Rumların "boş ümitleri" yabancı diplomatları bunalttı

ÜMİTLER BOŞA ÇIKTI
Paris'te 28 Şubat'ta gerçekleşen Papadopulos-Annan görüşmesi sonrasındaki iki ay içerisinde Kıbrıs sorununda ilerleme sağlanacağına yönelik ümitlerin boşa çıktığı, Rum yönetiminin ve hükümet ortağı partilerin Kıbrıs sorununda yeni bir hareketlilik olacağını söylemelerine rağmen hiçbir ilerleme kaydedilmemesi bir yana prosedürün dahi başlamaması Güney Kıbrıs'ta rahatsızlık yarattı. Balon açıklamalar Güney Kıbrıs'taki yabancı diplomatları da rahatsız etti

İÇ TÜKETİM MALZEMESİ OLARAK KULLANILDI
Lefkoşa'da bulunan yabancı diplomatlar, teknik komitelerin kurulamaması ve diyaloğun başlayamaması konusunda Kıbrıs Rum tarafına da sorumluluk yüklüyor. Rum tarafının, Paris anlaşmasını 21 Mayıs'taki milletvekilliği seçimleri ışığında iç tüketim malzemesi olarak kullandığını ileten Fransa Büyükelçisi, yanında başka büyükelçiler de Rum hükümetin bu konudaki davranışını çok yakından izliyorlar

Rum yetkililerin, Paris görüşmesinde teknik komitelerde Kıbrıs sorununun esasına ilişkin konuların da görüşülmesinde mutabakat sağlandığı yolundaki açıklamalarının, yabancı diplomatları bunalttığı bildirildi.

Alithia, Paris'te 28 Şubat'ta gerçekleşen Papadopulos-Annan görüşmesi sonrasındaki iki ay içerisinde Kıbrıs sorununda ilerleme sağlanacağına yönelik ümitlerin boşa çıktığını, Rum yönetiminin ve hükümet ortağı partilerin Kıbrıs sorununda yeni bir hareketlilik olacağını söylemelerine rağmen hiçbir ilerleme kaydedilmemesi bir yana prosedürün dahi başlamadığına dikkat çekti.

Haberi "Türk Tarafı Oyalıyor" başlığıyla yansıtan gazete, Rum yönetiminin iki ay içerisinde BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin adayı ziyaret etmesini gündeme getirecek bir ilerleme sağlanacağı beklentisi içinde olduğunu hatırlattı ve özetle şunları kaydetti:

"Gazetemizin edindiği bilgilere göre Birleşmiş Milletler sürekli olarak iki tarafın temsilcileriyle görüşüyor ve prosedürün başlaması için ortak bileşke arıyor. Hükümet kaynakları, müzakerelerin başlamasında gözlemlenen gecikmeyi Kıbrıs Türk tarafının izlemekte olduğu oyalama taktiğine bağlıyor. Hükümetin kanaatine göre Kıbrıs Türk tarafı, Ankara'nın da desteğiyle çeşitli mazeretler ortaya koyuyor ve maksatlı olarak diyaloğa yanaşmıyor.

Aynı hükümet kaynakları Kıbrıs Türk tarafının, Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nü hayata geçirmeme, hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Rum uçak ve gemilerine açmayı reddetme konusunda Türkiye'ye yardım elini uzatmak ana hedefi ile sonunda yaz dönemi içerisinde müzakere masasına geleceğini değerlendiriyorlar. Bu senaryo temelinde, üyelik sürecinin değerlendirilme aşamasında Ankara, iki toplum arasındaki diyaloğun gelişme halinde olduğuna atıfta bulunarak Ek Protokolü hayata geçirmemesini haklı göstermeye çalışacak.

Ancak görev yerleri Lefkoşa'da bulunan yabancı diplomatlar, teknik komitelerin kurulamaması ve diyaloğun başlayamaması konusunda Kıbrıs Rum tarafına da sorumluluk yüklüyorlar. Gazetemizin edindiği bilgilere göre, ülkesinin Dışişleri Bakanlığı'na, Lefkoşa'nın Paris anlaşmasını 21 Mayıs'taki milletvekilliği seçimleri ışığında iç tüketim malzemesi olarak kullandığını ileten Fransa Büyükelçisi yanında başka büyükelçiler de hükümetin bu konudaki davranışını çok yakından izliyorlar.

Gazetemizin elindeki bilgilere göre bu diplomatlar, Başkan Tasos Papadopulos'un ve hükümet ortağı partilerin sözcülerinin 'Paris'te gündelik konuların haricinde Kıbrıs sorununun esasına ilişkin konuların da görüşülmesinde mutabık kalındığı' mesajlarından bunaldılar. Papadopulos-Annan görüşmesi sonrasında yayınlanan ortak açıklamaya işaret ediyorlar ve esasa ilişkin konuların görüşüleceği anlaşmasının ortak açıklamanın neresinde ifade edildiğini soruyorlar.

Yabancı bir diplomat, 'Dekonfrantasyon ve/veya Maraş konusunda da ilerleme sağlanması faydalı olurdu gibi bir dileğin ifade edilmesi başka şey, hükümetin iddia ettiği 4-A'nın (mayından arındırma, dekofonfrantasyon, askersizleştirme ve Maraş) görüşüleceği konusunda anlaşma başka....' diye konuştu.

ABD Büyükelçisi Ronald Schlicher'in önceki gün Baf'ta yaptığı açıklama da bu konuda göstergedir. Schlicher, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'in iki tarafla işbirliği yaparak tarafların teknik düzeyde uzlaştıkları konular üzerinde müzakerelerin başlaması için bir anlaşmaya ulaşmaları yöntemini bulacakları ümidini dile getirdi. Ayrıca, siyasi meseleleri de görüşmek için ortak kabul edilir bir zemin bulacaklarını umduğunu da söyledi."


Moller: Her iki tarafı da tatmin edecek diplomatik yeteneğe sahibim

Politis de, "Bakışlar Sonbahara AB Kararları Kıbrıs Sorununun Geleceğini Belirliyor" başlığıyla yansıttığı haberinde, BM kaynaklarının Kıbrıs'taki iki tarafın teknik komiteler türündeki diyalogun başlamasına ilgilerini sürdürmeleri halinde uzlaşı noktasının bulunabileceğinden iyimser olduklarını yazdı, şunları kaydetti:

"BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller, gündelik konuların ve devamında esasa ilişkin görüşmelere de başlangıç olacak önerilerle her iki tarafı da tatmin edecek diplomatik yeteneğe sahip olduğunu gösterdi. Birleşmiş Milletler, kayıplar konusunda ileri götürülen bir Talat-Papadopulos görüşmesinin başlangıç ve prosedürün genişletilmesi için iyi bir başlangıç olacağı beklentisindedir.

Elbette kimse, çalışmaya başlasalar bile teknik komitelerden etkileyici birşey beklemiyor. Herkesin bakışı, Türkiye'nin üyelik sürecinin ve üstlenmiş olduğu yükümlülüklerini hayata geçirmesini değerlendirileceği sonbahara çevrilmiş durumda. Ankara, Kıbrıslı Türkler için de benzer birşey elde etmemesi halinde, hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmamakta kararlı görünüyor. Tayyip Erdoğan'ın da, seçim öncesi döneminde olumlu bir sürpriz yapması beklenmiyor.

Kıbrıs için en endişe verici olan, gerek Brüksel'de, gerekse Ankara'da Türkiye ile AB arasında imtiyazlı ortaklık fikrinin olgunlaşmaya başlamasıdır. Böyle bir durumda Kıbrıs sorunu muhtemelen yeni düzenlemenin kurbanı olacak. Bu Lefkoşa'yı endişelendiriyor ve daha esnek hale getiriyor. Papadopulos'un Eleftheros Tipos'a söylediği üzere, karşılaştığı sorunlar veya müzakerelerinin AB tarafından kesilmesi nedeniyle Türkiye'nin üyelik sürecini kendi rızasıyla terk etmesi Kıbrıs sorunu için nahoş bir gelişme olacak. 'Müzakerelerin kesilmesi gibi olumsuz bir gelişmeden kaçınılabilmesi için Türkiye'nin itaat etmesi konusunda altın kesitin bulunması gerekir' diyen Tasos Papadopulos, Türkiye'ye ilk çelme takan olmayacağını ortaya koydu