Rum yönetimi, Annan planını yeniden masaya getiriyor
SÜRPRİZ GİRİŞİM... Kıbrıs'ta Annan Planı'nı reddederek uluslararası baskılara maruz kalan Rum yönetimi, sürpriz bir çıkışla planın yeniden müzakere edilmesi için girişim başlattı. Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos, plandaki değişiklik önerilerini içeren mektupları gerekli yerlere gönderdiklerini ve öne sürdükleri çerçevede Annan Planı'nı yeniden müzakere edebileceklerini açıkladı
ÇABALAR GİZLİ YÜRÜTÜLÜYOR... Rum lider Papadopulos, çabaların gizli yürütüldüğünü bu nedenle kimlerle temas ettiklerini açıklamayacağını söyledi. Papadopulos, Kıbrıs sorununda temaslar ve yabancılar nezdinde somut önerilerle sondajlar yapmakta olduğunu ancak bunları maksatlı olarak açıklamadığını kaydetti
KİMSEYİ İKNA ETMEK ZORUNDA DEĞİLİM... Papadopulos: Annan Planı'nın revize edilmesi konusunda umutlu değilim. Buna rağmen girişimleri devam ettirmek zorundayız. Annan Planı'nda yapılmasını istediğim değişiklikleri, gereken kişilere yazılı olarak verdim. Çözüm isteyip istemediğim konusunda kimseyi ikna etmek zorunda değilim
Kıbrıs'ta Annan Planı'nı reddederek uluslararası baskılara maruz kalan Rum yönetimi, sürpriz bir çıkışla planın yeniden müzakere edilmesi için girişim başlattı.
Rum Yönetimi Başkanı Tassos Papadopulos, plandaki değişiklik önerilerini içeren mektupları gerekli yerlere gönderdiklerini ve öne sürdükleri çerçevede Annan Planı'nı yeniden müzakere edebileceklerini açıkladı.
Rum lider, çabaların gizli yürütüldüğünü bu nedenle kimlerle temas ettiklerini açıklamayacağını söyledi.
Rum kesimindeki en yüksek tirajlı Fileleftheros gazetesine demeç veren Papadopulos, Annan Planı'nın revize edilmesi konusunda umutlu olmadığını, buna rağmen girişimleri devam ettirmek zorunda olduklarını belirtti.
Papadopulos: Kimseyi ikna etmek zorunda değilim
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununda temaslar ve yabancılar nezdinde somut önerilerle sondajlar yapmakta olduğunu ancak bunları maksatlı olarak açıklamadığını söyledi. Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişiklikleri, gereken kişilere yazılı olarak verdiğini söyleyen Papadopulos, "Çözüm isteyip istemediğim konusunda kimseyi ikna etmek zorunda değilim" dedi.
Fileleftheros, Rum yönetimi başkanıyla yaptığı söyleşiyi, "Yazılı Olarak ve Öneriler Verdim" Papadopulos: Temaslar ve Yabancılar Nezdinde Sondajlar Yapıyorum, Aleni Şekilde Müzakere Etmemiz Söz Konusu Değil. 'Çözüm İsteyip İstemediğim Konusunda Kimseyi İkna Etmek Zorunda Değilim' " başlığıyla manşetine taşıdı.
Gazeteye göre Papadopulos, Maraş'la ilgili inisiyatifleri açıklamaktan kaçındı ve aleni bir şekilde müzakere etmesinin söz konusu olmadığını söylerken, Rum tarafının Kıbrıs sorununda ne istediğine karar vermediğini söyleyenlere karşı eleştirel tavır takındı. Papadopulos, daha önce açıklamış olduğu, Türk askerinin gitmesi, TC kökenli KKTC vatandaşları konusu, ortak ekonomi politikası vb. tezlerini hatırlattı.
Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasının kendileri dışında hiç kimsenin çıkarına olmadığını ancak kimsenin, yeni girişimin ne zaman cereyan edeceğini öngöremeyeceğini kaydeden Tasos Papadopulos, Lüzern'de müzakere yapılmadığını ve hedefin, belgeyi kabul etmesi için Türk tarafının ikna edilmesi olduğunu söyledi. Papadopulos, Kıbrıs prosedüründeki tavrı nedeniyle BM genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto'yu eleştirdi ve Rum tarafının yazılı olarak sunduğu görüşlerini okumamakla suçladı.
Gazete, Papadopulos'la yaptığı söyleşiyi okurlarına, Politiki ekinde "Tasos Papadopulos: Çözüm İstediğim Konusunda İkna Etmek İçin Kendimi Ateşe Atmam" başlığı altında şöyle aktardı:
Soru: Kıbrıs Rum tarafının stratejisi olmadığı ve ne istediğini belirlemediği konusunda topa tutuluyorsunuz.
Yanıt: Bunu yapanlar sadece, bu konuda bilgisiz olan ve onlara bilgi verme hevesinde de olmadığım bazı gazetecilerdir. Ben işimi basın aracılığıyla temaslarla veya müzakerelerle yapmayacağım. Mesela şu iyi bir örnektir: Kısa süre önce Ulusal Konsey'e, oybirliğiyle geçmesi gereken finansman protokolü hakkında konuştum ve bunu oylamama olanağı bulduk. Yapmak istediğim düzeltmeler olursa oylayacağız. Danışmanlarımı bilgilendirmem gerektiği kanaatine vardım çünkü Ulusal Konsey bir danışmanlık organıdır. Onlara, veto kullanmamın söz konusu olmadığını söyledim. Ancak en azından, iki tüzüğün olacağı gün gelene kadar, yapmak istediğimiz ertelemeyi veya en azından değişiklikleri başarmamız için bunu kullanabiliriz. Onlara, bunun aramızda kalmasını rica ettim ve blöf yapıp, kartlarınızı diğer tarafa gösteremezsiniz dedim. Nihayetinde yayımlandı. Ve bir sonraki toplantılarında onlara, bilginin Ulusal Konsey'den sızdığını söyledim Onlara, yabancı bir yetkiliye verdiğim değişiklikler konusunda benim aynı şeyi mi yaptığımı düşünmelerini söyledim. Bu mesele ertesi gün yayımlansaydı, değişiklikleri öğrenmek için üzerime geleceklerdi. Bu şekilde mi müzakere yapacağım? Bana, şeffaflık konusunu da mı getirecekler? Ülkenin geleceği konusunda saydamlık mı?
Soru: Yani, yeni inisiyatif cereyan etmezse Ulusal Konsey'e değişiklikler hakkında bilgi vermeyecek misiniz?
Yanıt: Herhangi birinize -siyasileri kastetmiyorum- sendikal karakterde davrandım mı? Önceden gidip işvereninize; sınırlarınızı ortaya koyarak, çalışma saatlerinizin azaltılmazını ve ücret artışı istediğinizi söylediniz. Bu şekilde müzakere yapılabileceğine mi inanıyorsunuz? Ben onlara, danışma organı olduklarını söyledim ve Bürgenstock'a gidişimiz öncesinde neler olduğunu hatırlattım. Onlara, her birinin ayrı ayrı bana gelip gelip istediği değişiklikleri söylediğini bilip bilmediklerini sordum. Bunu birine söylediğimi duydunuz mu? Herhangi bir şey sızdı mı? diye sordum. Mesela AKEL'e gidip Anastasiadis'in bana söylediklerini anlatmam. Şimdi de aynı şeyi yapıyorum. Herhangi bir partinin önerilerini açıklamayacağım. Bu konuda argümanlarla atışmam mı gerekir?
Soru: Hükümet ortağı partilerden de, ne istediğinizi bilmedikleri işitiliyor. Mesela, AKEL yetkililerinden.
Yanıt: Yetkili. Bay Hristofyas'a sorun
Soru: Ne kastediyorsunuz?
Yanıt: Bay Hristofyas biliyor. Ne istediğimizi bilmediklerini söyleyenler, bunu ulusal konseyde pek çok kez söylediğimi hatırlasınlar. Türk askerlerinin gitmesini, yerleşikler konusunun çözülmesini istediğimi söylemedim mi? Bunu söylemedim mi? Yazmadım mı? Yayımlanmadı mı? Basın toplantısı düzenledim ve bunları söyledim. Ortak bir para politikası istediğimizi bilmiyor musunuz? Siyaset bu mu? Siyasi liderlerden herhangi birinin planda ne değişiklikler istediğimizi açıkça bilmemesi mi?
Soru: Yeni inisiyatifin ne zaman cereyan edeceğini öngörebilir misiniz?
Yanıt: Hayır. Kimse de öngöremez.
Soru: Aralığa kadar da görmüyor musunuz?
Yanıt: Bilmiyorum dedim. Öngöremem. Yarın olabilir, olmayabilir. Bazı somut önerilerle temaslar ve sondajlar yaptım. Bunlar gizli kaldılar çünkü burada söylemedim. Müzakerelerin yeniden başlamasının bizden başka birinin çıkarına olacağını görmüyorum. İngilizler, Amerikalılar, BM yapabileceğiniz tek şey yeniden düşünmek ve planı olduğu şekliyle referanduma götürmektir diyorlar. Bazı Amerikalılar -bürokratlar- bize, BM tarafından yerine getirilip getirilemeyeceğini, yani karar çıkarılmasını, görmeleri için güvenlik konusunda ne istediğimizi soruyorlar. Bu Bay Powell'in Bay Hristofyas'a önerdiği bir şeydi ki ne Hristofyas ne de başka biri kabul etti. Sadece laf olduğunu onlar da kabul ettiler.
Soru: Dolayısıyla, görüntü sisli olmaya devam mı ediyor?
Yanıt: Türkler şimdi neden müzakereye girsinler ki? Türkler şimdi, sicillerinin temiz olduğunu söylüyorlar. Onlara, askerlerinizin gideceğine dair garanti istiyoruz dediğimde, evet veya hayır yanıtı vermeleri için müzakere yapmamız gerekmeyecek mi? Türklerin reddetmelerinin saçma olduğunu söyleyecek 3-4 ülke olabilir. Perde gerisinde ne olacağı ise başka bir tartışma konusu.
Soru: Plandaki değişikliklere ilişkin strateji eksikliği konusundaki eleştiriler konusuna dönelim. Bu eleştirinin sizin bazı hatalarınızdan kaynaklandığına inanıyor musunuz? Mesela, geçen sene 15 Temmuz'da, planı kabul etmenin istila ve işgalin oldubittilerini tanımakla eşdeğer olduğunu söylemiştiniz.
Yanıt: Böyle bir şey söylemedim. Benim söylediğim ve şimdi de söylemekte olduğum, Annan Planı'nın istilanın bazı oldubittilerini uyguladığıdır. Mesela, Türk askeri kalıyor.
Soru: Acaba bu ifade, bu planın,değişikliklerle de olsa bir çözüm getirebileceğine hiçbir zaman gerçekten inanmadığınız izlenimini mi verdi?
Yanıt: Bu, doğru söyleyip söylemediğiniz sınaması ortaçağda vardı. Sizi ateşe verirlerdi. Yanarsan, yalan söylüyorsun -ki yanmayacak kimse yoktur- yanmazsan masumsun demekti. Ne sizi ne de başka birini, çözüm istediğim konusunda ikna yöntemine sahip değilim.
Soru: Yani, kendinizi engizisyon yargıçlarının eline düşmüş mü hissediyorsunuz?
Yanıt: hayır öyle hissetmiyorum. Huzurluyum. Kendimi, çözüm isteyip istemediğimi göstermek zorunda hissetmiyorum. Bana inanmaları için kendimi ateşe atmam söz konusu değil. Bunu bilmeleri gerek.
Soru: Referandumdan ve müzakerelerden önce, Kıbrıs sorunu çözülmezse Avrupa yoluyla taksim olacak demiştiniz.
Yanıt: Öyle bir şey demedim.
Soru: Avrupa yoluyla taksimden söz etmiştiniz.
Yanıt: Hayır. Başkaları Avrupa yoluyla taksimden söz etti, ben de bölücü hat ile AB'ye girmemizin söz konusu olmadığını söyledim -onlar oradan ben buradan- çünkü bu taksimdir. Bu argümandı çünkü onların bir yanda bizim diğer yanda kalmamız çözüm olmaz. Bu teoriyi ilk ortaya koyan bendim. Bu konuda kaç röportaj yaptım, bilmiyorum. Bu çözüm değil, son da değil. Yeni maceralara dalmaktır.
Soru: Planda istediğiniz değişiklikleri Lüzern'de neden getiremedik? Ortamın çok daha olumsuz olduğu şu anda bunları nasıl getireceğiz?
Yanıt: Hatırladığım kadarıyla Lüzern'de müzakere olmadı. Hakemlikti. Hakem de Annan'dı. Türkler'in bütün taleplerini hatta müzakere masasına koymadıklarını da kabul etti. Türkiye'nin 30 yıllık uzlaşmazlığından sonra o zaman herkes, Türkiye'yi sürece getirmeyi kazanacağız diye tutuşuyordu. Genel sekreterin raporunda yazdığı gibi, 9 Nisan'a kadar Kıbrıslıların planı kabul ettiğine inanıyorlardı. Şimdi hangi Kıbrıslılar kabul ediyor, bilmiyorum. Ben bunu söylemedim çünkü asla kabul etmemekle suçlanıyorum. Ben şunu derdim; belki birileri söyledi. Dolayısıyla, mantık: 'Bunlar kabul ettiğine göre diğerlerini kazanalım.' Çoğu, Türkler 'evet' oyu kullandılar, neden değişsinler diyor. Biz de 'hayır' oyu verdik neden değişelim? Çünkü Türkler için durum, olduğu şekliyle ikincil derecede iyidir. Olduğu şekliyle tatmin edici değildir. Özellikle, bekledikleri önlemlerden çoğunun hem pratikte hem de hukuki açıdan uygulanamayacağını gördüklerinde. Elbette Türkiye, sicil alıp, suçlu olmadığını söyleyebilir ancak bu, bir AB ülkesinde askeri varlığı bulunduğunu ortadan kaldırmaz. Belki onlar da, kendilerinin iyiliğine olduğunu düşündükleri şeyi -yani Kıbrıs'ın birleşmesini- başarabilmek için baskı görüyorlardır. Bunu istiyorlarsa.
Soru: Nihayetinde, Lüzern oyunu danışıklı dövüş müydü?
Yanıt: Hakemliği kabul ettik. Bunu, Annan 4 Mart tarihli mektubunda, 'Taraflar arasındaki anlaşmazlık daraldığında ve çıkmaza düşüldüğünde hakkımı kullanarak anlaşmazlıkları çözmek istiyorum' diye yazdığı için kabul ettik. Anlaşmazlıklar daralmadı. Aksine, Ziyal'in haritası ile yenileri eklendi ve çıkmaz sürekli değildi çünkü müzakere olmamıştı. Annan bizi hiçbir zaman davet etmedi. De Soto tek bir görüşmeye çağırdı, o da yarım saat öncesinde iptal edildi çünkü Talat, Erdoğan'ın gelmesini beklememiz daha iyi olur dedi. Bunu ben de söylemiyorum. Talat, AKEL'e gittiğinde, onu tanımadığım için Bürgenstock'ta görüşmeyi reddettiğimi söyledi. Aynı gün Talat'ın söylediklerinin doğru olmadığını belirten BM bildirisi çıktı.
Soru: Siz de iki gün kaybettiniz...
Yanıt: Kaybedeceğimi önceden biliyordu. Kıbrıs sorunu BM'de, devlet başkanları düzeyinde görüşülecekti ve ben katılmayacaktım. Bürgenstock'a gitmeden önce 25-26 Mart'ta gideceğimi ona söylemiştim. Karamanlis ve Moliviatis'in uçağıyla gittim. Erdoğan ve Gül de Kıbrıs sorununu görüşmek üzere AB toplantısındaydı da ben orada olmayacak mıydım?
Soru: Hakemliği kabul etmenin yanlış olduğuna mı inanıyorsunuz?
Yanıt: Sonradan akıllı olmanız kolaydır. Gittiğimizde iddia, müzakere istemediğimiz şeklindeydi. Annan da bize net şekilde, inisiyatifini sürdürmesinin söz konusu olmadığını söylemişti. Kabul etmeseydik inisiyatifin sonu olacaktı. Kabul etmeseydim kaç Kıbrıslı bana 'Bravo, iyi yaptınız' diyecekti, söyleyin. Ve orada tek başıma da değildim. % 94'ün temsilcileri New York'taydı.
Soru: Oraya, Denktaş'ın havaya uçuracağı hemen hemen kesinken gittik demiştiniz, bu geçerli mi?
Yanıt: Hayır. Yine yazdım. Bay Annan'a 3 öneride bulunduk. Birinci gün bize, düşüneceğini, ikinci gün ne Denktaş'ın ne de kendisinin kabul etmediğini söyledi. Başka bir öneri daha yaptık. Ertesi günü yine bize, kabul edilmediğini söyledi ve nihayetinde kendi önerisi kaldı.
Soru: Referandumdan sonra, Amerikalılar ve İngilizlerle bir çatışma sürecinde olduğumuz görünüyor mu?
Yanıt: Hiç olmadık mı? Annan Planı ile çözümü ileri götüren, planı tamamen 'dengeli' ve 'yegane fırsat' haline getirenler, kabul etmezsek, başka hiçbir imkan ve olanak bulunmadığında ısrarlı olanlar, bu insanlar. Ne bekliyoruz? Bilinmeyen bir şey var mı? Bize sonradan gelen? 15 gün önce- halkın yanıtının 'hayır' olacağını anladığımda- çalışma arkadaşlarımla oturduk ve hayır ile neler olacağını konuştuk. Bu, bu, bu dedik. Beklediğimden de az tepki ve gerginlik oldu.
Soru: AB'de durum, tam da (referandum) sonucu nedeniyle zor.
Yanıt: Sadece İngilizler.
Soru: Avrupa da.
Yanıt: Avrupa, Avrupa Birliği değil. Avrupa Birliği üye ülkelerdir. Önlemlerini neden geçirmediler? Argümanlarımızdan mı korktular? Oradaki çoğunluk (önlemleri) geçirebilir miydi? Ve bugün. Bunu, sadece biz ve Yunanistan bloke edemeyiz. Neden geçmiyor? Çünkü, kimi bize sempati duyduğu, kimi ikna edildiği, kimi de kendi çıkarları yüzünden karşı çıkan büyük ülkeler var.
Soru: Hayır yanıtının elde ettiği oran ile, Annan Planı'nın öldüğünü mü yoksa değişikliklerle yeniden geleceğini mi düşünüyorsunuz?
Yanıt: Deneyimlerimden dolayı, bu tür planların ölmediğine inanıyorum. 1. Annan Planı'nın ilk paragrafı ne diyordu? Bu plan, önceki planlarda var olan fikirlerden, yaptığım sondajlardan ve iki tarafın kabul edebilecekleri diğer şeylerden geldi diyordu. Dolayısıyla, plan ölmeyecek. Şu anda değişiklikler ne kadar ve ne derece olacak, keşke öngörebilseydim. Değişiklik olanakları konusunda sahte hislere sahip değilim. Ancak çaba harcayacağımız vaadimiz de var. Başarabileceğimi biliyorken ancak daha denememişken nasıl rahat oturabilirim?
Soru: Lüzern'de bu olanak yok muydu?
Yanıt: Elbette yoktu. Oraya, Kıbrıslı Rumların (planı) kabul ettikleri fikriyle gittiler ve hedef; Türkleri de ikna etmekti.
Soru: Buna neden kesin gözüyle bakıyorlardı?
Yanıt: Bunu bana siz söyleyin. Biliyorum ki ben onlara hiçbir zaman kabul ettiğimi söylemedim. İyi ki yazılı verdim. De Soto'yu 204 sayfalık belgeye boğduğum için beni siz de mi eleştirdiniz bilmiyorum. Mesela, güvenlik. Selanik'teki konuşmasında De Soto; güvenlik konusunu Bürgenstock dışında gündeme getirmediğimi söyledi, ki 15 Mart tarihli 7 sayfalık belgem var. Güvenlik, garantiler ve planın nasıl uygulanacağına dair. Selanik'teki konuşmasından sonra ona mektup gönderdim, belgeyi de ekledim. Bir ay önce de New York'a gittiğimde kendisine 'Hatırlayacağınız üzere, size Kıbrıs'ta da söylediğim gibi; size söylediklerimi işitmediğinizi anlıyorum ve benim dışımda kimsenin müzakereleri ciddiye almadığı kanaatindeyim' dedim. Denktaş şakasını yaptı, belgesini sundu, De Soto kayıtsızdı. New York'a gittiğimde, kendisine 'sadece beni dinlememekle kalmayıp, sana verdiğim kağıtları da okumadığın görünüyor. Sana postayla bir belge daha gönderdim -yanında Annan oturuyordu- ve umarım bu sefer okursun da güvenlik konusunu sadece Bürgenstock'ta ortaya koyduğumu bir daha söylemezsin' dedim
Soru: Bay başkan, (De Soto) istenmeyen kişi mi?
Yanıt: İstenmeyen kişi de ne demek? Ne zaman isterse gelsin, hoş karşılanır.
Soru: De Soto'yu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yanıt: Bu tür yorumlar yapmam.
Soru: Talat'la işbirliği olanağı var mı?
Yanıt: Elbette var. Ancak kendisi istiyor mu? Yani, Akıncı kendisine önlemlerimizin iyi olduğunu ve ayrılıkçı öngörüleri kaldırmaya çalıştığını söylediğinde sahte mecliste yapılan tartışmayı hatırlamıyor musunuz? Talat bunlarla kavga etti. Talat, önlemlerin içeriği budur dedi. Bütün yetkilere sahip bağımsız bir devlet olarak tanınma dışında, işleyebilir bir devletin bütün haklarına sahip olarak yaşayabileceği mantığına sahipse...
Soru: Yani Tayvan mı?
Yanıt: Tayvan sistemi konusunda Hong Kong'da çalışan Klosson'du. Tayvan'la çakışma konusu doğmadığını söyledi. Tayvan, BM üyesi bir ülkeydi ve bundan sadece birkaç yetki alınıp Çin'e verildi. Yani terstir.
Soru: Bay başkan, Talat yeni bir Denktaş olma yolunda mı ?
Yanıt: Yorum yapmam. Onu sadece, geldiği zaman, müzakere masasında görüyorum.
Soru: Verheugen'le ilişkileriniz nasıl?
Yanıt: Ona Dublin'de de sordum: 'Seni kim aldattı?' diye... Ben hayatta kimseyi aldatmadım. Bana ne kastettiğini açıkça söyledi. Ve orada yalnız değildim. Karamanlis, Moliviatis ve Ahern de yanımızdaydı.
Soru: Somut bir şey söyledi mi?
Yanıt: Söylemem söz konusu değil.
Soru: O zaman neden sizi bu kadar rahatsız eden önerilerde bulundu?
Yanıt: Hangi öneriler?
Soru: Direkt ticaretle ilgili olanlar
Yanıt: Bu çeşitli tarafların sattığı bir politikadır. Yani, bu önlemlerin, yaşam seviyesinin yükseltilmesine yardımcı olacağı ve iki tarafı yakınlaştıracağı. Ben de evet diyorum, ancak, ayrı hareket edip taksim meyillerini betonlaştıracak değil, 26 Nisan kararına uygun olarak ekonominin birleştirilmesini ileri götürecek önlemlere. Verheugen'le ilişkilerim mükemmeldir.
Soru: Maraş konusunda bir şey olabilir mi, belki eylül-ekim içinde?
Yanıt: Hiçbir şey söylemeyeceğim. Umarım. Bu konuda ne olup bittiğini size söylersem, yarın nasıl tepkiler olacağını söyleyin.
Soru: Ortaklarımız, Türkiye için üyelik müzakerelerinin başlama tarihinin belirlenmesi konusunda aralık ayında takınacağınız tutum konusunda dolaylı veya direkt olarak size yaklaştılar mı?
Yanıt: Onlar ne yapacaklarını bilirler.
Soru: Size öneride bulunacaklar mı?
Yanıt: AB'de işler öyle yürümez.
Soru: Ancak Amerikalılar öyle olsun istiyor?
Yanıt: En hararetli destekçilerdirler.
Soru: Siz ne yapacağınıza karar verdiniz mi?
Yanıt: Elbette.
Soru: Hayal etmemiz için bize söyleyemez misiniz?
Yanıt: Hayır.
Soru: Ancak Brüksel'de, veto kullanmayacağınızı söylemiştiniz.
Yanıt: O zamanki şartlar altında.
Soru: Yani, bütün olasılıkları açık mı bırakıyorsunuz?
Yanıt: Tanrı adına, hiçbir şey söylemem söz konusu değil.
Soru: Bilinen önlemler dışında başka herhangi bir şey hazırladınız mı?
Yanıt: İlan ettiğimiz önlemlerin yılda 14 milyon KL'ye mal olacağını hesapladık ve halen 18 milyon KL'ye ulaştık. Bazıları, hiçbir önemi olmadığını düşünüyor. Başka ekonomik önlemler olmayacak. 259 milyon euro da alacaklar...
Yeşil Hat Tüzüğü'nün Kıbrıslı Türklerin daha yararına olmasını sağlamak için olacak bir dizi şey (KDV.vb.) var."