‘Ek Protokol’ ile nereye gidiyoruz?
Ankara Antlaşması Ek Protokolü’nün Türkiye tarafından imzalanmasının ardından, Kıbrıs’ta oluşacak siyasi ve ekonomik durumu HALKIN SESİ’ne yorumlayan Yatırım Bankacısı Bülent Şemiler, Cumhurbaşkanlığı ve hükümetin dış politika uygulamalarını değerlendirdi.
Türkiye’de eski Cumhurbaşkanlarından Turgut Özal’ın başdanışmanlığını yapmış Bülent Şemiler, yurt dışındaki işlerinin kordinasyonunu sağlamak için KKTC’de bir irtibat ofisi açtı. Şemiler, bunun yanında Güney Kıbrıs’ta, Ek Prorokol’ün imzalanmasıyla Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar arasında hız kazanacak ticaretin Kıbrıslı Türkler aracılığıyla yapılmasını sağlayacak bir teşkilatlanma içinde olan yüzde 50’si Türk, yüzde 50’si Rum ortaklı Bradgate Enterprises LTD’in kurucuları arasında yer almakta.
Güney’de kurdukları şirketle, Türkiye ile Rumlar arasında başlayacak ticaretten pay kapmayı amaçladıklarını belirten Bülent Şemiler, Türkiye’nin direkt ticareti Rumlarla yapması yerine Türkler aracılığıyla yapılması ortamını sağladıklarını kaydetti.
Ek Protokol’ün imzalanmasıyla başlayacak ticarette, KKTC limanlarının kulanılmaması ortamının oluşması durumunda en azından Güney’de ticaretle uğraşan bir şirket kurarak Türkiye ile Rumlar arasındaki ticaretin Kıbrıslı Türkler aracılığıyla yapılması formülünü yaratan Bülent Şemiler, bu şekilde Kıbrıslı Türklerin dışlanmayabileceğini kaydetti.
“KIBRISLI TÜRKLER, EKARTE EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”
Bülent Şemiler, Güney Kıbrıs’ta birkaç günde şirket kurulabileceğini; ancak, Rumların ticari bağlantılarda yeterli olgunluğa ulaşmadıklarına dikkat çekti.
Rumların, Türk mallarını açıkça kullanmadığının gözlemlendiğini belirten Şemiler, buna rağmen Türkiye ve Güney Kıbrıs arasındaki ticaretin Yunanistan ve Beyrut üzerinden başladığına ve Güney Kıbrıs pazarında Türkiye ürünlerinin dolaştığına da dikkat çekti.
Bugünkü ortamda limanlarda ve dağıtım şebekesinde sorunlar yaşandığından Türkiye-Güney Kıbrıs arasında ticaret yapmanın rantıbl olmadığına dikkat çeken Bülent Şemiler, “Güney’de birlikte şirket kurduğumuz Rum ortağımıza hücum ettiler. Basında yerden yere vurarak yaratılan rahatsızlık Kıbrıslı Türkleri ekarte etmek içindir. Rumlardaki bu tavır devam ederse; ticareti, Türkiyeli ve Rum işadamları direkt yapacaklar. Amaç da budur.” şeklinde konuştu.
“ATILMASI GEREKLİ ADIMLAR”
Kuzey Kıbrıs’taki işgücünün, Ek Protokol’ün imzalanmasıyla da sermayenin Güney’e kayacağını ifade eden Bülent Şemiler, “Sermaye de işgücü de, Güney’e kaydığında KKTC’de sadece otellerin kumarhaneleri, üniversitelerin yatakhaneleri ve eğlence yerlerinin kerhaneleri burada kalacak” diyerek bekleyen tehlikeye dikkat çekti.
Bülent Şemiler Ek Protokolün imzalanması aşamasında hükümetin acil olarak yerine getirmesi gerektiğinin zorunlu olarak gördüğü adımları şöyle sıraladı:
KKTC liderlerinin “bağımsızlık istemiyoruz” görüntüsünden vazgeçmeleri gerekir
Derhal, KKTC’deki iş dünyasına sıfır vergi uygulanmasına geçilmeli. Devletin, özel sektöre itici bir güç olması gerekir
Turgut Özal zamanında hazırlanan KKTC-TC Yatırımları Garanti Anlaşması yürürlüğe konulmalı.
“YATIRIMLAR NEDEN GARANTİ ALTINA ALINMIYOR?”
Bülent Şemiler, bu anlaşmaya göre Kıbrıs’ın kuzeyinde doğabilecek siyasi riskleri, Türk Eximbank garanti edeceğini ifade etti.
1980’lerde hazırlanan projenin Ecevit döneminde Rumlarla görüşmeler bittiği gerekçesiyle rafa kaldırıldığını kaydeden Şemiler, “Liderlerimize düşen görev, bu anlaşma çerçevesinde gelip garantiyi talep etmektir. KKTC şu an yabancılar için kabul edilebilir bir risk durumunda. Ona göre de insan riskini alıp yatırım yapar. Referandum sonrasında kabul edilebilir bir risk alan olan KKTC, Ek Protokol’un imzalanmasıyla tersine dönecek ve kabul edilemez bir risk olacak” dedi
“TÜRKİYE, BU NOKTADA NE YAPABİLİR?”
Türkiye’nin Ek Protokole atacağı imza ile AB’ye üye 25 ülke dışında hiçbir ülkeyle özel ekonomik ilişkişkiye girmeyeceğini de taahhüt edeceğini kaydeden Şemiler, “Türkiye’nin bunu pazarlık edip, bu maddeyi, yani KKTC ile özel ekonomik ilişkisini müktesabat olarak koydurması lazım. Bunun kavgası verilmedi. Hiç olmazsa, Ek Protokol imzalanmadan önce yatırımlar, Garanti Anlaşması devreye sokulmalı” diyerek yönetimlere çağrıda bulundu.
“ACİZ YÖNETİM FIRSAT KAÇIRDI”
Böyle bir tedbirin, hükümetin gündeminde olmamasını çok yadırgadığını belirten Bülent Şemiler, Cumhurbaşkanı Talat’ın ‘kaybedilmiş dava’ açıklamasını acizlik göstergesi olarak değerlendirdi.
Şemiler, “Halbuki ben, liderimden umut ve gelecek görmek isterim. Bunu Cumhurbaşkanı’ndan duyduğumda, neden oraya seçildi diye merak ettim. Talat, Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken, geçmiş politikaları, Kopenhag’da neler olduğunu, bu işin kaybedilip kaybedilmediğini biliyordu. Halkına “Evet deyin, sizi dünyaya bağlayacağım” demişti... Halk evet dedi, ne oldu da kaybettik? Referandumun ardından Kıbrıslı Türklere muazzam sempati başladı, Orada bir fırsat penceresi vardı. O fırsatta partiler ve sivil toplum örtgütleri “Kıbrıs Türk Devleti ilan edilsin” dedi. İşte yakalanan o fırsatta Kıbrıs Türk Devleti ilan edilseydi, KKTC tasfiye edilmiş olacaktı. Ortaya, yeni çıkan devlet için tekrar Güvenlik Konseyi’nin oturup Annan’ın başakanlığında ambargo koyması lazımdı. Ama konmazdı”
Referandum sonrası Kıbrıs Türk Devleti’nin Türkiye’nin 17 Aralık sürecine zarar verilmemesi için ilan edilmediğinin bilinen bir gerçek olduğuna dikkat çeken Şemiler, TÜSİAD’ın basına kapalı bir toplantıda “17 Aralık’a kadar ses çıkarmayın, uslu uslu oturun. Talat da, Cumhurbaşkanı olmak istiyorsa sussun otursun dediler herkesin önünde... Ve 17 Aralık’a kadar Kıbrıs Türk toplumunun ayağına gelen bu tarihi fırsat hovardaca harcandı.” şeklinde konuşarak, Cumhurbaşkanı Talat ile KKTC hükümetini suçladı.
“ÜRÜNLERİMİZ REKABET EDEMEYECEK”
“TÜRKİYE, İMTİYAZLI ORTAKLIKTAN BİLE KAÇINDI”
Türkiye’nin, KKTC ile Gümrük Birliği Antlaşması yapamadığı gibi imtiyazlı ortaklık anlaşmasının da imzalanmadığını anımsatan Şemiler, “Tüm bunların yerine getirilmesinde bir ihmal var. Turgut Özal gibi bir adam, yatırımların garanti altına alınacağı bir antlaşmaya gerek duyup bunu hazırlattıysa, bu işte bir gerek var demektir. Ecevit ve Demirel hükümetleriyle Denktaş ve Eroğlu yönetimleri bu antlaşmanın neden yürürlüğe konulmayarak sakladıklarını açıklasınlar.”
Bu antlaşmanın imzalanması durumunda KKTC’ye yatırım riskinin İstanbul’a yatırım riskine eşitleyeceğine dikkat çeken Şemiler, ülkemize yapılacak yatırımlarda hiçbir riskin alınmayacağı bir ortamın olacağını kaydetti.
Bunun örneklerinin ABD’de olduğuna dikkat çeken Şemiler, bu tür antlaşmalarla bir ülkenin vatandaşı, başka bir yere yatırım yapmasının kendi ülkesindeki bir banka tarafından sigortalandırılarak garanti altına alınması anlamına geldiğini kaydetti.
Şemiler, böyle bir antlaşmanın imzalanmasının uluslararası hukuk açısından bir sorun oluşturmadığını da ifade etti.
“KÖŞEYE SIKIŞTIRILDIK”
“Burada büyük pazarlıklar içindeyiz. Ege Denizi, Boğazlar, Kuzey Irak, Karadeniz pazarlıkları içinde Türkiye Kıbrıs konusunda tavizler veriyor” diyen Şemiler tüm bu olanakların siyasiler tarafından bilnmesine rağmen Kıbrıs Türkü’nün santraç masasında köşeye sıkıştığını savundu.
Bülent Şemiler, “Ülkemiz siyasilerinin insiyatifi ele almaları gerekir. Ek Protokolün imzalanmasıyla Erdoğan hükümetinin Kıbrıs’ta taviz vereceği net. Siyasi liderlerimize düşen görev Erdoğan hükümetiyle daha mesafeli olarak görüşmesi gerekir” dedi.
Ek Protokol ile Papadopulos ve Erdoğan’ın imzalarının yan yana gelmesiyle Türkiye’nin zaten Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıyacağı anlamına geldiğine dikkat çeken Şemiler, “Bu imza ile Türkiye tüm limanlarını Rumlara açacak. 1964 yılında dondurduğu ilişkilerini normalleştireceğini taahhüt edecek. Antlaşmanın maddeleri bunlara imkan tanır, bu nedenle bunların dışına çıkılamalacağı 25. maddeye göre Adalet Divanı’yla garanti altına alınır.” dedi
Ek Protokol’ün Kıbrıs Türkü’nü hangi yola ittiğinin açık ve seçik belli olduğunun altını çizen Bulent Şemiler, “CTP, hükümet kadrolarına yandaşlarını yerleştirmekle meşgul, iyi niyetli güzel adımlar da atmaktadır. Fakat, halka verilen “köklü değişim” sözü için birşey yapılmadı. Hükümet halkın büyük bir çoğunluğunda UBP hükümetinin devamı gibi görülüyor.” diyerek hükümetin profilini çizdi.
Ferdi Sabit Soyer’in Ek Protokol ve mal-mülk davaları gibi şansız bir dönemde Başbakan olduğuna dikkat çeken Şemiler, böyle ciddi konular varken, CTP’nin hata yaparak enerjisini kolej sınavlarının kaldırılması, Vakıflar Bankası’ndaki prim sisteminin ne olacağı... gibi konularda harcayarak, geleceğimizle ilgili ciddi konulara yeterince eğilinmediğini belirtti.
“HALK CTP’NİN VAPURUNDA NEREYE GİDİYOR?”
KKTC’de tüm bu gelişmeler yaşanırken, bir muhalefet sorunu yaşandığını belirten Şemiler, Seçimde halkın destekleyerek iktidara getirdiği CTP’nin vapurunda ilerlediğini kaydeden Şemiler, “Yolcular kaptana bu geminin nereye gittiğini soruyor. Ama, bir milli politika oluşturulmadığından halka net yanıt verilemiyor. Verilen sözler doğrultusunda bir ulusal konsey oluşturup politika tesbit edilmelidir. Türkiye, KKTC’yi tasfiye edecekse, biz bunu kabul mu edeceğiz?, yoksa karşı mı duracağız? Halkın, ilk olarak bunun kararını vermesi gerek” dedi.
Bülent Şemiler, son çıkartılan emirnamelerle geçtiğimiz günlerde Brüksel’de yapılan görüşmelerde, Güney Kıbrıs’ın Rum mallarının üzerine yapılan inşaatlarda moratoryum uygulanması şeklindeki önerilerinin dolaylı olarak yerine getirildiğini ifade etti.
Halkın nereye gittiğini göremediğini kaydeden Bülent Şemiler, Cumhurbaşkanı Talat’ın hızlı bir şekilde halktan izole olduğunu savundu.
Türk Bankası ödüllerinin iadesi gibi olaylarla gündemin saptırıldığı görüşünü aktaran Şemiler, sivil toplumu da eleştirerek, “Örgütlerimizin Ek Protokol ile nereye gideceğimzi görmüyor mu? Yoksa KKTC’nin tasfiyesini mi arzuluyorlar?” dedi.
Protokol bizi birleşik Kıbrıs’ta maronitler gibi bir azınlık konumuna sokacğını savunan Şemiler, protokol ile Annan Planı ve 1960 antlaşmalarına geri dönülemeyeceğini ifade ederek, “Türkiye’nin ek Protokolü AB’nin kabul ettiği mavcut Kıbrıs Cumhuriyeti ile imzalayacak. O, cumhuriyetin içinde Kıbrıslı Türkler yoktur.
KKTC’de kabul edilebilir bir risk ortamının varlığından dolayı KKTC’ye yapılan yatırımların Ek Prorokol’ün imzalanmasıyla ortadan kalkacağını savunan Bülent Şemiler, koskoca fil konumundaki Türkiye’nin, fare konumundaki Rum yönetiminden korkar hale geldi” değerlendirmesini yaparak, gelinen noktada Türkiye’den daha şahsiyetli ve Rumlara karşı daha mesafeli bir duruş beklenildiğini kaydetti.
Referandumun hemen ardından Kıbrıs Türk Devleti’nin ilan edilmemesini de eleştiren Bülent Şemiler, “Bu şekilde davranılmasıyla insiyatif bize geçecekti ve onların neler yapacağını bekler konuma gelecektik. Halbuki şimdi, herkes bizi sıkıştırdı, bizim ne yapacağımızı bekliyorlar. KKTC yönetimi toplum Papadopluos’ta olduğunu zannediyor. Ancak top bizde ve bizden adım beklenir durumdayız. Şu an yapabileceğimiz tek şek KKTC yatırımlarının TC garantisi altında olduğu bir antlaşmayı yürülüğe koyabilmektir.”
Kıbrıs Türk Devleti’nin ilanı veya yatırımların garanti altına alınması gibi ciddi işler yapacaklarına, 2-5 tane Amerikalıyı getirtip şov yaparak, boşu boşuna zaman geçirildiği eleştirisini yapan Şemiler, “17 Aralık’a kadar izlenen bekle-gör politikasının acı sonucun yaşamakla başbaşayız. Kıbrıslı Türk liderler tarihi fırsatı kullanmadılar. Çıkıp bu tedbirleri aldık diyerek halkı rahatlatan yok. Şimdi ortaya koyacakları alternatifi bekliyoruz” diyerek son 1-2 yılda uygulanan dış politikanın fos çıktığını iddia etti.