Aktör
/ Figüran
Turgut Özal'ın vefatının 10. yılı... Körfez
Savaşı sırasında gerçekten "1 koyup 3 alacağız" diyordu.
Hayır.
O söylem, dönemin ABD Ankara Büyükelçisi
Abromowitz'e aitti.
"Ne tereddüt ediyorsunuz? Bir koyup üç
alacaksınız" diye üsteliyordu.
Yanılmıyorsam, önce, Daily News gazetesinin
Genel Yönetmeni İlnur Çevik'e...
Bana da tekrarlamıştı.
Ancak...
Özal'ın da bu formüle sıcak bakmadığı söylenemez.
Benimsemişti.
Federasyon
kancası
Özal,
Kuzey Irak'ta olacakları seziyordu.
Kuzey Irak Kürtlerinin bölgede egemen
olabileceklerini, zengin petrol yataklarından oluk oluk gelir sağlayacaklarını,
bunun Türkiye'nin Güneydoğusu için bir cazibe merkezi yaratacağını...
Acaba Türkiye ile bir federasyon zemininde bütünleşme
düşünülemez miydi?
Hem, Kuzey Irak Kürtleri, bu ülkenin diğer
temel kurucu kökeninden Kürt insanlarımızla akraba değil miydi?.
Kuzey Irak Kürtlerinin bize Araplardan daha yakın
olduklarını düşünüyordu. Lozan Konferansı'nda İsmet İnönü'nün Musul
ve Kerkük'teki Türkmenlerin yanı sıra Kürtlere de güvenerek, plebisit
istemiş olduğunu vurguluyordu.
Özal'ın - yanılmıyorsam - "Federasyonu da
tartışmalıyız" söylemi, bu rotaya yelken açmanın ön hazırlığı
gibiydi.
O zaman, çatışma değil, ortak çıkar paraleli
oluşacaktı.
Oysa bakınız bugün Barzani ne diyor:
"Türkiye Silahlı Kuvvetleri'nin savaşta, sınırın
bu tarafına geçmelerini önleyerek yüzde 90 zafer sağladık."
Talabani ise densiz:
"Türkiye daha fazla Musul - Kerkük lafı
ederse, biz de Diyarbakır'ı konuşmaya başlarız."
Turgut Özal'ın Kürtleri, Türkmenleri,
Asurileri, Süryanileri, Musul ve Kerkük ile birlikte kucaklayan
"federasyon projesi" henüz teyel dikişi gibiydi, ama devlet
politikasına dönüşebilirdi.
Şimdi, Türkiye, Kuzey Irak'ta oluşumun hem dışında,
hem de "engellemek isteyen" görüntüde.
"Hayır"a, yani "olumsuza"
dayalı politikalar yürümez.
Tam tersine...
Formül üretmek, geleceği yönetmek gerekir.
Kıbrıs'ta
noktalanmak
Kıbrıs'ta
politika da "hayır" eksenli "olumsuzluk"tu.
Yürümediği görüldü.
30 yıl sonra bu politikasızlık politikası
noktalandı.
Özal, Kıbrıs'ı daha 1983'te, seçimi kazandığı
zaman, hükümeti kurma görevi kendisine verilmeden bir oldubitti halinde kucağında
buldu. 15 Kasım 1983'te KKTC bağımsız devleti ilan edilmişti.
Askeri yönetimin giderayak son icraatıydı.
O gün Özal'ın canının sıkıldığını
telefonda "çok lazımdı sanki" dediğini hatırlıyorum.
Özal, Kıbrıs sorununu her coğrafyada Türkiye'nin
freni olarak görüyordu.
Kıbrıs'ta çözüm olmadan ABD ve AB'de başımızın
çok ağrıtılacağını söylüyordu.
AB'ye tam üyelik için başvurduğu gün Brüksel'de
onu izleyen gazeteciler arasındaydım.
Dilekçenin geri çevrileceği kuşkuları dile
getirilirken o "uzun ince bir yoldayız... Yılmadan yürümeye devam"
demişti.
Herhalde Özal hayatta olsaydı, Atina'daki 10
yeni ülkenin katılım töreni, bizler adına bu denli hazin olmazdı.
Türkiye giderek içe kapanan, yalıtılmış ülke
olma sürecinde görünmezdi.
1987
dönüşümü
Turgut
Özal 1987'ye kadar Türkiye'ye biyonik devlet denebilecek bir yenileşme sağladı.
Sadece "döviz sorununun çözülmesi ve
kambiyo sisteminin küreselleşmesi" bile devrimdir.
O tarihe kadar Özal'ı destekledik.
Çünkü Özal klasik politikacı değildi.
Ama...
1987'den itibaren referandumla birlikte Özal değişti.
Demirel'in nefesini ensesinde hissetmeye başladı...
Ardından kalp ameliyatı oluşu... Yakınları
tarafından konuta kapatılışı... Kaya Erdem gibi erdemli kişiler çevreden
uzaklaştırılırken etik değerleri kuşkulu olanlar tarafından kuşatılışı...
Hesabı kitabı bırakarak Özal'ın enflasyonu yeniden azdırmak pahasına seçim
yatırımları yapışı... Ayyuka çıkan yolsuzluk söylentileri...
Özal, artık inişe geçmişti.
Fakat gene de vizyonu, öngörüsü, kararlılığı
ile küresel sahnenin aktörleri arasındaydı