Acele karar vermeyeceğiz
NEDEN EYLÜL DEĞİL DE KASIM... Akıncı: Mecliste yarın (bugün) yapılacak olan toplantıda, diğer partilerin görüşlerini iyice dinleyeceğiz ve samimiyetlerini sınayacağız. Acele bir karar vermeyeceğiz. 26 Eylül tarihini benimsemeyenlerin neden 7 Kasım'ı erken seçim tarihi olarak arzuladıklarını öğrenmek istiyoruz
Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, bugün mecliste yapılacak liderler toplantısında diğer partilerin samimiyetini sınayacaklarını ve acele karar vermeyeceklerini söyledi.
Akıncı, "26 Eylül tarihini benimsemeyenlerin neden 7 Kasım'ı erken seçim tarihi olarak arzuladıklarını öğrenmek istiyoruz" dedi.
Üçlü koalisyon görüşmelerinden çekilmesinin ardından birtakım suçlamalara maruz kalan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, bu suçlamaları cevapladı ve mecliste bugün yapılacak liderler toplantısını değerlendirdi. Akıncı, gündemdeki diğer konularda da önemli açıklamalarda bulundu.
"Neden 26 Eylül değil de 7 Kasım?"
BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, geçtiğimiz pazartesi günü mecliste erken seçimle ilgili olarak yapılan oylamayla ilgili olarak, BDH'nın yetkili organlarında daha önce konu ile ilgili aldıkları kararlar doğrultusunda hareket ettiğini kaydetti.
Mustafa Akıncı, BDH'nın öneriye destek verdiğini, fakat bu öneriye en başta CTP-BG'nin hükümet ortağı olan Demokrat Parti'nin karşı çıktığını anımsatarak, eylül ayındaki olası bir seçim seçeneğinin ortadan kalktığını belirtti.
Akıncı, bugün mecliste parti liderleri arasında yapılması planlanan toplantıda, tüm partilerin samimiyetlerini sınayacaklarını, partiler arası bir konsensüsün sağlanabilmesi adına bir araya gelerek, liderlerin görüşlerini dinleyeceklerini kaydetti.
Akıncı, bu toplantı sonrası BDH'nın yetkili organlarının ortaya çıkacak olan tabloyu değerlendireceğini söyledi.
Pazartesi günü mecliste ret edilen erken seçim önerisine destek verdiklerini hatırlatan Akıncı, "Yarınki (bugün) toplantıda kendimizi diğer partilerin görüşlerini iyice dinleyecek ve samimi görüşlerini anlamaya çalışacağız. Bu toplantıyla ilgili acele bir karar vermeyeceğiz" dedi.
Akıncı, 26 Eylül tarihini benimsemeyenlerin neden 7 Kasım'ı erken seçim tarihi olarak arzuladıklarını öğrenmek istediklerini belirterek, BDH'nın 4 oyunun bu noktada belirleyici olabileceğini, fakat bu belirleyici rolü üstlenmeden diğer partilerin neler düşündüğünü bilmek istediklerini belirtti.
"BDH kaçtı" diyemezler
Akıncı, önünde 4 buçuk yıl olan hiçbir meclisin kendi kendini fes edecek bir karar almayacağını ifade ederek, bunun aksine herkesin "biz varız" diye ortaya çıktığını ve önceki günkü oylamada kimin ortada olduğunun net bir şekilde görüldüğünü söyledi.
Bu noktadan sonra kimsenin BDH'yı "seçimden kaçtı" şeklinde suçlamayacağını belirten Akıncı, bu tür bir suçlamanın zemininin kalmadığını ve bu yüzden konuşmak için daha rahat olduklarını ifade etti.
Akıncı, güvensizlik önergesi ile ilgili BDH'nın çok manipülatif saldırılara maruz kaldığını belirterek, kendilerinin erken seçim kararı oylamasının, güvensizlik önergesinden önce meclise getirilmesini talep ettiklerini ve bu durumda güvensizlik önergesini desteklemeyeceklerini söylediklerini anımsattı.
BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, "BDH, UBP'yi hükümete taşıyor" şeklindeki söylemlerin yanlış olduğunu ifade ederek, BDH'nın böyle bir arayış içinde olmadığını söyledi. Akıncı, kendilerinin daha önceki dönemlerde bu parti ile hükümet deneyimleri doğrultusunda bunu rahatlıkla ifade edebildiklerinin altını çizdi.
Şu an ki konjektürün UBP ile bir hükümete müsait olmadığını dile getiren Akıncı, hükümetleri vakti ile yıktıranların, şu anda CTP-BG'den memnun göründüklerini ve bu partinin içinde olacağı bir yapıyı talep ettiklerini düşündüğünü söyledi.
Denktaşlı bir hükümetin, Türk hükümeti tarafından olumlu karşılandığını ve bu yüzden Başbakan Talat'ın bu birlikteliği bitiremediğini kaydeden Akıncı, Türk hükümetinin Cumhurbaşkanı Denktaş'ın muhalefetinden dolayı böyle bir ortaklığı onayladığını düşündüğünü ifade ederek, Denktaş muhalefetinin ne kadar acımasız olabileceğinin dünkü 20 Temmuz törenlerinde açıkça görüldüğünü söyledi.
Akıncı, dünkü 20 Temmuz törenlerinde Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Necmettin Erbakan'a övgüler yağdırdığını fakat Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e saldırgan bir üslup içerisinde yaklaştığını ifade ederek, "Varsın bu davranışı da AKP yetkilileri düşünsün" diye konuştu.
Akıncı, CTP-BG'nin mecliste 18 üyesi ile her şeye yön vermek istediğini ve bunun doğru bir davranış olmadığını belirterek, BDH ile koalisyon çalışmalarını sürdürürken bile erken seçimden hiç vazgeçmediklerini herkesin gözlemlediğini söyledi.
Güvensizlik önergesinin gündeme gelmesinin ardından, BDH'nın UBP'yi hükümete taşıyacak söylemlerinin yükseldiğini anımsatan Akıncı, bu söylemin içinde bir gerçeğin gözlerden kaçırılmak istendiğini, bu gerçeğin de Başbakan Talat'ın hükümetin düşmesi doğrultusunda yeni hükümete talip olmayacağını belirtmesinin ardından meselenin UBP'li bir hükümetin yeniden başa gelebilmesi ihtimaline indirgendiğini, yani "40 katır mı 40 satır mı?" ikileminin yaratıldığını söyledi.
Bu söylem içerisinde 40 katırla DP'li hükümetin kastedildiğini ve bunun dışındaki ihtimalin ise UBP'li bir hükümet modeli olarak lanse edildiğini kaydeden Akıncı, bunun dışında UBP ve DP'siz meclis çoğunluğunu sağlayacak başka seçeneklerin olduğunu ve bunun gözlerden kaçırılmak istendiğini belirtti.
Gelinen aşamada, CTP-BG'nin çok ciddi bir manipülasyonunun olduğunu kaydeden Akıncı, CTP'nin halkı "ya Denktaşlarla bu iş olur, ya erken seçime gideriz ya da UBP tekrar başa gelir" şeklinde bir mesaj verdiklerini, bunun yanında DP ile yetkilerini paylaşabildiklerini fakat BDH ile aynı tarz bir ilişkiye girmediklerini belirterek, bu tür bir ben-merkezci politikaları halkın iyi değerlendireceğine inandığını söyledi.
Demokrasi mi, güvenlik mi?
Akıncı, "Başbakan Talat'ın öncelikli olarak demokrasiyi mi yoksa güvenliği mi tercih ettiği sorusuna güvenlik cevabını vermesini" de değerlendirerek, bir toplumun güvenliğinin çok önemli olduğunu fakat demokrasi ile güvenlik kavramlarının bir birinden ayrılmaz bir bütünü oluşturduğunu kaydetti. Akıncı, güvenliğin demokrasi içerinde sağlanması durumunda bir anlam taşıyacağını söyledi.
Mustafa Akıncı, sürekli güvenlikle ilgili gereksinimlerin ortaya çıkarılmasının, demokratik hakların budanmasına yol açtığını ve bu tür bir anlayışın ülkeyi faşist rejimlere kadar götürebileceğini vurguladı.
Kıbrıs'ta yıllardır polisin sivil iradeye bağlanması talebinde bulunulduğu zaman, ateşkes şartlarında yaşanıldığının karşı cevap olarak verildiğini anımsatan Akıncı, bu cevapla güvenliğin ön plana çıkarıldığını ve sivilleşme ile demokratikleşme istemlerinin bastırıldığını belirtti.
Mustafa Akıncı, güvenlik meselelerinin demokrasi anlayışı içerisinde çözülemeyeceği anlayışının hakim olması durumunda, uzun yıllar daha, demokratikleşme ve sivilleşmeden uzak ikinci sınıf bir düzene mahkum olunacağını kaydetti.
Akıncı, Avrupa Birliği normlarına uyum için çalışılan bir yapıda, güvenlik meselelerinin demokrasiler içinde çözülebileceğinin anlaşılması gerektiğini ifade etti.
"Demokrasi mi güvenlik mi sorusu sorulması abes bir sorudur" diyen Akıncı, CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in konuşmalarında kullandığı "zeytinli bidda" örneğini hatırlatarak, güvenlik meselesinin demokrasinin içinde bulunması gereken bir zeytin olması gerektiğini söyledi.
Karalama kampanyaları
Son dönemlerde özellikle Kıbrıslı gazetesinin şahsına karşı yaptığı olumsuz haberleri de değerlendiren BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, bu gazetenin üçlü koalisyon çalışmaları döneminde yazdıklarıyla, bugünlerde yazılanların incelenmesi durumunda, aradaki büyük farkın rahatlıkla görülebileceğini söyledi.
Akıncı, fikirsel olarak BDH'nın düşüncelerini bir basın organının benimseyip benimsememesinin tamamen kendi takdirine bağlı olduğunu, benimsemesi durumunda o doğrultuda yayın yaptığını, benimsememesi durumda ise eleştiri yapmasının doğal olduğunu, fakat şahıslara veya kurumlara, Kıbrıslı gazetesinin yaptığı gibi hakaret etmeye hakkının olmadığını ifade etti.
"Bu tarz yayınlar basının kendi içinde değerlendirilmek durumundadır" diyen Mustafa Akıncı, bu tür yayınlarla nereye varılacağı sorusunun sorulması gerekliliğini vurguladı.
Akıncı, bu yayınların neden bu şekilde yapıldığına dair kendi değerlendirmelerinin olduğunu fakat bunların kamuoyuna aktarılmasıyla da elde edilecek bir kazanım olmadığını söyledi.
Kendisine yöneltilen bu kampanyanın şahsından çok, yayını yapan basın organına zarar vereceğini düşündüğünü aktaran Akıncı, Kıbrıs Türk halkının bu tür aşağılayıcı yayınların çok ötesinde bir bilinç ve kültür düzeyine ulaşmış olduğunu sözlerine ekledi.