Ben, o çocuk; bu planı
destekliyorum
HAYATIMIN ilk toplum önündeki konuşmasını Kıbrıs için yaptım. Şimdi tarihini tam hatırlamıyorum ama 1950'li yılların ikinci yarısıydı.
Yani, bütün Türkiye'de
‘‘Ya taksim, ya ölüm’’ sloganlarının atıldığı yıllar.
Demek ki dokuz veya on yaşındaymışım.
İLK NUTUK
Kahramanlar semtindeki evimizin arka avlusu, dört evin ortak kullandığı
genişçe bir bahçeydi.
İşte orada bir taş parçasının üzerine çıkıp, ateşli bir nutuk atmıştım.
İzleyenler; mahalle arkadaşlarım ve bahçeye bakan evlerdeki anneleri,
akrabalarıydı.
Aynı hafta, rahmetli babamla birlikte Bornova'da yapılan büyük Kıbrıs
mitingine gitmiştik.
Bornova treninin üzerine asılmış yüzlerce insan hálá gözümün önünde.
Bir de marangozların yaptığı idam sehpalarına asılan Makarios
kuklaları.
Hatırladığım bir başka olay da, 1967 yılında Kıbrıs olayları patladığı
sırada katıldığım bir gösteriydi.
Siyasal Bilgiler Fakültesi, Basın ve Yayın Yüksek Okulu öğrencisiydim.
Bir Amerikalı yetkili, yanılmıyorsam Cyrus Vance, Türkiye'nin
muhtemel bir harekátını önlemek için Ankara'ya geliyordu.
İki otobüsle Esenboğa Havaalanı'na gidip, pistin üzerine yatmıştık.
Amacımız, Vance'ın uçağının inmesini engellemekti.
Sonradan öğrendik ki, biz pistin üzerinde yatarken, onun uçağı Etimesgut'a
inmiş.
Bizim neslimiz, aşırı bir Kıbrıs duyarlılığıyla yetişmiştir.
İlk gençlik yıllarımız, hep ‘‘Ada elden gidiyor’’ endişesiyle
geçmiştir.
O malum Girit hüsranı, hepimizin içine hiç kapanmayan bir yara açmıştır.
Savaşta kazanıp, masada vermek ıstırabı...
O nedenle 1974 Harekátı, bir anlamda bütün bir gençlik kábusumuzun sonu
olmuştur.
GİRİT HÜSRANI
Ama ne yalan söyleyelim, o Girit hüsranı, içimizden hiç, ama hiç çıkmamıştır.
Dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin hazırladığı Kıbrıs planı
önüme geldiği zaman, bütün bunları yeniden hatırladım.
Bir de 1982 yılında Kuzey Kıbrıs'a ilk gidişimi.
Yani harekáttan 8 yıl sonra...
O günden bu yana Kuzey Kıbrıs'ı çok ama çok sevdim.
Özellikle ilkbaharlardaki tadını...
BM Genel Sekreteri'nin sunduğu plandan sonra bugün içimdeki duygu nedir?
Bütün samimiyetimle anlatayım.
YİNE TORUN MESELESİ
Acaba 28 yıldır artık bize ait olduğu duygusunu taşıdığımız bu güzel
ada, bizim dünyamızdan çıkıyor mu?
Evet itiraf edeyim, bu duyguyu taşımıyorum dersem, yalan olur.
Ama içimdeki bu duyguya karşı, başka duygular da var.
Kuzey Kıbrıs Türk halkının geleceğini düşünüyorum.
Onların yıllardır yaşadığı ekonomik ambargoyu, yeşil hattın öteki
tarafındaki hayat seviyesine bakıp iç geçirmelerini aklıma getiriyorum.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğini hayal ediyorum.
Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesinin hepimize sağlayacağı yararı gözümün
önünde canlandırıyorum.
Bütün bunları alt alta yazıyorum.
Üzerine bir de torunumun geleceğini ekliyorum.
Hepsini topladığım zaman, önüme, kaybettiğimden çok kazandığım hanesi
yüklü bir bilanço olarak çıkıyor.
Plana bakıyorum.
Türklerin 1974 öncesinde çektiği ıstıraplara dönüşün yolunu kapatan
gerçek güvenceler var mı?
Var.
Bir halk olarak, ayrı bir devlet olarak temsillerine imkán sağlanıyor mu?
Evet sağlanıyor.
Peki hiç mi kötü bir yanı yok? Vardır elbet. Ama inanın bunlar, iyi
niyetli ve her tarafa yararı olacak bir çözümün önündeki küçük
hendeklerden başka bir şey değil.
Üzerinden atlar, geçer gidersiniz.
Evet ben, BM Genel Sekreteri'nin hazırladığı bu planı destekliyorum.
Ben, yani o Girit hüsranlarını deri gibi sırtına geçirmiş, Makarios kuklalarını
yakan kalabalıklara karışmış, çember çevirip bilye oynayacağı yaşta,
erkenden büyüyüp Kıbrıs nutukları atmış o çocuk, ben, bu planı
destekliyorum.
ÇÖZÜM YAKIN
Bu sorunun çözümü artık yakındır.
Ve inanın bu sorunun çözümü hepimizin yararınadır.
Yani Kıbrıslı Türkler ve Rumların, Türkiyeli Türkler ve Yunanistanlı
Yunanlıların...