Kıbrıs konusunda Simitis hükümeti hayati
bir karar aşamasında. Ya Belçika gibi, AB içi gelişmelere uygun, taraflar
arasında 'siyasi eşitlik' olan bir Kıbrıs'ın yaratılmasına izin verecek
ya da 19. yy. milliyetçiliğinin adaya hâkim olmasında ısrar edecek. Bu yüzden
ada ebediyen bölünecek, Türkiye AB üyesi olamayacak, Ege sorunları çözümlenemeyecek,
Doğu Akdeniz sürekli bir istikrarsızlığa mahkûm olacak. Ne yazık ki PASOK
böylesine önemli bir kararı alacak kadar güçlü görünmüyor.
Papandreu'nun IHT'deki makalesinde belirttiğinin aksine, Kıbrıs sorunu çözümlenmezse
GKRY'nin Kıbrıs'ın tümünü temsilen AB üyesi olması ihtimali her geçen gün
azalıyor. Taraflar arasında 'siyasi eşitlik'i tanımadığı için sorunun
çözümsüzlüğünden sorumlu olan Rumları, adanın tek meşru hâkimi
olarak, AB'ye mükafaten mi alacaklar? Sonra Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin
bozulmasını nasıl önleyecekler?
Zaten şimdiden Solana ve Verheugen'in ağzından kaçtı: Sorun çözümlenmezse,
GKRY'nin, Kıbrıs'ın tümünü temsil etmeden, AB üyesi olması ihtimalinden
söz ediliyor. Yani Yunanistan'a "Kıbrıs üye olmazsa AB genişlemesini
veto edeceğini söylüyorsun. Böylesine sorunlu bir ülkeyi üye alamayız. Türkiye'yi
de kaybetmek istemiyoruz. Zaten Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden sen
de sorumlusun. Bu nedenle, eğer çok istiyorsan, güney Kıbrıs'ı üye
alabiliriz" deniyor.
Yunanistan için, GKRY'nin Kıbrıs'ın tümünü temsil etmeden AB üyesi yapılmasına
da
'hayır' deyip, genişlemeyi vetolamak çok zor. Ama 'evet' demesi de zor. Zira
bu 'Kırk katır mı, kırk satır mı' türü bir öneri. Rumlar çözüm
olmadan Kıbrıs'ı temsilen üye olurlarsa, Türk tarafıyla ileride müzakere
edip, Türkiye'nin üyeliği karşılığında KKTC'den taviz alabileceklerini
umabilirler. Ama Kıbrıs'ı temsil etmeden, kendi başlarına üye olurlarsa,
adada bölünme kesin olacağından, en azından çözümle birlikte yapılacak
toprak ayarlaması ve göçmenlerin dönüşü imkânından mahrum olacaklar.
Adayı bir şekilde birleştirme hayali de sona erecek.
GKRY'nin tek başına AB üyesi olmasına Türkiye'nin tepkisi ne olabilir? Bu
durumda KKTC varlığını eskisinden çok daha kolay sürdürebilecek.
Ambargolar kalkabilecek. Hatta tanınma imkânı dahi belirecek. Fazladan toprak
vb. tavizler vermesi de gerekmeyecek. Ama Türkiye'nin AB üyeliği de suya düşecek.
Türkiye, AB üyeliğine gerçekten önem veriyorsa, bu öneriye karşı çıkmalı.
Kurucu anlaşmalara göre Kıbrıs'ın bölünmesini engelleyebilir.
Kıbrıs sorunu çözümlenmezse AB'ye sadece GKRY'nin girmesi önerisi karşısında,
Yunan-Rum tarafı Denktaş'ın 'siyasi eşitlik' formülüne göre oluşturulacak
Kıbrıs çözümünü yeğleyebilir. Zaten 1992 'Fikirler Dizi'nde dahi dış
politika, savunma, bütçe, vergi vb. konularda tarafların birlikte kararı
aranıyor. Emerson/Tocci şimdi buna AB işlerinin de eklenmesi gerektiğini söylüyor.
Tam üye olacak Kıbrıs'ta AB faktörü sürtüşmeleri önler diye, Türk
tarafının 1960 Anayasası'ndaki yetkilerinden bile vazgeçip Rum hâkimiyetine
girmesini biz Türkler mi savunmalıyız?
Siyasi tanınma, hukuken devlet olma ve rejim meşruiyeti arasındaki farkları
bilmek çözüme yardımcı olabilir. KKTC siyasi bakımdan tanınmamakla
birlikte hukuken bir devlet. GKRY'nin tanınması ise 1963-74 olaylarıyla uğradığı
meşruiyet kaybını ortadan kaldırmaz.
Bu durumda 'eşit statü'de iki devlet yeni Kıbrıs'ı kurabilir.
Kıbrıs sorunu çözümlendikten sonra geriye Türkiye'nin üye olmadığı bir
kuruluşa Kıbrıs'ın üye olması sorunu kalıyor. Türkiye, AB üyeliğini şu
veya bu şekilde güvence altına almadan buna izin veremez. Türkiye kurucu
anlaşmalara göre, kendisinin üye olmadığı 'kuruluşlara' veya bir başka
'devlete' Kıbrıs'ın 'üye olması' veya
'birleşmesi'ni reddetme hakkına da sahip.
'Sorunların çözümü siyasidir. Hukuku bir yana bırakalım' tarzı görüşler
doğru değil. Hukuk, milli çıkarlarımızın lehine. Türkiye hukuktan
kaynaklanan garantör devlet haklarını, çözümle yeni hukuk düzeni
kuruluncaya kadar korumalı ve hiçbir siyasi kolaycılığa feda etmemeli.