Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün sorumlusu Rum Yönetimidir

RUMLARDA CİDDİ ARZU YOK... Max Gever: Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türklerle müzakereye net bir arzu göstermesi gerekir. Ancak, Rum yönetimi, Kıbrıs sorununa 'hukuk dalaveresi' yaklaşımı gösteriyor

GEÇMİŞE SAPLANIP KALMAMALI... "Rumların isteksizliğinin ciddi etkileri olabilir. Kıbrıs'ta bölünmüşlük ne kadar çok sürerse, KKTC'nin tanınma tehlikesi de o kadar büyür. Gerek Rumlar, gerekse Kıbrıslı Türklerin, geçmişlerine saplanıp kalması doğru değildir"

Hollanda'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Max Gevers, Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasından duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirerek, "çözümsüzlüğün sorumlusu" olarak gördüğü Kıbrıs Rum Yönetimi'ne sert eleştirilerde bulundu.

Ülkedeki çözümsüzlük konusunda Rum yönetimini eleştirmekten çekinmediği belirten Max Gevers, "Kıbrıs'ta bölünmüşlük ne kadar çok sürerse, KKTC'nin tanınma tehlikesi de o kadar büyür" dedi.

KKTC'nin özellikle İslam ülkeleri tarafından tanınabileceğini belirten Max Gevers, "Rum yönetimi, Kıbrıslı Türklerle müzakereye net bir arzu göstermesi gerekir, ancak gerek Kıbrıslı Türkler, gerekse Rumlar, geçmişlerine saplanıp kaldılar" dedi.

Rum gazetesi Fileleftheros, Hollanda'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Max Gevers'in "Bölünmüşlük ne kadar çok sürerse, tanınma tehlikesi de o kadar büyür - Avrupa Çözümü Derken Ne Kastettiğinizi Bilmiyoruz" dediğini haber verdi.

Gazete, AB'ye dönem başkanlığı etmekte olan Hollanda'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisinin Fileleftheros'a yaptığı özel açıklamada; Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasından duyduğu hoşnutsuzluğu belirtmekte ve Rum yönetimini eleştirmekten çekinmediğini yazdı.

Gazeteye göre Max Gevers, Rum yönetiminin Kıbrıs sorununa hukuk dalaveresi yaklaşımı gösterdiğini belirterek bunun ciddi etkileri olabileceği değerlendirmesinde bulundu. Gevers; "Bundan da önemlisi, adanın de fakto bölünmüşlüğünün daha uzun yıllar devam etmesidir. Bölünmüşlük ne kadar uzun sürerse, kuzeyin, muhtemelen İslam ülkeleri tarafından tanınması tehlikesi de o kadar artar" dedi ve böyle bir olasılığı "trajik" diye niteledi. Gevers, Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türklerle müzakereye net bir arzu göstermesi gerektiğini belirtti ancak "gerek Kıbrıslı Türklerin gerekse Rumların, geçmişlerine saplanıp kaldıklarını" söyledi.

Fileleftheros'un Max Gevers'le yaptığı söyleşinin bazı ilgi çekici bölümleri şöyle:

SORU: Başkan Papadopulos, Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişikliklerin, gönderdiği belgeler aracılığıyla, bilmesi gerekenler tarafından bilinmekte olduğunu söyledi. Hollanda başkanlığı böyle bir belge aldı mı?

YANIT: En kısa yanıt, hayırdır. Böyle bir belge almadık. Başkan'ın ne arzu ettiğine dair genel bir işaret aldık. Hükümetin politikasını anladığımıza inanıyorum ve hükümetin Annan Planı'nda neleri değiştirmek istediğine dair genel bir fikir sahibi olduğumuzu sanıyorum. Ancak, başkandan böyle bir belge aldık mı sorusunun direkt yanıtım hayırdır.

SORU: Kıbrıs Rum tarafının neleri değiştirmek isteyeceğini aşağı yukarı bildiğinizi mi söylüyorsunuz?

YANIT: Evet, bu konuyu uzatmak istemiyorum. Kıbrıs Rum tarafının veya Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişiklikleri açıklamak bize düşmez. Hükümet tezlerini açıkladığında, o zaman doğal olarak biz de yapacağız. Hükümetin ne istediğine dair genel bir tat aldık diyorum ancak hiçbir metin görmedim.

SORU: Gördüğünüzü söylediklerinizden; Annan Planı'na dair herhangi bir anlaşma olabileceğinden iyimser misiniz?

YANIT: Her zaman iyimserim. Aksi halde bu işi yapamam.

SORU: Kıbrıs Rum tarafının çok şey istemediğini mi söylüyorsunuz?

YANIT: Hayır, bunu demiyorum. Kıbrıs sorunu hakkında iyimser olmasak, son yıllardaki bütün o çabalar boşuna olacaktı diyorum. Sanırım her iki tarafça da kabul edilebilecek çözümü aramaya devam etmemiz gerek. Bu çok önemli. Ve sanırım hükümetin, diğer tarafça da kabul edilebilecek yöntemler araması gerektiğini sanıyorum.

SORU: Bunu yapmıyor mu?

YANIT: Şu anda hükümetin Kuzey konusunda gerçekten bir dostluk yoluna müdahil olduğuna ilişkin çok az işaretler görüyoruz. Kısa süre önce Güven Yaratıcı Önlemler açıklandığını biliyorum -ki biz de her zaman güven yaratıcı önlemlerden yanayız- ancak önlemler aramalı ve diğer tarafla konuşmalıdırlar. Bu da başka bir konu. Neden diğer taraftaki insanlarla konuşmayasın? Şimdi, hükümetin önerdiği bütün önlemler, kendisi tarafından tek taraflı olarak ortaya konuluyor. Müzakerelerin sonundan itibaren gerçek bir sondaj prosedürü olmadı. Kuzeysle hiçbir gerçek sondaj prosedürü olmadı. Hükümet kısa süre önce bazı yeni fikirler ortaya koydu. Gündeme getirdiğim nokta, yeni fikir ortaya koyduğunuzda, bunların bir tarafça tek yanlı olarak önerilmesi değil, sondaj prosedürünün sonucu olması gerektiğidir. Eğer bir taraf, diğer tarafın kabul veya reddedebileceği bütün güzel şeyleri tek taraflı olarak önerirse, bunların reddedilmesi ihtimali çok yüksektir. Önceden sondaj prosedürü uygulanmalıdır.

SORU: Çözüm konusunda iyimser olduğunuzu söylediniz, tam olarak kastettiğiniz neydi? Referandum sonuçlarının çözümün istikametini gösterdiğini söylediniz. Siyasi maksadın, manevi savunmanın ve hukuki adaletin içinde olduğunu söylediniz. Tam olarak ne kastettiniz?

YANIT: Unutmayın ki konuşmam, bazı konuların dikkatli ve dengeli bir izahı çabasıydı ve bazı konularda tam da net değilim çünkü samimiyetle; Hollanda Büyükelçisi ve şimdi de Başkanlık'ın Kıbrıs'taki Büyükelçisi olarak, ayrıntıları analiz etmek bana düşmez. Ortaya koyduğum ana nokta; referandumların Kıbrıs Rum tarafının net bir tutumunu gösterdiğidir. Bu tutum bir gecede değişmez. Ve tek başına hayır yanıtının boyutu, Kıbrıs Rum tarafında, en üst hedefi nihai sonucu Kıbrıs Türk tarafıyla birlikte yaşamak olması gereken bir gelişme prosedürünün gerekliliğini gösteriyor. Mevcut aşamada; bir tarafın çözümü ezici çoğunlukla reddettiği ve diğer tarafın da önerilen çözümü kabul ettiği; iki toplumun bir de fakto ayrı yaşamı var. Ancak, Kıbrıs Rum tarafının gidişatı; bir çeşit öğrenme prosedürü olması gerektiğidir. 30 yıldır ayrı yaşıyorsunuz ve bir anda 'tamam, bunu arkamızda bırakalım ve yeniden birlikte yaşayalım' diyemezsiniz. Bu mümkün olsa mucize olurdu, ancak böyle olmadı.

Konuşmamda ayrıca, Kıbrıs Rum tarafının bir; hukuk dalaveresi noktası üzerinde odaklanma eğiliminde olduğunu da söylemiştim. Diğer tarafa bir çözüm empoze etmeyin diye daha fazla siyasi prosedür -gerçek bir al-ver ve gerçek müzakereler olması gerektiğine inanıyoruz.

Manevi savunma: söyleyebilirim ki son 27 yılda iki toplumlu iki kesimli federasyon fikrini kabul ettiniz. Yükümlülüklerinizi yerine getirdiniz. Bunu kabul ettiniz. İki toplumlu iki kesimli federasyonun şartlarının içeriği boş değildir. Bunları ete-kemiğe büründürmeniz gerekir. Artık ihtiyacınız kalmadığında atıl hale getireceğiniz şartlar olarak kullanamazsınız.

Hukuki Adalet: bir çözüm; hukuki ve adil olmalı ki bu da gerek BM Güvenlik Konseyi kararlarına gerekse Avrupa normlarına uygun olması gerektiği anlamına gelir. Hükümet, öyle değildi dediği için görüş ayrılığındayız. Komisyon ve AB, nihayetinde Annan planıyla önerilen çözümden memnundu. Dolayısıyla, Avrupa normlarıyla ilgili sorun görmüyoruz.

SORU: Kıbrıs Rum tarafının konuya dalavereci yaklaştığını söylediniz. Bu neden kötü olsun?

YANIT: Sizi hiçbir yere götürmeyecek. Siyasi müzakerelerde yargıç veya jüri önünde değilsiniz. Mahkemede değilsiniz. Müzakere etmelisiniz. Çözüm istiyorsanız, önemli ödünler vermeniz gerektiğini anlamanız gerekir.

SORU:Yetkinin nüfusun % 18'iyle paylaşılması ödün değil mi?

YANIT: Her şeyden önce aynı yetkiye sahip değilsiniz. Hükümet, Annan planını ve planda tarif edilen hükümetin işleyebilirliğini reddetti. Dolayısıyla; bu tezin gerçekten sağlam olduğundan şüpheliyim. Hükümet, siyasi eşitliği kabul ettiğini söyledi. Güzel. Ancak bu ne anlama gelir? Sayısal eşitlik mi, anayasal eşitlik mi? Bunu bilmek isterdik. Konu ete-kemiğe büründürülmeli. Siyasi elşitlik ne demek ? Annan planının, toplumlar arasındaki siyasi eşitliğin nasıl görüldüğünü tarif ettiğine inanıyorum. Bir tarafın diğerinden büyük olması, diğer topluma kendisinden daha farklı davranması gerektiği anlamına gelmez. Sanırım, Annan planında kendi otonom siyasi ve karar alma prosedürleri olan iki oluşturucu devlet ifadesinde; bu adada, birlikte yaşayan iki ayrı toplum olduğuna dair net bir ifade olması gerek. Siz bunu reddedebilirsiniz ancak o zaman çözüm olmayacağına inancımız tamdır.

SORU: Bazıları, adada 5 toplum olduğunu söyleyerek argümanlaştırabilir.

YANIT:Konuyu karıştırmak isterseniz, güzel. Kıbrıs Rum toplumu ve Kıbrıs Türk toplumu temelinde müzakere ediyoruz. Kabul etseniz de etmeseniz de. Kabul etmezseniz o zaman gerçekten Annan planının temel ilkelerini de kabul etmiyorsunuz. Annan planının iyi bir çözüm olduğuna inanmaya devam ediyorum ve bir şeyi anlamamız gerektiğini sanıyorum: Kıbrıs Rum tarafında; çözümün şartlarını statik bir prosedür, sonsuza kadar belirlenmiş ve asla değişmeyen bir şey olarak görme meyili var. Bana göre Annan planı bir gelişme prosedürü konusunda başlangıç noktasına sahip. Şu andan itibaren 10 yıl içinde insanlar, Annan planının, değişikliklerden ve gelişmelerden dolayı modası geçmiş olacak maddelerini bilmeyecek. Annan planını kabul etseydiniz, kısa süre sonra iyi işleyecek olan iki oluşturucu devletiniz olacaktı. Başlangıç zor olacaktı ancak her zaman uyum prosedürü olur ve kısa süre sonra konuşurduk ve herşey daha iyi olurdu. Acaba bunun teorik olduğunu mu sanıyordunuz? Belki, ancak bu plan var ve hayat ve tarih bu planla durmaz. Devam eder. Gelişme porserürü ile bunu kastediyorum. Ve birkaç yıl sonra kimse, planın bazı temel maddelerinden hangilerinin modasının neden geçtiğini bilmeyecek. Maraş örneğine bakınız. Şimdi herkes kente dönüşü konuşuyor. Hata yapmıyorsam, Maraş Ağustos veya Eylül'e kadar iade edilecekti. Maraş'ı geri aldığınızda durum, mayınların temizlenmesi, v.b. mantığıyla yeniden imara başlayacaktınız, durumun nasıl olduğunu kim hatırlayacaktı? Gerek Kıbrıslı Rumlar gerek Kıbrıslı Türkler bu geleceği görmeye gerçekten muktedir değil. Geçmişlerine saplanıp kaldılar. Annan planıyla bunu kırmayı ümit etmiştik.

SORU: Sadece planla mı yoksa AB'a üyelik perspektifiyle de mi ?

YANIT: Artık perspektif değildi. Atina'da giriş sözleşmesini imzalamıştınız ve 1 Mayıs'ta üye olacaktınız. Bundan asla şüphe yoktu. Birlikte üye olsaydınız daha iyi olacaktı.

SORU: Hükümetin kısa süre önce ilan ettiği önlemler hakkındaki görüşünüz nedir?

YANIT: Bekleyelim ve sonucun tam olarak ne olacağını görelim. İyi hatırlıyorsam, Kıbrıs Türk tarafı bunları çok da coşkulu karşılamamıştı ve bu da başta ortaya koyduğum noktaya işaret ediyor. Birşey önerdiniz tamam, ancak bundan sonra ne oluyor? Kuzey'le uygun bir iletişim kanalı yok. Durum böyle kalırsa, prosedürün yardımcı olabileceğini ve ilerleyeceğini sanmıyorum. Bir taraf diğer tarafla sondaj için güven yaratıcı önlemler önerirse. Bunları, basına açıklamadan önce onlara sunun veya en azından, Kıbrıslı Türklerle müzakere etme niyetinizi net şekilde gösterin. Şu anda Kıbrıslı Trüklerle hiçbir görüşme yok. Kuzey'deki idarenin reddi var. Kuzey'in tanınmadığını, hükümet bulunmadığını, bakanlar olmadığını, tümünün sözde olduğunu kabul ediyoruz. Ancak oradaki insanlarla konuşmamanızı ve onlarla müzakere etmeden güven yaratıcı önlemleri önermenizi kabul edemem. Güven yaratıcı önlemler hiçbir zaman bir diğer tarafa empoze edilemez. Güvenin yaratılmasından söz ediyoruz. Ben size, hoşunuza gitmeyen güven yaratıcı önlemler dayatsam, hareketim güven yaratır mı? önceden onlarla müzakere edilmeden, güven yaratıcı önlemler Kıbrıslı Türkler'in hoşuna gider mi? Başkalarına birşeyler dayatmamanız önemlidir.

SORU: Konuşmanızda, dalavereci yaklaşımın ciddi etkileri olacağından söz ettiniz, ne kastettiniz? Ne olabilir?

YANIT: sürekli olarak geçmişe dönmek suretiyle -istila olduğunu biliyorum, Güvenlik Konseyi kararları olduğunu biliyorum, bunları herkes biliyor- derin bir dalavereci davranışta kalırsanız nasıl ileri gideceğiz? Bunun ciddi etkilerinden biri, uzun vadeli bir de fakto bölünmüşlükle karşı karşıya kalmanız olabilir. Çok uzun yılları kastediyorum. Hükümet gerçekten bunu mu istiyor? Şüpheliyim. De fakto bölünmüşlük Kıbrıs Cumhuriyeti'nin çıkarına değildir. Bölünmüşlük ne kadar uzun sürerse, Kuzey'in, muhtemelen bazı İslam ülkeleri tarafından tanınması tehlikesi de o kadar büyür. Şimdi olacak demiyorum, birkaç yılda. Ancak durum ne kadar uzun değişmeden kalırsa, bu durumun yasal kabul edilmesi tehlikesi de o kadar büyür. Ve olursa bu, olabilecek en trajik etki olacak.

SORU: Kıbrıslı Rumların diyaloğa girişmeleri gerektiğini söylediniz. Bir hareketlilik olması için Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin ne yapması gerekir?

YANIT: Kıbrıslı Türklere sorun. İnisiyatif ve çözümler getirmek Hollanda dönem başkanlığına kalmış birşey değil. Kıbrıslı Türkler size 'biz evet dedik, şimdi sıra sizde' diyecek. Acaba, ne yapacaksınız?

SORU: Kıbrıs Türk basınında, Hollanda Dönem başkanlığı'ndan Kıbrıs sorununda inisiyatif üstlenileceğine ilişkin haberler var.

YANIT: Saçma. Hollanda'nın Kıbrıs sorununda kesinlikle hiçbir inisiyatifi yok. Çözüm önermedik, herhangi bir planımız yok, Kıbrıs sorununa ilişkin inisiyatif üstlenmeyeceğiz. Bunu yineliyorum: 1:karar alma prosedürünü ileri götüreceğiz; 2:müdahil tarafların çözüme varması fikrini ileri götüreceğiz; 3:Bunu biz yapmayacağız. Hollanda planı yok, Hollanda başkanlığı planı yok. Buna ilişkin her türlü bilgiyi yalanlıyorum.

SORU: Kıbrıs Rum tarafından yapılan Avrupa çözümü çağrısını nasıl karşılıyorsunuz?

YANIT: Öncelikle inanıyorum ki; Annan planı ile, Avrupa normlarına uygun bir çözüme ulaşacaktınız. Uygun olmadığı iddialarını kabul etmiyoruz. İkinci olarak; bir Avrupa çözümünü nasıl belirlersiniz. Biz başkanlık olarak, çözümün Kıbrıs'taki taraflardan gelmesi gerektiğine inanıyoruz. Önerilerde bulunmak onlara kalmış. Yıllardır BM'nin yardımıyla müzakere ediyoruz. Sorun, dıştan yardım olmadan çözülemez. Şimdi AB çerçevesinde çözüm diyorsunuz. Bununla ne kastediyorsunuz? Biz bilmiyoruz

SORU: Kıbrıs Rum tarafının niyetlerinden kuşku duyduğunuzu mu söylüyorsunuz?

YANIT: Hayır, ancak niyetlerini belirginleştirmesini isterdim. AB çerçevesindeki çözümün ne anlama geldiğini bilmiyorum. Kesin olan, Kıbrıs sorununu çözecek olanın AB olmadığıdır. Çözecek olanlar taraflardır. Şimdi tam olarak ne oluyor? Brüksel'de yardım ve ticaret konusunda müzakere yapılıyor. Bekleyelim ve bunun sonucunun ne olacağını görelim.

SORU: Avrupa çözümünden bahsedenler, AB'ın ilkelerinden biri olan devlet hukukuna işaret ediyorlar. AB bir yandan bunu vurguluyor ve diğer yandan Kıbrıs Rum tarafının elindeki hukuki silahları kullanmasını hukuk dalaveresi olarak niteliyor.

YANIT: Böyle birşey demiyorum. Bu hukuki noktalarınız olduğunu söylüyorum. Güzel. O zaman ne yapalım? Çözüm hukuki argümanlarla gelmeyecek.

Çözümler aramamız gerek. Bu çözümler de sizin hoşunuza gitmeyebilir, Kıbrıslı Türklerin hoşuna gitmeyebilir, sizin yasa yorumunuzla uyumlu olmayabilir. Çünkü başka hukuki yorumlar da olabilir. Kendi anayasanıza bakın, ne derece uygulanıyor? Cumhuriyette iki resmi dil var. Mesela, bir bankaya gitsem ve Türkçe konuşsam komik olurdu.

SORU: Aralık ayında, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlama tarihinini belirlenmesi tartışılacak. Bunun Kıbrıs sorununda rol oynayacağını öngörüyor musunuz_?

YANIT: Avrupa Konseyinin kararı aralık ayında; ekim-kasım ayında yayımlanacak olan Komisyon raporu temelinde alınacak. Bu rapor, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirip getirmediği üzerinde duracak. Karar alınmasındaki temel budur.

SORU: Doğal olarak kriterler içinde, insan haklarına saygı, devlet hukuku v.b. ifade ediliyor. Bir üye ülkeyi tanımayan ve üye ülke topraklarında ordu bulunduran bir ülkeyle müzakerelere nasıl başlanacak? Bu parametreler kriterleri belirlemez mı?

YANIT: kolay olmaz. Ancak, Türkiye'yle ilgili karar, aralık ayındaki en zor kararlarımızdan biri olacağı için; Kopenhag kriterlerine dayalı doğru bir karara ihtiyacımız olduğunu söylemeyi tercih ederim. Şu an ile Aralık ayı arasındaki dönemde herhangi bir gelişme hakkında faraziye yapmayalım.

SORU: Şu an ile o zaman arasında, ve Aralık ayında ne olacağına da bağlı olarak, Kıbrıs sorununa çözüm bulunma fırsatı olduğuna inanıyor musunuz?

YANIT: Evet, var. Tabii ki siyasi olarak var. Her iki taraftan da -ve Türkiye'den atılacak önemli adımlar konusunda çalışacak ilk kişi olurdum. Türkiye yarın 'biz tek yanlı jest olarak 10-20 bin askerimizi çekiyoruz' dese şahane olurdu. Ancak değeri olan, herhangi tek yanlı bir hareket olması için uygun zemin olmalı. Diğer taraftan -Türkiye ve belki Kıbrıs Türk tarafı- tek yanlı hareketin olumlu olduğu netleşirse o zaman irtibat kanalı açılır.

SORU: Böyle bir şeyi nasıl yapabilir?

YANIT: Hükümete sorun

SORU: Şu ana kadar yapmadı mı?

YANIT: Şu anda Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler arasında herhangi bir sondaj oluyor mu bilmiyorum.

SORU: Direkt ticarete ilişkin iki ayrı bilirkişi raporu var - biri Konsey hukuk biriminden, diğeri Komisyon hukuk biriminden. Bunu dikkate alarak, Hollanda başkanlığı bu konuya nasıl yaklaşıyor?

YANIT: AB'ın bu iki bilirkişi raporunu incelemesini ve ortak zemin bulup bulamayacağımızı görmeyi önerdik. AB'a bırakıyoruz.

SORU: Hangi organa? Komisyon'a mı yoksa Konsey'e mi?

YANIT: Şu anda Konsey Başkanlığı yapıyoruz ve ortaya koyduğumuz konu; bir hukuki zemin üzerinde olası anlaşmayı incelememiz gerektiğidir.

SORU: 133. maddede değişiklikten mi bahsediyorsunuz?

YANIT: Hayır. Böyle bir şey demiyorum. Çünkü sonunda, sonuç sadece 133. maddeye bakmamız olabilir. Doğal olarak, bu konuda bir fırsatçılık köşesi vardır. 10. protokol oy birliği ve 133. madde ise özel çoğunluğu gerektiriyor. Ancak doğru hukuki zemine bakmamız gerek. Başkanlık olarak Konsey ve Komisyon hukuk birimleri arasındaki görüş farklılıklarına karışmak bize kalmadı. Çözümü kendi aralarında bulsunlar.

SORU: Bunu cesaretlendiriyor musunuz?

YANIT: Tarafları; bunu yapmaları, farklılıklarını kendi aralarında incelemelerini cesaretlendiriyoruz. AB kurumları arasında çıkan konularda görüş empoze etmek bir devlete kalmadı.

SORU: Eylül ayında ortak bir hukuki tez olacak mı?

YANIT: Bilmiyorum. Görmek istediğimiz ve ileri götürdüğümüz budur."