Avrupa
ve 'yaşlı Türkiye'
Atina'da çekilen 25 üyeli Avrupa fotoğrafında
Türkiye yer almadı. İsmet Berkan kırk yıllık AB serüveninin sonu olarak gördüğü
duruma Radikal'deki köşesinde 'Resimdeki gözyaşları' başlığını atmış.
Oysa Ankara 1999 sonundan itibaren AB'nin 'aile
fotoğrafları'na aday ülke statüsüyle giriyordu. Güney Kıbrıs'ın 'tek başına'
üyeliği Abdullah Gül'ü 'Akropol manzarası'nın dışında bıraktı. Dışişleri
şimdi 'Türkiye'nin üyeliği engellenemez' dese de gelecek on yılda kaçan
treni yakalamak zor. Kopenhag zirvesinde müzakere takvimi Kıbrıs'ın üyeliğinden
sonraya atılmakla tren zaten makas değiştirmişti.
AKP yönetimi 12 Aralık öncesinde ABD Başkanı
Bush'u Avrupa liderlerine baskı yapmaya iterken hem, 'çekirdek Avrupa'nın
patronları Almanya ve Fransa'nın dünyadaki yeni paylaşım savaşında
Washington'la yollarını ayırdıklarını göremediler. Hem de AB desteğine
karşı Beyaz Saray'da verilen sözlerin 'bumerang' gibi Irak savaşında Türkiye'yi
vuracağını anlamadılar.
Erdoğan ve Gül'ün eleştiriler karşısındaki
tepkileri bu yüzden.
İki arada bir derede kaldılar.
Geçen yıldan belleklerde kalan AB fotoğrafındaki
'Yaşlı Ecevit' eleştirisi ABD medyasında yer alan 'Yaşlı Türkiye'
yorumlarıyla AKP dönemine uzandı.
Üstelik bu defa ABD ile elli yıllık müttefikliğini
sorgulayan tarzda 'Türkiye'nin yalnızlaştığı' savunuluyor. Hızla güven
kaybediyoruz.
Bu eleştiriler karşısında AKP yönetiminin
savunusu hazır:
"3 kasımda iktidar olunca AB üyeliği, Kıbrıs
ve Irak savaşıyla uğraştık, borç yükü altındaki ekonomiyi çevirmeye çalıştık."
Doğru. Ancak AKP zaten bu sorunlar sayesinde ve
'onları çözeceği' iddiasıyla iktidar olmadı mı?
Ecevit'in rahatsızlığı üzerine 'Türkiye'ye
yeni bir senaryo lazım' diyen Derviş seçim yolunu açtı ve koalisyonla aşılamayan
sorunların AKP'nin 'tek başına' iktidarında çözüleceğine inanan kitleler
AKP'yi iktidar yaptı.
Erdoğan ve Gül, 1957 seçimlerinden bu yana
Meclis'te görülmeyen 363 kişilik anayasal çoğunlukla 'kararlı' politikalar
izleyebilmiş olsalar dört aylık icraatın sonunda kazananlar 'Kıbrıs'ta
Rumlar, Kuzey Irak'ta Kürtler olmazdı!'
Hazırlıksız ve acemi yönetimin başarılı
olduğu tek alan 'kadrolaşma'dır.
Türkiye'de iktidarları tüketen 'partizanlık'
illeti AKP yönetimine de bulaştı. Bu hastalığın son aşamasında 'nüfuz
kullanımı ve yolsuzluklar' görülmeye başlar ve 'SARS virüsü' kadar öldürücüdür.
AKP'nin kamuda ve özerk kuruluşlara 'adam yerleştirme'
yerine Türkiye'nin bütününe hizmet etme uğraşına dönmesinde yarar var.
Dış politikada ise bozulan dengeler yeniden inşa
edilmelidir.
ABD medyasında Bush yönetimini ve Kongre'yi 'yaşlı
Türkiye'nin kaderini 'yaşlı Avrupa'ya terk etmeye çağıran yorumlar çıkıyor.
Ankara'nın Irak savaşı sonrası politikaları gözden
geçirilmelidir. Milli Siyaset Belgesi de buna dahildir!