BM Genel Sekreteri Kofi Annan geçen hafta Kıbrıs'a
geldi ve çözümü kolaylaştırmak amacıyla taraflarla görüştü. Ne yazık
ki basınımızda çıkan bazı haber ve yorumlar tarafların çözüme ilişkin
gerçek tutumlarını yansıtmadı. Alışıldığı veçhile, Türkiye'yi
politikasızlık ve kafa karışıklığı, Denktaş'ı
katılıkla suçlayanlar oldu. BM, AB ve genelde
Batı'nın Rumları esnek ve çözümden yana gördüğü ve böyle giderse çözümsüz
Kıbrıs'ın AB'ye gireceği veya Washington'In dayanılmaz baskısıyla karşılaşılacağı
yazıldı. Bu görüşler, konuyu iyi bilmemekten mi, Rum söyleminin altında
yatanı anlayamamaktan mı, yoksa başka nedenlerden mi kaynaklanıyor,
bilemiyorum.
Kıbrıs'a ilişkin politikamız olmadığını söylemek cehalet değilse
insafsızlık.
İlgililere sorarsanız, anlatırlar.
Önce Clerides'in her kavramı yozlaştıran tutumuna bakalım: Clerides 1960'ı
bırakıp
'Yeni anayasa yapalım' ve 'Yeni devlet kuralım' diyorsa da, her ikisini de
istemiyor. Gerçekte Rumların 1963'te tek yanlı olarak değiştirdiği 1960
Anayasası'nda bazı değişiklikler yapmayı öneriyor. Böylece Kıbrıs Türkleri'nin
KKTC'yi feshedip GKRY'ye katılmaları, 1974 müdahalesini gerekçesiz bırakacak.
Clerides siyasi eşitliği tanıdığını söylüyor,
ama tanımıyor. 1992 'Fikirler Dizisi', 'iki kurucu' federe devletin kendi
kullanmadıkları
yetkileri ortak devlete devretmesini (devolution) öngörüyordu, Rumlar şimdi
bunu kabul etmiyorlar. Aynı belge, ortaklık devleti (partnership) öngörüyordu,
şimdi
'partnership' lafını da istemiyorlar.
Rumlar, merkezi hükümetin kararlarında Türk tarafının onayının sadece
'belirli oranlarda'
şart tutulmasını savunuyorlar. Bu, siyasi eşitliğin kabul edilmediği anlamına
geliyor. Zaten Rum tarafı 'Fikirler Dizisi'nde sözü geçen 'yetki paylaşımı'
ilkesini de kabul etmediğine göre siyasi eşitliği de reddetmiş oluyor. Bu
Rum tutumu kabul görürse, 1960 Anayasası ile Türk tarafına verilen 'ortak
kurucu' niteliğinden bile geri gidilmiş olacak.
Bu şartlar altında Rumların aklındaki anayasa değişikliği AB müktesebatına
uyum amacıyla yapılması gereken değişikliklerle
'Türkler lehine' birkaç kozmetik değişikliğin
ötesine gitmediğine göre, ortada 'yeni devlet' kurmak diye de bir şey yok.
Clerides'in merkezi hükümetin yetkilerinin
'kısıtlı' olacağı yolundaki sözleri de uydurma. Clerides, AB ile ilişkilerin
merkezi
hükümetin, yani şimdiki hükümetin yetkisinde olacağını söylüyor. Aslında
bu ilişkiler bir devletin hemen tüm işlevlerini içeriyor. İki taraf arasında
siyasi eşitlik olmayacağına, yani AB konusunda ortak karar alınmayacağına
ya da Türk tarafının onaylamadığı halde Kıbrıs adına kabul edilecek
konular bulunduğuna göre, merkezi hükümetin yetkileri
neredeyse tekil devlet düzeyine çıkıyor demektir.
Buna bir de Türk bölgesinin yüzde 24'e indirilmesini, 60 bin Rum içeri alınması
ve Anadolu'dan gelenlerin geri dönmesini ekleyin, üstüne de Türkiye'nin AB
üyesi olamaması ya da iyice gecikerek olması halinde kuzeye yerleşim ve
toprak edinme özgürlüklerinin uygulanması ihtimalini koyun,
Türklerin kısa zamanda tasfiye olabileceği sonucuna varmaz mısınız?
Gelelim Denktaş'ın uzlaşmazlığının kanıtı
'egemen eşitlik' talebine. Bu, 'Ellerimle kurduğum egemen devletimi korumak
zorundayım'
anlamına mı geliyor?
Önce bu talebin, Türklere 'halk' demeyi reddedip 'toplum' demekte ısrar eden,
1960 Anayasası'nda ve 'Fikirler Dizisi'nde 'ortak kurucu' taraf olma niteliğini
de tanımayan Rumlara karşı ileri sürüldüğü unutulmasın. 12 Eylül 2000
tarihli BM Genel Sekreteri beyanındaki 'eşit statüde' olacakları ve bunu
anlaşmalara ayrıntılarıyla geçirecekleri
ifadeleri ne anlama geliyordu acaba?
'Clerides, KKTC'nin egemenliğini tanıyamazmış, zira bu BM kararlarına aykırıymış.'
Herhalde iki 'egemen eşit' tarafın birleşerek yeni Kıbrıs'ı kurmasıyla
KKTC'nin siyasi tanınmasını karıştırıyor.
Clerides şimdi Atina'da sorun çözümlenmezse uygulanacak senaryoları görüşüyormuş.
Sakın ola ki Türk basınında kendisini destekleyenlerin etkisinde kalıp hata
yapmasın!