Kıbrıs travması
Kıbrıs travmasını sorgulayalım...
Psikologlara göre travma kabaca anlatımıyla şudur: Birisini kocaman sarı
renkli bir köpek ısırmışsa ve bu olaydan çok etkilenmişse, aradan yıllar
geçtikten sonra, her sarı renkli köpek gördüğünde dehşete düşer. Geçmişteki
ısırma olayının tekrarlanacağı korkusunu yaşar. Hatta psikolojik
bulgulara göre, bu sarı köpek el kadar küçük bir fino olsa bile, onu iri
sarı köpekmiş gibi algılar.
İşte bu travmadır.
Küçüklüğünde, işkence görenler, cinsel
tacize maruz kalanlar, kendilerine yaklaşanlardan, fiziki temaslardan gene aynı
şeyler başına gelecekmiş gibi paniğe kapılırlar.
Kıbrıs’ta, Yunan çete başı Grivas’ın güdümündeki
Rumlar, Türklere kıyım yapmışlardır, küçücük çocukları, anaları
kesmişlerdir... Bütün bunları yaşayan yaşlı kuşaklar ve Cumhurbaşkanı
Denktaş, bir travma içindedir.
İtiraf edeyim, ben de travmayı "tam"
atlatmış gibi hissetmiyorum kendimi.
Öyle vahşet fotoğrafları görmüş ve bunları
meslek gereği gazetenin birinci sayfasına yerleştirmek, manşet ve resim
altları yazmak dramlarını yaşadık ki... Unutmak istesem de Kıbrıs
konusunda yazmaya oturduğumda, kan damlayan fotoğraflar, saklandıkları
yerlerden hayalet gibi ansızın karşıma çıkıveriyorlar. Yeniden günümüzün
gerçeklerine dönmeden kısa süre travma yaşıyorum.
Elbette aynı şeyler, sayıları azalsa da o kıyım
içinde yaşamış, çarpışmış, en yakınlarını gömmüş, ölümün eşiğinden
dönmüş daha yaşlı KKTC kuşakları ve direnişin simgesi olan Denktaş’ta
travma, daha da derinlerdedir.
Ama, o günleri yaşamamış genç kuşaklar çok
farklı ve gerçekçi bakıyorlar.
Bir ya da iki kuşak öncesinden aileleri de
etkiliyorlar.
Toplum psikolojisini "iri sarı köpeğin artık
geçmişte kaldığı" düşüncesine göre belirliyorlar.
KKTC ve Birleşik Kıbrıs Devleti yurttaşlıklarının
üstünde AB vatandaşı üst kimliği ile eşit haklara sahip olacakları bir
geleceği görebiliyorlar.
Fanusun altı Bundan
birkaç hafta önce aynı masayı paylaştığım Bask’lının sözlerini yansıtmıştım:
"Neden ayrı bir Bask devleti isteyelim? Ben
Fransız Basklısı olmanın üstünde AB’nin eşit yurttaşıyım. Ne Fransız,
ne Alman, ne İngiliz, ne Lüksemburg yurttaşından benim haklarım bir parmak
bile aşağı değil" demişti.
KKTC’dekiler de bu gerçeği görmüyorlar mı?
AB, Kopenhag kriterleri insan hakları üzerinde yükselirken,
azınlık hakları güvenceye alınırken, deli gömleği bile işkence sayılırken,
Grivas gibi zombilerin kadın çocuk dinlemeyip katliam yapamayacaklarının
elbette bilincindeler.
Kaldı ki... Annan planı - kritik noktalar görüşülerek
düzeltilirse - kısa süre öncesine kadar akıllardan bile geçmeyecek bir
model ortaya koyuyor.
Ada’da iki devletin kurucu anlaşmasıyla Birleşik
Kıbrıs Devleti’nin kurulması... BM’ye bu yeni devletin üye olması... İlk
üç yıl yeni devletin eş başkanlarla yönetilmesi... Daha sonra başkanlıkların
dönüşümlü sürdürülmesi... Türkiye’nin AB üyeliğini yeni Kıbrıs
devletinin veto etme olanağını kaldıran hükümler... Ada’daki Türkiye
silahlı gücünün bugünkünden de daha fazla sayıda güvence olarak kalması
vs.
Ayrıca, fert başına geliri 3 bin doların altındaki
KKTC halkını, 20 bin dolar gelir düzeyine ulaşmış güney düzeyine çıkacak
katkı, dünyanın her yerinde geçerli olacak kimlik ve pasaport... Çalışma,
seyahat, okuma özgürlüğü...
Bütün bunlar bir barajın gerisindeki sular gibi
beklentileri tehlikeli düzeylere yükselmiştir.
Daha fazla tutulması çok zor.
Ada’nın kuzeyinde akılcı ve serinkanlı gözlemler,
eğer direnme olursa, artık, kimilerinin Kuzey Kıbrıs halkını temsil
edemeyecek duruma düşeceklerini ortaya koymakta.
Türkiye ve KKTC hâlâ elinde kuvvetli kartlar
tutuyor. 18 Şubat’a kadar adil koşullarda çözüm için ağırlıkları
var. Fakat ya "yarınlarda, BM’den bir referandum önerisi çıkarsa!"
Nüfusunun bir bölümünün zulasında Rum
pasaportu, önemli "bir bölümünün" beyninde AB pasaportu gerçeğini
ve de aklın yolunu görmeliyiz.