Öteki Ada (1)

     Yer: Kıbrıs'ta bir üniversite...
     KKTC yurttaşı öğrenciler konuşuyor:
     " - Biz, Kıbrıs'ta çözüm için görüşlerimizi özgürce söyleyemeyiz.
     Söylersek hakkımızda iyi olmaz."
     .....
     " - Babam mücahitti...
     1974'te daha doğmamıştım bile.
     Kıbrıs'ta geçim, kamu kesiminde çalışarak sağlanır.
     Düşündüklerimizi söylersek, kamu kesiminde çalışan ailelerimizin başı derde girer."
     .....
     " - Gizlice Kıbrıs Rum Kesimi pasaportu almak yaygınlaşıyor.
     KKTC'yi yönetenlerin aileleri de Kıbrıs Rum Kesimi pasaportu aldılar.
     Üstelik
'Rum'dan pasaport alan vatan hainidir' diyorlar.
     Biz
'Rum kesiminden pasaportumuz var' dersek, vatan haini damgasını yeriz.
     Ama... KKTC kimlik belgesiyle de hiçbir yere seyahat edemeyiz."
     .....
     " - Rum kesimiyle federasyon olarak bütünleşelim.
     Çözüm böyle olsun.
     Ama, Türkiye'nin güvencesi altında..."
     .....
     " - Benim babam da mücahitti.
     Rumlar'la çarpıştı.
     O zaman ben de daha doğmamıştım.
     Şimdi bize buradaki arkadaşlar
'Türkiye'nin 82.ili olun, bize yaslanın' diyorlar. Hayatımızı Türkiye'ye borçluyuz.
     Ama... Gene de Kıbrıslı Türk olmak başka, Türkiye başka...
     Biz kendi yurdumuzda, kendi kaderimizi yaşamak istiyoruz."
     .....
     " - Benim yakınlarım ve ailem de mücahitti.
     Türkiye gelmeseydi yok olacaktık.
     Türkiye güven vermezse, gene yok olabiliriz.
     Ama... Biz de bu adada Kıbrıslı Türkler olarak yaşama irademizi özgürce kullanmalıyız."
     
Yukarıdaki söylemlerde bazı sözcükler farklı olabilir.
     Ama... Mesajlar böyleydi.
     Bu konuşmalar, Perşembe gecesi, KKTC'deki bir üniversiteden Mehmet Ali Birand'ın CNNTÜRK'teki 32.Gün programında canlı olarak yayınlandı.
     
      Cız etti     

     Önce şunu belirteyim...
     Dinlediklerim içimde bir şeyleri kırdı, paramparça etti.
     Şehitlerimizi ve yitirdiğimiz mücahitleri düşündüm.
     Rumlar'ın kıydığı Kıbrıslı insanları, bebeleri anımsadım.
     1964'te Türk jetlerinin Kıbrıs Rum mevzilerini bombalayışına tanık olmuştum.
     Soykırım tehdidi altındaki Kıbrıslı Türkler'in sevinç çığlıklarını gazetemde yansıtmıştım.
     19 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'yla birlikte, gene Kıbrıslı Türkler'in, adaya çıkan Mehmetçik'i çiçeklerle karşılayışlarına, sevinç gözyaşlarıyla onları kucaklayışlarına da tanık olmuştum.
     O nasıl bir sevgi seliydi?..
     Ve aradan geçen çeyrek yüzyıl, bu erozyonu nasıl yaratabilmişti?
     
     Verdiğimiz... Veremediğimiz 

    O gençlerin aralarına bazı sütü bozukların karıştığına hiç kuşku yok... Ama gene de toptancılıkla tümünü suçlamak, yanılgı olur.
     Büyük çoğunluğu ne insan kasabı General Grivas'ın, ne Papaz Makarios'un, ne de Sampson'un oluk oluk Türk kanı akıttıkları kıyımları yaşadılar...
     Küvette kanlar içinde 2 çocuğuyla kadının fotoğraflarını, belki hiç görmediler bile...
     Onların bütün istedikleri, güvenli bir gelecek... Eski komünist rejimleri gibi kamu memuriyetine endekslenen şu çürümüş sistem yerine, dünyayla bütünleşmiş liberal ve dinamik bir ekonomide iş bulmak... Sınırları aşabilecekleri, geçerli pasaport... Dünyaca tanınan bir devlet vatandaşlığı... Savaş kaygısı olmayan barış ortamı...
     
Çeyrek yüzyıldır ağabeyleri, babaları, dedeleri onlara bunları veremediler.
     Ne yazık ki, Türkiye de veremedi.
     Bırakın onları bir yana... Türkiye'deki gence biz ne verebildik?
     
Neden bizim gençlerimizin binlercesi Kanada, ABD, Avusturalya vatandaşlığı için kuyrukta?..
     
Çok sular aktı  

     KKTC'nin Bağımsızlığının 18.Yıldönümü'nde onlardan söylemler, bir şeylerin değiştiğini ortaya koyuyor.
     Bir "öteki KKTC" oluşumunu...
     Elbette Türkiye'yi dışlayan bir oluşum değil bu.
     Belki hala çoğunlukta değiller.
     Ama... Köprülerin altından 25 yılda çok sular akmış. Görmezlikten gelinemez.
     Şu aşamada ilhak'tan söz etmeden, farklı çözüm önerileri ve yaklaşımlar da var.
     Onları da yarın yansıtmaya çalışacağım.