Kayıp
zamanın peşinde
6 Şubat
2004
Kıbrıs'ta işler beklendiği üzere hızlanmaya başladı. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan tarafları 10 Şubat günü müzakereleri başlatmak üzere New York'a dâvet etti. Müzakerede referans alınacak planda öngörülen referandum da, büyük ihtimalle, 21 Nisan'da yapılacak. Bu gelişmenin sağlanmasında önemli bir rol oynayan ABD'nin, varılacak mutabakatta 'imzacı' olmayı beklediği yolunda yorumlar da yapılıyor…
Bu kadar hızı korkutucu bulanlar mutlaka olacaktır; bunu doğal karşılamak gerekiyor. Ancak, elde '1 Mayıs 2004' tarihi var; o tarihte Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi haline geliyor… Bugün elde edilen mesafenin bir yıl önce kaydedilmesi söz konusuydu; Kopenhag fırsatının kaçırılması, Lahey'de uzlaşıya varılamaması, süreyi daraltıcı bir etki yaptı. Türkiye ve KKTC bu defa da ayak sürümeyi yeğlerse, 1 Mayıs tarihi de geçirilmiş olacak. Bu da, Rumlar açısından, önemli bir kazanım.
Kıbrıs konusunda anlaşılması gereken gerçek de bu: Kıbrıs'taki Rum yönetimi 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adıyla AB üyesi olduğunda Rumlar'ın 'çözüm' arama derdi kalmayacak; oysa aynı gelişme Türkiye için olağanüstü yeni sorunlara kapı aralayacak. Türkiye'nin AB üyeliğini Kıbrıs'ın 'veto' yetkisine kavuşmasından ibaret değil sorun, AB üyesi olamasa bile, gümrük birliği bağı sebebiyle, Türkiye, AB üyesi Kıbrıs'la (yani Rumlar'la) iş tutmak zorunda kalacak. Ankara'da KKTC'nin değil Kıbrıs Cumhuriyeti'nin büyükelçiliği olacağını, bütün Avrupa platformlarında Türkiye'nin Rumlar'la biraraya gelmek zorunda kalacağını unutmayalım.
Bizde gözden kaçan da konunun bu yönü zaten: 'Annan Planı' Türkiye'nin ters baktığı maddeler de içeriyor, bu doğru; ancak, Rumlar'ın temel tezi olan 'Enosis' de 'Annan Planı' üzerinde mutabakat sağlandığında tarihe karışacak. Rumlar'ın Türkiye ve Kıbrıslı Türkler kadar masada ulaşılacak bir çözüme ihtiyacı yok; 1 Mayıs 2004 tarihi Rumlar için Kıbrıs'ın bugünkü durumunu 'sorun' olmaktan çıkartıyor çünkü… Öte yandan, 'Anan Planı' devre dışı kaldığında, Kıbrıs ve Yunanistan AB içerisinde 'enosis' (birleşme) hayalini gerçekleştirmiş de olacaklar…
Bu da bizi garip bir gerçek ile karşı karşıya bırakıyor: Yıllardır birbiriyle çekişen, kavga eden iki tarafın liderleri, aslında Rumlar'ın elini güçlendiren bugünkü durumu sağlamış oldular; bugünkü durumun Rumlar'a 'üstünlük' sağladığı kabul edilirse, bizdeki 'statüko' savunucularının kimin ekmeğine yağ sürdüğü daha iyi anlaşılır. Kaybedilen zaman Türkiye'nin aleyhine işledi; bundan böyle de her gecikme yine Türkiye'yi rahatsız edecek sonuçlara yol açacaktır.
Süre azlığının bir zararı da, işin aceleye getirilmesinin sebep olacağı sıkıntılar… Türkiye, geçen zamanı, planı kendi lehine düzeltme amacıyla değerlendirmedi; tersine, geride bırakılan süre gerçekten 'kayıp zaman' Türkiye için. Ayrıca, 'Kıbrıs dâvâsı' adına yapılan açıklamalar da, kamuoyunun gelişmelere tedirginlikle yaklaşmasını getiriyor. Böyle bir ortamda, çok kısa sürede belli bir mesafe katedilmesinde epey zorlanılacak.
Bu noktada bir durum değerlendirmesi yapmak gerekiyor. Sorulacak soru şu: 'Annan Planı'nı referans alan bir çözüm ilke olarak kabul edildiğine göre, bundan sonraki süreci, plana sürekli karşı çıkmış kişilere teslim etmek acaba ne denli doğru bir tavır olur? Topu taca atmayı mârifet sayan bir anlayışın başarılı bir müzakere yürütmesi beklenmemeli. Yeniden vakit kaybı, üstenilemeyecek büyük bir risk Türkiye ve ada halkı için…
Kıbrıs'taki yeni hükümetin iki ana unsuru olan Başbakan Mehmet Ali Talat ile yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş sorumluluğun kendi omuzlarında olduğunu bilmeli. Kıbrıs Türkü adına onların kendi aralarında varacakları bir uzlaşma, sorunun devamına bağlı bir politika sürdüren anlayışı değiştirmeye yarayabilir. Müzakerelere Kıbrıs halkını temsil eden KKTC hükümetinin iradesi yansımalıdır. Rauf Denktaş 'müzakereci' olmaya devam edebilir elbette; ancak müzakerede pozisyonu hükümet belirlemelidir.
Bizim millî sporumuz yumurta kapıya dayanmadan kımıldamamaktır; bu defa da öyle oldu ve Kıbrıs'ta çözüm yolunda müthiş hızlanmamız gerekiyor. Ancak, millî alışkanlığımız bize 'az zamanda büyük işler başarma' becerisini de kazandırıyor. Önemli bir eksikliğimiz olan erteleme alışkanlığımız, Kıbrıs konusunda hızlanan süreçte avantaja dönüşebilir...
Kayıp zamanı daha da kayıp etmeyelim de.....