Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan: Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin...

Erdoğan, AB üyesi ve aday ülkelerin büyükelçileri onuruna Başbakanlık Resmi Konutu'nda dönem sonu verdiği yemekte yaptığı konuşmada, dış politika ve ekonomik konulara da değindi.

Türkiye ekonomisinde yaşanan dönemsel sıkıntıların, müzakerelerin başlatılması önünde engel olarak öne sürüldüğünü ifade eden Erdoğan, "AB Komisyonu, kanımca, çok da objektif olmayan bir yaklaşımla, Türkiye'yi işleyen piyasa ekonomisi olarak kabul etmemekle ısrarlı davranmaktadır" dedi.

Bu tür yaklaşımların sadece Türkiye'ye değil, AB'ye de zarar verdiğine inandığını ifade eden Erdoğan, "IMF'nin 2003 verilerine göre, dünyanın 22. büyük ekonomisi olan ve bazı üye ülkeleri dahi geride bırakan Türkiye'nin potansiyelini görmezden gelenler, AB ekonomilerine dinamizm kazandırma çabalarını unutmuş görünmektedir" diye konuştu.

"Ekonomimizin tüm sorunları aştığını söylemiyorum" diyen Erdoğan, ancak uluslararası kuruluşların, ekonomiyi güçlendirmek için atılan adımların hakkını teslim ettiğini söyledi.

Erdoğan, AB Komisyonu'nun rapor ve önerisiyle, bu yıl Türkiye'nin üyeliğinin etkilerine ilişkin bir değerlendirme hazırlanacağını ifade ederek, diğer adaylar için yapılmayan bu uygulamayı "olağan dışı" olarak niteledi. Erdoğan, böyle bir çalışmanın Türkiye'ye ilişkin bazı kaygıları ortadan kaldıracağını ümit ettiğini belirtti.

Kıbrıs

 

Türkiye'nin AB üyesi olmanın sorumluluğu ve bilinci içinde bulunduğuna dikkati çeken Erdoğan, bu konudaki en iyi göstergelerden birisinin Kıbrıs konusunda izlenen tutum olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin Kıbrıs sorununun, AB'ye ithalini önlemek için elinden gelen çabayı gösterdiğini dile getiren Erdoğan, 1 Mayıs'taki referandumda birleşik bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesi için Türkiye'nin üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiğini anlattı. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aynı bilinç, irade ve sorumluluk ile davranmayan taraf, maalesef şu anda AB üyesidir. AB, uluslararası bir sorunu, kendi içine ithal etmiştir. Gelinen noktada, kimin çözümden, kimin çözümsüzlükten yana olduğu anlaşılmıştır. Bu çerçevede, önceliğimiz çözüm isteyen Kıbrıs Türk tarafının, daha fazla cezalandırılmasına izin verilmemesidir. Kıbrıs Türklerinin tecridinin giderilmesi için etkin ve cesur tedbirler alınmalıdır. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin Kıbrıs konusunun gölgesinde tutulması kabul edilemez. Tüm tarafların sorumlu ve gerçekçi politikalar benimsemesini bekliyoruz. Geçtiğimiz Nisan ayında kabul edilen tüzük, kuzeyin tecridinin giderilmesi yönündeki beklentimizi, maalesef büyük ölçüde karşılamamıştır. Daha etkin ve cesur adımlara ihtiyaç vardır."

Başbakan Erdoğan, belirli bir aşama kaydeden hükümetler arası konferans çalışmalarının bu ayki zirvede sonuçlandırılacağını ümit ettiğini ve gerekli uzlaşının sağlanması bağlamında dönem başkanlığına güvendiklerini belirtti.

"Tutamayacağımız sözlerle çıkmadık"

 

Erdoğan, daha önce de Hıristiyan ve İslam medeniyetleri arasında soğuk savaş yaratılmak istendiği ve Türkiye'nin AB ile bütünleşmesinin bunu engelleme yönünde katkılar yapacağı yönünde tespitlerde bulunduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Yanılmış olmayı istediğim bu tespitlerimde her geçen gün, yaşanan gelişmeler karşısında haklı olduğumu üzülerek görüyorum. Dine dayalı, her tür gruplaşmanın, tarihe gömülmesi için işbirliği ve diyalog zeminini güçlendirmeye, bugün çok daha fazla ihtiyacımız var. Çağdaş dünyamızda din, sistem ve coğrafyalara değil, bireye aittir, öyle olmalıdır. Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği, Hıristiyan ve Müslümanlar arasındaki birlikte yaşama inanç ve iradesini hiç şüphesiz güçlendirecektir. Lütfen, Türkiye'nin farklılıklarını dile getirirken, bu farklılıkların esasında başlı başına birer zenginlik olduğunu unutmayınız. Bunları tek başlarına değil, AB'ye katabilecekleri artı değerlerle birlikte düşününüz."

Büyükelçilere, "Hiçbir zaman, karşınıza tutamayacağımız sözlerle çıkmadık. Taahhütlerimizi, suya yazılmış yazılar olarak görmedik" diye hitap eden Erdoğan, Türkiye'nin hiçbir zaman olması gerekenin ötesini talep etmediğini ifade etti.

Türkiye'nin kendi performansını değerlendirirken, gerçekçilikten sapmadığını dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Kendi kendimize, kimliğimize, yapabileceklerimize sınırlar biçmedik. Önce kendimizi, güç ve zaaflarımızı doğru tanımladık. Hiçbir zaman kaydettiğimiz ilerlemenin rehaveti içine düşmedik, tam tersine yaptıklarımızın, yapacaklarımızın teminatı olarak bilinmesini istedik. Türkiye olarak, sorumluluklarımızdan asla korkmadık. Aralık ayında AB'den de sadece ve sadece aynısını bekliyoruz."