Annan
neler yazdı?
6 Şubat 2004
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, görüşmelerin başlaması için dün sabah taraflara gönderdiği mektubun detaylarını yazmamı beklemeyin.
Çünkü
bilmiyorum.
Benim söyleyebileceğim, mektubun on sayfa olduğu, görüşme takvimiyle
ilgili teknik ayrıntıları öneri biçiminde sunduğu.
Ve tabii ki, Annan'ın ‘‘koşulları’’nı içermesi.
BM Genel Sekreteri, Kıbrıs'ta kesin çözüm için mart sonuna kadar masadaki
planının müzakere edilmesini, anlaşma sağlanamayan konularda planda zaten
var olan önerilerin tekrarlanacağı bir anlaşma metninine ulaşılmasını
amaçlıyor.
‘‘Boşlukları ben dolduracağım’’ diye özetlenen koşulunun
anlamı bu. Zaten plan masada, orada ayrıntılar var. Anlaşmaya varılamayan
noktalarda Annan'ın önerileri geçerli sayılacak.
Yani tarafların önünde, asker sayıları gibi boş bırakılan birkaç madde
dışında anlaşmaya varılmazsa, neyle karşılaşacakları da var.
Ancak anlaşıldığı kadarıyla Annan, taraflardan görüşmelere başlamak
için tüm koşulları baştan kabul ettiklerini belirten yazılı açıklama
istemekten vazgeçmiş görünüyor. Ama bu koşullardan vazgeçmek anlamına
gelmiyor tabii.
* * *
BM Genel Sekreteri, Davos toplantısına katıldığında tarafların
samimiyetinden emin olmadıkça görüşmelerin başlaması için hiçbir girişimde
bulunmayacağını açıklamıştı.
Şimdi, tarafları 10 Şubat'ta New York'a davet etmesi sorunların tamamen aşıldığı
anlamına mı geliyor?
Gördüğümüz kadarıyla hayır.
Ne Denktaş ne de Papadopulos bu işten memnun. Siyasi
maharetlerini 30 yıldan beri hiçbir şeyi çözmemek ve durumu korumak üzerine
kuran Kıbrıs Türk ve Rum liderliği bu durumdan tabii ki hoşnut olmaz.
Ama bu yıl başından itibaren başlayan ve giderek yoğunlaşan uluslararası
baskı, kaçacak hiçbir delik bırakmıyor.
Özellikle Bush Yönetimi tüm ağırlığı ile devrede. Cumartesi günü
Beyaz Saray'da Kofi Annan ile ABD Başkanı Bush görüştü.
Arkasından yaptıkları açıklamada Annan, ‘‘Başkan Bush, çabalarımı
destekliyor. Hazırladığımız ve masaya koyduğumuz plan temelinde tarafları
müzakere ederek çözüme varmaları konusunda teşvik ediyor’’ dedi.
* * *
BEYAZ Saray, Kıbrıs'ta neden bu kadar ısrarla çözüm için devreye
giriyor?
Daha önce Klerides ile Denktaş'ı ABD'ye çağırıp, ücra bir
kasabada, Trautback'te bir motele kapattıklarında da, Bill Clinton Yönetimi,
Holbrook'u devreye sokarak ağırlığını yoğun biçimde koymuştu ama
olmadı. Denktaş, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Rum kesimini genişleme sürecine
aday olarak kabul ettiği gerekçesiyle masadan kalktı.
Fakat durum o zaman farklıydı. Ne bu kadar sıkıştıran bir Avrupa Birliği
takvimi vardı, ne de Beyaz Saray'ın Avrupa'ya ‘‘sizinle omuz omuzayım’’
mesajını göndermek için, Kıbrıs'a bugünkü kadar ihtiyacı.
Unutmayalım ki, Irak Savaşı nedeniyle gölgelenen transatlantik ittifakın,
yeniden canlandırılması Bush Yönetimi'nin gündeminin en önemli konuları
arasında.
Bu durumun Kofi Annan'ın elini ne kadar güçlendirdiğini, BM'ye
ihtiyacı olan kanı tekrar verdiğini de hesaba katarsak 10 Şubat'ta başlayacak
olan sürecin, geri dönüşü olmayan bir süreç olduğunu görmek doğru
olmaz mı?
O zaman, böylesine sıkı ve ağır bir ittifak ortamında müttefikler arası
müzakere ve pazarlık üslubunun öne çıkması gerekir.