Kıbrıs'ta çözümsüzlük
ve kriz enayiliktir bu devirde!
Ortalık yine toz duman. Her zamanki gibi. Satılmışlık...
Vatan hainliği... Yunan ağzı... Rum ağzı... Bölücülük...
Hepsi havada uçuşuyor!
Karşındakini, yani senden farklı düşüneni
sindirmek için belden aşağı vurmak serbest hale gelmiş durumda.
Konu Kıbrıs.
Dolayısıyla Avrupa Birliği.
Kritik bir dönemeçte olduğumuz gitgide köpüren
üsluplardan anlaşılıyor.
Oysa hırçınlık zamanı değil.
Hesap kitap zamanı.
Reel politikanın soğuk gerçeklerinin ışığında
Kıbrıs kilidinin açılması gerekiyor. Çünkü çözümsüzlük istikrarsızlık
demek. Türkiye dahil herkesin canını acıtacak kriz demek...
Birçok denge iç içe. Karşılıklı çıkarların
kördüğümünde adımları dikkatli atmak lazım. Hem Kıbrıs'ta çözüm,
hem AB'ye üyelik hedeflerini birlikte götürmek, birini diğerine feda
etmekten kaçınmak şart.
'Ret cepheleri'nin oyununa gelmekten sakınmak için
de bu gerekiyor. Yoksa, Kıbrıs'ta çözümü yatırarak Türkiye'yi Avrupa'nın
dışında tutmak isteyen güçlerin ekmeğine yağ sürülmüş olur.
Demin belirttiğim gibi:
Kıbrıs'la AB iç içe.
Türkiye açısından birini diğerine feda etmek
gibi bir durum yok. Türkiye'yi böyle bir çıkmazın içine sokmak, Büyükelçi
Şükrü Elekdağ'ın haklı deyişiyle, tarihi bir hata ve affedilmez bir
beceriksizlik olur.
Türkiye, AB yolunda ilerleme kaydettiği zaman Kıbrıs'ta
da mesafe alır. Anayasa değişikliklerinden sonra örneğin bazı demokratikleşme
adımlarını atıp ekonomisini düzene soktuğu ölçüde, Kıbrıs'ta da -
tabii eğer Sayın Denktaş müzakere masasındaysa - eli güçlenir.
Dış konjonktür de uygun.
11 Eylül sonrasının dünyası, Afganistan,
Irak gibi konular, ABD'den dolayı Türkiye'nin pazarlık gücünü
kuvvetlendirmiş durumda. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası, kısa
adıyla 'Avrupa Ordusu' da öyle, Ankara'nın bir kozu sayılabilir.
Bütün bunların bir bütünlük içinde görülmesi
ve akıllıca kullanılması gerekiyor. Bu yapıldığı ölçüde hem Kıbrıs'ta
çözüm yaklaşır, hem Türkiye'nin Avrupa yolu açılır. Hem AB hem ABD ile
ilişkilerimiz daha iyiye gider.
Türkiye'nin ufku aydınlanır.
Ama bütün bu konularda mıh gibi olduğun yerde
kıpırdamadan oturursan, dediğim dedikçilik yaparsan, Kıbrıs'ta haklılığını
masada anlatmaya devam etmezsen, o zaman da kendi elinde sandığın kozlar seni
vuran silahlara dönüşebilir de...
Kıbrıs'ta Türkiye'nin haklı güvenlik kaygıları
vardır. Kıbrıs Türklüğünün tarihsel belleğine kazınmış trajediler
vardır. Bu yüzden Kıbrıs Türklerinin azınlık durumuna düşmelerine
hayır diyen eşitlik talebi vardır.
Haklı, meşru istekler.
Ama bunların müzakere masasında savunulması
lazım. Kıbrıs'ta masaya otururken de, Türk tarafı kendini Kıbrıs'ta çözüme
endekslediğini gösteren bir barış atağı başlatmalıdır. Yoksa
Denktaş tarafından kerhen, gönülsüz atılacak adımlar inandırıcı
olamaz.
Evet, Rum tarafı ve Atina eşitliği kabul
edebilir mi? Türkiye'nin güvenlik ile kaygılarını hesaba katabilir
mi? Avrupa Birliği, tarihi hatasından nasıl geri dönebilir?
Hepsi, haklı soru işaretleri.
Tümü de Türk tarafının Rum yönetimine,
Atina'ya, AB'ye yönelttiği bazı haklı eleştirilerin kaynağında yatıyor.
Ama şunu da hepimiz bilelim:
Kıbrıs'ta çözümsüzlük, kriz demektir. Çözümsüzlük,
Doğu Akdeniz'de, Ege'de kriz demektir.
Çözümsüzlük, hepimizin canını yakar.
Ama hepimizin...
Onun için de çözümsüzlük ve kriz tam bir
enayiliktir bu devirde!