Sayın Denktaş'ın GKRY ile sınırı açması
çok iyi oldu.
Şimdi iki toplum birbirlerini çok daha iyi anlayacak. Rum-Yunan tarafının Türkler
hakkında oluşturdukları mitoloji gerçeklere çarpıp yok olacak.
Fakat daha da önemlisi, çözümden önce yakınlaşma, Annan paketi çerçevesinde
çözümün zorla getireceği şartların önceden sınanması imkânını sağlayacak.
Hatırlanacaktır, rahmetli Özal bizim Dışişleri'nde yaptığımız tüm
itirazlara rağmen Yunanistan'a uzattığı zeytin dalı bağlamında Yunanlılara
uygulanan vizeyi tek yanlı olarak kaldırmıştı. Atina'dayken tanıdığım büyük
bir tüccar o zamanki mitolojiye ve ailesinin karşı çıkmasına rağmen, nasıl
tüm cesaretini toplayıp, hayati tehlikelerle dolu olduğunu sandığı Türkiye'ye
gittiğini ve sağ salim geriye döndüğünde nasıl kahraman gibi karşılandığını
uzun uzun anlatmıştı. Bu durumdan yararlanan Yunanlılar hükümetlerinin tüm
ikazlarına rağmen Türkiye'ye sık sık gitmeye başladı. Özellikle Trakya sınırına
yakın yaşayanlar çok daha ucuz olan Türkiye'den alışveriş yapıyorlardı.
Aralarında dişlerinin tedavisinden tutun da, çocuklarını Keşan'da
evlendirenlere ve doğum yapanlara kadar insan vardı.
O sırada Yunan Dışişleri'nde Türkiye'den sorumlu bakan yardıcısı Kapsis
gibi 'devlet adamları' bu durumdan çok rahatsızdılar. Türkiye'ye gitmenin
milli konuları bir kilo et karşılığında satmak anlamına geldiğini
savunuyorlardı. Ama iki tarafı Davos'ta yan yana getiren ve iki son derece
tehlikeli krizi atlatmalarını sağlayan bu yakınlaşma süreci oldu.
Yanılmıyorssam 1990 yılında Laleli'de bir otobüs içinde bekleşen Yunanlılar
etrafa tiner serptikten sonra ateşleyen biri tarafından yakıldı. Sabotajcının
sonradan Manisa akıl hastanesinden kısa bir süre önce çıkan bir deli olduğu
ortaya çıktı. Tabii Yunanlı sorumlular ve Yunan basını bu acı olaydan Türkiye'yi
sorumlu tuttu. 'Türkler bizi diri diri yakıyorlar' diye ağızlarına geleni söylediler.
Oysa bu olaydan Türkiye'nin hiçbir çıkarı olamazdı. Sadece bir Yunan
gazetesi bu noktaya işaret edip, olaydan Yunanlıların sorumlu olup olmadığı
sorusunu ortaya attı. Ardından da Yunanistan, Trakya sınırındaki geçişleri
haftanın birkaç gününe indirdi, denetlemeleri de artırdı.
Geçenlerde bir başka deli, eski İskeçe müftüsü Mehmet Emin Aga'yı evinde
başından yaraladı. 1990'da Gümülcüne'de olan olaylarda şüpheli bir
kalabalık Türklere saldırmış, bu arada Aga, yine başından demir çubukla
yaralanmış, günlerce hastanede yatmıştı.
Kıbrıs'ta iki tarafın yan yana gelmesinden rahatsız olanların var olduğunu
biliyoruz. Daha şimdiden ehliyetleri geçersiz diye Kıbrıs Türklerinin
arabalarıyla güneye gitmesine izin vermiyorlar. Yoksa KKTC'yi tanımış
olurlarmış. Kendi vatandaşlarının da Türk kesiminden alışveriş yapmalarını
hapisle cezalandıracaklarmış.
İleride güneye geçen Türklerin başlarına bazı dertlerin gelmesini de yadırgamamız
lazım. Ama daha da tehlikelisi uygun biçimde bulunmuş delilerin kuzeye geçen
Rumlara saldırılması olabilir.
Sn. Denktaş'ın açtığı yolda ilerlemeye devam etmek yararlı olur. Örneğin
Türkiye, Kıbrıs Rumlarına vize olmadan Türkiye'ye seyahat yapma imkânı
tanıyabilir. GKRY pasaportu taşımaları bu ülkeyi tanımamız anlamına
gelmez. Böylece onların da KKTC pasaportu hamili Türklere muamelesini sınamış
oluruz. Bu arada Antalya'yı gören Rumların da kendi kesimlerinin gelişmişliği
konusunda gereksiz abartıya kaçmaları önlenir.
Dış politikada ne kadar önemli olursa olsun tek bir adım atmakla yetinmemek
lazım. Benzer adımların birbiri arkasından gelmesinde yarar var. Başka türlü
inisiyatifi elde tutmak mümkün olmaz. Bakalım sınırın açılmasıyla KKTC
çökecek mi? Yoksa çökecek olan bazılarının hayal dünyası mı?