"Tayvan ile KKTC arasındaki benzetme hukuken yanlıştır"

"24 Nisan'daki tarihi referandumdaki %65'lik evet oyumuza rağmen Türk tarafının beklenen kazanımların neredeyse hiçbirini elde edemediğini üzülerek gözlemliyorum. Ben bunu halen geçerli olan birçok hukuki soruna bağlıyorum"

"259 milyon euroluk 'doğrudan' yardım ve KKTC ile bugünkü Yeşil Hat Tüzüğü'nün ötesinde 'doğrudan ticaret' çabaları AB Komisyonu'nun ve ilgili AB devletlerinin Rum yönetimince birkaç aya kadar yürürlüğe girebilecek AB Anayasası'nın 261. ve 270. maddeleri uyarınca ABAD'a götürülmelerine yol açacaktır"

"Tayvan ile KKTC arasındaki benzetmeyi de hukuken yanlış buluyorum. KKTC ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki sorun 'egemenliğe dayalı' bir sorun iken Çin Halk Cumhuriyeti ile Çin Cumhuriyeti (Tayvan) arasındaki sorun hangi hükümetin 1949 Mao İhtilali öncesi Çin'in temsilcisi olduğu: yani 'temsiliyet':sorunudur"

Murat Metin Hakkı, Henüz 22 yaşında... Kıbrıs'ın değer yargılarına göre oldukça genç. Ancak araştırmaları, yayınlanan kitapları ve Kıbrıs sorununa hukuki açıdan yaptığı yorumları ile dikkat çekici.

Geçtiğimiz günlerde BRT'de "Hastürer'le 52 Dk." programına konuk olan Murat HAKKI, yaklaşımları ile fark edilen bir konuma kaydı.

KIBRIS Gazetesi'nin sorularını yanıtlayan Murat HAKKI, "Harvard Üniversitesi'ndeki eğitimimi de tamamladıktan sonra önümüzdeki üç yıl içinde New York eyaleti ve İngiltere'de profesyonel avukatlık sınavlarını vermeyi planlıyorum. Tüm tahsilimi tamamladıktan sonra ne yapacağım şu an belli değil. Ama her taş kendi yerinde ağırdır sözünden yola çıkarak bir gün ülkeme geri dönmeyi ve insanlarıma hizmet edebilmeyi umuyorum" dedi.

Murat HAKKI'ya yönelttiğimiz sorular ve verdiği yanıtlar şöyledir:

KIBRIS: Oldukça genç yaşına rağmen kitap çalışmaların meyvelerini vermeye başladı. Bu konudaki çalışmalarını özetler misin?

Murat HAKKI: Kıbrıs sorunu ile ilgili çeşitli araştırmalar yaparken çalışmalarıma ışık tutabilecek çeşitli hukuki ve siyasi belgeye ulaşmakta zorluk çektim. Bu, beni ilgili belgeleri bir araya getirip kitaplaştırma yoluyla gelecek nesillere ve diğer araştırmacılara faydalı bir çalışma bırakma düşüncesine itti. 'Cyprus: Select Treaties and Documents 1878:2004' adını verdiğim kitabım geçtiğimiz nisan ayında iki cilt halinde ABD'de piyasaya çıktı. Birinci ciltte (ISBN: 1:4116:0532:2) 1878 Osmanlı:İngiliz Savunma Antlaşması'ndan 4. Annan Planı'na kadar tüm anayasal konuları içeren antlaşmalar, BM kararları ve planları toplanmıştır. İkinci ciltte ise 1993'ten günümüze kadarki Kıbrıs:Avrupa ilişkilerine dair tüm AB Adalet Divanı (ABAD), AİHM, ve AB Konsey kararları derlenmiştir. Kitap amazon.com, barnes and noble, borders ve blackwells gibi seçkin kitapçıların satış listesine girmiştir.

Bugünlerde de Türkiye'nin iç ve dış siyasetini inceleyen, geleceğe dair öneriler getiren ve Türkiye'de piyasaya çıkartmayı umduğum başka bir kitap çalışması üzerine çalışıyorum.

KIBRIS: Bu çalışmalar sürerken geldiğin noktada argümanlarını nasıl özetlersin?

Murat HAKKI: Şu ana kadarki argümanlarımı şöyle özetleyebilirim: Diğer birçok değişikliğin yanında Türkiye'nin en kısa bir zamanda yamalı bohça haline gelen 1982 cunta anayasasını terk edip, daha kısa ve demokratik anayasayı kabul etmesi, bununla birlikte de etnik değil coğrafi federasyonu ihtiva eden çift kamaralı bir başkanlık sistemine bürünmesi bence ülkenin önünü açacaktır. Güçlü yerel yönetimlerden doğacak coğrafi federasyon sistemi, bölgeler ve yerel siyasiler arasındaki rekabetçiliği artırarak devletin genel verimini artıracak, merkezi yönetimin hantallığından şikayet eden bir takım unsurların ağzını kapayacaktır. Başkanlık sistemine geçiş ise zayıf koalisyonlar ve bugünkü başbakan, cumhurbaşkan çekişmelerine de son vererek siyasi istikrarın önünü açacak inancındayım. Son 11 yıldaki gelişmeler bu fikirlerin babası Turgut Özal'ı haklı çıkarmıştır.

Samuel P. Huntington'la hemfikir olarak bugün tek kutuplu dünyamızın gelecek 20 yılda ABD, AB, Çin, Rusya, Hindistan gibi ülkelerden oluşacak 5,6 kutuplu bir dünya olacağına inanıyorum. Dış siyasete ilişkin ise iki aşamalı bir plan önerim var. Türkiye'nin AB'den bu aralık ayında da tarih alamaması durumunda bence yapılması gereken daha fazla vakit kaybının bırakılıp bir an önce AB ile mallara ilaveten şirketler ve kapitalin de serbest dolaşımına imkan verecek özel bir ticaret antlaşması yapılması ve ardından da Rusya, Gürcistan, Türki Cumhuriyetleri gibi ekonomik bakımdan Türkiye ile benzer kalkınma seviyesinde olan fakat sahip oldukları doğal kaynaklar bakımından büyük kalkınma istikbali vaat eden bazı ülkelerle AB'ye alternatif olabilecek ve siyasi değil sadece ekonomik boyutu olan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşması NAFTA benzeri bir Avrasya Ekonomik Topluluğu (AET) oluşumuna gidilmesidir. İran da siyasi durumu netleştikten sonra bu birliğe katılabilir. Böyle bir girişim bölgedeki Rus, Türk ve İran rekabetinin verimli ortaklığa dönüşmesini sağlayacaktır. Tüm bunlar yapılırken demokratikleşme çabaları son sürat devam etmeli, ülkenin yumuşak karınları olabilecek etnik ayrılıkçılık gibi sorunlar 'daha fazla demokrasi, daha fazla iş ve daha fazla aş' formülüyle çözümlendikten sonra bugünkü ABD:İsrail ve Hindistan ile olan askeri ittifaklık stratejisi yavaş yavaş terk edilerek onun yerini Rusya, İran, Pakistan ve Çin askeri ortaklığına dayalı bir stratejisi alabilir.

KIBRIS: Türkiye'nin AB ile ilgili beklentilerine yorumun nedir?

Murat HAKKI: Statükocu bazı çevrelerin aksine, Türkiye için AB üyeliğinin 'uğruna ölünecek Leyla' olduğunu düşünüyorum. Ne var ki, ülkenin doğal kaynakları, coğrafi konumu ve genç ama hızla çoğalan nüfus yapısı Türkiye'nin üyelikten sonraki 10,15 yıl içerisinde Avrupa'nın yeni patronu olmasını sağlayacaktır. Buna ilaveten, AB daha da hantallaşıp rakip güç ABD'ye karşı güçsüzleşecek ve bugün Avrupa'ya hükmeden Alman, Fransız ekseni de kırılacaktır. Bu faktörler beni anavatanımızın AB'den tarih almasının zor olduğuna, tarih alsa bile müzakerelerinin Almanya'da Hıristiyan Demokratlar iktidara gelir gelmez dondurulacağı sonucuna vardırmaktadır. Ünlü tarihçi Bernard Lewis'e bu konuda katılıyorum.

KIBRIS: Kıbrıs sorunu ve ambargolarla ilgili yorumlarını alabilir miyiz?

Murat HAKKI: 24 Nisan'daki tarihi referandumdaki %65'lik evet oyumuza rağmen Türk tarafının beklenen kazanımların neredeyse hiçbirini elde edemediğini üzülerek gözlemliyorum. Ben bunu halen geçerli olan birçok hukuki soruna bağlıyorum.

Annan Planı, planın kendisi iki tarafın birisi ya da tümü tarafından reddi halinde hiç bir hukuki etkisi olmayacak şekilde hükümsüz ve geçersiz olacağını öngörüyordu. Bu hukuki gerçekten yola çıkarak gerek 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, gerekse KKTC'nin hukuki statüsünün 24 Nisan 2004 tarihinden beri değişmediği sonucuna varabiliriz.

Birçok AB'li ve ABD'li diplomat Kıbrıslı Türklerin referandumda 'evet' oyu kullanmalarının başlı başına bize uygulanan ambargoların kaldırılması için yeterli olacağı vaadinde bulunmuşlardı. Ben bir hukukçu olarak bu tür görüşlere katılamıyorum. Nitekim son bir buçuk ayda hayatımıza yansıyacak önemli kazanımların elde edilememesi bu görüşümü doğrular niteliktedir.

KIBRIS: Olası AB, ABD açılımlarına engel olabilecek antlaşmalar nelerdir?

Murat HAKKI: Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tüzel kişiliğinin politik gelişmelerden etkilenmediği varsayımıyla yola çıkarak onun izni olmadan uçuş ambargosunun kaldırılma girişimine toplam 188 ülke tarafından imzalanan 1944 Chicago Konvansiyonu gibi antlaşmaların engel olduğunu söyleyebilirim. Bu antlaşma ABD Anayasası'nın 6. maddesi dolayısıyla ABD'nin de iç hukukunu oluşturur. Bir Amerikan uçağının KKTC'ye uçuş yapması Amerikan yasalarına da aykırı olacağından Rum hükümeti ilgili şirketi Alien Tort Claims 1789 yasası uyarınca Amerika'da dava edebilir ya da Rum mahkemesinde ilgili şirket aleyhine alabileceği bir kararı Amerika'da uygulatmaya (enforce) kalkabilir.

Benzer bir durum AB ülkeleri için de söz konusudur. Nisan 2003'te imzalanan 'Katılım Antlaşması' ile AB ülkeleri Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ve onun hükümetinin Kıbrıs'ta tek meşru yapı olduğunu kabul ettiler. Bundan sonra Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yok saymaları ve ona olan obligasyonlarını inkar etmeleri mümkün değildir. 259 milyon euroluk 'doğrudan' yardım ve KKTC ile bu günkü Yeşil Hat Tüzüğü'nün ötesinde 'doğrudan ticaret' çabaları AB Komisyonu'nun ve ilgili AB devletlerinin Rum yönetimince birkaç aya kadar yürürlüğe girebilecek AB Anayasası'nın 261. ve 270. maddeleri uyarınca ABAD'a götürülmelerine yol açacaktır.

KIBRIS: Tayvan modeli, KKTC için uygulanabilir mi?

Murat HAKKI: Tayvan ile KKTC arasındaki benzetmeyi de hukuken yanlış buluyorum. KKTC ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki sorun 'egemenliğe dayalı' bir sorun iken Çin Halk Cumhuriyeti ile Çin Cumhuriyeti (Tayvan) arasındaki sorun hangi hükümetin 1949 Mao İhtilali öncesi Çin'in temsilcisi olduğu, yani 'temsiliyet':sorunudur. Dolayısıyla KKTC'nin Tayvan modelini örnek göstererek çıkış araması mümkün değildir.

KIBRIS: Son BM raporu ile ilgili yorumların nedir?

Murat HAKKI: Birçok yorumcunun aksine, BM raporunun şu haliyle izolasyonların sonlandırılması için yeterli olmadığını düşünüyorum. Raporda Rum yönetimi bolca eleştirilmiş fakat izolasyonlar konusunda aşırı muğlak ve birbiriyle çelişen ifadeler kullanılmıştır. Raporda 'tanınmayı özendirmeyecek bir takım gereksiz izolasyonların sonlanması' çağrısı yapıldı. Ama kastedilen izolasyonların ne olduğu tam anlaşılamadı. Üzerimizde halen yüz türlü ambargo var. Örneğin KKTC'ye doğrudan uçuş ve onunla doğrudan ticaret Kıbrıs devletinin hava sahası ve limanlarındaki egemenliğini ihlal eder ve KKTC'nin dolaylı tanınması anlamına gelir. BM raporunun bizim için bir anlam ifade edebilmesi birtakım ifadelerin netleştirilmesi ve bağlayıcı bir konsey kararı şeklinde onaylanması lazımdır. Sadece 'rapor ya da başkanlık bildirgesi olarak kalması bir anlam ifade etmez'. Aksi taktirde bize açılımlar getirebilecek AB Komisyonu ve AB ülkeleri Rumlar tarafından ABAD'da dava edildiğinde BM şartının 103. ve 25. maddelerindeki obligasyonlarını göstererek hukuki savunma yapamayacaklardır. Benzer durum Amerikan şirketleri için de söz konusudur. Bu yönde bir kazanımımız da bugün pek mümkün görünmemektedir.

KIBRIS: Peki gelinen noktada çıkış yolu ne olabilir?

Murat HAKKI: Sayın Talat her ne kadar da kendisinin ve halkının 'ayrılıkçı' olmadığını savunsa da temsil ettiği entite (KKTC) adıyla, şanıyla ve anayasasıyla ayrılıkçıdır ve bu da olası açılımlar söz konusu olduğunda hukuki engellerin var olmasını sağlar. KKTC aleyhine yığınla BM, AİHM ve ABAD kararı varken kazanım beklememiz zordur. Bence en akılcı çıkış yolu 65% oranında kabul edilen Annan Planı'nın bazı adaptasyonlarla KKTC'de tek taraflı yürürlüğe konulmasıdır. Benzer bir sistem KTFD 1975'te ilan edildiğinde de uygulandığı için hukuki sorun çıkacağını pek sanmıyorum.

Az önce belirttiğim hukuki kararların hedefi ayrılıkçı KKTC'dir. Bizim daha az ayrılıkçı ve egemenlikçi Kıbrıs Türk Devleti yapısına bürünmemiz Rumların tüm adayı temsiliyet iddialarına darbe vuracağı gibi ambargoların önündeki hukuki engelleri de kaldıracaktır. Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kalkması şu an elinde hiç bir kart kalmayan bizlerin Rumlarla pazarlık gücünü artıracaktır.

Hiç pazarlık gücümüz kalmaması durumunda olası Rum vetosu karşısında Türkiye 'ya AB ya Kıbrıs Türkleri' seçeneği ile karşı karşıya kalmak yolunda ilerleyecektir.

Kim ne derse desin gerek artık toprağında oturduğumuz AB'nin gerekse diğer güçlerin bugünkü bölünmüşlüğe sırf bir taraf referandumda hayır dedi diye ilelebet göz yumacağına inanmıyorum.. BM'nin (son rapor buna açık kapı bırakmıştır) ya da AB'nin insiyatifiyle yeni çözüm planlarının ortaya çıkması olasıdır. 24 Nisan'da bizim açık ara evet, Rumların da açık ara hayır dediğine ve Rumların 1 Mayıs'tan sonra artan pazarlık gücüne bakarsak yeni planların Rumların lehine olacağını görebiliriz. Yeni Anayasasıyla 'Kıbrıs Türk Devleti'ni tek taraflı olarak ilan etmemiz ilerde ortaya çıkabilecek planların bizim için özellikle anayasal haklar konusunda daha kötü olmasında caydırıcılık rolü oynayacaktır.

Kabul edemeyeceğimiz yeni planların ortaya çıkmasıyla yeniden uzlaşmaz damgası yiyeceğiz ve Türk tarafı olarak ağır bedeller ödeyeceğiz. 1985 De Cuellar Planını biz kabul ederken Rumlar reddetmişti. Fakat sonraki planları genelde biz reddettiğimiz için çok ağır bedeller ödedik.

Yeni anayasasıyla yeni bir devlet bugün şikayet ettiğimiz KKTC Anayasası'ndaki antidemokratik unsurlardan bir çırpıda kurtulmamızı sağlayacaktır.

Türkiye'nin bu Aralık AB'den tarih alamaması durumunda siyasi gücün AKP'den yeniden statükocu kesime geçmesi ve ilhakçı politikanın hortlaması olasıdır. Kurucu devletin ilanı bu olasılığa karşı sigorta olacaktır.

Annan Planı'ndaki mal mülk rejimini en azından plandaki haliyle etkilenebilecek 70,000 insanımızın hassasiyetini de dikkate alarak mümkün olduğu kadar az insanı etkileyecek şekilde yürürlüğe koymak Türkiye aleyhine AİHM'deki davaları uzun süre donduracaktır. Bugünkü şekliyle en iyi ihtimalle AİHM davalarının KKTC'deki Mal Komisyonu'na kanalizesi konuşulmaktadır. Fakat bu Rumlara yine hemen tazminat ödememiz gerekeceği gerçeğini değiştirmemektedir.

KL ya da EURO gibi bir stabl para birimine geçiş ülkemize yabancı sermaye akışını hızlandıracaktır.

Nisan referandumu neticesinde Annan Planı ve kurucu devlet anayasasının hiç bir hükmü yoktur. Bunları kısmen de olsa yürürlüğe koymak için yeni referandum gerekecektir. Halkımıza gereksiz zahmet verilmemesi için bu referandumun derhal yapılması gereken bir erken seçimle eşzamanlı yapılması en mantıklısıdır. Kurulabilecek yeni hükümet de üç parçalı ve sadece iki üye çoğunluğuna dayanacağı için ne yapılsa uzun ömürlü olmayacaktır. Erken genel seçimle eşzamanlı bir referandum bizim için gereklidir. Doğru adımları uluslararası kamuoyunda bugün bizim lehimize olan rüzgar kesilmeden atmalıyız. Unutulmamalıdır ki her rüzgarın da bir ömrü vardır.

KIBRIS: Son sorumuz şu. Güneyde de Avrupa Parlamentosu seçimleri yapıldı. Bu seçimlerle ilgili yaklaşımın nedir?

Murat HAKKI: Rum yönetiminin yaptığı 'gereksinim doktrini' dahil hiçbir hukuki dayanakla desteklenemez. Yapılan oradaki statükocuların Türklerin yasal haklarını gasp girişimdir. Meclisimizin en kısa zamanda toplanıp içinde iki kişi seçip Strasbourg'a yollayarak Türklerin AP'de temsiliyet hakkını savunmalıdır.

*******************************************************

Murat HAKKI

Murat Metin Hakkı, 1982 yılında Londra'ya bağlı Greenwich kasabasında doğdu. İlk öğretimini 1993 yılında Şehit Tuncer İlkokulu'nda tamamladıktan sonra ortaöğretimine Yakın Doğu Koleji'nde başlayıp 1999 yılında Lefkoşa Türk Maarif Koleji'nden mezun oldu.

Lise öğrenimini tamamladıktan sonra 1999-2002 yılları arasında İngiltere'deki Southampton Üniversitesi'nde hukuk lisans eğitimi aldı. 2002-2003 arası Londra Üniversitesi'ne bağlı London School of Economics'ten İngiliz ticaret ve şirket hukuku üzerine ilk yüksek lisansını, Mayıs 2004'te de New York'taki Cornell Üniversitesi'nden uluslararası hukuk ve Amerikan ticaret hukuku üzerine ikinci yüksek lisansını aldı. Önümüzdeki eylül ayında Harvard Üniversitesi Ortadoğu Araştırmalar Merkezi'nde 'Ortadoğu Dış Politikaları' üzerine yeni yüksek lisans çalışmalarına başlayacaktır.

Akademik ödülleri: 1993 ve 1996: ilk ve ortaokullar arası bilgi yarışması birincilikleri. 1997: Alliance Française ödülü. 1998: Royal Commonwealth Society Ödülü. 2000 (üniversite): Macfarlanes ödülü.