüze görüşmek için bugün
Lefkoşa'da buluşuyorlar.
Tarihi bir fırsat mı?
Olabilir.
Buluşmanın bir dönüm noktası olabilmesi öncelikle
iki koşula bağlı:
(1) Bu buluşmanın bir defayla sınırlı
kalmaması. Yani Denktaş'la Klerides'in daha sonra da görüşmek üzere bugün
sözleşmeleri... Bu çerçevede Türk Dışişleri'nden bir diplomatik kaynak, "Bu
aşamada masadan kalkan kaybeder!" dedi.
(2) Ve buluşmanın ciddi bir müzakere sürecine
dönüşebilmesi... Bir başka deyişle, iki tarafın da kalıcı bir anlaşma için
iyi niyetli bir çaba içinde olduklarını gösteren paketlerin zamanla masada
açılması...
Hava iyimser mi?
Her iki taraf da bu aşamada oyun bozan taraf olmak
istemiyor. Böyle bir tutumun prim yapmayacağını, bugün için masada kalmak
zorunda olduklarını görüyorlar.
Hem Denktaş hem Klerides baskı altında. Bu baskının
hayra alamet olduğu söylenebilir.
Çünkü kalıcı ve hakça bir çözümden bütün
taraflar kazançlı çıkacak.
Çözümsüzlük ise herkesin zararına...
Eğer Klerides, Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği
üyeliğini çantada keklik gördüğü için katı davranırsa... Eğer Denktaş,
Türk tarafındaki 'Ret Cepheleri'nin oyununa gelip Türkiye'nin AB
yolunu zorlaştırırsa...
Bundan kimse karlı çıkmaz.
Klerides, Kıbrıs Türklüğü'nün eşitliği ve
güvenliğiyle ilgili kaygılarını teslim etmek zorunda. Denktaş da masada
kalıp diplomasinin yaratıcı inceliklerinden hem yavru vatan, hem anavatan için
yararlanmak zorunda....
Anlaşma, al vere dayanır.
Karşılıklı ödünlerden geçer.
Kıbrıs da istisna olamaz.
Onun için Denktaş'la Klerides'i tarihi bir
sorumluluk bekliyor. Bu sorumluluğun ilk adımı, Kıbrıs'ı yeniden ciddi bir
müzakere sürecine sokmaktır.
11 Eylül sonrası dünyasının ve fokur
fokur kaynayan Ortadoğu'nun bir de Doğu Akdeniz'de yeni bir derde ihtiyacı
olmaması gerekir.
Kıbrıs'ta yumuşama ve diyalog, aynı zamanda Türkiye'nin
birçok alanda manevra alanını genişletecek. Başta Avrupa Birliği'yle ilişkilerine
olumlu katkı yapacak.
Bu bakımdan Türkiye'nin Avrupa Ordusu konusunda
hafta sonu ABD ve İngiltere'yle vardığı uzlaşma da yine olumlu bir gelişmedir.
Top böyle Ankara'dan Atina'nın sahasına gitti.
Bir yandan bu konudaki uzlaşma, diğer yandan Kıbrıs'taki
yeni bir müzakere süreci, Ecevit hükümetinin dış politikada elini güçlendirecek
adımlardır.
Bu durum, Türkiye'nin yalnız AB ile değil, ABD
ile de ilişkilerini rahatlatır.
Eğer Ecevit hükümeti bütün bu gelişmeleri
bir bütünlük içinde görür ve önümüzdeki aylarda başka bazı adımlar
atabilirse, 2002 için iyimser öngörüler yapmak mümkün olabilir.
İyi işaretler... Nedir
bu adımlar?
Kıbrıs'ta müzakere sürecinin açılması...
Mini - demokratikleşme paketinin parlamentodan geçirilmesi... Ekonomide
reformcu çizginin izlenmesi ve IMF ile yapılacak yeni anlaşmanın kararlılıkla
uygulanması...
11 Eylül sonrasında rüzgarlar, özellikle
Washington'da Türkiye'nin lehine esiyor. Orta Asya'dan Kafkaslar'a,
Ortadoğu'dan Irak'a kadar elindeki kartlar değer kazanıyor.
Akıllıca kullanılırsa, Türkiye'nin önü açılır.
Bu açıdan Ecevit hükümeti, Avrupa ordusu ve Kıbrıs'la ilgili iyi işaretler
veriyor.
Dileriz arkası gelir.