KTHY'nin tüm hisselerine talibiz
"HİSSELERİN BU HAFTA DEVREDİLMESİNİ İSTEDİK"... Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın (KTHY) tüm hisselerinin, bu hafta içerisinde KKTC'ye devredilmesini istediklerini belirtti. Hisselerin alınması halinde, bir kısmının özelleştirileceğini kaydeden Derviş Kemal Deniz, özelleştirme aşamasında KKTC'ye turizm alanında yardımcı olacak şirketlerin tercih edileceğini söyledi. Deniz, "Bu iş, Kıbrıs Türk ekonomisini ve turizmini bilmeyen kişiler tarafından yapılamaz. Özelleştirme KKTC hükümeti tarafından, ülkeye menfaat doğrultusunda yapılacak" dedi
"KTHY, KKTC-TC İLİŞKİLERİNİ ZEDELİYOR"... Deniz: KTHY, izolasyonlar konusunda da hiç ses çıkarmıyor. İzolasyonların kaldırılmasıyla ilgili olarak KTHY'den, uluslararası kuruluşlara yönelik tek bir girişimde dahi bulunulmadı. Yoksa, KTHY izolasyonların kaldırılmasını istemiyor mu? KTHY, istediği anda, direkt uçuş başlatmak için kuruluşlara müracaat yapabilir, fakat bu konuda herhangi bir ses işitilmedi. KTHY'nin Türkiye kanadını oluşturanlar, vurdumduymaz tavırlar içinde. Bu şahıslar, TC'nin Kıbrıs'taki ideallerini taşıyan kişiler değil. TC-KKTC arasındaki ilişkilere de zarar veriyorlar. KTHY'nin diğer ortağına, söz konusu kişilerin görevden alınmaları için cuma günü bir yazı yazdık
"SERBEST TİCARET TÜZÜĞÜ'NÜN ÖNÜ AÇILMALI"... "Serbest Ticaret Tüzüğü'nün Avrupa Konseyi'nden geçmesi için lobi çalışmaları devam ediyor. Güney ve Kuzey Kıbrıs arasındaki ticaret kısıtlamasının kaldırılması için Serbest Ticaret Tüzüğü'nün önü açılmalıdır. Tüzüğün geçmemesi halinde, AB'nin Kuzey Kıbrıs'ın geliştirilmesi yönünde ciddi çabası ve iyi niyeti bulunmadığı ortaya çıkacak. Serbest Ticaret Tüzüğü'nün geçmemesi halinde, hazırlanacak olan birtakım yönetmeliklerle acil ihtiyaç halindeki malların ticareti serbest bırakılacak. AB'ye sesleniyoruz, kuzeyde rekabet unsurunun, güneye karşı güçlendirilmesine yardımcı olmalıdırlar"
30 MİLYON DOLAR YOLDA... Bakan Derviş Deniz, ABD hükümeti tarafından Kıbrıslı Türklere verilmesi planlanan 30 milyon doların, kasım veya aralık ayında geleceğini söyledi. Bu paranın bölgesel eğitimler için kullanılacağını aktaran Deniz, AB tarafından verilecek 259 milyon doların da küçük ve orta işletmelerde kullanılacağını ve bu konuda oluşturulan birimin ay sonu hazır olacağını belirtti
OFFSHORE YERİNE "INTERNATIONAL BUSINESS UNIT"... Ekonomideki yeni hedeflerini de KIBRIS'a açıklayan Derviş Kemal Deniz, "offshore"ların kaldırılıp yerine, "international business unit"lerin (uluslararası işletme birimi) getirileceğini açıkladı. Deniz, Kıbrıs Rum yönetiminin AB'ye uyum sürecinde, "offshore"lar konusunda izlediği yolu takip edeceklerini ifade ederek, "international business unit"lerin şeklini vermeye çalışacaklarını ve Kara Para Aklama Yasası'nda uluslararası normu en ince detayına kadar uygulayacaklarını vurguladı
Emine DAVUT YİTMEN
Ekonomi ve turizmdeki son gelişmelerle ilgili KIBRIS'a önemli açıklamalarda bulunan Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nı (KTHY) KKTC'nin malı yapmaya kararlı olduklarını vurguladı.
Derviş Kemal Deniz, KTHY'nin tüm hisselerinin, bu hafta içerisinde kendilerine devredilmesini istediklerini söyledi.
Deniz, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın hisselerin alınması halinde, bunun bir kısmının özelleştirileceğini ve özelleştirme aşamasında KKTC'ye turizm alanında yardımcı olacak şirketlerin tercih edileceğini kaydetti.
"Bu iş, Kıbrıs Türk ekonomisini ve turizmini bilmeyen kişiler tarafından yapılamaz" diyen Deniz, özelleştirmenin KKTC hükümeti tarafından, ülkeye menfaat doğrultusunda yapılacağını vurguladı.
Deniz, KTHY'nin izolasyonlar konusunda da hiç ses çıkarmadığına dikkat çekerek, izolasyonların kaldırılmasıyla ilgili olarak KTHY'den, uluslararası kuruluşlara yönelik tek bir girişimde dahi bulunulmadığını anlattı.
"Yoksa, KTHY izolasyonların kaldırılmasını istemiyor mu?" diye soran Deniz, KTHY'nin istediği anda, direkt uçuş başlatmak için kuruluşlara müracaat yapabileceğini, fakat bu konuda herhangi bir ses işitilmediğini kaydetti.
Deniz, KTHY ile bakanlık arasında yer alan sürtüşmeye de değinerek, KTHY'nin Türkiye kanadını oluşturanların, vurdumduymaz tavırlar içinde bulunduğunu, bu şahısların TC'nin Kıbrıs'taki ideallerini taşıyan kişiler olmadığını ve TC-KKTC arasındaki ilişkilere de zarar verdiğini ifade etti.
Deniz, KTHY'nin diğer ortağına söz konusu kişilerin görevden alınmaları için cuma günü bir yazı yazdıklarını da açıkladı.
Amerika'dan gelecek olan 30 milyon dolar yolda
Bakan Derviş Deniz, ABD hükümeti tarafından Kıbrıslı Türklere verilmesi planlanan 30 milyon doların, kasım veya aralık ayında geleceğini söyledi.
Bu paranın bölgesel eğitimler için kullanılacağını aktaran Deniz, AB tarafından verilecek 259 milyon doların da küçük ve orta işletmelerde kullanılacağını ve bu konuda oluşturulan birimin ay sonu hazır olacağını belirtti.
Serbest Ticaret Tüzüğü kararının ertelenmesi lehimize
Deniz, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün Avrupa Konseyi'nden geçmesi için lobi çalışmalarının devam ettiğini dile getirerek, yoğun olarak yapılan kulislerin, kararın ertelenmesinde etkili olduğunu ve bunun çok uzamaması halinde avantaj olarak değerlendirilebileceğini belirtti.
Deniz, Güney ve Kuzey Kıbrıs arasındaki ticaret kısıtlamasının kaldırılmasındaki en önemli etkenin, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün önünü açmak olduğu yolundaki düşünceye katılarak, tüzüğün geçmemesi halinde, AB'nin Kuzey Kıbrıs'ın geliştirilmesi yönünde ciddi ve iyi niyeti bulunmadığının ortaya çıkacağını kaydetti.
Serbest Ticaret Tüzüğü'nün geçmemesi halinde, hazırlanacak olan birtakım yönetmeliklerle acil ihtiyaç halindeki malların ticaretinin serbest bırakılacağını anlatan Deniz, AB'ne seslenerek, kuzeyde rekabet unsurunun , güneye karşı güçlendirilmesine yardımcı olmasını istedi.
Offshore yerine "international business unit"
Ekonomideki yeni hedeflerinden de söz eden Deniz, "offshore"ları kaldırıp yerine, international business unitlerin (uluslararası işletme birimi) getirileceğini açıkladı.
Deniz, Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye uyum sürecinde, "offshore"lar konusunda izlediği yolu takip edeceklerini ifade ederek, international business unitlerin şeklini vermeye çalışacaklarını ve Kara Para Aklama Yasası'nda uluslararası normu en ince detayına kadar uygulayacaklarına dair görüş bildirdi.
First Merchant Bank olayı ile ilgili değerlendirmelerde de bulunan Deniz, konuyla ilgili olarak bugünden itibaren denetime başlayacaklarını belirtti.
Deniz, serbest liman ve sanayi bölgelerinin rehabilite edilmesi yolundaki hedeflerini de ortaya koyarak, özellikle serbest limanın daha içerilere çekilebileceğini söyledi.
Kumarhaneler ile ilgili olarak yasal düzenlemelerin yapılacağını ve kumarhane olayının turizmle iç içe olacak şekle getirileceğini anlatan Deniz, "Hiçbir insan, karakteri ve kalitesi olmayan bir ülkeye yatırım yapmak istemez. KKTC'nin, offshore ve kumarhanelerde kara para aklama ismi, denetlemenin bulunmaması, KKTC'nin hâlâ daha kaliteli ve kalifiye bir ülke olmamasından kaynaklanmaktadır. En azından ekonomik olarak biz bu girişimleri sağlar ve yasalarımızla bu kaliteyi gösterirsek, bu ülkeye kaliteli yatırımı da sağlamış oluruz. Bu devletin mekanizmalarının çalıştığını göstermemiz gerekiyor" diye konuştu.
Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Serbest Ticaret Tüzüğü'nden KTHY'ye kadar pek çok konuyu derinlemesine KIBRIS'a anlattı ve ekonomideki hedeflerini KIBRIS okurları ile paylaştı:
Soru: Serbest Ticaret Tüzüğü'ndeki son gelişmelerle ilgili olarak bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Serbest Ticaret Tüzüğü ile ilgili olarak, Yeşil Hat Tüzüğü'nden yola çıkmak gerekir. Bildiğiniz gibi, AB'nin bir açılımı vardı. Burada hedef, kuzey ve Güney Kıbrıs arasındaki ticareti bir dengeye sokmaktı. Yeşil Hat Tüzüğü , Güney Kıbrıs'ın AB ülkesi olmasıyla birlikte Avrupa Birliği'ne girmiş oldu. Güney Kıbrıs, "Ben AB ülkesiyim. Bu nedenle AB ile hareket ederim" havasını takınarak, tüzüğe düzenlemeler getirmeye başladı. Bu tutumuyla Kuzey Kıbrıs'ı tanımayan ve tamamen güney üzerinden ticaret yapacak bir konuma girdi. Dışarıdan bakıldığı zaman, bu mentalite açıkça görülmektedir.
Soru : Yeşil Hat Tüzüğü'nün yeterliliği üzerine, uzun bir dönemdir farklı düşünceler ortaya atılıyor. Sizce bu tüzük gerçekten yeterli mi, yoksa değil mi?
Cevap: Hayır, yeterli değildir. KKTC için bir şey ifade etmez; çünkü AB her ne kadar bu sınır ticaretini böyle düzenleyeceğiz dese bile, KKTC gibi bir devletin olmadığını hesaba katarak, bu işi yapıyor. KKTC olarak devlet olduğumuzu iddia ediyorsak, ben en azından KKTC ekonomi ve turizm bakanı olarak onu savunuyorum, o zaman Yeşil Hat Tüzüğü ile ilgili maddelerin uygulanmasında bizim tarafımıza has uygulamalar olması gerekir. Bunun üzerine, konuyu Bakanlar Kurulu'na götürdüm. Bizim daha önceden yaptığımız tüzükte, Rum tarafıyla ticaret kısıtlanıyordu. Ancak, ben güneyden kuzeye gelecek malları belirleyecek bir yönetmelik veya tüzük ortaya çıkarmamız gerektiği yolundaki düşüncemi dile getirdim. Bakanlar Kurulu'ndaki tüm arkadaşlar da destek oldu ve biz bunu Resmi Gazete'de yayınlayarak, kısıtlamayı ve yasağı kaldırdık. Kısıtlama ve yasaklama kaldırılırken, serbest bıraktığımız bir tek ürün vardı ki, o da şuydu: Rum tarafında imalat sektöründe çalışan bir firma, Türk tarafında imalat sektöründe çalışan bir firma ile anlaşma yapabilir ve oradan malı hammadde olarak bizim tarafa gönderebilir ve o verilen mal işlenmek suretiyle tekrar güneye gönderilebilir. Biz, bunun için ne gümrük vergisi, ne de KDV uygulayacağız. Ancak, gümrük işlemleri uygulanacak. Yani, geçici ithalatla o malı içeri koyacağız ve ihracat olayı ile de güneye göndereceğiz. Buradaki amaç, en azından imalat sektöründe katma değer yaratıcı hareketlerin desteklenmesiydi. Ancak, diğer taraftan güneyden kuzeye olacak ticareti tamamıyla serbest bırakmamız, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün geçmediği, limanlarımızın kabul edilmediği bir ortamda, KKTC ekonomisini kötü şekilde etkiler.
Soru: Özetleyecek olursak, şu anda güneyle kuzey arasındaki ticareti engelleyen kısıtlamalar kaldırıldı; ancak tam olarak güneyden kuzeye serbest bir ticaretten söz edemiyoruz...
Cevap: Serbest ticaretten söz edemememizin sebebi de şudur: Ticaret serbesttir; ama yönetmelikle neyin serbest olacağı, bizim tarafımızdan tüzüğe göre belirlenecek. Neden yönetmelik? Avrupa Konseyi'nden Serbest Ticaret Tüzüğü'nü geçirmeden, limanlarım kabul edilmeden sen, eğer benim bütün ticaretimi alırsan, benim işadamım da malını güneyden kuzeye getirmek zorunda kalacak. Bu durumda çok pahalı ve tanınmayan bir ülkeye ithalat yapacaklar. Bu yüzden, güneyden kuzeye ticaretin tamamıyla serbest olabilmesi için Serbest Ticaret Tüzüğü'nün geçmesi gerekiyor. Ayrıca limanlarımızın tanınması gerekiyor ki, benim işadamım kuzeyden getirdiği malı rahatça güneye satabilsin ve güneyden gelen mal da kuzeye satılabilsin.
Soru : O zaman, KKTC hükümetinin güneyle kuzey arasındaki ticaret kısıtlamasının kaldırılmasındaki en önemli neden, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün önünü açmak ve bir şekilde işleyebilir hale getirilmesini sağlamaktı...
Cevap: Hem öyle hem de amacımız rekabeti sağlamaktı. Biz bunu, Serbest Ticaret Tüzüğü'ne hazırlık olarak yapıyoruz. Eğer Serbest Ticaret Tüzüğü geçmeyecekse ve AB buna hazır değilse, demek ki kuzeyin geliştirilmesiyle ilgili ciddi ve iyi niyetleri bulunmuyor. Güney limanlarına bağlı bir kuzey ekonomisi ortaya çıkacak ve benim işadamlarım tamamıyla güneyden kaynaklanan işleri yapmak zorunda kalacak; kısıtlamalara tabi tutulacak.
Soru : Peki bu durumda, yani Serbest Ticaret Tüzüğü'nün AB Konseyi'nden geçmemesi halinde, ne gibi önlem alınması düşünülüyor?
Cevap: Biz Serbest Ticaret Tüzüğü geçmese bile hazırlayacağımız yönetmeliklerle acil ihtiyaç halindeki malların bazılarını bu tarafa serbest bırakacağız.
Soru : Bunlar ne gibi mallar olacak?
Cevap: Şu anda malların ne olduğu konusunda açıklama yapamam. Ancak, bugün özellikle kaçakçılığa meydan verebilecek mallar olabilir; bunları tüzükler ve yönetmeliklerde belirteceğiz. Burada, ikinci bir tehlike var. Türkiye'nin, AB yolunda yapması gereken en önemli şeylerden biri de Kıbrıs Rum kesimiyle gümrük birliğine girmesidir. Aldığımız duyumlara göre, binlerce TC şirketi güneyle iş yapmak için hazır vaziyettedir. Bu durumda, kuzeyde temsilcileri olan şirketler, büyük ihtimalle yakında bütün temsilciliklerini güneye kaydıracaklar. Bunun nedeni de henüz bizde Serbest Ticaret Tüzüğü'nün geçmemiş, limanlarımızın tanınmamış ve yardım paketinin çıkmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Benim mesajım, burada AB'ye yönelik. AB tamamıyla kuzeyde bypass yapılan bir bölge mi yaratmak istiyor? Yoksa Rum'a karşı güçlendireceği ekonomik bir bölge mi yaratmak istiyor? Bu ekonomik gücü de yaratmak Türkiye'nin yatırımlarının buraya gelmesine ve Avrupa ile olan ticaretin serbest kalmasına bağlı. Bunları kısıtladığı anda, "Ben sadece Güney Kıbrıs'ı tanırım" dediği müddetçe, açık söylemek gerekirse, kuzeyde Kıbrıs Türk devleti olduğunu kabul etmez ve gelecekte Kıbrıslı Türklerin haklarına da hürmet etmez bir politikanın devamını yapıyor demektir. Bu da açık bir şekilde meydandadır. Ben, kişi olarak, AB ile ilişkilerimde çok sıcak olan, onlarla yakın konuşan ve tüm ülkenin kanunlarını AB'ye uyumlaştırmak isteyen biriyim. Kuzeyin, AB'de yer alması için de çok büyük gayret gösteriyorum. Ancak, ticarette olsam ve ertesi gün haksız rekabetle karşı karşıya kaldığımı görsem, ticaret adamı olarak mahvolurum. Hele de böyle bir bakanlık mevkiinde oturup da kendi ekonominin, çok güçlü bir ekonominin yanında, Avrupa'nın kısıtlamaları da eklenince ezileceğini görünce, mesajı bir yere vermek gerektiğine inanıyorum ki bu mesajın gideceği adres Avrupa Birliği'dir.
Soru: Yeşil Hat Tüzüğü'nün esas amacı, ada içi ticareti sağlamaktı. Ancak bazı açıklamalara bakıldığında, ada dışı ticarete yönelik açılımların bu tüzük içine konulduğu görülüyor. Tüm bunlar göz önüne alındığında, Yeşil Hat Tüzüğü'nün esas yörüngesinden çıkarılarak Serbest Ticaret Tüzüğü'nün önüne taş koymaya çalışıldığı söylenebilir mi?
Cevap: Tabii, kesinlikle. Daha önce de belirttiğim gibi, Rum tarafı kesinlikle Yeşil Hat Tüzüğü'ne bir şeyler eklemeye başladı ve bunu limanların da kullanılmasına getirip, "Kuzeydeki limanların kullanılmasına gerek yok. Bu tüzük üzerindeki bazı değişikliklerle bunu halledebiliriz" havasına giriyor. Bu, kuzeyi tamamen ekonomik olarak çökertmeye getirecek bir yaklaşım. Benim en başından beridir söylediğim bir şey var. Bakanlığım olarak tüm organlarımızla AB'ye uyum için çalışmaya başlamış durumdayız. AB ile çok iyi ilişkiler içindeyiz ve normları tamamen uygulayacağız. Ancak bunu yaparken, AB'den tek istediğimiz, bu memlekette rekabet unsurunu Rum'a karşı güçlendirecek faaliyetleri bize yapmasıdır. Bunu da haykırarak söylemek isterim...
Soru : Sanıyorum o faaliyetlerin bir tanesi de Serbest Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesi...
Cevap: Evet kesinlikle öyle. Bunu aldığımız andan itibaren, bizim hükümet olarak yapmamız gereken şeyler olacak. Birinci aşamayı, AB'nin halletmesi gerekiyor
Soru: Serbest Ticaret Tüzüğü'nün, Avrupa Konseyi'nden geçirilmesi yönünde birtakım çalışmalar yapılıyor. Şu an tüzükle ilgili son durum ne?
Cevap: Bugün (cuma) başbakanla konuyla ilgili bir toplantı yapacağız ve nasıl hareket edeceğimize karar vereceğiz. Şu anda, Avrupa Komisyonu'nda siyasi karar açılmasına rağmen, hukuki karar yolu açılmamıştır. Bu nedenle karar ertelendi.
Bence lobi çalışmalarına ağrılık verilerek, devam edilmeli. Başka yapacak bir şey yok. Atağa devam etmek gerekiyor. Orada Rumlar, sabah akşam bu insanlara Serbest Ticaret Tüzüğü'ne gerek olmadığını, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde ticaretin olabileceğini anlatmaya çalışıyor. Avrupa, geçmişteki durumlarla yani 1960'ta veya 1963'te ne oldu, onunla pek ilgilenmiyor. Bugün ne yapılıyor ve nereye varmak isteniyor, tüm bunların anlatılması gerekiyor... Müthiş kulisler yapıldı ve bunlar anlatılmaya çalışıldı. Sanıyorum, bu erteleme de bizim kulislerimiz sonucu ortaya çıkan bir sonuçtur. Bence gecikmesi avantajımızadır. Biraz ertelenmesi zararımıza değil; ama uzun döneme ertelenmesi de yarar sağlamayacaktır. Bu işin, bu ay sonunda bitmesi gerekiyor.
Soru: Serbest Ticaret Tüzüğü'nden sonra neler yapılacak?
Cevap: Bildiğiniz gibi, yıllardır herkes bakanlık ve hükümetlerden şikayetçi. Bürokratik engellerden dolayı, pek çok şey yapılamaz dendi. Ben bakanlığa geldikten sonra bir bilgi edinmeye çalıştım ve ortaya bazı hedefler çıkardım. Müsteşarım Yalçın Vehit'le birlikte hemen hemen her gün oturup, değerlendirme yaptık.
Ekonomideki en büyük eksikliğimiz, kapalı bir ekonomiye sahip olmamız. Her ne kadar serbest piyasa ekonomisine sahip olduğumuz söylense de bakanlıklardan "evet veya hayır" cevabı çıkmazsa tüccarlar iş yapamıyor. Bu durumda hükümete yakın olanlar ilerlerken, yakın olmayanlar geride kalıyor. Benim amacım, devletin fazla müdahale olmadan tüm vatandaşlarına eşit iş yapma hakkı vermesidir. Ülkede bu, çeşitli söylemlerle yapılmaya çalışıldı; ancak yapılamadı. Biz de DAÜ'yü ziyaret ettik. Onlara, "sektörel bazda bize serbest piyasa ekonomisinde yardım edebilecek öğretim üyeleriniz var. Maaşlarını siz ödeyin, biz bunları uzman kadromuza koyalım. 6-7 aylık bir çalışma yaptıralım ve serbest piyasa ekonomisinin esas kurallarını ortaya koyalım" dedik. Bunları yaparken Rum kesiminde ne uygulanıyor, Avrupa Birliği'ne uyumlarda ne yapılacak, Türkiye'de bunun uygulaması nedir, biz serbest piyasaya geçerken nelere dikkat etmemiz gerekir, mevcut yasalarımızda neleri değiştirmek zorundayız tüm bunları ele alacağız. Yoğun bir çalışma yapılması gerekiyor.
Bazı uzmanlar grubu oluşturuyoruz ve iki hafta sonra çalışmalara başlayacağız. Uyumlaştırma, serbest piyasa ekonomisinin oturması, mukayeseli avantajların sağlanması ve vergi imkanlarıyla yabancı sermayenin buraya aktarılması üzerine bir dizi önlemler alacağız ve bunları kasım ortasında açıklamaya başlayacağız. Sanayi ve işadamları ile toplantılar yaparak, bu uzmanlar tarafından çıkarılanın pratikte ne gibi etkileri olduğunu göreceğiz.
Soru: Peki somut olarak atacağınız ilk adım ne olacak?
Cevap: İki önemli konuyu acilen ele alacağız. Özellikle offshore (kıyı bankacılığı) konusu çok önemli. Bunu herkes yanlış anladı. "Offshore'ları kara para aklama merkezi mi yapıyorsunuz?" diye soru soranlar oldu. Öyle bir niyetimiz yok. Rum kesimi, AB ile müzakerelere başladığı zaman masaya ilk koyduğu konu, offshore'lardı. 48 bin offshore şirket ve 20 bin üzerinde offshore bankası olan ve ekonomisinin üçte biri offshore'lardan geçinen bir yerin, bunu masaya koyması normaldir. Rum tarafında kara para aklandığı yolunda pek çok dedikodu çıktı. Sonunda, AB Güney Kıbrıs için "ekonomik olarak yasalarıyla ve her şeyiyle bana en iyi uyum sağlayan birinci ülke" dedi. Hiç kimse de kara para aklayan bir ülke olarak görmedi.
Bizim ülkemiz hiçbir zaman kara para aklayan bir ülke olmayacak. Amacımız, Rum tarafı, AB'ye offshore konusunda uyum sağlarken ne yaptıysa aynısı yapmamız. Yani, Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki offshore yasası ki, artık bunlara offshore demiyorlar international business unit (uluslararası işletme birimleri) diye adlandırıyorlar, biz de offshore'u kaldırıyoruz ve bunları international business unit yapıyoruz. Rum tarafı offshore'larda vergiyi AB'ye girince yüzde 10'a çıkarttı ve yerel şirketlerde bunu yüzde 10'a düşürttü. Biz, international business unitleri daha düşük vergi ile yapacağız ve kara ara aklamak için değil, vergi avantajı sağlamak için insanları davet edeceğiz.
Kara parayı, tabela olan şirketler aklar ve biz buna izin vermeyeceğiz. Bunu değiştirirken, kara para aklama yasasında uluslararası normu, en ince ayrıntısına kadar uygulamaya geçireceğiz. Konuyla ilgili olarak, yakında bir çalışma yapacağız. Bununla beraber, international business unitler'in yeni şeklini vermeye çalışacağız. Yani, buraya gelecek, katma değer yaratacak, ofis açacak, personel ve hesap tutacak ve denetlenecek. Bunun karşılığında, bizim vergi avantajlarımızdan yararlanacak. Ben bunu, ekonomimi Rum tarafıyla eşitlemek için kullanacağım.
Soru: Ülkemizde faaliyet gösteren First Merchant Bank, Amerikan hükümeti Hazine Dairesi tarafından kara para akladığı gerekçesiyle listeye alınmıştı. Olayla ilgili KKTC hükümetinin rapor hazırlayacağı açıklanmıştı. Bize son durum ile ilgili bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Biz burada gerekli önemleri aldık ve Para Kambiyo Dairesi Müdürü Yusuf Gülçür ile ilk günden bu olaya hemen müdahale ederek, bir araştırma yapılmasına karar verdik. Merkez Bankası'ndan iki kişinin ve Para Kambiyo Dairesi'nden bir kişinin rapor hazırlamasını kararlaştırdık. Herkes benden, First Merchant Bank'ı kapatmamı bekliyor. Peki, ben neye dayanarak bu bankayı kapatayım? Amerika'nın raporuna dayanarak kapatırsam, bu yanlış olur. Amerika raporunda, "bu bankanın birkaç müşterisinin kara para akladığı, tarafımızdan tespit edilmiştir. Ancak, kendi kuruluşlarımıza bu banka ile çalışmamayı öneriyoruz" diyor. Bu bankanın, herhangi bir malvarlığına el koymuyoruz, çünkü bu aşamada yasal işlemler tamamlanmamıştı. Yeterli bulgu olmadığı takdirde, hiç kimseye gidip "seni kapatıyorum" diyemezsiniz. First Merchant Bank konusunda gereken önlemi aldık.
Soru: Ne gibi önlem aldınız?
Cevap: Araştırmalara başladık. Tüm bulguların incelemesini yapacağız. Herhangi bir şey bulmadan, benim spekülatif beyan vermem ekonomiyi sarsar. Pazartesinden (bugün) itibaren denetlemeye başlıyoruz. Bizim sessiz kalmamızın da bir nedeni, bu ülkede düzenli ve itibarlı offshore bankların bulunmasından dolayıdır.
Soru: İki önemli konunun acilen ele alınacağını söylemiştiniz. Birincisi, az önce açıklamış olduğunuz offshore bankalardı. Peki ikinci konu nedir?
Cevap: Diğer önemli bir konu da serbest liman bölgesi ve sanayi bölgelerinin rehabilite edilip, düzenlenmesi. Serbest liman bölgesi, istenildiği gibi çalışmıyor ve buranın yavaş yavaş içeriye kaydırılması gerekiyor. Taşıma işlemi üç yılı bulabilir. Bunlar için projeler üretilmeye başlandı. Aynı şekilde, sanayi bölgeleri rehabilite edilecek. Bugün sanayi bölgelerine baktığımızda, bir çöplük şeklindedir. Buraları, pırıl pırıl bir hale getirmek istiyoruz. Fikir olarak, proje çalışmalarına başlandı. Projeler için Bakanlar Kurulu'ndan bazı kararlar geçirmemiz gerekiyor; çünkü her şey finansmana dayanıyor. Türkiye, bize büyük finansman sağlıyor. Sanıyorum ki, biz proje ürettiğimiz zaman, Türkiye Cumhuriyeti bize destek olacaktır. TC'nin en büyük şikayeti, bizim yeterince proje üretmememiz. Türkiye'nin bize ayırdığı fonu kullanamıyoruz ve o paralar geri gidiyor.
Soru: Burada bir parantez açmak istiyorum. AB'nin Kuzey Kıbrıs'a sağlayacağı ancak şu anda askıda olan 259 milyon dolarlık bir mali yardım sözü var. Bu para, sizin söz ettiğiniz projelerde kullanılabilecek mi?
Cevap: O paranın gelişiyle bizim bu projelerin bazılarının ilişkisi var. AB, ne kadar yardım yaparsa yapsın, bu yardımlar TC'nin bize yaptığı yardım yanında hiçtir. Türkiye'nin vermiş olduğu yardımlar, bugün Avrupa'nın vereceği yardımın iki mislidir. AB, Amerika veya Dünya Bankası mali yardım verirse tabii ki bunları altyapı için kullanırız ...
Soru: Konu Amerika'dan açılmışken, bize 30 milyon dolar sözleri vardı. Bu miktar geliyor mu?
Cevap: O konuda iyi gelişmeler var. Bu miktar, kasım veya aralık ayı gibi gelebilir. Bu para bölgesel eğitimler için kullanılacak. Yani, insanların rehabilite edilmesi ve bölgesel gelişme konularına ayrılacak. Örneğin, turizm bölgelerinde turizmci eğitmek, sanayi bölgelerinde de sanayici eğitmek için kullanılacak. ABD, bize bugüne kadar büyük destek oldu. Şunu iddia edebilirim ki Amerika, bu 30 milyon doları vermeden önce, bizimle ilgili çalışma yapacak. Bize yazı yazıp, bakanlığımızla istişare ettikten sonra, bir şeyler yapacak. AB'nin vereceği 259 milyon dolar da bizim bakanlığımız üzerinden olacak. Biz, bunlar için küçük ve orta işletmelerde kullanmak üzere bir birim kuruyoruz ve bu birim eylül sonu gibi hazır olacak.
Soru: Ekonomideki hedeflerinizden söz ediyordunuz. Başka ne gibi hedefleriniz var?
Cevap: Kumarhanelerle ilgili bazı yasal düzenlemeler yapacağız. Kumarhane olayının, bu ülkede turizmle iç içe olacak şekle getirilmesi gerekiyor. Çalışan personelin daha çok KKTC vatandaşı olmasına dikkat edilebilir veya daha çok denetleme getirilebilir. Uzman gruplar, kumarhanelerin AB'de nasıl işlediğini dikkate alıp çalışma yapacak. Hiçbir insan karakteri ve kalitesi olmayan bir ülkeye yatırım yapmak istemez. KKTC'nin, offshorelarda ve kumarhanelerde kara para aklama ismi, denetlemenin olmayışı ve KKTC'nin hâlâ daha kaliteli ve kalifiye bir ülke olmamasından kaynaklanır. En azından ekonomik olarak biz bu girişimleri sağlar ve yasalarımızla bu kaliteyi gösterirsek, bu ülkeye kaliteli yatırımı da sağlamış oluruz. Bu devletin mekanizmalarının çalıştığını göstermemiz gerekiyor.
Soru: Peki ekonomiden sonra turizme bakacak olursak, nasıl bir tablo ortaya çıkıyor? Son olarak, KTHY'nin hükümetle arasının açık olduğu gözlemleniyor...
Cevap: Turizmde en büyük sorun, Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY). Siz istediğiniz kadar güzel tesis yapsanız da eğer yolcu uçağa girdiği andan itibaren memnun olmazsa, bu ülkeye tek bir turist getiremezsiniz. Sonuçta, güneye muhtaç bir turizm ortaya çıkar. Herkes, Larnaka'dan uçmaya başladı. Niye KTHY ile uçmuyorlar? Maalesef KTHY, Kıbrıs Türk ekonomisi ile işbirliği yapan bir kuruluşun dışına çıkmış vaziyettedir. KTHY, Kıbrıs'taki turizm politikasına hiç yardımcı değil. Biz, şu anda 2005'i kaybediyoruz; çünkü Avrupa'da bütün turlar, 2005'i satmış vaziyettedir. Ben turizm bakanı olarak onlara "gelin, konuşalım" diyorum fakat onlar, toplantıya da gelmiyorlar. KTHY'nin özellikle Türkiye kanadına atanan kişiler, TC'nin Kıbrıs'taki ideallerini taşıyan kişiler değildir; kendi şahsi ideallerini taşıyan kişilerdir. Bu durumu korumak için TC ve KKTC arasındaki ilişkilere de zarar vermektedirler. KTHY'ye adım attığınız andan itibaren, herkes şikayetçi. Davranıştan ikrama, rötara kadar problemler dile getiriliyor. Örneğin, Londra'dan Kıbrıs'a gelmek için harcanan süre altı saat. Zaten yol uzun ve bu dezavantajı, çok iyi hizmet vererek, insanlara hissettirmemek gerekiyor.
KTHY, izolasyonlar konusunda da hiç ses çıkarmıyor ve şu ana kadar tek bir girişim yaptıklarına dair bilgimiz yok. KTHY, Kıbrıs Türkü'nün malı değil mi? Eğer malıysa ve bu kadar etkinse izolasyonların kaldırılmasında da yardımcı olması gerekmiyor mu? Yoksa, KTHY izolasyonların kaldırılmasını istemiyor mu?
Soru: KTHY, izolasyonların kaldırılması konusunda neler yapabilir?
Cevap: Onların, "Ben yarın sabah Almanya'dan direkt uçuş yapmak istiyorum. İşte bu müracaatım, değerlendirin" diyerek çeşitli kuruluşlara yazmaları ve girişimlerde bulunmaları gerekiyor. Maalesef hiçbir şey yok. Uluslararası Havacılık Örgütü'ne tek bir girişim dahi yapılmadı.
Soru: Peki, bakanlık olarak KTHY sorununda ne gibi bir çözüm öngörüyorsunuz?
Cevap: Bizim bakanlık olarak isteğimiz şu: Gelecek hafta (bu hafta) içerisinde KTHY'nin tüm hisseleri, KKTC'ye devredilsin. KKTC hükümeti ve özellikle Ekonomi ve Turizm Bakanlığı bu hisseleri aldıktan sonra, bunun bir kısmını özelleştirecek ve KKTC'ye turizm alanında yardımcı olacak şirketleri bu özelleştirme kapsamına alacak. Bu iş, Kıbrıs Türk ekonomisini ve turizmini bilmeyen kişiler tarafından yapılamaz. Özelleştirilecek olan, buranın kendi hükümetidir. Bu hisseler önce, KKTC'ye verilecek. KKTC bu özelleştirmeyi, kendi ülkesine menfaati doğrultusunda yapacak. Biz buna talibiz ve bu söylediğimiz, özelleştirme adı altında bunu başka taraflara çekmeye çalışanlara da mesajdır. Özelleştirme burada yapılacaktır.
Biz çarşamba günü müsteşarla birlikte bir toplantı yaptık ve dedik ki; "KTHY yönetiminin özellikle Türkiye kanadını buraya çağıralım ve turizmde faaliyetlerle ilgili bir konuşma yapalım. Müsteşar, davet etmek için telefon etti ve iki saat bizleri oyaladılar. Ben, bir turizm bakanıyım ve müsteşarım da turizm adına bir dilekte bulunuyor. KTHY'nin gerek direkt uçuşlar, gerek 2005 tarifesi, gerek yapmak istedikleri ile ilgili bazı bilgiler almak istiyoruz ve bize karşı "siz kim oluyorsunuz?" havasına giriyorlar. Ortak murakıba diyorlar ki "Biz ekonomi ve turizm bakanının direktiflerine cevap vermek zorunda değiliz". İki adam, TC kanadını temsil ediyor ve KKTC turizmini düzenleyecek olan bir bakanlığın hiçbir şeyine karışmayıp, "Bu bir kişisel kavgadır" diyor ki, hiç alakası yok. Ben, "burada sizinle konuşmaya hazırım" diyorum; ancak aynı sorumluluğu karşıdan göremiyorum. Demek ki bu adamı savunan bir grup var ve bu cesareti ondan kaynaklanıyor. O grubun çıkıp bize demesi gerekiyor ki bu adamın yaptığı yanlıştır. Şimdiye kadar böyle bir şey gelmedi. Diğer ortağa bunların görevlerinden alınmaları için bugün (cuma) yazı yazıyoruz.