Avrupa basını: NATO’da Müslümanlık neden gündeme gelmedi?
Türkiye'ye verdiği güçlü
destekle göze çarpan The Independent gazetesinde yazar Maureen Freely, "Niçin
Avrupa'ya Türkiye'nin gözünden bakmıyoruz" başlıklı yazısında Avrupa Birliği'nin
Ankara'nın yakaladığı değişim ivmesini desteklemesi gerektiğini belirtiyor.
Yazarın görüşleri özetle şöyle:
"Türkiye'nin Hıristiyan Kulübü'ne kabul edilip edilmeyeceği tartışılırken sadece
Avrupa'da yaşayan 15 milyon Müslüman görmezden gelinmiyor aynı zamanda
Türkiye'nin başka bir Hıristiyan kulüp olan NATO'daki hizmetleri de es
geçiliyor.
Ankara'nın en kadim destekçisi İngiltere'de bile iki Türkiye tezinden
bahsediliyor. Yani bir yüzü Batı'ya, bir yüzü Doğu'ya bakan Türkiye… Ama Türkiye
birçok açıdan zıtlıklar ülkesi olmasına karşın, bu maç Türkiye'nin iki yarısı
arasında oynanmayacak.
Türkiye'nin henüz anlatılmamış en güzel hikayesi, farklı etnik köklerini
kucaklama ve tarihinin daha az sevimli bölümleriyle yüzleşme çabasıdır. Türkler,
tarihsel nedenlerle bize güvenmiyorlar. Hakarete uğramaktan hoşlanmıyorlar.
Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayamazsak ve gücendirilmiş, yanlış anlaşılmış ve
saygısızlığa uğramış bir Türkiye, sosyal demokrasiden saparsa bunun sorumlusu
sadece biz oluruz."
FINANCIAL TIMES: TÜRKİYE’NİN ÜYELİK SÜRECİ DÖNEMSEL KRİZLERE GEBE
Financial Times, Türkiye'nin müzakerelere bugün başlayıp başlayamayacağı
konusundaki belirsizliği şu başlıkla duyuruyor:
“42 yıllık bekleyişten sonra hala başlama çizgisinin yeri bile belirsiz”
Gazeteye göre müzakereler öncesinde yaşanan tartışmalara atıfta bulunan bir
Avrupalı diplomat, "Bakın buraya bile ne kadar zor geldik. Anlaşılan müzakereler
kabusa dönecek" diyor.
Financial Times'ın haberi şöyle devam ediyor:
"Bugün Avrupa Birliği müzakere çerçeve belgesi üzerinde anlaşmaya varsa bile
görüşmeler hemen başlamayacak. Bugün sadece tören yapılacak. Avrupa Komisyonu,
Türkiye'nin yasalarını tarayacak ve en kolay müzakere başlığını bulmaya
çalışacak.
AB son genişleme dalgasından sonra müzakere kurallarını ağırlaştırdı.
Türkiye'nin istenen değişiklikler konusunda taahütte bulunması yeterli
olmayacak. Bu değişiklikleri hayata geçirmeden diğer başlıklara sıra gelmeyecek.
Her başlık için üye ülkelerin onayı gerekecek.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, Türkiye'ye karşı 60 vetoya sahip olmakla
övünüyor. Avusturya ise en kötü olasılığa karşı hazırlık yapıyor ve imtiyazlı
ortaklık için çaba harcıyor. Fransa daha üyelik görüşmeleri başlamadan
Türkiye'nin üyeliği için referandum yapma kararı aldı.
Türkiye'nin üyelik süreci dönemsel krizlere gebe. Bu krizlerden biri Türkiye'nin
üyeliğini suya düşürebilir. Türkiye'nin önünde tırmanacağı bir dağ duruyor."
AVRUPA’NIN TÜRKİYE’DEN ALABİLECEĞİ DERSLER VAR
"Hayaletler Şehri Selanik" adlı kitabın yazarı Columbia Üniversitesi Tarih
Bölümü öğretim üyesi Profesör Mark Mazower ise Financial Times'taki makalesinde
Avrupa'nın Türkiye'nin geçmişinden alabileceği dersler var" diyor. Yazar şöyle
devam ediyor:
"Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard D'Estaing, Türkiye'nin bir Avrupa
ülkesi olmadığını söylüyor. Ama, Fransa, İtalya, İsviçre ve Belçika'nın
kadınlara ve seçme seçilme hakkını Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye’sinden
yıllar sonra tanıdığını unutuyor. Ya da ülkesinin ulusal kimliğinin okul
çocuklarının başörtüsü takmasıyla veya aşırı sağcıların Yahudi soykırımını
reddetmesiyle bozulacak kadar hassas olduğunu göz ardı ediyor.
“Türkiye'den bugün adli sistemini liberalleştirmesi isteniyor. Oysa 11 Eylül'den
sonra henüz ABD’deki kadar olmasa da Avrupa tamamen aksi istikamette ilerliyor;
Düşünceyi suç sayma tartışmaları yapılıyor.
“Şimdi Türkiye geçmişte topraklarındaki Ermenilere ne olduğunu tartışıyor. Bu
meseleyi, siyasetin baskısından kurtarıp tarihin eline bırakınca yüzbinlerce
binlerce Ermeni’ye ne olduğunu, bu korkunç suçu kimin planladığını ve kimin
işlediğini öğreneceğiz.
“Aynı zamanda bu olayların yaşandığı dönemdeki savaş sırasında büyük güçlerin ve
özellikle Rusya'nın oynadığı rolü ve imparatorluğu parçalama planlarını da
öğreneceğiz. Demokrasi ve açıklık, tek yönlü bir yol değildir. "
THE GUARDIAN: MİLLİYETÇİLİK PATLAMASI OLABİLİR
Guardian gazetesi Avusturya Haber Ajansı tarafından sonuçları dün açıklanan bir
kamuoyu yoklamasını da aktarıyor:
Ankete katılanların yüzde 73'ü aradaki kültürel farklılıklar nedeniyle
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine alınmaması gerektiğini düşünüyor. Avrupa
Birliği genelinde ise bu oran yüzde 54.
Guardian Ankara'da dün düzenlenen mitingle ilgili haberinde ise aşırı sağcı diye
nitelediği Milliyetçi Hareket Partisi'nin öncülük ettiği bu mitinge sadece parti
taraftarlarının değil, Avrupa Birliği Türkiye'ye karşı muamelesinden rahatsız
olan binlerce kişinin de katıldığını belirtiyor.
Gazete AB uzmanı Cengiz Aktar'ın Avrupa'nın tavrı yüzünden Türkiye'de
milliyetçilik patlaması yaşanacağı yolundaki uyarısına yer veriyor.
Aynı yazıda Türklerin, siyaset ve ekonomi konularında Avrupa Birliği'nin
müdahelesine ses çıkarmadıklarını ancak Kıbrıs, Ermeni meselesi ve Kürt
sorununda gelen uyarılar karşısında kendilerini hakarete uğramış hissettikleri
vurgulanıyor.
TIMES: TÜRKLER’İN AB’YE İHTİYACI VAR MI?
Koç Üniversitesi'nde tarih profesörü olan Norman Stone ise Times gazetesindeki
makalesinde "Dinamik, dürüst ve dönüşüm yaşayan bir Türkiye'nin bize niçin
ihtiyacı olsun" diye soruyor.
Stone yazısında özetle şöyle diyor:
"Avrupa Birliği Türkiye'ye ilişkin itirazlarından vazgeçmeli. Bu ülke, tüm Doğu
Avrupa ülkelerinin toplamından daha değerli. Komünizm tarafından yok edilemeyen
bir dürüstlük gelenekleri var. Bu ülke o kadar büyük işler başarıyor ki,
‘Gerçekten Avrupa'ya ihtiyacı var mı?’ diye sormak ihtiyacını hissediyorsunuz.
Türklerin bunu istemelerinin birçok nedeni var. Üyelik kimine göre, vize
kuyruklarının sona ermesi, kimileri için yabancı yatırımın gelmesi demek. Avrupa
Birliği üyeliği, laiklere göre dincilerin, dincilere göre laiklerin hakimeyetini
sona erdirecek.
‘Oysa Avrupa Birliği onlara yaşam tarzlarını değiştirecek kurallar dayatacak.
Türkiye, gerçekten Avrupa Birliği'nde yaşanacak işsizlik, bürokrasi ve vergi
yükünü kaldırabilecek mi? Karar Türklere ait. Ama biz ileride, Türklere ‘Avrupa
Birliği üyeliğini çok istiyorsanız bizim üyeliğimizi alabilirsiniz’
diyebiliriz."
LE FIGARO: SİNİR HARBİ YAŞANIYOR
Türkiye'yle ilgili tartışmalar, diğer Avrupa gazetelerinde de geniş yer buluyor.
Fransa'da yayımlanan Le Figaro, dün Lüksemburg'da Avrupa Birliği Dışişleri
Bakanları arasında sinir harbi yaşandığını belirtirken İsviçre'den Le Temp,
“Avrupa Türkiye'ye verdiği sözü turmaya çalışıyor ama tek bir ağızdan konuşmayı
başaramıyor” diyor.
Alman Welt am Sontag gazetesi, Hırvatistan'la müzakerelere başlama sözü
verilmesi halinde Avusturya'nın Türkiye'ye ilişkin ısrarından vazgeçeceğini
belirtiyor.
EL PAIS: MÜZAKERELERİ BAŞLATMA ZAMANI GELDİ
İspanyol El Pais gazetesi ise Fransa, Almanya, Hollanda ve Avusturya'nın
Türkiye'ye muhalefetinde iç politik sorunlarının rol oynadığını belirterek
Türkiye'nin ‘Günah keçisi’ yapıldığını yazıyor.
El Pais şöyle devam ediyor:
“Onca yıl beklettikten sonra artık Türkiye'yle müzakereleri başlatma zamanı
geldi. Türkiye, İslami kültürüne rağmen gözle görülür bir ilerleme içinde.
Türkler geçmişte Avrupa'nın hasta adamı olarak niteleniyordu, Asya'nın hasta
adamı değil."
YUNAN BASININDA ‘TÜRKİYE HABERLERİ’ BOMBARDIMANI
Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde kritik önem taşıyan 3 Ekim günü arifesinde,
Yunan basınında Türkiye’nin AB üyeliği hakkındaki yazılar çoğalmaya başladı.
Elefterotipia gazetesi ilk sayfasında, "Türkiye’nin AB üyeliğinde son ana kadar
sert pazarlıklar yapılıyor" başlığı ile Türkiye’nin AB üyeliği, Yunanistan ve
Kıbrıs’ın beklentileri ve tavırları ile Türkiye’deki durum hakkında analizler
yapıyor.
'EN SONUNDA ÜYELİK REFERANDUMLARLA BELİRLENECEK'
Elefterotipia yazarı Kira Adam, makalesinde Atina’nın gelişmelerden çok memnun
olduğunu çünkü Kopenhag kriterlerine Yunanistan’ın milli çıkarları ile ilgili 4
madde eklediklerini yazıyor. Yazıda, “Ancak YDP hükümetinin bu başarısı, ‘yani
milli çıkarları doğrultusunda Türkiye’yi bağlayıcı maddelerin eklenmesi’, PASOK
ile arasında gerilimlere neden oluyor. PASOK, Türkiye’nin Yunanistan’a karşı
olan sorumluluklarını şimdi yerine getirmesini istiyor, ancak bu sorumluluklar
AB mekanizması içinde ve uzun zaman sonra gerçekleşecek. Atina ve Rum tarafı bu
fırsattan yararlanacak, ama hedefleri Türkiye’nin tam üye olması ve bu yönde
hareket edecek” deniyor. Kira Adam, yazısının sonunda "Hiçbir siyasi parti
açıkça belirtmese de en sonunda Türkiye’nin üyeliği, yapılacak referandumlarla
belirlenecek" diye yazıyor.
RUM YÖNETİMİ TÜRKİYE’NİN ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYOR
Aynı gazetenin Güney Kıbrıs muhabiri Makarios Drusiotis, Rum Yönetimi’nin,
Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini ve bu yüzden Avusturya ve Fransa’nın,
"İmtiyazlı bir ilişkiyi desteklerseniz biz de Kıbrıs Cumhuriyeti’ni (Güney
Kıbrıs) tanıması için Türkiye’ye baskı uygularız" tekliflerini geri çevirdiğini
yazıyor.
Drusiotis’e göre Güney Kıbrıs, "Türkiye’nin AB sürecinde bazı konularda
istediğini alabilir, ancak fazla gerilim yaratmamak ve bu süreci bozmamak için
sesini düşük tonda tutacak. Ama son aşamada, yani Türkiye’nin üyeliğine yakın
dönemde belirleyici rol oynayacak." Makarios Drusiotis ayrıca, "Eğer AB’nin
beklentileri yerine getirilmezse görüşmelerin durdurulması veya imtiyazlı bir
ilişki için bahane aranacak. Kıbrıs sorunu da güzel bir neden olabilir" diye
yazıyor.
'ORHAN PAMUK DAVASI ERDOĞAN’I ZOR DURUMA DÜŞÜRECEK'
Yine Elefterotipa yazarlarından Eleni Kohaimidu, "Generallerin milliyetçiliği
arttı" şeklinde bir başlık kullandığı yazısında, "Türkiye 40 yıllık bir
bekleyişten sonra AB ile müzakere masasına oturacak ama henüz hazır değil. Ala
Turka demokratikleşme hala ’milli birliği tehdit edenleri’ hapse yolluyor ve
kapalı kapıların ardında işkenceler devam ediyor" iddiasında bulunuyor. Ordunun
rolüne de değinilen makalede, "Ordunun varlığının AB üyeliğine engel teşkil
ettiği" öne sürülüyor.
Eleni Kohaimidu, "Türk Başbakanı’nın işi zor. AB ülkelerini Ankara’nın Kopenhag
kriterlerine uyduğuna ikna etmek zorunda ama bir yandan Ermeni konferansının
yasaklanması, bir yandan da ’milli çıkarlara ters düşen’ açıklamaları nedeniyle
yazar Orhan Pamuk davası yarın Başbakan Erdoğan’ı zor duruma düşürecek" diye
yazıyor.
'SEVDİĞİM VE NEFRET ETTİĞİM TÜRKİYE'
Elefterotipia gazetesi ’E’ adlı pazar günkü dergisinde ise ’Sevdiğim ve nefret
ettiğim Türkiye’ başlıklı iki yazıya yer verdi. ’Sevdiğim Türkiye’ yazısında
ünlü fotoğrafçı Nikos İkonomopulos’un Türkiye’de çektiği fotoğraflar ve Türkiye
hakkındaki gözlemleri yer alıyor. ’Nefret ettiğim Türkiye’ makalesinde ise
’Eşcinsel ve travestilerin hayatına ve karşılaştıkları zorluk ve engellere’ yer
veriliyor.
To Vima gazetesi köşe yazarı Yannis Kartalis ise "Yunanistan Türkiye’nin AB
üyeliğine karşı veto uygularken diğer AB ülkeleri son derece rahattılar. Simitis
hükümeti Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyince Türkiye’nin üyeliğini asıl kimin
istemediği ortaya çıktı" diye yazıyor ve "Yunanistan’ın macerası, Türkiye’nin AB
üyeliğinde engel çıkarsa başlayacak. Çünkü hükümetimiz Türkiye ve Yunanistan
arasındaki ilişkilerin gelişmesini AB’ye bağladı. Eğer müzakereler durdurulursa
o zaman komşu ülkenin tepkileri, ikili ilişkileri olumsuz yönde etkileyecek"
diyor. Kartalis yazısının sonunda, "AB ülkelerinde hüküm süren soru, ’Türkiye
Avrupa ülkesi mi?’ sorusu. Ancak Yunanistan için öyle bir soru söz konusu değil.
Yunanistan için sorun sadece Türkiye’nin bir an önce Avrupa ülkesi olması" diye
yazıyor.
Aynı gazetede yazan Anni Podimata da, "Yunanistan’ın tek hedefi tam üyelik"
derken, gazetenin Güney Kıbrıs temsilcisi Andreas Hacikiriaku ise Rum
Yönetimi’nin önceliği, Türkiye ile ilişkilerin düzelmesi diyor.
TARİHİ AB ZİRVESİ NEW YORK TIMES’TA
Amerikan New York Times gazetesi, AB üyelerinin hafta sonu boyunca Türkiye ile
üyelik müzakerelerini başlatma konusunda krizi aşamadığına işaret ederek, “Bir
son dakika anlaşması, sürecin devam etmesini sağlayabilir, ancak atılacak her
adım sonuncusundan daha zor görünüyor” yorumunda bulundu.
“Editoryal Gözlem” adı altında gazeteye makale yazan Nicholas Kulish, “geçen yıl
bir grup gazeteciyle birlikte Türkiye'de seyahat ederken, hükümet yetkilileri ve
insan hakları gruplarından sürekli olarak, 'üyelik sürecinin üyelikten daha
önemli olduğunu' duyduğunu, bu sözün ne anlama geldiğini ancak Ukrayna ile
Romanya'yı ziyaret edince anladığını” kaydetti.
“Bu görüştekilerin, reformların devam etmesi için AB ile müzakerelerin
sürdürülmesi gerektiğini, aksi halde bu reformların duracağını ifade etmek
istediklerini” belirten Kulish, “her ikisi de eskiden komünist olan Ukrayna ile
Avrupa Birliği üye adayı Romanya arasındaki uçuruma” dikkati çekti. Kulish,
“Ukrayna başta rüşvet ve yolsuzluk olmak üzere hala pek çok sorunla boğuşurken,
sadece AB üyelik sürecinin bile Romanya'nın gelişmesinde önemli bir rol
oynadığına” işaret etti.
“AB'nin davetli listesinde bulunan ülkelerin, bu listenin dışında olanlardan
daha istikrarlı göründüğünü” ifade eden Kulish, “Tartışmalar daima birliğe girme
konusuna odaklansa da, daha büyük gelişme, davet sayesinde meydana geliyor. Bu,
sinirli yatırımcılar için bir onay mührüne ve reformcular için siyasi bir örtüye
benziyor” yorumunda bulundu.
“AB'nin en büyük üyesi olan Almanya'nın kaderinin, bu ülkede bulunan göçmen
işçiler yüzünden Türkiye'ninkine bağlı olduğunu” savunan Kulish, “Ancak
Avrupa'nın tamamının da güneydoğusunda istikrarlı bir komşuya ihtiyacı var.
Bunun alternatifi ise Yunanistan ve Kıbrıs'la sorunların alevlenmesi, başta
Kürtlerin yaşadığı bölgeler olmak üzere, insan hakları konusundaki etkinin
kaybedilmesi ve hatta Irak'ın çevresinde daha büyük bir karmaşa olmasıdır” diye
yazdı.
“AB üyeleri hafta sonu boyunca Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma
konusunda krizi aşamadı. Bir son dakika anlaşması, sürecin devam etmesini
sağlayabilir, ancak atılacak her adım sonuncusundan daha zor görünüyor”
yorumunda bulunan Kulish, “Çok uzak bir üyelik vaadi bile olmaksızın Türkiye'nin
neye benzeyeceğini anlamak için, belki de Avrupalı yetkililer Ukrayna'da bir tur
atmalı. Benim tavsiyem: Bu turunuzda beraberinizde Marlborolar ve küçük rakamlı
paralar getirmeniz. Çünkü rüşvetçi polislerden para üstü alamazsınız” ifadesini
kullandı.
'KARAR, AB İÇİN BİR TEST OLACAK'
Öte yandan New York Times'ta çıkan bir haberde, “Pazartesi günü üyelik
müzakereleri başlarsa, bu AB için önemli bir an ve Türkiye'nin Avrupa ekonomik
ittifakıyla birleşmeye yönelik 42 yıllık çabasında çok önemli bir adım
olacaktır” denildi.
Haberde, “müzakerelere başlama kararının alınıp alınamamasının, geçen yaz Avrupa
anayasası konusunda yapılan referandumlar ve Avrupa bütçesine yapılacak katkılar
konusundaki başarısızlıklardan sonra, Avrupa işbirliği için de bir test
niteliğinde olacağı” kaydedildi.
“Bu konudaki bir başarısızlık birliği bir kez daha kargaşaya ve ayrılığa
düşürür” denilen haberde, “Brüksel'deki pek çok yetkilinin de Türkiye ile
müzakerelerin başlamasının birliğe yeni ve önemli bir ivme kazandıracağına
inandığı” ifade edildi. Haberde, 17 Aralık'ta da 25 ülkenin Türkiye ile
müzakerelere 3 Ekim'de başlama konusunda ancak son dakika diplomasisiyle
anlaştığı hatırlatıldı.